﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>19. yüzyıl &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/etiket/19-yuzyil/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Fri, 03 Mar 2023 08:38:49 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1.3</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>19. yüzyıl &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>“Balkanlar’da Osmanlı’dan Kalan Her Yapıyı Bir Belge Olarak Görüyorum”</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/balkanlarda-osmanlidan-kalan-her-yapiyi-bir-belge-olarak-goruyorum/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Heath W. Lowry]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Mar 2023 13:28:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[19. yüzyıl]]></category>
		<category><![CDATA[Balkan]]></category>
		<category><![CDATA[krizler]]></category>
		<category><![CDATA[osmanli]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=9219</guid>

					<description><![CDATA[Balkan ülkeleri arasındaki bitmek bilmeyen çatışmaları, krizleri ve parçalanmışlığı anlatmak amacıyla üretilen “Balkanlaşma” kavramı artık başka kriz bölgeleri için de kullanılıyor. Böyle bir bölge 14. asrın ortalarından 19. yüzyıla kadar barış ve istikrar içinde Osmanlı hâkimiyetinde nasıl kalabildi? Tarihçilerin “Pax Ottomana” diye tarif ettikleri barış ve istikrar dönemini mümkün kılan dinamikler nelerdi? Prof. Dr. Heath W. Lowry’den, Balkanlar için son derece kritik olan bu soruları cevaplamasını istedik. &#160; Devamı Derin Tarih Mart Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Balkan ülkeleri arasındaki bitmek bilmeyen çatışmaları, krizleri ve parçalanmışlığı anlatmak amacıyla üretilen “Balkanlaşma” kavramı artık başka kriz bölgeleri için de kullanılıyor. Böyle bir bölge 14. asrın ortalarından 19. yüzyıla kadar barış ve istikrar içinde Osmanlı hâkimiyetinde nasıl kalabildi? Tarihçilerin “Pax Ottomana” diye tarif ettikleri barış ve istikrar dönemini mümkün kılan dinamikler nelerdi? Prof. Dr. Heath W. Lowry’den, Balkanlar için son derece kritik olan bu soruları cevaplamasını istedik.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mart-2023">Derin Tarih Mart Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Balkanlar’ı Boydan Boya Saran İlim Yuvaları: Osmanlı Medreseleri</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/balkanlari-boydan-boya-saran-ilim-yuvalari-osmanli-medreseleri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bilgin Ayndın]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Mar 2023 13:16:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[19. yüzyıl]]></category>
		<category><![CDATA[Balkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[İslâm hüviyeti]]></category>
		<category><![CDATA[osmanli]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı hâkimiyeti]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=9213</guid>

					<description><![CDATA[Balkanlar’da 19. yüzyılın sonuna kadar 5 asrı aşkın süre devam eden Osmanlı hâkimiyeti boyunca vakıflar aracılığıyla tesis edilen medreseler, bu coğrafyanın İslâm hüviyeti kazanıp Osmanlı kültürüyle temayüz etmesini sağlayan müesseselerdi. Balkanlar’daki ilk Osmanlı medresesi Yıldırım Bayezid tarafından şehzadeliği zamanında Dimetoka’da inşa ettirilmiş; sayı ve nüfuzları hızla artan bu kurumlar toplumun eğitim, hukuk ve bürokrasi gibi farklı alanlarda yetişmiş iç gücü ihtiyacını karşılamıştır. &#160; Devamı Derin Tarih Mart Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Balkanlar’da 19. yüzyılın sonuna kadar 5 asrı aşkın süre devam eden Osmanlı hâkimiyeti boyunca vakıflar aracılığıyla tesis edilen medreseler, bu coğrafyanın İslâm hüviyeti kazanıp Osmanlı kültürüyle temayüz etmesini sağlayan müesseselerdi. Balkanlar’daki ilk Osmanlı medresesi Yıldırım Bayezid tarafından şehzadeliği zamanında Dimetoka’da inşa ettirilmiş; sayı ve nüfuzları hızla artan bu kurumlar toplumun eğitim, hukuk ve bürokrasi gibi farklı alanlarda yetişmiş iç gücü ihtiyacını karşılamıştır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mart-2023">Derin Tarih Mart Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Osmanlı Topraklarında Cirit Atan Arkeolog Ajanların “Bilimsel” Faaliyetleri</title>
		<link>https://www.derintarih.com/kesifler/osmanli-topraklarinda-cirit-atan-arkeolog-ajanlarin-bilimsel-faaliyetleri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ahmet Uçar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Mar 2023 08:56:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Keşifler]]></category>
		<category><![CDATA[19. yüzyıl]]></category>
		<category><![CDATA[Anadolu]]></category>
		<category><![CDATA[Birleşik Krallık]]></category>
		<category><![CDATA[Mezopotamya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=9188</guid>

