﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>20. yüzyıl &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/etiket/20-yuzyil/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Tue, 02 Nov 2021 08:07:05 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.5</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>20. yüzyıl &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Ulus Devlet Modelinin Kanlı Mirası: Ortadoğu’da Sınırlar</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/ulus-devlet-modelinin-kanli-mirasi-ortadoguda-sinirlar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mesut Özcan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Nov 2021 08:07:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[1. Dünya Savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[20. yüzyıl]]></category>
		<category><![CDATA[Avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[Fransız Devrimi]]></category>
		<category><![CDATA[ortadogu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7610</guid>

					<description><![CDATA[Ortadoğu’da 20. yüzyıl boyunca yaşanan sınır sorunlarının temelinde 1. Dünya Savaşı’nın sonunda oluşturulan yapının bölge gerçekliklerine tekabül etmemesi yatmaktadır. Irak örneğinde bu durum iyice gün yüzüne çıkmaktadır. Irak’ın ortaya çıkmasında, sınırlarının belirlenmesinde ve yönetimin oluşturulmasında İngilizlerin önemli rolü olmuştur. Sınırlar çizilirken ve devletler kurulurken bölgenin etnik, coğrafî, kültürel ve ekonomik özelliklerine uygun bir yapı oluşturmaktan çok, büyük güçlerin bölgeyle ilgili politikalarına uygun yollar tercih edilmiştir. Uluslararası ilişkilerdeki sınır sorunları ulus devletin teşekkül süreci ile yakından ilişkilidir. İmparatorluklar pek çok etnik unsuru bir arada barındıran yapılardı. Bunun zıddı olarak, ulus devletler belirli bir milleti temel alırlar. Çok farklı etnik grupların bulunduğu&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ortadoğu’da 20. yüzyıl boyunca yaşanan sınır sorunlarının temelinde 1. Dünya Savaşı’nın sonunda oluşturulan yapının bölge gerçekliklerine tekabül etmemesi yatmaktadır. Irak örneğinde bu durum iyice gün yüzüne çıkmaktadır. Irak’ın ortaya çıkmasında, sınırlarının belirlenmesinde ve yönetimin oluşturulmasında İngilizlerin önemli rolü olmuştur. Sınırlar çizilirken ve devletler kurulurken bölgenin etnik, coğrafî, kültürel ve ekonomik özelliklerine uygun bir yapı oluşturmaktan çok, büyük güçlerin bölgeyle ilgili politikalarına uygun yollar tercih edilmiştir.</p>
<p>Uluslararası ilişkilerdeki sınır sorunları ulus devletin teşekkül süreci ile yakından ilişkilidir. İmparatorluklar pek çok etnik unsuru bir arada barındıran yapılardı. Bunun zıddı olarak, ulus devletler belirli bir milleti temel alırlar. Çok farklı etnik grupların bulunduğu bir coğrafya üzerinde kurulan ülkelerin sınır sorunlarıyla yüzleşmeleri kaçınılmazdır. Birçok Ortadoğu ülkesi gibi Irak da aynı dertten mustariptir. Başta İran, Kuveyt ve Türkiye olmak üzere bütün komşularıyla ciddi sınır ihtilafları yaşamış, bunların bazıları da savaşla sonuçlanmıştır.</p>
<p>Modern sınır anlayışı Avrupa’da Fransız Devrimi sonrasında ortaya çıkmıştır. Avrupa sömürgeciliğinin etkisiyle ulus devlet modeli dünyaya ihraç edilen bir norma dönüşmüştür. Pek çok bölgede ortaya çıkan sınır sorunları ise Kıta Avrupası’ndan ihraç edilen bu devlet modelinin neticelerindendir. Zira Avrupa’daki sınırlar bile 2. Dünya Savaşı sonrasında istikrar kazanmıştır. Geçmişte savaşlara neden olan sınır sorunları bugün için Avrupa’nın gündeminden düşmüş gibidir. Fakat aynı şeyi Ortadoğu ülkeleri için söylemek oldukça zordur. Bölgedeki sınırların çoğu 1. Dünya Savaşı’ndan sonra çizilmiş olup dönemin büyük güçlerinin isteklerini yansıtmakta, bu nedenle de bölgede sürekli gerilimlere yol açmaktadır. Ortadoğu’daki sınır sorunlarının temelinde teritoryal (topraksal) sınır kavramının Avrupalı yapısının bölgenin siyasî kültürüne, geleneklerine ve tarihine uymaması yatmaktadır.</p>
