﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>ABD &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/etiket/abd/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Fri, 03 Feb 2023 07:20:27 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.5</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>ABD &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Rusya, Azerbaycan’ın Sı̇yah Altını Bakü Petrolüne Çok Şey Borçlu</title>
		<link>https://www.derintarih.com/genel/rusya-azerbaycanin-si%cc%87yah-altini-baku-petrolune-cok-sey-borclu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hüdayi Şirinli]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Feb 2023 07:10:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Yakın Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[Azerbaycan]]></category>
		<category><![CDATA[Kafkasya]]></category>
		<category><![CDATA[Rusya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=9032</guid>

					<description><![CDATA[Kafkasya’nın Kuveyt’i Azerbaycan topraklarında, 19. yüzyıl sonlarında petrol üretiminde ABD’yi geçerek dünyada birinci sıraya yerleşen Bakü’yü Rusya’nın siyasî ve iktisadî bakımdan borçlu olduğu bir petrol merkezi haline getiren icraatlar, keşifler, ferdî teşebbüsler ve Azerbaycan halkının gönlünde taht kuran şahsiyetler&#8230; &#160; Devamı Derin Tarih Ocak Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kafkasya’nın Kuveyt’i Azerbaycan topraklarında, 19. yüzyıl sonlarında petrol üretiminde ABD’yi geçerek dünyada birinci sıraya yerleşen Bakü’yü Rusya’nın siyasî ve iktisadî bakımdan borçlu olduğu bir petrol merkezi haline getiren icraatlar, keşifler, ferdî teşebbüsler ve Azerbaycan halkının gönlünde taht kuran şahsiyetler&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-subat-2023">Derin Tarih Ocak Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kanlı Kâbe Baskını</title>
		<link>https://www.derintarih.com/tarihci-gozuyle/kanli-kabe-baskini/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Özcan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 02 Nov 2022 08:26:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tarihçi Gözüyle]]></category>
		<category><![CDATA[20 Kasım 1979]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[Kâbe baskını]]></category>
		<category><![CDATA[Necd]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8730</guid>

					<description><![CDATA[Hac mevsiminin devam ettiği sırada 20 Kasım 1979 günü sabah namazı vaktinde başlayıp 16 gün süren Kâbe baskını ardında cevaplanmayan birçok soru bıraktı. Necd’in köklü bedevi kabilelerinden Uteybe’ye mensup eski bir ulusal muhafız olan Cüheymân b. Muhammed’in önderliğinde düzenlenen Kâbe baskınının ardında kimler vardı? Tahran ABD ve İsrail’i sorumlu tutarken Beyaz Saray parmağıyla Humeynî’yi işaret ediyordu. Körfez ülkeleri SSCB’yi suçluyor, Moskova ise baskının CIA tarafından düzenlendiğini iddia ediyordu. Peki, hakiki sorumlu kimdi? &#160; Devamı Derin Tarih Kasım Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hac mevsiminin devam ettiği sırada 20 Kasım 1979 günü sabah namazı vaktinde başlayıp 16 gün süren Kâbe baskını ardında cevaplanmayan birçok soru bıraktı. Necd’in köklü bedevi kabilelerinden Uteybe’ye mensup eski bir ulusal muhafız olan Cüheymân b. Muhammed’in önderliğinde düzenlenen Kâbe baskınının ardında kimler vardı? Tahran ABD ve İsrail’i sorumlu tutarken Beyaz Saray parmağıyla Humeynî’yi işaret ediyordu. Körfez ülkeleri SSCB’yi suçluyor, Moskova ise baskının CIA tarafından düzenlendiğini iddia ediyordu. Peki, hakiki sorumlu kimdi?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-kasim-2022">Derin Tarih Kasım Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Dağıtın Bu Amerikan Casus Yuvasını”</title>
		<link>https://www.derintarih.com/tarihci-gozuyle/dagitin-bu-amerikan-casus-yuvasini/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Rıza Kurtuluş]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 07 Sep 2022 10:18:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tarihçi Gözüyle]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[iran devrimi]]></category>
		<category><![CDATA[Tahran]]></category>
		<category><![CDATA[takvim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8493</guid>

					<description><![CDATA[Takvimler 4 Kasım 1979’u gösteriyordu. Şubat’ta İran Devrimi ile şah’ın devrilmesinin ardından yeni bir dönemin başladığı bu günlerde, başkent Tahran’da sular henüz durulmuş değildi. ABD’nin başını çektiği “dış müdahale tehdidi”, İran üzerinde bir kara bulut gibi dolaşıyordu. Çoğunluğunu öğrencilerin oluşturduğu bir kalabalığın “lâne-i câsûs”1 (casus yuvası) olarak gördükleri Amerika’nın Tahran &#160; Devamı Derin Tarih Eylül Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Takvimler 4 Kasım 1979’u gösteriyordu. Şubat’ta İran Devrimi ile şah’ın devrilmesinin ardından yeni bir dönemin başladığı bu günlerde, başkent Tahran’da sular henüz durulmuş değildi. ABD’nin başını çektiği “dış müdahale tehdidi”, İran üzerinde bir kara bulut gibi dolaşıyordu. Çoğunluğunu öğrencilerin oluşturduğu bir kalabalığın “lâne-i câsûs”1 (casus yuvası) olarak gördükleri Amerika’nın Tahran</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-eylul-2022">Derin Tarih Eylül Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Küresel Aktörlerin Güç Mücadelesi</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/kuresel-aktorlerin-guc-mucadelesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Salih Karaduman]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Aug 2022 11:19:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[Britanya]]></category>
		<category><![CDATA[CIA]]></category>
		<category><![CDATA[I. Dünya Savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[Musaddık]]></category>
		<category><![CDATA[Wilson ilkeleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8418</guid>

					<description><![CDATA[Ulusların kendi kaderini tayin hakkı… Bu kavram, kendisi de siyaset bilimci olan ve 1913-21 tarihleri arasında ABD başkanlığı görevini yürüten Woodrow Wilson’a atfedilen “Wilson ilkeleri”nin en meşhur sloganı haline gelmiş ve 20. yüzyıl dünya siyasetine damgasını vurmuştu. Nitekim 19. yüzyıldan itibaren Avrupa devletleri tarafından sömürgeleştirilen toplumlar, sonradan popüler hale gelecek olan bu kavramı, maruz bırakıldıkları durumu aşmak için sıklıkla kullandı. 1776 senesinde bağımsızlığını ilan eden ve Avrupa’nın doğrudan siyasî müdahalesinin önünü kapatan ABD, bu sayede dünya siyaset arenasına giriş yaptı. Bu ilkeler aynı zamanda I. Dünya Savaşı yorgunu olan ve Asya, Afrika, Avustralya kıtalarında çok sayıda sömürgesi bulunan Avrupa devletlerinin&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ulusların kendi kaderini tayin hakkı… Bu kavram, kendisi de siyaset bilimci olan ve 1913-21 tarihleri arasında ABD başkanlığı görevini yürüten Woodrow Wilson’a atfedilen “Wilson ilkeleri”nin en meşhur sloganı haline gelmiş ve 20. yüzyıl dünya siyasetine damgasını vurmuştu. Nitekim 19. yüzyıldan itibaren Avrupa devletleri tarafından sömürgeleştirilen toplumlar, sonradan popüler hale gelecek olan bu kavramı, maruz bırakıldıkları durumu aşmak için sıklıkla kullandı.</p>
<p>1776 senesinde bağımsızlığını ilan eden ve Avrupa’nın doğrudan siyasî müdahalesinin önünü kapatan ABD, bu sayede dünya siyaset arenasına giriş yaptı. Bu ilkeler aynı zamanda I. Dünya Savaşı yorgunu olan ve Asya, Afrika, Avustralya kıtalarında çok sayıda sömürgesi bulunan Avrupa devletlerinin tesis ettiği siyasî düzene doğrudan bir tehditti. Nitekim ABD’nin sömürgecilik yerine ikame etmek istediği “manda ve himaye”, kendi kaderini tayin hakkı olan milletlerin, tayin edilen bir süreden sonra bağımsızlıklarını kazanmalarını öngörüyordu. Britanya ve Fransa başta olmak üzere Avrupa devletleri bu durumu, artık tehlikede olan sömürgeleriyle bağlarını tamamen koparmamak ve ABD’nin bu devletlerle hükümranlık ilişkisi kurmasının önüne geçmek için kabul etmek durumunda kalmıştı. Her ne kadar bağımsızlıklarını elde etmeleri 1960’ları bulduysa da ABD’nin bu politikası, bağımsızlık talep eden devletler için oldukça etkili bir paradigmaya dönüşmüştü.</p>
<p>1953’te CIA öncülüğünde gerçekleştirildiği herkesçe bilinen ve İran Başbakanı Musaddık’ın devrilmesiyle sonuçlanan hadisenin uluslararası ilişkiler bakımından önemini izaha gayret eden bir yazının ABD-Avrupa örtük çekişmesiyle başlamasının sebebi nedir? Şüphesiz söz konusu darbe İran’daki iç gelişmeler, toplumsal değişiklikler ve devlet içi aktörlerin çatışmaları üzerinden de anlatılabilir. Bununla birlikte, 19. yüzyıldan itibaren doğrudan doğruya İngiltere-Rusya tarafından iki sömürge bölgesine ayrılan, 1953 “TP-AJAX Operasyonu” ile kademeli olarak ABD etkisine açık hale gelen İran’daki bu darbeyi anlamak için II. Dünya Savaşı sonrasında devletlerarası güç mücadelelerine göz atmak öğretici olacaktır. Okumakta olduğunuz yazı, 1953 Musaddık darbesini devrin uluslararası aktörlerinin karar alıcılık düzeyi açısından inceleyecektir.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ağustos-2022">Derin Tarih Ağustos Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İran Devrimi’ni Hazırlayan Darbe</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/iran-devrimini-hazirlayan-darbe/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hakkı Uygur]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Aug 2022 11:11:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[Dwight Eisenhower]]></category>
		<category><![CDATA[Endonezya]]></category>
		<category><![CDATA[İngiltere]]></category>
		<category><![CDATA[Latin Amerika]]></category>
		<category><![CDATA[Musaddık]]></category>
		<category><![CDATA[Sovyet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8414</guid>