					<description><![CDATA[Birçok antik medeniyetin izlerini barındıran Anadolu ve Mezopotamya, 19. yüzyılda Batılı seyyahların, arkeolog ve araştırmacıların akınına uğramıştı. Görünürde ilmî gayelerle ortaya çıkan ve özellikle Birleşik Krallık’ta kurulan topluluklar tarafından ciddi düzeyde fonlanan bu kişilerin hiç şüphesiz siyasî ve askerî ajandaları vardı. Filistin ve Suriye’de faaliyet gösteren William Wright, George Smith ve Archibald Sayce gibi isimler, bir yandan bölgede incelemeler yaparak rapor ve dokümanlar hazırlıyor, bir yandan da kıymetli tarihî eserleri yurt dışına kaçırma planları yapıyorlardı. Geçtiğimiz ay ilk bölümüne yer verdiğimiz yazının ikinci bölümünü yayınlıyoruz. &#160; Devamı Derin Tarih Mart Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Birçok antik medeniyetin izlerini barındıran Anadolu ve Mezopotamya, 19. yüzyılda Batılı seyyahların, arkeolog ve araştırmacıların akınına uğramıştı. Görünürde ilmî gayelerle ortaya çıkan ve özellikle Birleşik Krallık’ta kurulan topluluklar tarafından ciddi düzeyde fonlanan bu kişilerin hiç şüphesiz siyasî ve askerî ajandaları vardı. Filistin ve Suriye’de faaliyet gösteren William Wright, George Smith ve Archibald Sayce gibi isimler, bir yandan bölgede incelemeler yaparak rapor ve dokümanlar hazırlıyor, bir yandan da kıymetli tarihî eserleri yurt dışına kaçırma planları yapıyorlardı. Geçtiğimiz ay ilk bölümüne yer verdiğimiz yazının ikinci bölümünü yayınlıyoruz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mart-2023">Derin Tarih Mart Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İlk Arabalı Vapur</title>
		<link>https://www.derintarih.com/kadrajdaki-istanbul/ilk-arabali-vapur/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[H. Yıldırım Ağanoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Feb 2023 14:07:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kadrajdaki İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[1872]]></category>
		<category><![CDATA[19. yüzyıl]]></category>
		<category><![CDATA[Boğaziçi Köprüsü]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Kabataş-Üsküdar]]></category>
		<category><![CDATA[Şirket-i Hayriye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=9075</guid>

					<description><![CDATA[Eski Boğaziçi deyince, suların üzerine yayvan inciler misali serpilmiş kayıklar gelir akla. 19. yüzyıl sonlarında bu manzara yavaş yavaş silinerek kayıklar yerini vapurlara bıraktıysa da atlı arabaların karşıya geçmesi için vapurlar pek de kullanışlı değildi. Çok geçmeden, araba ve mal nakli için Şehir Hatları, yani orijinal ismiyle Şirket-i Hayriye tarafından projelendirilerek İngiltere tersanelerine ısmarlanan Suhulet adlı arabalı vapur, daha motorlu araçların bilinmediği İstanbul’da yük ve at arabalarını taşıma ihtiyacı üzerine hizmete girdi. Dünyanın ilk arabalı vapuru ilk seferini 1872’de Kabataş-Üsküdar arasında yaptı. O günden sonra arabalı vapurlar, 1973’te Boğaziçi Köprüsü açılana kadar, bir asır boyunca İstanbul’un yükünü fedakârca omuzlayacaklardı. &#160;&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="TemelParagraf"><span lang="EN-GB" style="font-family: 'Times New Roman',serif;">Eski Boğaziçi deyince, suların üzerine yayvan inciler misali serpilmiş kayıklar gelir akla. 19. yüzyıl sonlarında bu manzara yavaş yavaş silinerek kayıklar yerini vapurlara bıraktıysa da atlı arabaların karşıya geçmesi için vapurlar pek de kullanışlı değildi. Çok geçmeden, araba ve mal nakli için Şehir Hatları, yani orijinal ismiyle Şirket-i Hayriye tarafından projelendirilerek İngiltere tersanelerine ısmarlanan Suhulet adlı arabalı vapur, daha motorlu araçların bilinmediği İstanbul’da yük ve at arabalarını taşıma ihtiyacı üzerine hizmete girdi. Dünyanın ilk arabalı vapuru ilk seferini 1872’de Kabataş-Üsküdar arasında yaptı. O günden sonra arabalı vapurlar, 1973’te Boğaziçi Köprüsü açılana kadar, bir asır boyunca İstanbul’un yükünü fedakârca omuzlayacaklardı.</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-subat-2023">Derin Tarih Ocak Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nakşibendîlerin Sömürgeci İngilizlere Karşı Mücadelesi</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/naksibendilerin-somurgeci-ingilizlere-karsi-mucadelesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Necdet Tosun]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 02 Nov 2022 11:58:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[19. yüzyıl]]></category>
		<category><![CDATA[Hindistan]]></category>
		<category><![CDATA[İngiliz]]></category>
		<category><![CDATA[NakşÎ şeyhleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8768</guid>