<p>Avrupa’daki egemenlik anlayışı ile bölgede hâkim olan egemenlik anlayışı arasındaki fark da sorunların kaynaklarından biridir. Sınırlar egemen bölgeleri birbirinden ayırır. Çok uluslu devlet yapılarında ve bu bağlamda günümüzde Ortadoğu olarak adlandırılan bölgede, geçmişte egemenlik belirli bir coğrafî alan üzerinde değil de belirli bir topluluk üzerindeki güç ve otorite anlamına gelmekteydi. Bölgede ulus devletin gelişmesine kadar insanlar kendilerini bir devlete değil, bir yöneticiye bağlı hissetmekteydiler. Bir ülkenin vatandaşı değil, bir yöneticinin tebaası idiler. Bölgenin pek çok yöresinde doğal kaynaklar hayatın devam ettirilmesi için yeterli olmadığından insanlar hayatlarını idame ettirebilmek için gerekli kaynaklara ulaşmak amacıyla sürekli hareket halindeydiler. Bu nedenle iki farklı siyasî otoritenin hâkimiyet alanının kesiştiği yerlere yakın yaşayan kişiler, iki farklı otoriteye de bağlılık gösterebiliyorlardı. Bu göçebe hayat tarzı ise Avrupa’da hâkim olan topraksal egemenlik anlayışı ile uyumlu değildi. Bu gerçeklik yapılan sınır anlaşmalarına da yansımıştır.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-kasim-2021">Derin Tarih Kasım Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>TÜLAY METİN: ANADOLU’YU TÜRKİYE YAPAN, SELÇUKLULARIN İSKÂN VE ŞEHİRLEŞME PO-LİTİKALARIYDI</title>
		<link>https://www.derintarih.com/soylesi/tulay-metin-anadoluyu-turkiye-yapan-selcuklularin-iskan-ve-sehirlesme-po-litikalariydi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Tülay Metin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 04 Jan 2021 05:51:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[20. yüzyıl]]></category>
		<category><![CDATA[coğrafya]]></category>
		<category><![CDATA[Selçuklu]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6661</guid>

					<description><![CDATA[KONUŞAN: MUNİSE ŞİMŞEK Kitabın giriş bölümünde “Selçuklu şehir tarihçiliğinin Türk tarihçiliğinin en zayıf halkalarından biri” olduğuna dikkat çekiyorsunuz. İsterseniz buradan başlayalım. Bu bir ihmal mi, kaynak eksikliğinden mi kaynaklanıyor? Her ne kadar eskiye nazaran son zamanlarda sayıları artsa da esasen genel anlamda Selçuklu şehir tarihi çalışmalarının az olduğu bilinen bir gerçektir. Elbette kaynak yetersizliğini en önemli sebeplerden biri olarak gösterebiliriz. Bu dönemi anlamamızı sağlayan kronik olarak bilinen yazılı kaynaklar genellikle siyasî olaylara ışık tutmaktadır. Şehir ve bölge tarihi çalışmak çok geniş bir alanı kapsamaktadır. Siyasî, coğrafî, sosyal, ekonomik, kültürel ve mimarî tüm bilgilere ulaşmak için incelenen döneme ait kaynakların hepsini&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>KONUŞAN: MUNİSE ŞİMŞEK</strong></p>
<p><strong>Kitabın giriş bölümünde “Selçuklu şehir tarihçiliğinin Türk tarihçiliğinin en zayıf halkalarından biri” olduğuna dikkat çekiyorsunuz. İsterseniz buradan başlayalım. Bu bir ihmal mi, kaynak eksikliğinden mi kaynaklanıyor?</strong></p>
<p>Her ne kadar eskiye nazaran son zamanlarda sayıları artsa da esasen genel anlamda Selçuklu şehir tarihi çalışmalarının az olduğu bilinen bir gerçektir. Elbette kaynak yetersizliğini en önemli sebeplerden biri olarak gösterebiliriz. Bu dönemi anlamamızı sağlayan kronik olarak bilinen yazılı kaynaklar genellikle siyasî olaylara ışık tutmaktadır. Şehir ve bölge tarihi çalışmak çok geniş bir alanı kapsamaktadır. Siyasî, coğrafî, sosyal, ekonomik, kültürel ve mimarî tüm bilgilere ulaşmak için incelenen döneme ait kaynakların hepsini gözden geçirmek gerekiyor. Müelliflerin verdiği en ufak bir bilgi, tarihçi için çok değerli olabilir. Coğrafya eserleri, seyahatnameler, vakfiyeler, kitabeler, monografiler, menâkıbnâmeler, biyografiler (hal tercümeleri), paralar ve müzelerdeki eserler dikkatle ve titizlikle incelenmelidir. Hatta bir önceki ve bir sonraki dönemin kaynakları da değerli bilgiler içerebilir. Mesela Osmanlı arşiv belgelerinde Selçuklu dönemine ait bilgilere ulaşmak mümkündür. Bununla birlikte şehir ve bölge tarihi çalışmalarında mekânı bizzat görmek çokönemlidir. Tarihçinin mekânda çalışabilmesi için maddî ve manevî zahmet ve zorlukların üstesinden gelmesi gerekir. Tarihçiler için üzerinde durulması gereken bir husus da az bilgiyle çok şey yazabilmektir. Söz konusu şehir hayatı ise hayal gücünü de biraz konuşturmak gerekebilir. Burada kastettiğim olmayanı yazmak değil. Demek istediğim, bir konuda tereddütte kalan tarihçinin önceki ve sonrasıyla, aynı zamanda muasırı diğer şehirlerle ilgili bilgileri karşılaştırma ve kıyaslama (compare&amp;contrast) metodundan