					<description><![CDATA[Batı’nın kendi kontrolü dışına çıkan Müslüman liderlere karşı giriştiği darbelerin en önemlilerinden biri şüphesiz 19 Ağustos 1953’deki İran darbesidir. İngiltere’nin Musaddık’ın İran petrollerini millîleştirmesine tepki göstermesinin ana nedenlerinden birisi İran’ın tavrının savaşın ardından bağımsızlığını kazanmaya başlayan diğer ülkelere de sıçraması ve büyük ölçüde sömürgelerden gelen doğal zenginliklerle ayakta duran İngiliz ekonomisinin çökme tehlikesiydi. İngiltere bu hususta ABD’yi de uyarmış ve Musaddık’ın petrol üzerinde kontrolü ele geçirmesi durumunda diğer ülkelerin de yeraltı kaynaklarını millîleştirme hareketine girişeceklerini ve bu durumda, yalnızca Londra’nın değil Washington’un da Endonezya’dan Latin Amerika’ya kadar olan bölgedeki çıkarlarının tehlikeye gireceğini hatırlatmıştı. İngiltere ciddi bir halk ve muhtemelen Sovyet&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Batı’nın kendi kontrolü dışına çıkan Müslüman liderlere karşı giriştiği darbelerin en önemlilerinden biri şüphesiz 19 Ağustos 1953’deki İran darbesidir. İngiltere’nin Musaddık’ın İran petrollerini millîleştirmesine tepki göstermesinin ana nedenlerinden birisi İran’ın tavrının savaşın ardından bağımsızlığını kazanmaya başlayan diğer ülkelere de sıçraması ve büyük ölçüde sömürgelerden gelen doğal zenginliklerle ayakta duran İngiliz ekonomisinin çökme tehlikesiydi. İngiltere bu hususta ABD’yi de uyarmış ve Musaddık’ın petrol üzerinde kontrolü ele geçirmesi durumunda diğer ülkelerin de yeraltı kaynaklarını millîleştirme hareketine girişeceklerini ve bu durumda, yalnızca Londra’nın değil Washington’un da Endonezya’dan Latin Amerika’ya kadar olan bölgedeki çıkarlarının tehlikeye gireceğini hatırlatmıştı.</p>
<p>İngiltere ciddi bir halk ve muhtemelen Sovyet desteğine sahip olduğunu düşündüğü Musaddık hükümetine karşı harekete geçmek için Amerika’nın desteğine başvurdu. Dwight Eisenhower’ın Kasım 1952’de başkan seçilmesinin hemen ardından, Washington’a aracılar göndermiş ve yeni başkanın ekibi ikna edilmişti. Bu amaçla aynı zamanda eski başkanlardan Theodore Roosevelt’in torunu olan CIA Ortadoğu Direktörü Kermit Roosevelt, Haziran 1953’te çantasında ciddi bir nakit ile birlikte Tahran’a gitmiş ve ilk olarak İran’ı kaosa sokabilmek ve Musaddık’ın popülerliğini azaltabilmek için çok sayıda politikacı, gazeteci ve din adamına rüşvet dağıtmaya başlamıştı.</p>
<p>Geniş halk kesimleri arasında kahraman konumunda bulunan Musaddık’ın devrilebilmesi için öncelikle dezenformasyon ile gözden düşürülmesi gerekiyordu. Bu amaçla çeşitli yalan ve iftiralarla kamuoyu oluşturma çabalarına girişilmiş, solcu Tudeh Partisi’yle olan irtibatından dolayı komünizm taraftarlığı ile suçlanmıştır. Dönemin şartları ve Soğuk Savaş’ın yeni başladığı düşünüldüğünde Musaddık’ın özellikle Batı kamuoyunda şeytanlaştırılması için bundan daha uygun bir yafta bulunamazdı. Aynı şekilde ABD ve İngiltere kontrolündeki Batı ve İran medyası da, Musaddık ve Dışişleri Bakanı Dr. Fatımi gibi isimlerin “diktatör”, “demagog”, “şehitlik saplantılı duygusal İslamcı”, “eşcinsel”, “uyuşturucu bağımlısı”, “Yahudi” ve “Bahai” olduklarına dair yayınlar yapıyorlardı.</p>
<p>Bunun yanı sıra darbeye hazırlık olarak girişilen eylemler yalnızca İran içiyle sınırlı değildi. Özellikle İngiltere uluslararası propaganda kampanyasının yanı sıra İran’a karşı ekonomik bir savaş da başlatmıştı. Londra yönetimi İran’ın İngiltere’deki mal varlıkları dondurmuş, İran’a petrol ihracatında kullanılan teçhizatın ihraç edilmesini yasaklamış, ABD’nin İran’a vermeyi düşündüğü 25 milyon dolarlık krediyi de engellemişti. Aynı şekilde, İran’dan petrol almak isteyen müşteriler Birleşik Krallık tarafından tehdit ediliyordu.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ağustos-2022">Derin Tarih Ağustos Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>STEPHEN KİNZER: “MUSADDIK DARBEYİ ÖNLEYEMEDİ, ÇÜNKÜ HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜNE İNANIYORDU”</title>
		<link>https://www.derintarih.com/soylesi/stephen-kinzer-musaddik-darbeyi-onleyemedi-cunku-hukukun-ustunlugune-inani-yordu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Özlem Kocukeli Özbay]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Aug 2022 11:06:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[CIA]]></category>
		<category><![CDATA[İngiltere]]></category>
		<category><![CDATA[Kermit Roosevelt]]></category>
		<category><![CDATA[Mordad]]></category>
		<category><![CDATA[Musaddık]]></category>
		<category><![CDATA[stephen kinzer]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8410</guid>

					<description><![CDATA[1) İngiltere yönetimi darbedeki rolü hakkında şimdiye kadar sessizliğini korusa da farklı kaynaklardan elde edilen bilgiler, darbenin asıl aktörünün İngiltere olduğunu gösteriyor. Darbenin perde arkası hakkında ne söylemek istersiniz? Bu darbede İngilizler kilit aktörlerdi. Petrolün millîleştirilmesinden en çok ve doğrudan etkilenen onlardı ve 28 Mordad1 Darbesi’nden önce Musaddık’ı alaşağı etmek için çeşitli yollara başvurdular. İngiliz subaylar göreve başlayacak olan Eisenhower yönetimine darbe fikrini sundular ve bu esnada petrol anlaşmazlığından söz etmeyip, konuyu Doğu-Batı çatışması olarak sunacak kadar kurnazlık sergilediler. Darbenin her aşamasında İngilizler Amerikalılarla yakın işbirliği içinde çalıştılar. 2) Darbe yolunda atılan ilk adım, CIA’nın Ortadoğu masası şefi Kermit Roosevelt’in&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>1) İngiltere yönetimi darbedeki rolü hakkında şimdiye kadar sessizliğini korusa da farklı kaynaklardan elde edilen bilgiler, darbenin asıl aktörünün İngiltere olduğunu gösteriyor. Darbenin perde arkası hakkında ne söylemek istersiniz?</strong></p>
<p>Bu darbede İngilizler kilit aktörlerdi. Petrolün millîleştirilmesinden en çok ve doğrudan etkilenen onlardı ve 28 Mordad1 Darbesi’nden önce Musaddık’ı alaşağı etmek için çeşitli yollara başvurdular. İngiliz subaylar göreve başlayacak olan Eisenhower yönetimine darbe fikrini sundular ve bu esnada petrol anlaşmazlığından söz etmeyip, konuyu Doğu-Batı çatışması olarak sunacak kadar kurnazlık sergilediler. Darbenin her aşamasında İngilizler Amerikalılarla yakın işbirliği içinde çalıştılar.</p>
<p><strong>2) Darbe yolunda atılan ilk adım, CIA’nın Ortadoğu masası şefi Kermit Roosevelt’in 1953 Haziran’ında yüklü bir meblağla Tahran’a gitmesi oldu. Bu mali kaynak hangi amaçla kullanıldı?</strong></p>
<p>Gazete editörlerine ve yazarlarına Musaddık’a iftira atmaları için rüşvet verdiler. Mollalara vaazlarında Musaddık’ı kötülemelerini için rüşvet verdiler. Politikacılara Millî Cephe’den2 ayrılmaları için rüşvet verdiler. CIA göreve çağırdığında harekete geçmeye hazır olmaları için polis müdürlerine ve ordu subaylarına; 28 Mordad Darbesi öncesi Tahran’da kaos çıkarmaları için de çetelere para ödediler. Bir CIA belgesine göre paraların bir kısmı “ilave dostlar kazanmak” ve “kilit pozisyondaki kişileri etkilemek” için harcandı.</p>
<p><strong>3) Musaddık’ı güçlü bir politikacı yapan unsurlar ve uzun yıllara dayanan siyaset tecrübesi İngiltere ve ABD’nin işini zorlaştırdı mı sizce?</strong></p>
<p>Musaddık zeki ve uyanık bir politikacıydı; ancak ezici bir güçle karşı karşıyaydı. Demokrasiye ve başkalarının onuruna duyduğu doğuştan getirdiği güven, onun fazla müsamahakâr ve yumuşak başlı olmasına yol açtı. Örneğin ilk darbe teşebbüsüne katılanların infazı ikinci darbeyi önleyebilirdi. Ancak Musaddık hukukun üstünlüğüne inandığı için bunu yapmadı.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ağustos-2022">Derin Tarih Ağustos Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nasıl Darbe Yapılır?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/genel/nasil-darbe-yapilir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Metin Taha Yılmaz]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Aug 2022 09:15:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[Bağımsızlık Bildirgesi]]></category>
		<category><![CDATA[Fransız İhtilali]]></category>
		<category><![CDATA[Kristof Kolomb]]></category>
		<category><![CDATA[Kuzey Amerika]]></category>
		<category><![CDATA[Louisiana]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8404</guid>