					<description><![CDATA[19. yüzyılda Hindistan’ı sömürgeleştiren İngilizlere en sert tepki gösteren gruplardan biri Nakşibendiyye tarikatı mensuplarıydı. Ortadoğu’daki petrol yataklarını ele geçirmek amacıyla Osmanlı Devleti’ni parçalamak isteyen İngilizler karşılarında yine onları buldular. NakşÎ şeyhleri Yunanların İzmir’i işgaliyle birlikte 1919’da Anadolu’da başlayan Millî Mücadele’yi destekledikleri gibi tehlikeli vazifeler de üstlendiler. &#160; Devamı Derin Tarih Kasım Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>19. yüzyılda Hindistan’ı sömürgeleştiren İngilizlere en sert tepki gösteren gruplardan biri Nakşibendiyye tarikatı mensuplarıydı. Ortadoğu’daki petrol yataklarını ele geçirmek amacıyla Osmanlı Devleti’ni parçalamak isteyen İngilizler karşılarında yine onları buldular. NakşÎ şeyhleri Yunanların İzmir’i işgaliyle birlikte 1919’da Anadolu’da başlayan Millî Mücadele’yi destekledikleri gibi tehlikeli vazifeler de üstlendiler.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-kasim-2022">Derin Tarih Kasım Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dünyanin İlk Seri Atişli Sahra Topu</title>
		<link>https://www.derintarih.com/osmanli-tarihi/dunyanin-ilk-seri-atisli-sahra-topu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif Emre Gündüz]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 07 Sep 2022 10:50:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Osmanlı Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[19. yüzyıl]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmed Süreyya]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı Devleti]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8503</guid>

					<description><![CDATA[&#160; Silah üretemiyordu denilen Osmanlı Devleti’nde, dünyanın ilk seri atışlı sahra topunun ve dakikada 30 atış yapan tüfeğin icat edilip üretiminin yapıldığını biliyor muydunuz? 19. yüzyılın ikinci yarısında Tophâne-i Âmire ile birlikte önemli bir silah üretim merkezi olan Zeytinburnu silah fabrikası, savaşlarda orduya ciddi ölçüde mühimmat tedarik ediyordu. Ahmed Süreyya Bey’in icadı olan sahra topunun ve Halil Bey’in icadı olan tüfeğin yine bu fabrikada üretilmesi, Osmanlı Devleti’nin silah teknolojisinde kat ettiği mesafeyi gözler önüne seriyor&#8230; &#160; Devamı Derin Tarih Eylül Sayısında… &#160;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>Silah üretemiyordu denilen Osmanlı Devleti’nde, dünyanın ilk seri atışlı sahra topunun ve dakikada 30 atış yapan tüfeğin icat edilip üretiminin yapıldığını biliyor muydunuz? 19. yüzyılın ikinci yarısında Tophâne-i Âmire ile birlikte önemli bir silah üretim merkezi olan Zeytinburnu silah fabrikası, savaşlarda orduya ciddi ölçüde mühimmat tedarik ediyordu. Ahmed Süreyya Bey’in icadı olan sahra topunun ve Halil Bey’in icadı olan tüfeğin yine bu fabrikada üretilmesi, Osmanlı Devleti’nin silah teknolojisinde kat ettiği mesafeyi gözler önüne seriyor&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-eylul-2022">Derin Tarih Eylül Sayısında…</a></strong></p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İran’ın Sınırları İngilizlerin Sömürgeci İhtiraslarına Göre Çizildi</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/iranin-sinirlari-ingilizlerin-somurgeci-ihtiraslarina-gore-cizildi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Rıza Kurtuluş]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Nov 2021 07:58:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[19. yüzyıl]]></category>
		<category><![CDATA[Basra Körfezi]]></category>
		<category><![CDATA[Belücistan]]></category>
		<category><![CDATA[ideoloji]]></category>
		<category><![CDATA[İran]]></category>
		<category><![CDATA[petrol]]></category>
		<category><![CDATA[Safeviler]]></category>
		<category><![CDATA[Sîstan]]></category>
		<category><![CDATA[Sykes-Picot Antlaşması]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7601</guid>

					<description><![CDATA[19. yüzyıldan itibaren petrol ve ideoloji karışımı bir yapının şekillendirdiği Ortadoğu’da -başta Basra Körfezi ülkeleri olmak üzere- bugün pek çok ihtilafa ve gerilime yol açan sınırların belirlenmesinde temel aktörler Batılı devletlerdir. Sömürge sürecinde İngiltere ve diğer Batılı devletlerin müdahalesi ile çizilen sınırlar, âdeta bölgedeki doğal kaynakların paylaşılıp yağmalanmasının da bir haritasını yansıtmaktadır. 19. yüzyılın başından itibaren Ortadoğu, Batı’nın sömürgeci güçleri olan İngiltere, Fransa ve Rusya’nın ekonomik ve siyasî nüfuz elde etmeye yönelik paylaşım mücadelesine sahne oldu. 1916’da İngilizler ile Fransızların imzaladığı Sykes-Picot Antlaşması bu paylaşımı resmîleştirirken, hegemonya alanlarının da sınırlarını çizdi. Doğu ile Batı arasındaki geçiş kapısı olan bölgenin jeopolitik&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>19. yüzyıldan itibaren petrol ve ideoloji karışımı bir yapının şekillendirdiği Ortadoğu’da -başta Basra Körfezi ülkeleri olmak üzere- bugün pek çok ihtilafa ve gerilime yol açan sınırların belirlenmesinde temel aktörler Batılı devletlerdir. Sömürge sürecinde İngiltere ve diğer Batılı devletlerin müdahalesi ile çizilen sınırlar, âdeta bölgedeki doğal kaynakların paylaşılıp yağmalanmasının da bir haritasını yansıtmaktadır.</p>
