﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>14. yüzyıl &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/etiket/14-yuzyil/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Tue, 02 Aug 2022 08:31:29 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.5</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>14. yüzyıl &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Carpaccio’dan Holbein’e Bellini’den Caravaggio’ya Batı Resminde Türk Halıları</title>
		<link>https://www.derintarih.com/sanat-tarihi/carpacciodan-holbeine-belliniden-caravaggioya-bati-resminde-turk-halilari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gülgün Yılmaz]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Aug 2022 08:31:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sanat Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[14. yüzyıl]]></category>
		<category><![CDATA[Giovanni di Paolo]]></category>
		<category><![CDATA[Haçlı Seferi]]></category>
		<category><![CDATA[Jan Van Eyck]]></category>
		<category><![CDATA[Sano di Pietro]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8392</guid>

					<description><![CDATA[Haçlı Seferleri sırasında Doğu’nun en değerli eşyaları Avrupa’ya taşındı. Bu süreçte konaklara ve saraylara döşenen, kapılara asılan, camileri kaplayan, bahçelere serilen zengin dokuma ürünleri de güzellikleriyle Batı’yı büyüledi. Bu konuda erken dönem yazılı kaynaklardan bilgi alamasak da, Avrupa resim sanatı bize Türk halılarını gösteren zengin örnekler sunar. Batılı ressamların en kutsal sayılan figürleri, en önem verilen sahneleri resmederken Türk halılarına yer vermeleri, bu el dokumalarının hayranlık uyandıran güzellikleriyle büyülediklerinin göstergesidir. Doğu halılarının güzelliğinin etkileri ilk olarak Flaman ressam Jan van Eyck’in (1395-1441) eserlerinde görülür. Eyck’in resimlerinde Hz. İsa ve Hz. Meryem’in tahtının altına serilen halılar, Doğu motiflerini anımsatmakla beraber gerçek&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Haçlı Seferleri sırasında Doğu’nun en değerli eşyaları Avrupa’ya taşındı. Bu süreçte konaklara ve saraylara döşenen, kapılara asılan, camileri kaplayan, bahçelere serilen zengin dokuma ürünleri de güzellikleriyle Batı’yı büyüledi. Bu konuda erken dönem yazılı kaynaklardan bilgi alamasak da, Avrupa resim sanatı bize Türk halılarını gösteren zengin örnekler sunar.</p>
<p>Batılı ressamların en kutsal sayılan figürleri, en önem verilen sahneleri resmederken Türk halılarına yer vermeleri, bu el dokumalarının hayranlık uyandıran güzellikleriyle büyülediklerinin göstergesidir. Doğu halılarının güzelliğinin etkileri ilk olarak Flaman ressam Jan van Eyck’in (1395-1441) eserlerinde görülür. Eyck’in resimlerinde Hz. İsa ve Hz. Meryem’in tahtının altına serilen halılar, Doğu motiflerini anımsatmakla beraber gerçek örneklerle tam olarak örtüşmez. Eyck’ın, “Meryem ve Keşiş van der Paele” tablosundaki halının Azerbaycan Kuba bölgesi Zeyve halısı olduğuna dair bir görüş mevcuttur. Bu resimdeki halıda kullanılan sekiz kollu yıldız motifi Anadolu’da çok sevilmiş ve 17. yüzyılda da yaygın olarak kullanılmıştır.</p>