					<description><![CDATA[Bir ülke neden başka bir ülkede darbe tertip eder? Bu soruya verilebilecek cevaplar, ABD’nin doğrudan ya da dolaylı olarak parçası olduğu darbelerin sayısı kadar çok. Çünkü neredeyse her darbe arkasındaki başka bir gerekçeye dayanıyor. Ancak bütün bu gerekçelerin üç ortak hedefi var: Kendi hayat ve fikir tarzını empoze etmek, hedefteki ülkenin zenginliklerini sömürmek ve uluslararası siyasette daha etkili bir ülke olmak. Üstelik darbeler bunlara ulaşmak noktasında savaşlardan daha az maliyetli. ABD’nin hemen her darbede işte bu yüzden parmağı var. Peki, ABD darbenin savaştan konforlu bir araç olduğunu nasıl keşfetti? Karıştığı onlarca darbe arasından seçtiğimiz beş örnekten hareketle bu soruya cevap&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bir ülke neden başka bir ülkede darbe tertip eder? Bu soruya verilebilecek cevaplar, ABD’nin doğrudan ya da dolaylı olarak parçası olduğu darbelerin sayısı kadar çok. Çünkü neredeyse her darbe arkasındaki başka bir gerekçeye dayanıyor. Ancak bütün bu gerekçelerin üç ortak hedefi var: Kendi hayat ve fikir tarzını empoze etmek, hedefteki ülkenin zenginliklerini sömürmek ve uluslararası siyasette daha etkili bir ülke olmak. Üstelik darbeler bunlara ulaşmak noktasında savaşlardan daha az maliyetli. ABD’nin hemen her darbede işte bu yüzden parmağı var. Peki, ABD darbenin savaştan konforlu bir araç olduğunu nasıl keşfetti? Karıştığı onlarca darbe arasından seçtiğimiz beş örnekten hareketle bu soruya cevap arayacağız. Ama önce ABD’nin sömürülenden sömürene geçiş sürecini ya da bir başka ifadeyle darbeciliğinin bilinç öncesini anlamaya çalışalım.</p>
<p>Amerika kıtası bildiğiniz üzere Kristof Kolomb’un ziyaretinden sonra Avrupalı devletlerin sömürgecilik faaliyetlerine uzun yıllar ev sahipliği yaptı. Denizlerde söz sahibi olan devletlerin hemen hepsi dümenini bu kıtaya kırdı. Kanada’ya Fransızlar üşüşmüştü. Hatta güneye inip Meksika Körfezi’ne kadar uzanan Louisiana kolonisini kurmuşlardı. Kuzey Amerika’nın güneyinde ise İspanyollar at koşturuyordu. Orta ve Güney Amerika kıtasının büyük bölümü de yine İspanya’nın kontrolündeydi. Güney Amerika’daki Brezilya ise Portekiz sömürgesiydi. Kuzey Amerika’nın Atlantik kıyılarına da İngilizler kanca atmış ve burada 13 koloni kurmuşlardı. Bu koloniler Amerika Birleşik Devletleri’nin kurulmasıyla neticelenecek ayaklanmada bir araya gelecekler ve İngiltere’yi mağlup edeceklerdi.</p>
<p>Aslında bir araya gelen kolonilerin hedefi bağımsızlık değildi. Tıpkı Fransız İhtilali’nde olduğu gibi kolonilerin önceden tayin edilmiş siyasî bir amacı yoktu ve tek hedefleri ağır vergilere başkaldırmaktı. Çünkü kolonilerde vergi ancak halkın seçtiği temsilcilerin rızasıyla konulabiliyordu ama İngiltere hükümeti Yedi Yıl Savaşları nedeniyle sıkıntılı olan İngiliz hazinesini rahatlatmak amacıyla bu temsilcilerin rızasını almadan yeni vergiler koydu. İşte buna tepki olarak yola çıkan sömürge halkları 4 Temmuz 1776’da yayınladıkları Bağımsızlık Bildirgesi ile Amerika Birleşik Devletleri adıyla bağımsızlıklarını ilan ettiler.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ağustos-2022">Derin Tarih Ağustos Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>HASAN AKSAY: “KIBRIS DÜĞÜMÜNÜN SEBEBİ, ASKERÎ DARBELERDİR”</title>
		<link>https://www.derintarih.com/soylesi/hasan-aksay-kibris-dugumunun-sebebi-askeri-darbelerdir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Taha Kılınç]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 Jul 2022 09:09:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhuriyet Halk Partisi]]></category>
		<category><![CDATA[Halk Partisi]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet Paşa]]></category>
		<category><![CDATA[Kıbrıs]]></category>
		<category><![CDATA[Vahdet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8299</guid>

					<description><![CDATA[KONUŞAN: TAHA KILINÇ Sizin 1961’de ilk kez milletvekili oluşunuz, Kıbrıs sorununun da alevlenmeye başladığı bir zamana tesadüf ediyor. O günlerin atmosferini anlatır mısınız? İlk milletvekili seçilişim, 1961’de Adalet Partisi’nden. Zannediyorum henüz yemin etmemiştik, partinin Ankara Necati Bey Caddesi’ndeki genel merkezini taşladılar. Epey ciddi gerilim oldu. Parti yönetiminden istifalar yaşandı. Sonrasında, beni genel idare kuruluna aldılar. Böylece genç yaşımdan itibaren, siyasî hadiselerin içinde yer almaya başladım. Ben o zaman henüz 28 yaşındaydım, ama resmî yaşım 30 görünüyordu. Fakültede okurken “Vahdet” isimli bir mecmua çıkarmak istemiştim. Onun imtiyaz sahipliği için 21 yaş sınırı vardı. Avukat olan Ali Ağabeyim de yaşımı büyütmüştü. Bu&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>KONUŞAN: TAHA KILINÇ</strong></p>
<p><strong>Sizin 1961’de ilk kez milletvekili oluşunuz, Kıbrıs sorununun da alevlenmeye başladığı bir zamana tesadüf ediyor. O</strong><strong> günlerin atmosferini anlatır mısınız? </strong></p>
<p>İlk milletvekili seçilişim, 1961’de Adalet Partisi’nden. Zannediyorum henüz yemin etmemiştik, partinin Ankara Necati Bey Caddesi’ndeki genel merkezini taşladılar. Epey ciddi gerilim oldu. Parti yönetiminden istifalar yaşandı. Sonrasında, beni genel idare kuruluna aldılar. Böylece genç yaşımdan itibaren, siyasî hadiselerin içinde yer almaya başladım.</p>
<p>Ben o zaman henüz 28 yaşındaydım, ama resmî yaşım 30 görünüyordu. Fakültede okurken “Vahdet” isimli bir mecmua çıkarmak istemiştim. Onun imtiyaz sahipliği için 21 yaş sınırı vardı. Avukat olan Ali Ağabeyim de yaşımı büyütmüştü. Bu yaş büyütme işi, milletvekili olurken de işime yaradı. O zamana kadar fakültede talebe cemiyeti başkanlığı ve diğer birçok işi zaten yürütüyordum.</p>
<p>1961 itibariyle, Kıbrıs’ta kan gövdeyi götürüyordu. Darbeden sonra Cumhuriyet Halk Partisi’nin ve İsmet Paşa’nın iktidara gelmesini fırsat bilen Yunanistan ve Rumlar, Türklere saldırılarını yoğunlaştırmışlardı. Yunanistan, “Kıbrıs’ı ele geçirmek için en uygun zaman” diye düşünüyordu. Kıbrıs’ta Türklere sürekli saldırılar olurken, içeride de “Ada’ya çıkarma yapalım” baskıları yoğunlaşmaya başladı. Askerî müdahale ve denizden çıkarma yapma gündeme gelince, Meclis’te bunun için karar aldık. Gemiler Anamur’dan hareket etti. Bu arada, İsmet Paşa, “Bunu yapmayalım. 15 bin askerimiz şehit olur” diye konuşuyordu sürekli. Yine de kamuoyu baskısı sonucu, gemilerimiz yola çıktı. Fakat yarı yolda Amerika’dan “Geri dönün!” direktifi geldi, gemilerimiz yeniden limanlarımıza dönmek zorunda kaldı. Bilahare yeniden bir deneme daha yaptık, bu defa gemiler limandan ayrılmadan Amerika’dan müdahale geldi. İsmet Paşa’yı Amerikalılarla müzakere yapsın diye Washington’a gönderdik. Dönemin ABD Başkanı, İsmet Paşa ile sadece 3 dakika konuştu! “Hoş geldin”, “güle güle” derken zaten vakit doldu. Velhasıl, Amerikalılardan Kıbrıslı Türklere yardım için izin çıkmadı.</p>
<p>Cumhuriyet tarihi boyunca hep aynısı olmuştur: Halk Partisi ne zaman iktidara gelse, Yunanistan’ın Kıbrıs konusundaki emelleri artmıştır. Şu anda da Türkiye’ye daha rahat müdahale edebilmek için, Yunanistan topraklarına Amerikan askerleri konuşlandırılıyor. Yani “Biraz daha ilerlerlerse, bunları durduramayız” diye düşünüyorlar.</p>
<p>Hani biraz önce darbelerle Kıbrıs meselesinin alakasını anlattım ya, şu nokta da çok mühimdir: 1980 İhtilali olduktan hemen sonra, Kenan Evren, o zamana kadar hiçbir hükümetin yapmaya yanaşmadığı şeyi yaptı ve Yunanistan’ın NATO’ya üye olmasının önünü açtı. Süleyman Demirel ve Bülent Ecevit hükümetleri, bu konuda kesin bir duruş sahibiydi ve Yunanistan bir türlü NATO’ya giremiyordu. Ama Kenan Evren, ilk iş olarak bunu sağladı. Batı’dan talimatı alıyorlar, bütün adımlarını da buna göre atıyorlar.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-temmuz-2022">Derin Tarih Temmuz Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İngiliz Sömürgeciliğinin 7 Esası</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/ingiliz-somurgeciliginin-7-esasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Taha Kılınç]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Nov 2021 08:15:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[2.Dünya Savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[bağımsız]]></category>
		<category><![CDATA[Büyük Britanya]]></category>
		<category><![CDATA[Kanada]]></category>
		<category><![CDATA[kaos]]></category>
		<category><![CDATA[Londra]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7617</guid>