<p>19. yüzyılın başından itibaren Ortadoğu, Batı’nın sömürgeci güçleri olan İngiltere, Fransa ve Rusya’nın ekonomik ve siyasî nüfuz elde etmeye yönelik paylaşım mücadelesine sahne oldu. 1916’da İngilizler ile Fransızların imzaladığı Sykes-Picot Antlaşması bu paylaşımı resmîleştirirken, hegemonya alanlarının da sınırlarını çizdi. Doğu ile Batı arasındaki geçiş kapısı olan bölgenin jeopolitik özellikleri, Batılı işgalcilerin nüfuz ve güç elde etme mücadelesinde iştah kabartan bir saik idi. Bu nedenle, uluslararası sisteme hâkim olan süper güçler ekonomik ve siyasî menfaatleri doğrultusunda Ortadoğu’daki sınır ihtilafları ve anlaşmazlıklarına doğrudan müdahil oldular.</p>
<p>Bölgedeki sınırların şekillenmesinde, Rus-İngiliz-Fransız kuvvetlerinin hırs ve menfaate dayalı 100 yıllık nüfuz çatışması belirleyici olmuştur. Özellikle Hindistan’daki koloni yönetiminin sınırlarını güvence altına almak, çıkarlarını korumak ve daha geniş stratejik alan sağlamak gayesi İngiltere’yi bölgenin haritasının şekillenmesinde öne çıkardı. Çeşitli ekonomik imtiyazlar elde ettikleri İran’ın politik kararlarının yanında sınır konularına dâhil olmaları da bunun bir sonucudur. İngiltere -herhangi bir bölgesini ele geçirme niyetinde olmamasına rağmen- Basra Körfezi, Afganistan, Sîstan ve Belûcistan’ı takiben Horasan’ın kuzeydoğusundan Mekran sahiline uzanan, İran’ın kuzeyinden güneye doğru inen doğu sınırlarının çizilmesinde başat aktördür.</p>
<p>İngilizlerin dâhil olduğu İran-Irak sınır ihtilaflarından en önemlisi Şattülarap kavgasıdır. Tarihî bir geçmişi olan İran-Irak sınırının ilk tespiti 1639’da Osmanlılar ile Safevîler arasında imzalanan Kasrışîrin Antlaşması’na kadar uzanır. 1847’de Osmanlılar ile Kaçarlar arasında imzalanan ve 1913’te tekrar onaylanan antlaşmaya göre, Osmanlı Devleti Hürremşehir ve geleceğin Abadan şehrini İran’a bırakıyor, karşılığında Şattülarap’ı alıyordu. 1869 yılına gelindiğinde, sınırın tam olarak çizilmesi konusunda nihaî bir anlaşmanın kaçınılmazlığına rağmen bu konuda ilerleme sağlanamamıştı.</p>
<p>1. Dünya Savaşı’nın hemen öncesinde, İngiliz ve Rus güçleri sınırda ve özellikle de Şattülarap’ta nihaî bir çözümü zorlamak için yeniden müdahalede bulundular. 21 Aralık 1911’de Tahran’da gerçekleşen oturumda, 1847 yılında yapılan anlaşmaya ek bir protokol imzalandı ve karma komisyonun yeniden canlandırılması kararlaştırıldı. 17 Kasım 1913 tarihli İstanbul Protokolü’nde, antlaşmanın Avrupalı sponsorları, mevcut şartların İngiltere’nin menfaatlerine uygun olduğunu gördüler. Bu protokol ile İngilizlerin İran’dan aldığı petrol imtiyazı, onları İran’ın iç ve dış işlerine müdahale eder bir pozisyona getirmişti. Artık 20. yüzyılın ilk yarısında İngiltere, İran’ın dış politikasına da müdahil olmaya başlamıştı.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-kasim-2021">Derin Tarih Kasım Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İngilizlerin Afganistan’daki 200 Yıllık Suç Dosyaları</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/ingilizlerin-afganistandaki-200-yillik-suc-dosyalari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ahmet Uçar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Nov 2021 07:49:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[19. yüzyıl]]></category>
		<category><![CDATA[Afganistan]]></category>
		<category><![CDATA[Alexander Burnes]]></category>
		<category><![CDATA[Barekzai]]></category>
		<category><![CDATA[Hazar]]></category>
		<category><![CDATA[İngiltere]]></category>
		<category><![CDATA[Kafkasya]]></category>
		<category><![CDATA[Rusya]]></category>
		<category><![CDATA[Sedozai]]></category>
		<category><![CDATA[Türkistan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7598</guid>

					<description><![CDATA[19. yüzyılda bugünkü Afganistan coğrafyası, İngiltere ve Rusya arasında büyük bir güç mücadelesinin merkezinde yer aldı. Bir yandan İran ve Batı Türkistan üzerinden Hazar ve Kafkasya’nın tamamına hâkim olmak isteyen İngiltere, diğer taraftan Batı Türkistan’ı işgal ederek Hindistan’a inmek isteyen Rusya arasında sıkışan ve stratejik konumunun kurbanı olan Afganistan o tarihten günümüze 200 yıl boyunca Batılı araştırmacıların “Büyük Oyun” olarak adlandırdıkları siyasî, askerî ve ekonomik güç mücadelesine sahne oldu. Özellikle 1807’den sonra ilgi duydukları, 1809’da saldırmazlık ve dostluk antlaşması yaptıkları Afganistan’da özellikle 1826 yılı ve sonrasında Sedozai ve Barekzai ailelerinden gelen emirler arasında yaşanan taht kavgaları, İngilizlerin oyun kurucu ve&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>19. yüzyılda bugünkü Afganistan coğrafyası, İngiltere ve Rusya arasında büyük bir güç mücadelesinin merkezinde yer aldı. Bir yandan İran ve Batı Türkistan üzerinden Hazar ve Kafkasya’nın tamamına hâkim olmak isteyen İngiltere, diğer taraftan Batı Türkistan’ı işgal ederek Hindistan’a inmek isteyen Rusya arasında sıkışan ve stratejik konumunun kurbanı olan Afganistan o tarihten günümüze 200 yıl boyunca Batılı araştırmacıların “Büyük Oyun” olarak adlandırdıkları siyasî, askerî ve ekonomik güç mücadelesine sahne oldu. Özellikle 1807’den sonra ilgi duydukları, 1809’da saldırmazlık ve dostluk antlaşması yaptıkları Afganistan’da özellikle 1826 yılı ve sonrasında Sedozai ve Barekzai ailelerinden gelen emirler arasında yaşanan taht kavgaları, İngilizlerin oyun kurucu ve tahta geçenleri belirleyici bir rol oynamalarına sebep oldu.</p>