<p>1450’lerden itibaren İtalyan sanatçılarla başlayan Türk halılarını resmetme geleneği Avrupa’da yaygınlaşarak 18. yüzyıla değin sürer. 14. yüzyılda Avrupa resminde “erken dönem hayvanlı halılar” olarak sınıflandırılan gruba yer verilir. Alman müzeciliğinin kurucularından sayılan Wilhelm von Bode tarafından bilim dünyasına kazandırılmasından ötürü “Bode Halısı” olarak tanınan ve Berlin İslâm Sanatı Müzesi koleksiyonunda yer alan “ejder ve zümrüd-ü anka kuşu” betimli halının benzerlerine -bunlar hayvanların mücadelesini tasvir eden figürlerle bezenmiştir- İtalyan ressamlar Domenico di Bartolo (1400-1447) ve Antonio Pisanello’nun (1395-1455) eserlerinde de rastlanır.</p>
<p>1925 yılında İsveç’in Jämtland eyaletindeki Marby köyünde terk edilmiş bir kilisede bulunan “Marby halısı”, Anadolu halılarının 14. yüzyıldaki geniş yayılım sahasını gözler önüne seren ilginç bir örnektir. Kuşlu halılar Ambrogio Lorenzetti (1290-1348), Niccolo di Buonaccorso (1348-1388) ve Giovanni di Paolo (1403-1483) tarafından resmedilmiştir. Giovanni di Paolo’nun bir resmindeki papanın tahtı altında serili kuşlu halı, papanın kuş tasvirli bir halıyı çok sevdiğine ilişkin rivayeti doğrular niteliktedir. 14. yüzyılın ortalarında bir sekizgen içinde iki yanında kuşlar duran ağaç tasvirli büyük taban halıları karşımıza çıkar. Karşılıklı iki kuşun yer aldığı halılar ise Lippo Memmi (1290-1347), Sano di Pietro (1406-1481) ve Andrea Mantegna’nın (1431-1506) çalışmalarında boy gösterir.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ağustos-2022">Derin Tarih Ağustos Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Öğretmen Yetiştirme Vaadiyle Komünist Yuvası Oldular</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/ogretmen-yetistirme-vaadiyle-komunist-yuvasi-oldular/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yavuz Bülent Bâkiler]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 04 Jan 2021 06:40:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[14. yüzyıl]]></category>
		<category><![CDATA[Büyük Türkiye Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet-i Aliyye]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan III. Murad]]></category>
		<category><![CDATA[Yılmaz Öztuna]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6696</guid>

					<description><![CDATA[Merhum Yılmaz Öztuna’nın Büyük Türkiye Tarihi isimli eserinin 4. cildinde deniliyor ki, Sultan III. Murad devrinde, 1595 yılında devletimizin yüzölçümü 23 milyon 337 bin 600 kilometrekare idi. Fransa 14. yüzyıldan 18. yüzyıla kadar dünyada 13 yıl lider devlet olarak yaşadı. Aynı asırlar arasında İngiltere 128 yıl, Devlet-i Aliyye ise 322 yıl dünyada lider devlet olarak hüküm sürdü. 29 Ekim 1923 tarihinde Cumhuriyetimiz ilan edildiği zaman vatanımızın yüzölçümü 780 bin 576 kilometrekare idi. Aydınlarımız, idarecilerimiz düşünmeye başladılar. 23 milyon 337 bin 600 kilometrekareden 780 bin 576 kilometrekareye nasıl ve neden düştük? Batı devletleri bizi önce Avrupa içlerinden Balkanlara sürdüler. Sonra da&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Merhum Yılmaz Öztuna’nın <em>Büyük Türkiye Tarihi</em> isimli eserinin 4. cildinde deniliyor ki, Sultan III. Murad devrinde, 1595 yılında devletimizin yüzölçümü 23 milyon 337 bin 600 kilometrekare idi. Fransa 14. yüzyıldan 18. yüzyıla kadar dünyada 13 yıl lider devlet olarak yaşadı. Aynı asırlar arasında İngiltere 128 yıl, Devlet-i Aliyye ise 322 yıl dünyada lider devlet olarak hüküm sürdü.</p>