					<description><![CDATA[Büyük Britanya, 1600’lü yılların başından itibaren batıda ve doğuda sömürgecilik faaliyetlerini yoğunlaştırmış, birbiri ardınca ele geçirdiği yabancı topraklarda ilk sömürge idarelerini tesise başlamıştı. 1670’lere gelindiğinde, bugünkü ABD ve Kanada’dan Hindistan’a kadar uzanan geniş bir coğrafyada, İngilizlerin artık kalıcı hale gelmiş ayak izlerine rastlamak mümkündü. 1800’lerin ikinci yarısında ise Büyük Britanya’yı tanımlamak için herkesin kullandığı ifade aynıydı: Üzerinde güneşin batmadığı imparatorluk. Doğrudan yönetim, himaye, ittifak veya başka herhangi bir biçimde, İngiliz siyasetçi, asker ve bürokrat ordularının kontrol ettiği coğrafya öylesine uçsuz-bucaksızdı ki, Büyük Britanya, aynı zamanda “tarihte en geniş sınırlara ulaşmış devlet” unvanına da kavuşmuştu. 1900’lerin başında Ortadoğu’nun birçok noktasında da&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Büyük Britanya, 1600’lü yılların başından itibaren batıda ve doğuda sömürgecilik faaliyetlerini yoğunlaştırmış, birbiri ardınca ele geçirdiği yabancı topraklarda ilk sömürge idarelerini tesise başlamıştı. 1670’lere gelindiğinde, bugünkü ABD ve Kanada’dan Hindistan’a kadar uzanan geniş bir coğrafyada, İngilizlerin artık kalıcı hale gelmiş ayak izlerine rastlamak mümkündü. 1800’lerin ikinci yarısında ise Büyük Britanya’yı tanımlamak için herkesin kullandığı ifade aynıydı: Üzerinde güneşin batmadığı imparatorluk.</p>
<p>Doğrudan yönetim, himaye, ittifak veya başka herhangi bir biçimde, İngiliz siyasetçi, asker ve bürokrat ordularının kontrol ettiği coğrafya öylesine uçsuz-bucaksızdı ki, Büyük Britanya, aynı zamanda “tarihte en geniş sınırlara ulaşmış devlet” unvanına da kavuşmuştu. 1900’lerin başında Ortadoğu’nun birçok noktasında da İngilizler ön plandaydı. Bölgenin yeraltı ve yer üstü zenginliklerinin paylaşımında, 1. Dünya Savaşı’nda Osmanlı İmparatorluğu’nun yenilgiye uğratılmasında ve sonrasında imparatorluk bakiyesinin kurtlar sofrasında paylaşımında İngilizler hep başroldeydiler.</p>
<p>2. Dünya Savaşı’nın Avrupa’yı temellerinden sarstığı 1940’lı yıllarda, İngiltere, manda ve sömürge yönetimi altında tuttuğu bölgelerde zorlu sınavlarla karşı karşıya kaldı. Ya da en azından, dışarıdan bakıldığında, elindeki coğrafyalarda asayişi sağlamakta zorlanan, bütün kesimlerin şikâyet odağına yerleşmiş, adeta çözüm üretmekten aciz bir Britanya İmparatorluğu görüntüsü vardı. 1970’lerin başına kadar, İngiltere bütün sömürgelerinden kademeli olarak teker teker çekilecek, geride “bağımsız” devletler ve yönetimler bırakacaktı. Birçok tarihî kaynakta, İngilizlerin bilfiil yönetimi ve kontrolü altında geçen o uzun yıllar “kaos”, “karmaşa”, “iç çatışma” gibi sıfatlarla anılacak, İngiltere’nin “beceriksiz”, “acemi” ve “özensiz” yönetimine çeşitli eleştiriler yöneltilecekti.</p>
<p>Peki, gerçekten öyle miydi? İngiltere beceriksiz, özensiz ve acemi bir idare mi sergilemişti? Yoksa ortada ince düşünülüp tasarlanmış, sabırlı bir şekilde sahneye konmuş, uzun yıllara yayılmış ve neticeleri için gelecek kuşaklar hedeflenmiş bir strateji mi vardı?</p>
<p>Tarihî sürece ve coğrafyaya dikkatle ve çok boyutlu biçimde bakanlar, cevabın ikinci şıkta gizlendiğini göreceklerdir. Özellikle İslâm coğrafyasında, İngiltere tarafından yönetilmiş veya İngiliz tipi kontrol / himaye tecrübesini yaşamış bölgelerin hepsinde, zahirdeki kaos ve karmaşa bir yana bırakıldığında, Londra’daki “devlet aklı”nın aşağıdaki yedi esası titizlikle uygulamaya koymuş olduğu fark edilecektir.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-kasim-2021">Derin Tarih Kasım Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tarihi Sömürmek</title>
		<link>https://www.derintarih.com/editorden/tarihi-somurmek/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Taha Kılınç]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 04 Jun 2021 08:54:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Editörden]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[Ermeni Soykırımı]]></category>
		<category><![CDATA[Fransa]]></category>
		<category><![CDATA[Joe Biden]]></category>
		<category><![CDATA[Mescid-i Aksa]]></category>
		<category><![CDATA[propagandist]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7191</guid>

					<description><![CDATA[ABD Başkanı Joe Biden’ın 1915 Olaylarını “Ermeni Soykırımı” olarak resmen tanıdığını açıklaması kimseyi şaşırtmadı. Çünkü Osmanlı İmparatorluğu’nun dağılma sürecinde gerçekleşen bazı hadiselerin seyri ve o döneme dair yorumlar, çoktandır tarihin değil siyasetin konusu. Uluslararası arenada ve politik çevrelerde, gerçekten ne olduğunu ve kimlerin hangi rolü oynadığını artık çok az insan merak ediyor. Hakikatler, sloganların eline esir düşmüş durumda. Bu noktadan hareketle, Derin Tarih olarak 1915 Olaylarını yeniden ele alırken, farklı bir bakış açısı geliştirmek istedik ve Ermeni lobilerinin faaliyetlerine odaklandık. ABD ve Fransa başta olmak üzere, dünyanın birçok ülkesinde on yıllardır kamuoyu oluşturma çabalarını sürdüren söz konusu lobiler, tarihi ve&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>ABD Başkanı Joe Biden’ın 1915 Olaylarını “Ermeni Soykırımı” olarak resmen tanıdığını açıklaması kimseyi şaşırtmadı. Çünkü Osmanlı İmparatorluğu’nun dağılma sürecinde gerçekleşen bazı hadiselerin seyri ve o döneme dair yorumlar, çoktandır tarihin değil siyasetin konusu. Uluslararası arenada ve politik çevrelerde, gerçekten ne olduğunu ve kimlerin hangi rolü oynadığını artık çok az insan merak ediyor. Hakikatler, sloganların eline esir düşmüş durumda.</p>
<p>Bu noktadan hareketle, <em>Derin Tarih</em> olarak 1915 Olaylarını yeniden ele alırken, farklı bir bakış açısı geliştirmek istedik ve Ermeni lobilerinin faaliyetlerine odaklandık. ABD ve Fransa başta olmak üzere, dünyanın birçok ülkesinde on yıllardır kamuoyu oluşturma çabalarını sürdüren söz konusu lobiler, tarihi ve yaşananları tamamen sömürüp saptırarak, kendi bakış açılarını dünyaya dayatmaya çalıştı, çalışıyor. Bunu yaparken yalanı, rüşveti ve şiddet eylemlerini bolca kullanan ve körükleyen Ermeni propagandistler, aslında Ermeni halkına millî bir kimlik biçmenin de mücadelesini veriyor. Soykırım iddiası böylece Ermenilerin varlığını anlamlandıran en temel enstrümana dönüştürülürken, hakikatlerle zihinlerdeki çarpık algı arasındaki makas da giderek açılıyor. Karşımızda tarihle ve coğrafyayla bağları fiilen kopmuş, bu bağları yeniden kurma yeteneğinden yoksun, yamalı bohçayı andıran bir Ermeni muhayyilesi duruyor.</p>
<p>Derin Tarih’in 1915 Olaylarına bu açıdan bakan dosyasındaki yazı ve röportajları okurken, bir halkın kendisinin ve dünyadaki çeşitli milletlerin, köksüz ve temelsiz bir yalana nasıl ikna edildiğinin acı serüvenini de okuyacaksınız. Alanında uzman isimlerin yetkin değerlendirmeleri, tarihin nasıl istismar edildiğini bütün yönleriyle gözlerinizin önüne serecek.</p>
<p>* * *</p>
<p>Kapak dosyasının dışında, <em>Derin Tarih</em> bu ay da dünyanın çok farklı coğrafyalarından özenle seçilmiş konuları sizlere takdim ediyor. Sayfaları çevirirken tarihî Mağrib’den Hindistan içlerine, sanattan musikiye, ibretli hayat hikâyelerinden sürpriz malumata, okumaya doyamayacağınız bir muhtevayla karşılaşacaksınız.</p>
<p>Bu sayımızda, artık bir gelenek haline gelen ek kitabımızın yanında, ilk kıblemiz Mescid-i Aksâ’nın posterini de hediye ediyoruz. İslâm medeniyetinin bütün unsurlarının ortak emeğiyle meydana getirilen Aksâ Külliyesi’nin ayrıntılarına dalıp giderken, Kudüs’ün niçin paylaşılamayacak kadar kıymetli bir şehir olduğunu daha yakından kavrayacaksınız.</p>
<p>Şunu da ilave edeyim:</p>
<p>Temmuz ve Ağustos sayılarımızın hazırlıklarını şimdiden başlattık. Başlıklarımız ve dosya konularımız hazır. Ayrıca bundan sonraki iki özel sayımızın da planlamasını yaptık. Muhtevaya dair ipucu verip sürprizi bozmayayım, ama arşivlik nüshalar olacağını rahatlıkla söyleyebilirim.</p>
<p>Hayırla görüşmek üzere…</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ermeni ‘Kayıp Dava’ Mitolojisi</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/ermeni-kayip-dava-mitolojisi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Edward J. Erickson]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 04 Jun 2021 08:49:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[Jefferson Davis]]></category>
		<category><![CDATA[Jubal Early]]></category>
		<category><![CDATA[Kayıp Dava]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7185</guid>