<p>26 Nisan 1838’de yedi aydır Kâbil’de bulunan Alexander Burnes başkanlığındaki İngiliz heyetinin Rusların kışkırtması ile Dost Muhammed Han tarafından Afganistan’dan kovulması bu ülkeden ilk kez resmî olarak “Afganistan” olarak bahseden ve gözünü bu ülkeye diken İngilizleri hayli rahatsız etmişti. Buna karşılık İngilizler, 26 Haziran 1838’de Üçlü Lahor Antlaşması ile Afganistan’ı ilk defa istila edip, Hindistan’da sürgünde bulunan devrik hükümdar Şeca’yı 7 Ağustos 1839’da Kâbil’e getirerek yeniden hükümdar ilan ettiler. Ancak bu işgal 1840’ta Şah Şeca’yı “kâfirleri Afganistan’a sokmakla ve büyük bir günah işlemekle” suçlayan kabilelerin ayaklanmasına ve Dost Muhammed’in “cihad” ilan etmesine sebep oldu.</p>
<p>Bu dönemde Kâbil, İngilizlerin yönetime hâkim oldukları, kriket oynadıkları, buz pateni yaptıkları, at yarışları düzenledikleri, hatta Afgan kadınların namuslarına tasallut ettikleri, şarap içip eğlendikleri bir zulme şahit oldu. Dost Muhammed’in yeğeni Cihan Begüm’ün Kaptan Robert Warburton ile, bir Gılcay reisinin kız kardeşinin ise Teğmen Lynch ile evlenmesi Afgan halkını isyana sürükledi. 2 Kasım 1841’de Peştûn liderlerden Abdullah Han Açakzay’ın çağrısı ile Kâbil’de çıkan ani ve şiddetli isyanda âdeta hükümdar gibi hareket eden İngiliz temsilcisi Alexander Burnes öldürüldü. İngilizler bu isyanı bastırmıştı; ancak Dost Muhammed’in oğlu Ekber Han yönetiminde Hindukuş Dağlarından harekete geçen Afganlar Kâbil’i tehdide başlamışlardı.</p>
<p>Bu savaşta yer alan bir İngiliz generalinin eşi olan Lady Sale’in anlatımıyla, “topların önüne vücutlarını siper ederek” direnen ve “tepelerin üzerinden İngiliz birliklerinin üzerine kurtların koyun sürüsüne saldırdığı gibi saldıran” mücahitlerin lideri Ekber Han kendileri ile pazarlık edip İngiliz işgalini dayatan İngiliz temsilcisi William Hay Macnaghten ve yanındakileri, 23 Aralık 1841’de, Afgan halkının izlediği bir görüşme sırasında “İngilizlerin, Afganistan’ı işgal etme amacı güttüğünü ve sahtekâr olduklarını” öde sürerek öldürdü. Bu durum İngilizleri, 1 Ocak 1842’de onunla 13 maddelik Kâbil antlaşmasını imzalamak, Dost Muhammed’in hükümdarlığını ve 24 saat içinde Afganistan’ı terk etmeyi kabul etmek zorunda bırakmıştı.</p>
<p>Bu antlaşmaya rağmen İngilizler bazı oyalamalar ile altı günde Kâbil’i terk ettiler. Bu gecikme 17 bin askeri olan İngilizlerin -dört metre enindeki Karanlık geçitte- 3 bin asker kaybına sebep olmuştu. Bu zafer Alman yazar Wilhelm Dietl’e göre “Pekin’den İstanbul’a kadar bütün İslâm dünyasını gururlandırmış, buna karşılık yenilmez Britanya İmparatorluğunun imajını yerle bir etmiş ve İngilizler bu tarihten sonra bu küçük ülkenin yok edilmesi için çok uğraşmışlardı.”</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-kasim-2021">Derin Tarih Kasım Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Anadoluculuk: Selçuklu’dan El Alan Bir Fikir Hareketi</title>
		<link>https://www.derintarih.com/selcuklu-tarihi/anadoluculuk-selcukludan-el-alan-bir-fikir-hareketi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Alican]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Dec 2020 06:30:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Selçuklu Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[19. yüzyıl]]></category>
		<category><![CDATA[Batılı Adam]]></category>
		<category><![CDATA[İslamcılık]]></category>
		<category><![CDATA[nümeyyiz]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlıcılık]]></category>
		<category><![CDATA[tefekkür]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6594</guid>