istifade etmesidir. Ayrıca şehir tarihi çalışmaları oldukça genç bir disiplindir. Türkiye’de şehir tarihi çalışmalarını ancak 20. yüzyılın başlarına kadar götürebiliriz. Hüseyin Hüsameddin tarafından yazılan Amasya Tarihi ve Halil Ethem Eldem’in Kayseri Şehri isimli eserleri şehir tarihçiliğinin ilk örneklerindendir. Kayseri Şehri Selçuklular ve Anadolu Türk Beylikleri tarihi ile ilgili önemli bilgiler içermektedir. Ancak bu eserlerde daha çok siyasî ve askerî olaylara yer verilmiştir. Selçuklular tarihi ile ilgili yapılan ilk çalışmalarda idarî, siyasî ve askerî tarihe öncelik vermek devleti tanımak ve genel bir çerçeve çizmek için önemlidir. Aynı durum Avrupa tarih yazımı için de geçerlidir. Şehir tarihi gibi sosyal ve kültürel tarih çalışmaları Annales okuluyla birlikte önem kazanmıştır. Daha öncesinde literatüre siyasî tarihin hâkim olduğunu görmekteyiz. Elbette tarih yazımındaki son gelişmeler Türkiye’deki yerel tarih yazımını da etkilemiştir. Böylece Türkiye’de toplumun sosyal, ekonomik ve kültürel hayatının geçtiği şehir, köy ve mahalle tarihini konu edinen yerel tarih çalışmalarına yönelme olmuştur. Bu çalışmalar arasında Selçuklu şehir tarihi ile ilgili çalışmaların az yer kapladığı bilinmektedir. Ancak son zamanlarda Selçuklu şehir tarihine dair gerek tez çalışmaları, gerekse müstakil çalışmaların sayısının arttığını söyleyebiliriz.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ocak-2021">Derin Tarih Ocak Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Namibya Soykırımı</title>
		<link>https://www.derintarih.com/avrupa-tarihi/namibya-soykirimi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[David Olusoga]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 01 Dec 2019 04:15:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Avrupa Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[20. yüzyıl]]></category>
		<category><![CDATA[Afrika]]></category>
		<category><![CDATA[amnezisine]]></category>
		<category><![CDATA[Namibya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=5293</guid>

					<description><![CDATA[20. yüzyılın şafağında Almanya’nın Afrika’daki eski kolonilerinde yaşananlar, nesiller boyunca bir sır gibi saklandı. Almanya’nın Afrika’da kurduğu sömürge imparatorluğu yalnızca 30 yıl ayakta kalabildiğinden, genel kanaat bu imparatorluğun tarihî olarak dikkate alınmaması gereken bir tecrübe olduğuydu. Bu görüşe göre hem Afrika’nın, hem de Avrupa’nın çok daha gerilere uzanan köklü tarihi hesaba katıldığında, bu 30 yıllık imparatorluk önemsenmeyecek bir detaydan ibaretti. Aslına bakılırsa pek çok Alman dahi, ülkelerinin bir dönem denizaşırı kolonilere sahip olduğundan bihaberdi. 1884-1915 yılları arasında Alman Güneybatı Afrikası diye bilinen bir koloni olan Namibya, sözünü ettiğimiz sömürgecilik amnezisine (hafıza kaybı) iyi bir örnek. Almanlar geride o kadar az&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>20. yüzyılın şafağında Almanya’nın Afrika’daki eski kolonilerinde yaşananlar, nesiller boyunca bir sır gibi saklandı. Almanya’nın Afrika’da kurduğu sömürge imparatorluğu yalnızca 30 yıl ayakta kalabildiğinden, genel kanaat bu imparatorluğun tarihî olarak dikkate alınmaması gereken bir tecrübe olduğuydu. Bu görüşe göre hem Afrika’nın, hem de Avrupa’nın çok daha gerilere uzanan köklü tarihi hesaba katıldığında, bu 30 yıllık imparatorluk önemsenmeyecek bir detaydan ibaretti. Aslına bakılırsa pek çok Alman dahi, ülkelerinin bir dönem denizaşırı kolonilere sahip olduğundan bihaberdi.</p>
<p>1884-1915 yılları arasında Alman Güneybatı Afrikası diye bilinen bir koloni olan Namibya, sözünü ettiğimiz sömürgecilik amnezisine (hafıza kaybı) iyi bir örnek. Almanlar geride o kadar az iz bırakmıştı ki, neredeyse hiçbir yerde bu ülkedeki 30 yıllık sömürgeci geçmişten bahsedilmiyordu. İskelet kıyısının güneyindeki küçük ve tenha liman kasabalarındaki Bavyera tarzı evler, sömürgeci Alman ‘kahramanların’ sağa sola dikilmiş heykelleri, sayıları birkaç bini bulan ve Namibya’nın ortasındaki verimli platoya dağılmış Alman kökenli çiftçilerin de aralarında olduğu bazı gariplikler dışında hiçbir şey yoktu geride.</p>
<p><strong>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-aralik-2019">Derin Tarih Aralık Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