					<description><![CDATA[Amerikan İç Savaşı 1861 yılından 1865’e kadar sürdü ve Amerikalıların yaptığı en ağır bedelli ve yıkıcı savaş oldu. Günümüzde Amerikalıların büyük çoğunluğu ve aynı zamanda neredeyse bütün tarihçiler, savaşın temel nedeninin toprak sahibi seçkinlerin elindeki köleliğe dayanan tarım sisteminin sürdürülmesi olduğu fikrine katılmaktadır. Kısacası, günümüzde Amerikalıların büyük bölümü Amerikan İç Savaşı’na köleliğin neden olduğuna inanmaktadır. Ancak bütün Amerikalılar buna inanmıyor ve Amerikan İç Savaşı tarihinin yorumlanması son zamanlarda Amerikan siyasetinde kutuplaştırıcı bir soruna dönüşmeye başladı. Savaşın bitmesinden hemen sonra, konfederasyona dâhil eski konfedere devletler (güneyli birleşik devletler) arasında Konfederasyonun Kayıp Davası (The Lost Cause) olarak bilinen bir efsane ortaya çıktı.&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Amerikan İç Savaşı 1861 yılından 1865’e kadar sürdü ve Amerikalıların yaptığı en ağır bedelli ve yıkıcı savaş oldu. Günümüzde Amerikalıların büyük çoğunluğu ve aynı zamanda neredeyse bütün tarihçiler, savaşın temel nedeninin toprak sahibi seçkinlerin elindeki köleliğe dayanan tarım sisteminin sürdürülmesi olduğu fikrine katılmaktadır. Kısacası, günümüzde Amerikalıların büyük bölümü Amerikan İç Savaşı’na köleliğin neden olduğuna inanmaktadır. Ancak bütün Amerikalılar buna inanmıyor ve Amerikan İç Savaşı tarihinin yorumlanması son zamanlarda Amerikan siyasetinde kutuplaştırıcı bir soruna dönüşmeye başladı.</p>
<p>Savaşın bitmesinden hemen sonra, konfederasyona dâhil eski konfedere devletler (güneyli birleşik devletler) arasında Konfederasyonun Kayıp Davası (The Lost Cause) olarak bilinen bir efsane ortaya çıktı. 1866 yılında Edward Pollard, <em>The Lost Cause: A New Southern History of the War of Confederates </em>(Kayıp Dava: Konfedere Devletler Savaşının Yeni Bir Güneyli Tarihi) adlı kitabını yayınladı. Burada güneylilerin onurları, eyaletlerin hakları ve kuzeyliler tarafından işgal edilen vatanlarını savunmak için savaştıkları fikri savunuluyordu. Ünlü konfederasyon generali Jubal Early ile eski konfederasyon başkanı Jefferson Davis, eski konfederasyon ordusu generali Robert E. Lee (ve diğer konfederasyon komutanlarını) efsanevî kahramanlar statüsüne taşıyarak, Kayıp Dava fikrini savunmaya devam etti. 1940’lara gelindiğinde, ABD’de kapsamlı bir ‘Kayıp Dava’ literatürü ortaya çıktı ve genişlemeye devam etti.</p>
<p>ABD 20. yüzyıla girerken, Kayıp Dava mitolojisi müzik, edebiyat, tarih kitapları, kamusal alanlardaki anıtlar, konfederasyon gazi grupları ve onların soyundan gelenler, bayramlar ve anı günleri, ailelerin “geleneksel bilgi aktarımı” yoluyla Amerikan güneyli kültüründe halkın bilincinin derinlerine kök saldı. Hatta 1939 tarihli Rüzgâr Gibi Geçti gibi filmler bile köleliği, içinde kölelerin mutlu ve iyi muamele gördüğü yararlı bir kurum olarak tasvir ederek Kayıp Dava mitolojisine katkıda bulundu. Gerçekten de Rüzgâr Gibi Geçti’nin açılış konuşması, tarihin içini boşaltıp yerine nostalji ve efsane doldurmaktadır:</p>
<p>“Bir zamanlar Eski Güney adı verilen, şövalyeler ve pamuk tarlalarının yurdu olan bir ülke vardı. Burada, bu güzel dünyada kahramanlık son kez yenildi. Burada Şövalyeler ve onların güzel eşleri, Sahipler ve Köleler son kez görülecekti. Bunlar artık kitaplardaki özlenen birer hayalden başka bir şey değil. Bir medeniyet rüzgar gibi geçti gitti…”</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-haziran-2021">Derin Tarih Haziran Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ölüm Vagonlarında Sönen Hayatlar&#8230;</title>
		<link>https://www.derintarih.com/editorden/olum-vagonlarinda-sonen-hayatlar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Taha Kılınç]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 04 May 2021 09:33:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Editörden]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[Abdülcemil Kırımoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Josef Stalin]]></category>
		<category><![CDATA[Kırım Yarımadası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7100</guid>

					<description><![CDATA[Tam 77 yıl önce, Kırım Tatar Türklerini kendi siyasî emellerinin önünde “tehlike” olarak gören Sovyetler Birliği yönetimi, insanlık tarihinin en büyük suçlarından birine imza attı. 18 Mayıs 1944’te on binlerce insan tren vagonlarına doldurularak, meçhul bir geleceğe doğru yola çıkarıldı. Josef Stalin’in emriyle gerçekleştirilen bu mezalim, geride nesiller boyu devam edecek tarifsiz acılar ve hâlâ dinmeyen gözyaşları bıraktı. Derin Tarih’in bu sayısında, Kırım Tatar Sürgünü’nü bütün boyutlarıyla ele aldık. Hem konuyu çalışan yazar ve akademisyenlerin bilgisine başvurduk hem de kendileri ya da yakınları sürgüne tanıklık etmiş insanların duygularını sayfalarımıza aktardık. Kırım Türklerinin lideri Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu’nun dergimize verdiği özel mülakat&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Tam 77 yıl önce, Kırım Tatar Türklerini kendi siyasî emellerinin önünde “tehlike” olarak gören Sovyetler Birliği yönetimi, insanlık tarihinin en büyük suçlarından birine imza attı. 18 Mayıs 1944’te on binlerce insan tren vagonlarına doldurularak, meçhul bir geleceğe doğru yola çıkarıldı. Josef Stalin’in emriyle gerçekleştirilen bu mezalim, geride nesiller boyu devam edecek tarifsiz acılar ve hâlâ dinmeyen gözyaşları bıraktı.</p>
<p><em>Derin Tarih</em>’in bu sayısında, Kırım Tatar Sürgünü’nü bütün boyutlarıyla ele aldık. Hem konuyu çalışan yazar ve akademisyenlerin bilgisine başvurduk hem de kendileri ya da yakınları sürgüne tanıklık etmiş insanların duygularını sayfalarımıza aktardık. Kırım Türklerinin lideri Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu’nun dergimize verdiği özel mülakat ise, yaşanan sürecin güncel siyasî boyutunu geniş biçimde gözler önüne serdi.</p>
<p>Kırım Tatar sürgünü dosyamız, Kırım Yarımadası’nın yeniden ateş çemberinin içinden geçmekte olduğu bir zaman dilimine denk geldi. Rusya’nın 2014’te Kırım’ı ilhakından bu yana problemlerin giderek kördüğüm halini aldığı Kırım’da yaşananların aslında yakın tarihin meselesi olmadığını, geri planda yüzyılların ötesine uzanan bir mücadelenin yattığını, dosyamızı okuduktan sonra daha iyi anlayacaksınız. Bu vesileyle, önümüzdeki aylarda güzel Kırım’ı kapsamlı bir “özel sayı” olarak da siz kıymetli okurlarımızın dikkatine sunacağımızın haberini şimdiden vermek isterim. Hazırlıklarımıza başladık bile.</p>
<p>Dergimizi matbaaya göndermek üzereyken, ABD yönetiminin 1915 olaylarını “Ermeni Soykırımı” olarak resmen kabul ettiği haberi ajanslara düştü. Bu mevzunun tümüyle artık siyasî bir mesele haline geldiğini, kimsenin hakikatlerle ilgilenmediğini, bunun yerine yalnızca düşmanlık ve saldırganlıkların politik hırslara meze yapıldığını söylemeye bile gerek yok. Fakat <em>Derin Tarih</em> olarak bize düşen bir vazife var: Son 200 yıl içinde, Müslümanların sırf etnik veya dinî kimliklerinden dolayı kıyıldığı ve kırıldığı bütün hadiseleri, tamamen belgelere ve kaynaklara dayalı, derli-toplu bir dosya halinde kamuoyuna takdim etmek. Kıymetli okurlarımıza, bunun da sözünü veriyoruz.</p>
<p>Kapak dosyamız dışında, <em>Derin Tarih</em>’in bu sayısında, yine birbirinden kıymetli yazılar, röportajlar, incelemeler ve kitap tanıtımları bulacaksınız. Sizden gelecek geri dönüşler, yorumlar ve tenkitlerle, her sayımızı bir öncekinden daha iyi bir noktaya taşımayı temel vazifemiz olarak görüyoruz.</p>
<p>Gelecek ay görüşmek üzere size veda ederken, mübarek ramazan bayramının hepimize sıhhat ve afiyet getirmesini diliyoruz.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Rockefeller Vakfı Neden Türkiye’ye 12 Milyon Dolar Bağışlamıştı?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/rockefeller-vakfi-neden-turkiyeye-12-milyon-dolar-bagislamisti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Munise Şimşek]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Mar 2021 06:34:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[2.Dünya Savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[Carnegie]]></category>
		<category><![CDATA[liberal]]></category>
		<category><![CDATA[misyoner]]></category>
		<category><![CDATA[Rockefeller]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6875</guid>