					<description><![CDATA[19. yüzyıl sonu ile 20. yüzyıl başlarında dünyanın savrulduğu siyasî zeminde zor günler geçiren Osmanlı İmparatorluğu’nu ayakta tutabilmek için Türk entelijansiyası arasında öne çıkan Osmanlıcılık, İslamcılık ve Türkçülük fikirleri 1. Dünya Savaşı ile birlikte pratikte işlevsiz hale gelince, düşünce hayatımızda yeni bir fikir hareketi belirdi: Anadoluculuk. Tarihî dönemeçler yeni kararların alınmasını zorunlu kılıyor, yeni kararlar yeni fikirlere zemin hazırlıyor ve yeni fikirler yeni hedeflere hizmet ediyordu. Anadoluculuk böyle bir düzlemde ortaya çıktı. İlk kez 1920’li yılların başında yayınlanan Dergâh dergisinde görünür olmakla birlikte, gerçek hüviyetine 1924-25 yılları arasında sadece 12 sayısı çıkan Anadolu Mecmuası ile kavuşan Anadoluculuk, temelde “elde kalan&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>19. yüzyıl sonu ile 20. yüzyıl başlarında dünyanın savrulduğu siyasî zeminde zor günler geçiren Osmanlı İmparatorluğu’nu ayakta tutabilmek için Türk entelijansiyası arasında öne çıkan Osmanlıcılık, İslamcılık ve Türkçülük fikirleri 1. Dünya Savaşı ile birlikte pratikte işlevsiz hale gelince, düşünce hayatımızda yeni bir fikir hareketi belirdi: Anadoluculuk. Tarihî dönemeçler yeni kararların alınmasını zorunlu kılıyor, yeni kararlar yeni fikirlere zemin hazırlıyor ve yeni fikirler yeni hedeflere hizmet ediyordu. Anadoluculuk böyle bir düzlemde ortaya çıktı. İlk kez 1920’li yılların başında yayınlanan <em>Dergâh</em> dergisinde görünür olmakla birlikte, gerçek hüviyetine 1924-25 yılları arasında sadece 12 sayısı çıkan <em>Anadolu Mecmuası</em> ile kavuşan Anadoluculuk, temelde “elde kalan son toprak parçası” durumundaki Anadolu’nun muhafaza edilebilmesi kaygısına istinat ediyordu. Batılı Adam’ın sömürgeci büyük devletlerinin yeni ileri kolu olarak dünyayı kan gölüne çeviren mikro ulusçu kavrayışlarla zehirlenen toplumsal grupların merkezden kopma reflekslerine karşı “merkezi yeniden tarif etme” çabası olarak temayüz etmişti. Üç kıtaya hükmeden devasa bir imparatorluktan geriye Anadolu yarımadası kalmıştı ve küllî bir yok oluşun önüne geçebilmek, milletin varlığını muhafaza edebilmek için Anadolu’nun korunması gerekiyordu. Yangından kurtarılacaklar listesinin başındaki Anadolu’nun etrafına koruyucu bir fikir halesi çekmek… Meselesi buydu.</p>
<p>Tefekkür sahnemize çıktığı günden beri genel itibarıyla bir düşünme ameliyesi olarak kalıp aksiyoner bir harekete dönüş(e)meyen, mensubu olarak görülen isimlerin düşünsel bir çatı altında bir araya getirilmelerinin çok da mümkün olmadığı Anadoluculuk düşüncesi, “Anadolu hassasiyeti” denilebilecek bir özün etrafında gelişmiştir. Bu bakımdan, Anadolu hassasiyetine sahip birtakım mütefekkirlerin benimsemiş oldukları muhtelif dünyayı kavrama biçimleri etrafında gerçekleştirdikleri “Anadolu üzerine bir tefekkür faaliyeti” olarak nitelendirilebilir. Günümüzde bu tefekkür faaliyeti “unutulmuş gibi görünmekle birlikte”, işin aslı Anadolu Türkiye’sinin temelindeki taşlardan biri de Anadoluculuğa aittir. Anadolu hem muhafaza edilmiş, hem de bir bilinç olarak hiç yitirilmemiştir.</p>
<p>Anadoluculuk, her ne kadar muhtelif düşünme biçimlerine sahip kimseler tarafından gerçekleştirilen bir tefekkür faaliyeti olsa da zaman içerisinde hareketin bünyesinde “müşterek” kabul edilebilecek (Anadolucuların önemsedikleri ve üzerinde düşündükleri) bir kavramlar kümesi oluştuğu da söylenmelidir. Hareketin mümeyyiz vasfı olarak nitelendirilmesinde bir beis olmayan bu kavramlar kümesinin yeni bir kimlik arayışından kaynaklanan bir “öz-düşünüm” faaliyeti olduğu görülmektedir.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-aralik-2020">Derin Tarih Aralık Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kafkasya’daki Rusya-İran Düellosunun Kurbanı: Karabağ</title>
		<link>https://www.derintarih.com/sifir-noktasi/kafkasyadaki-rusya-iran-duellosunun-kurbani-karabag/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Poyraz]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Dec 2020 06:06:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sıfır Noktası]]></category>
		<category><![CDATA[19. yüzyıl]]></category>
		<category><![CDATA[Altınorda Devleti]]></category>
		<category><![CDATA[Fatih Sultan Mehmed]]></category>
		<category><![CDATA[Kazan Hanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Rus Çarlığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6577</guid>

					<description><![CDATA[19. yüzyıla girerken özellikle Doğu’da mühim coğrafî ve sosyolojik değişiklikler meydana gelmiş; günümüze kadar sirayet eden devletlerarası meseleler de aynı yüzyılında başlarında ortaya çıkmıştır. Esas dönüşümün ise ekonomik alanda zuhur ettiği görülür. 16. yüzyıla kadar Batı ülkelerinin ekonomisi Müslüman Doğu’nun tüccarlarına muhtaçtı. Birkaç yüz yıl boyunca Doğu’nun hammaddeye dayalı ekonomisini Haçlı seferleriyle ele geçirmek isteyen ve bunda muvaffak olamayan Batı, açgözlülüğü nedeniyle, Müslüman Doğulular ile ticaret yapmaktan hoşnut sayılmazdı. Günümüzde Ürdün sınırları içerisinde yer alan Akabe’de Müslümanlar sadece ticarete odaklanırken, alışveriş veya takas için yüzlerce gemiyle buraya gelen Batılıların pek dürüst olduğu söylenemezdi. İşte böyle bir dönemde İstanbul fethedi. Anadolu’ya&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>19. yüzyıla girerken özellikle Doğu’da mühim coğrafî ve sosyolojik değişiklikler meydana gelmiş; günümüze kadar sirayet eden devletlerarası meseleler de aynı yüzyılında başlarında ortaya çıkmıştır. Esas dönüşümün ise ekonomik alanda zuhur ettiği görülür. 16. yüzyıla kadar Batı ülkelerinin ekonomisi Müslüman Doğu’nun tüccarlarına muhtaçtı. Birkaç yüz yıl boyunca Doğu’nun hammaddeye dayalı ekonomisini Haçlı seferleriyle ele geçirmek isteyen ve bunda muvaffak olamayan Batı, açgözlülüğü nedeniyle, Müslüman Doğulular ile ticaret yapmaktan hoşnut sayılmazdı.</p>