<p>29 Ekim 1923 tarihinde Cumhuriyetimiz ilan edildiği zaman vatanımızın yüzölçümü 780 bin 576 kilometrekare idi. Aydınlarımız, idarecilerimiz düşünmeye başladılar. 23 milyon 337 bin 600 kilometrekareden 780 bin 576 kilometrekareye nasıl ve neden düştük? Batı devletleri bizi önce Avrupa içlerinden Balkanlara sürdüler. Sonra da Anadolu’ya attılar. 1914-18 yılları arasında İngiltere, Fransa, Rusya gibi büyük devletlerin maksatları Anadolu’muzu da bölmekti, parçalamaktı.</p>
<p>Birtakım fikir ve sanat adamlarımız bizim bu gerileyişimizi ilim ve teknik dünyasından kopmamıza bağladılar. Dünün üniversiteleri olan medreselerimizden tabii ilimleri kaldırdığımızı, sadece naklî ilimler üzerinde durduğumuzu, bunun da büyük bir yanlış olduğunu söylediler. Devlet adamlarımızın büyük yanlışları yüzünden Batı devletleri karşısında çaresiz kaldığımızı ileri sürdüler. Halkımızın büyük çoğunluğunun okur-yazar olmamasını şiddetle tenkit ettiler.</p>
<p>Cumhuriyetimiz ilan edildiği zaman sadece İstanbul’da bir üniversitemiz vardı. Şehirlerimizin çoğunda lise yoktu. 40 bin köyümüzün sadece 4.500’ünde ilkokul vardı. O okullarda öğretmen olarak çalışan kimselerin çoğu ya ilkokul mezunu idiler veya okuma-yazmayı askerlikte öğrenen kimselerdi. Okuma-yazmayı askerde öğrenen, sonra köy okullarında çocuklarımızın başlarına geçen kimselere eğitmen deniliyordu. Bu bakımdan onlara göre Köy Enstitülerinin kurulması çok büyük bir zaruretti. Enstitüler 17 Nisan 1940 tarihinde kuruldu. O tarihte 40 bin civarında köyümüz vardı. Her köyümüze bir ilkokul açmak çok zordu. O bakımdan ilk imkânda 20 köy enstitüsünün kurulması uygun görülmüştü. Bu 20 okul bulunduğu bölgenin köy çocuklarını eğitecekti.</p>
<p>Ders saatlerinin yüzde 50’si kültür konularına ayrılacaktı. Yüzde 25’inde çocuklara tarımla ilgili bilgiler verilecek, yüzde 25’inde de enstitü öğrencileri teknik işlerde eğitileceklerdi. Enstitülere kaydolan çocuklar iş konusunda önce ikiye bölündüler. Öğrencilerin yarısı marangozluk, yarısı da demircilik mesleklerine ayrıldı. Öğrencilere ayrıca arıcılık, meyvecilik, fotoğrafçılık, tenekecilik ve dokumacılık dersleri de veriliyordu. Bütün bu dersler yanında enstitü öğrencileri bataklıkları kurutmak, tarlaları bellemek ve kanallar açmak için çalıştırılacaklardı.</p>
<p>Hiç şüphesiz Köy Enstitülerinde okuyan çocuklarla kasabalarda, şehirlerde okuyan çocuklar arasında fırsat eşitsizliği vardı. Enstitülerde okuyan ve mezun olan çocuklar 20 yıl köylerde kalacaklardı. Başka herhangi bir okulda okumak imkânına sahip olamayacaklar ve ayda sadece 20 lira alacaklardı. Bu düşüncelerle 17 Nisan 1940 tarihinde 20 enstitü açıldı. Bunlar Akçadağ, Aksu, Akpınar, Arifiye, Beşikdüzü, Cilavuz, Çifteler, Düziçi, Gölköy, Gönen, Hasanoğlan, İvriz, Kepirtepe, Kızılçullu, Savaştepe, Pamukpınar, Pazarören, Pulur, Dicle, Ortaklar köy enstitüleriydi.</p>
<p>Bu Köy Enstitülerinin birbirinden çok farklı iki yüzü vardı. Bazı idareciler ve siyasiler onları sadece eğitim ve öğretim merkezleri olarak görüyorlardı. Bazı idareciler ve siyasiler ise Köy Enstitülerinde okuyan köy çocuklarını komünist fikirlerle yetiştirmek, onların gayretleri ile belirli bir süre sonra köylerimizi komünist merkezleri haline getirmek ve Türkiye’yi komünizm ile kucaklamak istiyorlardı.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ocak-2021">Derin Tarih Ocak Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