					<description><![CDATA[İngilizlere karşı verdiği bağımsızlık mücadelesiyle 1776 yılında bağımsızlığını kazanan Amerika Birleşik Devletleri (ABD), emperyalizm karşıtı söylemleriyle kendisini Avrupa devletlerinden farklı bir yere konumlandırmıştır. Ancak hızlı sanayileşme ve güç temerküzü Amerikan yayılmacılığını kaçınılmaz kılacaktır. Bu yayılmacılık Güney Amerika söz konusu olduğunda saldırgan bir tavra dönüşürken, dünyanın geriye kalanı için daha yumuşak politikalarla kendisini göstermiştir. 2. Dünya Savaşı sonrasında süper güç oluncaya kadar ABD, dış politikasında temel hak ve hürriyetlere, ülkelerin sınır bütünlüğüne saygılı, daha liberal bir tavır sergilemiştir. Bu süreçte dünyayı tanımak için kullandığı araçlardan biri misyoner örgütleridir. 19. yüzyılda Amerikan misyonerler gittikleri ülkelerin coğrafi özellikleri, bitki örtüsü, yeraltı kaynakları, geçim&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İngilizlere karşı verdiği bağımsızlık mücadelesiyle 1776 yılında bağımsızlığını kazanan Amerika Birleşik Devletleri (ABD), emperyalizm karşıtı söylemleriyle kendisini Avrupa devletlerinden farklı bir yere konumlandırmıştır. Ancak hızlı sanayileşme ve güç temerküzü Amerikan yayılmacılığını kaçınılmaz kılacaktır. Bu yayılmacılık Güney Amerika söz konusu olduğunda saldırgan bir tavra dönüşürken, dünyanın geriye kalanı için daha yumuşak politikalarla kendisini göstermiştir. 2. Dünya Savaşı sonrasında süper güç oluncaya kadar ABD, dış politikasında temel hak ve hürriyetlere, ülkelerin sınır bütünlüğüne saygılı, daha liberal bir tavır sergilemiştir. Bu süreçte dünyayı tanımak için kullandığı araçlardan biri misyoner örgütleridir. 19. yüzyılda Amerikan misyonerler gittikleri ülkelerin coğrafi özellikleri, bitki örtüsü, yeraltı kaynakları, geçim şartları, nüfusu gibi konularda bilgi toplama; geleneksel toplumların etnik ve dinî yapılarını, sosyokültürel özelliklerini tanıma; siyasî grupları, çatışma hatlarını tespit etme hususunda oldukça iyi iş çıkarmışlardır!</p>
<p>Amerikan misyonerlerinin Osmanlı topraklarındaki ilk faaliyetleri 19. yüzyılın başlarına tekabül eder. İmparatorluk sınırları içinde ilk Amerikan okulu ise 1824’te Beyrut’ta kuruldu. 1910’a gelindiğinde bu okulların sayısı 500’ü geçmiş ve yaklaşık 30 bin öğrenciye eğitim verilmişti. Bu kitlesel eğitimin bölgeye etkisi epeyce düşündürücüydü. Kolejlerin en tehlikeli yönü, imparatorluk topraklarında milliyetçiliği tetiklemeleri olmuştu. İlk Amerikan kolejine ev sahipliği yapan Lübnan aynı zamanda Arap milliyetçiliğinin yeşerdiği yerdi. Araştırmalar göstermektedir ki Osmanlı topraklarındaki Ermeni isyanlarıyla bu okullar arasında ciddi bağlantılar mevcuttu. Hatta bazı okullar Ermeni çetelerine silah ve mühimmat yardımı bile yapmıştır. Yine bu süreçte bölgedeki mezhebî gerilimler de epeyce artmıştı.</p>
<p>Misyoner okullarının bu şaibeli faaliyetleri tabii olarak rahatsızlık uyandırmış ve bazı itirazlara yol açmıştı. Bu yüzden ABD misyoner örgütlerini büyük oranda sahadan çekecek ve 19. asrın sonlarında onların yerini büyük şirketler tarafından kurulan vakıflar alacaktı. Bu değişime öncülük eden Carnegie, Ford ve Rockefeller vakıflarının başarıları yeni bir çığır açtı ve 20. yüzyılda ABD’de benzer amaçlara hizmet eden 40 binden fazla vakıf kuruldu. Bunların bir kısmı ulusal düzeydeki faaliyetlerle yetinirken, bazıları küresel hayır kurumlarına dönüştü.</p>
<p>Carnegie, Ford ve Rockefeller gibi devasa şirketlerin sermayelerinin bir kısmını hayır işlerine aktarması ve vakıflar kurması öncelikle ulusal ihtiyaçlar ve toplumsal talepler doğrultusunda tezahür eden bir gelişmeydi. 20. yüzyılın başında ABD küresel bir güce dönüşse de ülkedeki gelir dağılımı kapitalizmin vahşi yüzünü resmediyordu. Artan fabrika sayıları ve teknolojik gelişmeler ülkenin güçlenmesine katkıda bulunmuştu fakat bu durum halkın refah düzeyine yansımıyordu. Başta Amerika olmak üzere kapitalist sistemin tepesindeki ülkeler bu gerilimin toplumsal bir çatışmaya dönüşmemesi için daha paylaşımcı bir sosyal devlet modeline doğru evrilmek durumunda kaldılar. Başlangıçta pek isteksiz olsalar da 1929’da yaşanan ekonomik buhran bu değişimi zorunlu kılacaktı. Çünkü krizi tetikleyen yegâne sebep, devasa bir üretime karşılık, alım gücünün yetersizliğinden tüketimin çok cüzi seviyede seyretmesiydi. Başka bir ifadeyle, büyük şirketlerin biraz daha cömert davranarak emek gücünü tüketici kitleye dönüştürmesi gerekiyordu.</p>
<p>Kurulan okullar, hastaneler veya bağışlar ayrıca ulusal ölçekte şirketlerin vergi yükünü hafifletiyor, karşılaştıkları bürokratik engellerin daha hızlı aşılmasını sağlıyor; ulus devlet mekanizması içinde daha rahat hareket etme imkânı veriyordu. Öte yandan, çalışma alanları sınır ötesine taşan vakıflar zamanla ABD’nin dış politika aracına dönüştü. Carnegie, Ford ve Rockefeller gibi büyük şirketler hem farklı ülkelerdeki mevcut statülerini sağlamlaştırmak, hem de yeni fırsatlara kapı aralaması için hayırseverliği bir araç olarak kullandılar. Sağlık, eğitim, alt yapı, ulaşım ve teknik ihtiyaçların karşılanması amacıyla bağış yapan şirketler kurdukları olumlu ilişkiler, inşa ettikleri iletişim ağları ve çıkar grupları ile ABD hegemonyasının dünyaya uzanan eli, kolu, kulağı ve gözü oldular.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mart-2021">Derin Tarih Mart Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>4 Soruda Rockefeller Vakfı’nın Türkiye’deki Beşeri Bilimler Mesaisi</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/4-soruda-rockefeller-vakfinin-turkiyedeki-beseri-bilimler-mesaisi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Derin Tarih]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Mar 2021 06:25:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[2.Dünya Savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[Batı Avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[Latin Amerika]]></category>
		<category><![CDATA[Rockefeller Vakfı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6869</guid>

					<description><![CDATA[Rockefeller Vakfının 1950 sonrasında pozitif/doğa bilimlerinden ziyade beşeri bilimlere önem vermesinin ve bu alanla ilgili yatırımlarının öne çıkmasının sebebi neydi? 2. Dünya Savaşı sonrasındaki yıkımın ardından ABD’de pozitif/doğa bilimlerinin fonksiyonu sorgulanırken, Rockefeller Vakfı içinde beşeri bilimlerin bilimler hiyerarşisindeki rolü üzerine yeniden düşünme fırsatı doğdu. “Doğa bilimlerinin insana nihai hediyesi evrensel yıkım mıdır?” sorusu karşısında, determinist akla karşı insanlığın zaferi telakkisi ağırlık kazanacak, 2. Dünya Savaşı’nın sebep olduğu yıkımdan kurtulmanın estetik ve ahlakî standartlarla mümkün olduğu inancı ağır basacaktı. Bu standartlar da beşeri bilimlerle sağlanabilirdi. Diğer deyişle, medeniyetin yıkımı hususunda potansiyel bir tehdit olabilecek teknik bilgideki ilerlemeleri değerlendirebilmek için gerekli araçlara&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Rockefeller Vakfının 1950 sonrasında pozitif/doğa bilimlerinden ziyade beşeri bilimlere önem vermesinin ve bu alanla ilgili yatırımlarının öne çıkmasının sebebi neydi?</strong></p>
<p>2. Dünya Savaşı sonrasındaki yıkımın ardından ABD’de pozitif/doğa bilimlerinin fonksiyonu sorgulanırken, Rockefeller Vakfı içinde beşeri bilimlerin bilimler hiyerarşisindeki rolü üzerine yeniden düşünme fırsatı doğdu. “Doğa bilimlerinin insana nihai hediyesi evrensel yıkım mıdır?” sorusu karşısında, determinist akla karşı insanlığın zaferi telakkisi ağırlık kazanacak, 2. Dünya Savaşı’nın sebep olduğu yıkımdan kurtulmanın estetik ve ahlakî standartlarla mümkün olduğu inancı ağır basacaktı. Bu standartlar da beşeri bilimlerle sağlanabilirdi. Diğer deyişle, medeniyetin yıkımı hususunda potansiyel bir tehdit olabilecek teknik bilgideki ilerlemeleri değerlendirebilmek için gerekli araçlara beşeri bilimlerin sahip olduğu düşünülüyordu.</p>
<p>Yaygın kanaat, dünyanın geri kalanıyla daha iyi bağ kurmanın yolunun ABD’nin yurttaşlarına daha iyi yabancı dil eğitimi sunmasından ve daha fazla uluslararası eğilimli insan yetiştirmesinden geçtiğiydi. Bilhassa saha araştırmaları kültürlerarası anlayışı güçlendiren disiplinlerarası bir alan olarak ele alınıyor, önde gelen üniversitelerde saha araştırmalarına yönelik birimler kurma teşebbüsleri hız kazanıyordu. Bu noktada Rockefeller Vakfı Beşeri Bilimler Bölümü direktörü David Stevens ile halefi Charles Fahs’ın ciddi teşebbüsleriyle öne çıktıkları görülür.</p>
<p>ABD’de beşeri bilimlere yönelen rağbet ülke hudutlarıyla sınırlı kalmayacaktı. Beşeri bilimler araştırmalarının yurt dışında da canlandırılıp örgütlenmesi için harekete geçildi. Batı Avrupa dışındaki yabancı kültürlerin tanınması ve geliştirilmesi münasebetiyle planlanan hegemonik ilişkinin ağları bir anlamda beşeri bilimler üzerinden dokunmaya başlanıyordu.</p>
<p>Bilhassa tarih araştırmaları önemli rol oynayacaktı. Çünkü tarih sahası, bilgi külliyatından ziyade faaliyet teknikleri sunması açısından değerliydi. Vakıf destekleri belli bir bölgedeki tarih, coğrafya ve edebiyat çalışmalarını içerecek şekilde planlanmalıydı. Bu çerçevede genç beşeri bilimcilerin dikkatleri ABD’de en fazla ihmal edilmiş araştırma alanlarından olan Yakındoğu’ya yöneltildi. Ayrıca bu coğrafyada bireysel potansiyele ve kurumsal konuma sahip yetenekli sanatçı, tarihçi ve beşeri bilimcilere burs verilmesi kararlaştırıldı.</p>
<p>Bu teşebbüslerin öncüsü Rockefeller Vakfının 1950-60’larda beşeri bilimleri teşvik faaliyetlerinin, ABD ve Batı Avrupa harici topraklarda bireysel burslar vermek, çeşitli kuruluş ve yayınların finansmanını desteklemek şeklinde gerçekleştiğini görüyoruz. Bunlara gerekçe olarak da Türkiye’de yaşanan kültür devriminin Müslüman dünya için Batılılaşma modeli olarak görüldüğü, bu yüzden de bu tecrübenin anlaşılması gerektiği öne sürülmüştü. Fakat 1941 tarihli bir raporda asli hedefin bu kadar masum olmadığı dikkat çeker. Raporda ABD’nin Latin Amerika, Asya ve Avrupa ile ilişkilerini geliştirme hususundaki eksiklerine vurgu yapılmakta, Batı Avrupa dışındaki yabancı kültürleri anlama noktasındaki eksikliğin ABD’nin diplomatik varlığını ve dünya çapındaki ilişkilere katılımını zayıflattığı belirtilmektedir.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>John Marshall’ın Toynbee’den ilham alan toplum mühendisliği projesi için neden Türkiye seçildi? Marshall’ın tasarısına göre proje Türkiye’de nasıl tatbik edilecekti?</strong></p>
<p>Harvard mezunu John Marshall, Rockefeller Vakfı yetkilisi olarak 1948’deki ilk ziyaretinin ardından 1960’a kadar Türkiye’ye sık aralıklarla bir dizi ziyaret gerçekleştirerek toplumsal yapı ve dinamikler hakkında ayrıntılı keşif ve gözlem yapma fırsatı buldu. ABD’nin bölgeye nüfuzu için gerekli stratejileri tartıştığı raporunda Türkiye’de dinin sosyo-politik hayattaki yerine temas ederken, İslam’ın Yakındoğu toplumları için sadece bir din değil, bir hayat tarzı olduğunu kaydediyordu. Yakındoğu’da Batılılaşmanın başarıya ulaşması, İslam ile Batılılaşma arasındaki gerilimin nasıl dönüştürüleceğine bağlıydı.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mart-2021">Derin Tarih Mart Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye’deki Amerikan Okulları Krizinin Fitili Lozan’da Ateşlenmiş</title>
		<link>https://www.derintarih.com/desifre/turkiyedeki-amerikan-okullari-krizinin-fitili-lozanda-ateslenmis/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Poyraz]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Mar 2021 05:32:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Deşifre]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[Joseph C. Grew]]></category>
		<category><![CDATA[Lozan]]></category>
		<category><![CDATA[müttefik]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6831</guid>