<p>Günümüzde Ürdün sınırları içerisinde yer alan Akabe’de Müslümanlar sadece ticarete odaklanırken, alışveriş veya takas için yüzlerce gemiyle buraya gelen Batılıların pek dürüst olduğu söylenemezdi. İşte böyle bir dönemde İstanbul fethedi. Anadolu’ya geçmek ve buradan Asya’ya uzanmak artık mümkün değildi. Hammadde, doğal kaynaklar, özellikle de baharat&#8230; Batı bütün bunlara sahip olmak istiyor ama karşılığını ödemek istemiyordu.</p>
<p>Müslümanlarla dürüst ticarete yanaşmayan Avrupalılar, Doğu’nun icat ettiği ve geliştirdiği materyallerle (pusula, dürbün, harita&#8230;) sömürecek toprak aramaya başlarlar. Amerika, Afrika ve Asya’nın bir kısmını ele geçirenlerin başında gelen İngiltere, hammaddeye ve birçok ticarî ürüne alın teri dökmeden sahip olduğu gibi bunları diğer Batı ülkelerine satmaya başlar. O sırada Moskova Kinezliği yerine Rus Çarlığı kurulur (1547) ve Ruslar, Altınorda Devleti’nin dağılmasından sonra asırlardır Türklere ait olan kadim topraklarda hüküm süren Kazan Hanlığı’na 1552’de son verir.</p>
<p>Rusların Bizans’ın takipçisi olduğuna inanan Korkunç İvan’ın Fatih Sultan Mehmed’i model alarak inşa ettiği Çarlık Rusya iktisadî açıdan İngilizlerin dikkatini çeker. Çünkü Avrupa ile Türkistan arasında sıkışıp kalmış olan bu yeni devlet idarî yapılanmada, mimaride, askeriyede, kültür-sanatta, din ve hayat tarzında Roma ve Avrupa’yı örnek almaktadır. O dönemde Türkistan’ın snırlı bir bölümüne hükmeden Ruslar, Çarlığın kurulmasından kısa süre sonra kendilerini Hazar Denizi’ne, Kafkasya’ya ve Türkistan’ın tamamına götürecek olan Astarhan’ı da işgal ederler.</p>
<p>16. yüzyılda Türkistanlıların bir kısmı “kafir” ile ticaret yapmamaktadır. Türkistan pazarına bütünüyle hakim olmak isteyen Rusya amacına ulaşmak için birçok strateji geliştirir. O arada ekonomiye yön vermek isteyen İngiltere’nin de planları vardır. İran üzerinden Çin ve Hindistan’a ulaşma gayesiyle İngilizler ve Ruslar 1553 yılında Londra’da Moskova şirketini kurarlar. Bu şirket İran-İngiltere ve Rusya-İngiltere ilişkilerinin miladını oluşturur.</p>
<p>Moskova şirketi sayesinde İngiltere ve Rusya, iki tarafın da hedefinde yer alan Hindistan’a yönelik uzun vadeli stratejik planlar üretirler. Avrupa’ya hiçbir şekilde yanaştırılmayan Rusya’nın gözü Asya’da olup Bizans’ın takipçisi olduğu idiasıyla İstanbul’un fethinin Hindistan’dan geçtiğine inanmaktadır. İngiltere ve Rusya 1700’lü yıllarda Hindistan’ı ele geçirmeyi hedeflese de Yedi Yıl Savaşı (1756-63) sonrasında Hindistan’ı işgal eden İngiltere olacaktır.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-aralik-2020">Derin Tarih Aralık Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sultan’dan Yadigar Hamidiye Sularının ‘Temiz’ Hikayesi</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/sultandan-yadigar-hamidiye-sularinin-temiz-hikayesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif Emre Gündüz]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 02 May 2020 11:34:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[19. yüzyıl]]></category>
		<category><![CDATA[Bâb-ı Âlî]]></category>
		<category><![CDATA[Hamidiye]]></category>
		<category><![CDATA[Kırkçeşme]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan II. Abdülhamid]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=5926</guid>

					<description><![CDATA[Sultan II. Abdülhamid 19. yüzyılda dünyayı kasıp kavuran kolera salgınının tehdidinde olan vilâyetlere 25 Kasım 1892’de Bâb-ı Âlî’den bir genelge (Devlet Arşivleri Başkanlığı, BEO, 112/8338-1) gönderilmesini irade etmişti. Genelgede koleradan korunmak için ahalinin akarsulardan su içmemesi, kuyu ve pınar sularını tercih etmesi isteniyordu. Kuyu ve pınar suyu bulamayanların ise suyu kaynatmadan içmemeleri gerektiği ifade ediliyordu. Yine sık sık çay içilmesi, çay bulunamadığı takdirde her yerde bulunabilen ada çayının tüketilmesi tavsiye edilmişti. Genelgeden de anlaşılacağı üzere halkın içtiği suyun temiz olması koleranın yayılmaması için çok önemliydi. Sultan bunun için zaten tahta çıktığından beri Osmanlı Devleti’nin en kalabalık nüfusa sahip şehri olan&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sultan II. Abdülhamid 19. yüzyılda dünyayı kasıp kavuran kolera salgınının tehdidinde olan vilâyetlere 25 Kasım 1892’de Bâb-ı Âlî’den bir genelge (Devlet Arşivleri Başkanlığı, BEO, 112/8338-1) gönderilmesini irade etmişti. Genelgede koleradan korunmak için ahalinin akarsulardan su içmemesi, kuyu ve pınar sularını tercih etmesi isteniyordu. Kuyu ve pınar suyu bulamayanların ise suyu kaynatmadan içmemeleri gerektiği ifade ediliyordu. Yine sık sık çay içilmesi, çay bulunamadığı takdirde her yerde bulunabilen ada çayının tüketilmesi tavsiye edilmişti.</p>
<p>Genelgeden de anlaşılacağı üzere halkın içtiği suyun temiz olması koleranın yayılmaması için çok önemliydi. Sultan bunun için zaten tahta çıktığından beri Osmanlı Devleti’nin en kalabalık nüfusa sahip şehri olan ve savaşlar yüzünden devamlı göç alan İstanbul halkına yeni temiz içme suyu kaynakları sağlayabilmek için çalışmalar yaptırıyordu.</p>
<p>Bu açıdan 1892 senesi bir dönüm noktasıdır. Koleranın etkisinin kırılması, halkın temiz suya rahat bir şekilde ulaşabilmesi ve yeni kaynak sularının İstanbul’a ulaştırılması için İstanbul’un birçok yerine yeni çeşmelerin yapılması maksadıyla Kâğıthane’deki menba sularından yeni kaynaklar keşfedildi. Bu kaynakların çeşmelere temiz bir şekilde ulaştırılabilmesi için devrin teknolojisi kullanılacaktı. İstanbulluların içme suları Kırkçeşme, Halkalı ve Taksim suları ile karşılanmaktaydı. Bu kaynaklardan Halkalı sularının sertlik derecesinin yüksek olması, Kırkçeşme ve Taksim sularının da kirlenme ihtimâllerinin bulunması Hamidiye adı verilecek yeni bir su projesinin hayata geçirilmesini tetikledi.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mayis-2020">Derin Tarih Mayıs Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Katolik Kilisesi’nin Veba ile İmtihanı</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dinler-tarihi/katolik-kilisesinin-veba-ile-imtihani/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İsmail Taşpınar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 02 May 2020 10:59:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dinler Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[19. yüzyıl]]></category>
		<category><![CDATA[Aziz Sebastiyen]]></category>
		<category><![CDATA[Hıristiyanlık]]></category>
		<category><![CDATA[Katolik Kilisesi]]></category>
		<category><![CDATA[veba]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=5901</guid>

					<description><![CDATA[Katolik Kilisesi’nin ve genel olarak Avrupa’nın veba gibi bulaşıcı hastalıkların yapısına ilişkin ilk ciddi bilgileri 19. yüzyılda oluşmuştu. Özellikle 1348-52 yılları arasında görülen ve etkileri uzun yıllar devam eden Kara Veba sırasında Katolik Kilisesi çareyi kiliselerde toplu halde yapılacak ayinlerde görüyordu. Hatta belânın şiddeti arttıkça, toplu ayin ve ritüellerin hem adedi, hem de çeşidi artıyordu. İnsanları kapalı bir alana toplayarak hastalığın yayılmasına sebep olduğunun farkında olmayan Katolik Kilisesi, vebaya karşı çeşitli dinî ritüeller, dua formülleri ve ibadetler üzerinde durmuştu. Hatta törenlerde yeni azizler ve kültler ihdas edilmişti. Vebadan koruyan azizler kültü bir anda Avrupa’nın birçok yerinde yayılmaya başladı. Bunlar içerisinde&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Katolik Kilisesi’nin ve genel olarak Avrupa’nın veba gibi bulaşıcı hastalıkların yapısına ilişkin ilk ciddi bilgileri 19. yüzyılda oluşmuştu. Özellikle 1348-52 yılları arasında görülen ve etkileri uzun yıllar devam eden Kara Veba sırasında Katolik Kilisesi çareyi kiliselerde toplu halde yapılacak ayinlerde görüyordu. Hatta belânın şiddeti arttıkça, toplu ayin ve ritüellerin hem adedi, hem de çeşidi artıyordu. İnsanları kapalı bir alana toplayarak hastalığın yayılmasına sebep olduğunun farkında olmayan Katolik Kilisesi, vebaya karşı çeşitli dinî ritüeller, dua formülleri ve ibadetler üzerinde durmuştu. Hatta törenlerde yeni azizler ve kültler ihdas edilmişti. Vebadan koruyan azizler kültü bir anda Avrupa’nın birçok yerinde yayılmaya başladı. Bunlar içerisinde özellikle 2. yüzyılda Roma’da yaşayan Aziz Sebastiyen en meşhur olanıydı. Rivayete göre bir asker olan ve dönemin putperest yönetiminde görevi icabı Hıristiyanlığını gizleyen Aziz Sebastiyen, birçok masum Hıristiyan’ın ölmesine engel olmuştu. Bu kerameti binlerce kişinin putperestliği bırakıp Hıristiyanlığı kabul etmesine vesile oldu. Bu durumu öğrenen ve aldatıldığını düşünen İmparatoru Diyokletiyen, Aziz Sebastiyen’i yakalattı. Ölüm cezasına çarptırarak hedef tahtasına yerleştirdi ve vücudunun tamamı oklarla kaplanacak şekilde atış yapılmasını emretti. Öldüğü zannedilen Aziz Sebastiyen’in cesedi nehre atıldı. Ancak ertesi gün hiçbir şey olmamış gibi imparatorun huzuruna çıkan Aziz Sebastiyen haksız yere tutuklanıp işkence gören Hıristiyanların salıverilmesini istedi. İmparator Diyokletiyen’den bir asır önce yaşamış olsa da Aziz Sebastiyen’in olağanüstü şifa kerametleri ve dirilmesine dair rivayetler, vebanın yaygınlaştığı dönemde Kilise tarafından ‘vebadan koruyucu Aziz’ ilân edilmesine neden olmuştur.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mayis-2020">Derin Tarih Mayıs Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