					<description><![CDATA[Lozan görüşmeleri başladığında Amerika Birleşik Devleri, müttefiklerin bütün ısrarlarına rağmen “gözlemci” sıfatıyla salondaki yerini almıştı. Ne var ki kısa sürede gözlemcilik “katılımcı” statüsüne yükselecekti. Gerekçe, günümüzde olduğu gibi ABD çıkarları idi! Neticede başkanlığını Joseph C. Grew’in yaptığı ABD heyeti tıpkı İngiltere, Fransa ve İtalya gibi Lozan görüşmelerinde temsilci olarak yer aldı. Türkiye Cumhuriyeti’ni temsil eden İsmet İnönü de Lozan’da ABD heyetiyle sıcak ilişkiler kurmaya çalışacaktı. İnönü’nün, Türkiye’nin ABD’nin yanında yer almasını arzuladığı Lozan’da, görüşmelerin daha ilk gününde Ankara ve Washington arasında diplomatik ilişkilerin sağlanması adına bir anlaşma imzalanması için çaba sarf etmesi dikkat çeker. Ne var ki ABD heyeti anlaşma&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Lozan görüşmeleri başladığında Amerika Birleşik Devleri, müttefiklerin bütün ısrarlarına rağmen “gözlemci” sıfatıyla salondaki yerini almıştı. Ne var ki kısa sürede gözlemcilik “katılımcı” statüsüne yükselecekti. Gerekçe, günümüzde olduğu gibi ABD çıkarları idi! Neticede başkanlığını Joseph C. Grew’in yaptığı ABD heyeti tıpkı İngiltere, Fransa ve İtalya gibi Lozan görüşmelerinde temsilci olarak yer aldı. Türkiye Cumhuriyeti’ni temsil eden İsmet İnönü de Lozan’da ABD heyetiyle sıcak ilişkiler kurmaya çalışacaktı.</p>
<p>İnönü’nün, Türkiye’nin ABD’nin yanında yer almasını arzuladığı Lozan’da, görüşmelerin daha ilk gününde Ankara ve Washington arasında diplomatik ilişkilerin sağlanması adına bir anlaşma imzalanması için çaba sarf etmesi dikkat çeker. Ne var ki ABD heyeti anlaşma teklifini, “önce müttefiklerle sorunu çöz, sonra görüşelim” babında erteler. Amerikalılar Lozan’da netleşecek tabloyu görmeden Türkiye’ye yanaşmaya pek niyetli değildir anlayacağınız. 1923 Mayıs’ından itibaren Lozan görüşmeleri müttefiklerin arzuladığı istikamete doğru giderken, ABD &#8211; Türkiye görüşmeleri de başlamış olur. Nihayetinde 6 Ağustos 1923’te ABD ve Türkiye arasında, iki ülkenin resmî olarak “genel antlaşma” diye adlandırdığı 32 maddelik “Türk-Amerikan Lozan Antlaşması” imzalanır. Lozan Antlaşması’nın üzerinden iki hafta geçmiştir.</p>
<p>Türk-Amerikan Lozan Antlaşması, dönemin ABD hükümeti tarafından onaylanmak üzere Amerikan senatosuna götürülür. Sözde Ermeni sorununa yer verilmemesi ve kapitülasyonların kaldırılması bahane edilerek onay verilmez. Antlaşma son olarak 18 Ocak 1927’de bir daha oylamaya sunulur. 34 oy aleyhte, 50 oy lehte çıkar; üçte iki çoğunluk sağlanamadığı için antlaşma reddedilir. Fakat senatoda antlaşmayla ilgili olumlu bir yaklaşımın olduğu anlaşılmıştır. ABD hükümeti Türkiye ile diplomatik ilişkilerini başlatmak için başka bir arayışa girer. Çözüm 17 Şubat 1927 günü imzalanan geçici antlaşmadır. ABD’nin 1. Dünya Savaşı’na dahil olmasıyla Türkiye ile 1917 Nisan’ında kopan diplomatik ilişkiler bu geçici antlaşmayla yeniden başlamış olur. Geçici antlaşmanın imzalanmasından 6-7 ay sonra, 18 Eylül 1927’de ABD’nin Lozan heyeti başkanı Joseph C. Grew Türkiye büyükelçisi olarak İstanbul’a gelir ve Ekim ayında göreve başlar. 12 Ekim’de de Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal’e güven mektubunu sunar.</p>
<p>Joseph C. Grew’in büyükelçilik görevine gelmesinden kısa süre sonra Kasım ayında, Türkiye’deki Amerikan okulları gündeme gelir. O dönem Türkiye’de sekiz Amerikan okulu faaliyet göstermekteydi. Üçü İstanbul’da olmak üzere Adana, Merzifon, İzmir, Tarsus ve Bursa’da birer Amerikan okulu mevcuttu. Ayrıca İzmir’de yine Amerikan destekli, Milletlerarası Yüksek Öğretim Enstitüsü, diğer adıyla İzmir Uluslararası Koleji faaliyet gösteriyordu. 19. yüzyılda misyonerler tarafından Hıristiyanlığı yayma amaçlı açılmış ve görünürde Osmanlı tebaasındaki gayrimüslimlerin temel eğitimleri için tasarlanmış olsalar da, ileride durumun pek de öyle olmadığı anlaşılacaktı. 1890’lı yıllarda Osmanlı’ya başkaldıran Ermenilerin çoğu Amerikan okullarından mezun olmuştur. Hatta Ermeni terör örgütleri bu okulları karargâh olarak kullanmıştır. Mesela 1892-93’te Merzifon’daki ayaklanmalarda Hınçak Komitesi’nin karargâhı buradaki Amerikan Koleji idi. Öte yandan American okullarının ABD hükümeti ile resmî bir bağı olmayıp, doğrudan American Board adındaki misyonerlik kuruluşuna bağlıydılar. Bible House adında bir başka misyonerlik kuruluşu da İstanbul merkezli olarak Amerikan okullarının destekçileri arasındaydı.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mart-2021">Derin Tarih Mart Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Florıda Eyaletinin Adı ‘Turconıa’ Mı Olacaktı?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/ornek-mucadele/florida-eyaletinin-adi-turconia-mi-olacakti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif Emre Gündüz]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 04 Jan 2021 05:54:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Örnek Mücadele]]></category>
		<category><![CDATA[1. Dünya Savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[Amerika]]></category>
		<category><![CDATA[Arizona]]></category>
		<category><![CDATA[Japonica]]></category>
		<category><![CDATA[New Mexico]]></category>
		<category><![CDATA[Turconia]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6664</guid>

					<description><![CDATA[1. Dünya Savaşı’nı Almanya kazanırsa İttifak devletleri Amerika’yı nasıl bölüşür? 6 Nisan 1917’de Almanya’ya karşı resmen savaşa giren Amerikalılar çatışmalar boyunca bu soruyu kim bilir kaç defa sordular kendilerine! Hatta böyle bir hadisenin vuku bulması durumunda ortaya çıkacak sonuca dair bir harita bile hazırladılar. Üstelik bu harita ABD’de yayınlanan Life dergisinin 10 Şubat 1916 tarihli 67/1737. sayısının kapağında neşredildi. Harita aslında savaş taraftarları tarafından ABD’nin savaşa girmesini teşvik etmek ve Amerikan halkını motive etmek üzere propaganda amacıyla hazırlanmıştı. Haritanın bizim açımızdan en ilginç yanı, Osmanlı Devleti’nin payına düşen kısımdı. ‘Turconia’ diye nitelendirdikleri bölge Florida Eyaletiydi. Osmanlı Devleti’nin orta ılıman ve&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>1. Dünya Savaşı’nı Almanya kazanırsa İttifak devletleri Amerika’yı nasıl bölüşür? 6 Nisan 1917’de Almanya’ya karşı resmen savaşa giren Amerikalılar çatışmalar boyunca bu soruyu kim bilir kaç defa sordular kendilerine! Hatta böyle bir hadisenin vuku bulması durumunda ortaya çıkacak sonuca dair bir harita bile hazırladılar. Üstelik bu harita ABD’de yayınlanan Life dergisinin 10 Şubat 1916 tarihli 67/1737. sayısının kapağında neşredildi.</p>
<p>Harita aslında savaş taraftarları tarafından ABD’nin savaşa girmesini teşvik etmek ve Amerikan halkını motive etmek üzere propaganda amacıyla hazırlanmıştı. Haritanın bizim açımızdan en ilginç yanı, Osmanlı Devleti’nin payına düşen kısımdı. ‘Turconia’ diye nitelendirdikleri bölge Florida Eyaletiydi. Osmanlı Devleti’nin orta ılıman ve sıcak kuşakta yer almasından dolayı bu bölgeyi tercih edebileceğini düşünmüş olmalılar.</p>
<p>Kendilerine sadece Arizona ve New Mexico gibi birkaç güney eyaletinin kalacağını, İttifak devletlerinin diğer kısımları işgal edeceğini öngörmüşlerdi. Aslan payı ise Almanlarındı. ‘New Prussia’ adıyla Almanlara kalan kısım, ülkenin toprak olarak neredeyse %90’ını kaplıyordu. Batı bölgeler ise boydan boya ‘Japonica’ adıyla Japonya’ya veriliyordu. Avusturya’ya ‘Austriana’ adıyla günümüzde Meksika sınırları içinde olan aşağı Kaliforniya ve güney aşağı Kaliforniya eyaletleri bırakılmıştı.</p>
<p>Bu arada şehir isimlerinin de değiştirildiğini görüyoruz. Osmanlı’ya bırakılan Florida’daki yeni şehirler Constantinople Junction, Bagdad Corners ve West Turkey idi. Diğer ülkelere ayrılan bölgelerde de isimler o ülkelerin şehirlerine benzer şekilde oluşturulmuştu.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ocak-2021">Derin Tarih Ocak Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dünyanın İlk Siyahî Savaş Pilotu</title>
		<link>https://www.derintarih.com/iz-birakanlar/dunyanin-ilk-siyahi-savas-pilotu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Metin Taha Yılmaz]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Dec 2020 06:11:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İz Bırakanlar]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[Amerikalı Wright Kardeşler]]></category>
		<category><![CDATA[Arabistanlıoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Pilot Yüzbaşı Ahmet Ali Bey]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6580</guid>

					<description><![CDATA[ABD’de siyahîlerin okullarda beyazlarla aynı sırayı paylaşmalarının önünü açacak kanunî düzenlemenin yapılmasına daha elli yıl vardı. Pilot Yüzbaşı Ahmet Ali Bey, 1914’te Fédération Aéronautique Internationale’den pilotluk lisansı alan siyahî Domenico Mondelli’den birkaç ay evvel göklerdeki yerini alarak Dünya’nın ilk siyahî savaş pilotu ünvanını aldı. ABD’ye elli yıl fark attıran Ahmet Ali Bey, 1883 senesinde İzmir’de Nijerya asıllı siyahî bir annenin ilk çocuğu olarak dünyaya geldi. Babası Ali Bey de annesi Emine hanım gibi siyahî bir Osmanlı vatandaşıydı. Osmanlı arşiv kayıtlarında Ahmet Ali Bey için “İhtiyat efradından Tersane-i Amire Tamirat Fabrikası’nda mülazım-ı evvel oldukları haber alınan Arabistanlıoğlu Arap Alioğlu Ahmed’in&#8230;” ibaresi&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>ABD’de siyahîlerin okullarda beyazlarla aynı sırayı paylaşmalarının önünü açacak kanunî düzenlemenin yapılmasına daha elli yıl vardı.</p>
<p>Pilot Yüzbaşı Ahmet Ali Bey, 1914’te Fédération Aéronautique Internationale’den pilotluk lisansı alan siyahî Domenico Mondelli’den birkaç ay evvel göklerdeki yerini alarak Dünya’nın ilk siyahî savaş pilotu ünvanını aldı.</p>
<p>ABD’ye elli yıl fark attıran Ahmet Ali Bey, 1883 senesinde İzmir’de Nijerya asıllı siyahî bir annenin ilk çocuğu olarak dünyaya geldi. Babası Ali Bey de annesi Emine hanım gibi siyahî bir Osmanlı vatandaşıydı. Osmanlı arşiv kayıtlarında Ahmet Ali Bey için “İhtiyat efradından Tersane-i Amire Tamirat Fabrikası’nda mülazım-ı evvel oldukları haber alınan Arabistanlıoğlu Arap Alioğlu Ahmed’in&#8230;” ibaresi geçmekle beraber babasının nereli olduğu kesin olarak bilinmiyor. Arabistanlı ifadesi de o dönemde siyahî vatandaşlar için sıklıkla kullanılan bir ifade&#8230; Osmanlı arşiv belgelerinde Ahmet Ali Bey’in ilk olarak Bahriye mektebinde eğitim gördüğü ve 1904 senesinde eğitimini tamamladığı yazmakta.</p>
<p>Onun eğitimini tamamlamasına bir yıl kala tarihte ilk defa motorlu uçakla uçmayı başaran Amerikalı Wright Kardeşler’in 12 saniyelik uçuş haberi İstanbul’a da ulaşmıştı. 1908 senesinde ABD’de yapılan ilk ‘resmî’ uçuşun ardından büyük devletler havadaki rekabetin kısa zamanda bütün dünyayı saracağını öngörerek çalışmalara başladı. 1911 yılında İtalyanların Türk hava sahasına girerek yaptığı ilk hava saldırısı Osmanlı’yı bu alanda ivedilikle tedbir almaya sevk etti. O dönemde Trablusgarp Savaşı’na gözlemci subay olarak katılan Ahmet Ali Bey’in yolu bir diğer siyahî pilotumuz olan Sudanlı Zenci Musa ile burada kesişecekti.</p>
<p>Bir kardeşini omuz omuza mücadele verdiği Çanakkale cephesinde şehit veren ancak yine de Devlet-i Aliyye’yi müdafaayı her gayenin üstünde gören Ahmet Ali Bey, 14 Şubat 1917’de kıdemli yüzbaşı pilot olarak taltif edilecekti. Cihan Harbi’nin bitişine kadar muhtelif alanlarda -özellikle İstanbul Boğazı çevresinde- düşman varlıklarını havadan gözlemleyerek raporlar tanzim etti.</p>
<p>16 Mart 1920’de İstanbul’un işgali sonrası havacıların Harbiye Nezareti Muamelat-ı Zatiye emrine verilmesiyle Ahmet Ali Bey gizlice İstanbul’dan ayrılıp Nisan 1920’de Anadolu’ya geçerek Millî Mücadele saflarına katıldı.</p>
<p>1924 yılında İzmir’de kurulan askerî hava okuluna uçuş hocası olarak atanan Ahmet Ali Bey emekli olacağı 1948 yılına kadar Türk Hava Kuvvetleri’nde görevini ifa etti. 1969 yılında vefat eden Ahmet Ali Bey resmî törenle defnedildi.</p>
<p>Ruhu şad olsun.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-aralik-2020">Derin Tarih Aralık Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ALAN MİKHAİL: “YAVUZ, BÜTÜN DÜNYAYI OSMANLI YAPMAK ARZUSUNDAYDI”</title>
		<link>https://www.derintarih.com/soylesi/alan-mikhail-yavuz-butun-dunyayi-osmanli-yapmak-arzusundaydi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Özlem Kocukeli Özbay]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Sep 2020 06:10:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[God's Shadow]]></category>
		<category><![CDATA[Memlük]]></category>
		<category><![CDATA[ortadogu]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı İmparatorluğu]]></category>
		<category><![CDATA[Under Osman's Tree]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6350</guid>

					<description><![CDATA[Hem Türkiye’de, hem de dünyada Yavuz Sultan Selim hakkındaki literatürün cılız olduğunu görüyoruz. Bu anlamda God’s Shadow (Tanrı’nın Gölgesi) revizyonist bir çalışma. Sizi Yavuz Sultan Selim’le ilgili önceki çalışmalarda tatmin etmeyen taraf neydi? Dünyamızın daha kapsamlı bir anlatımını sunmak ve son 500 yıllık tarihin günümüzü nasıl şekillendirdiğini göstermek istedim. 1500 yılında Avrupa’dan Çin’e kadar herhangi bir siyasî veya dinî liderden dönemin en önemli jeopolitik güçlerini saymasını isteseydik, Osmanlı İmparatorluğu ilk sırada veya ona yakın bir yerde olurdu. Oysa Türkiye dışına çıktığınızda, tarih eserleri Osmanlı İmparatorluğu’nu nadiren içermektedir. Kitabım Osmanlıların hak ettiği yeri yeniden kazanmalarına yardım etmekte; imparatorluk tarihinin merkezinde yer&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Hem Türkiye’de, hem de dünyada Yavuz Sultan Selim hakkındaki literatürün cılız olduğunu görüyoruz. Bu anlamda <em>God’s Shadow</em> (Tanrı’nın Gölgesi) revizyonist bir çalışma. Sizi Yavuz Sultan Selim’le ilgili önceki çalışmalarda tatmin etmeyen taraf neydi?</strong></p>
<p>Dünyamızın daha kapsamlı bir anlatımını sunmak ve son 500 yıllık tarihin günümüzü nasıl şekillendirdiğini göstermek istedim. 1500 yılında Avrupa’dan Çin’e kadar herhangi bir siyasî veya dinî liderden dönemin en önemli jeopolitik güçlerini saymasını isteseydik, Osmanlı İmparatorluğu ilk sırada veya ona yakın bir yerde olurdu. Oysa Türkiye dışına çıktığınızda, tarih eserleri Osmanlı İmparatorluğu’nu nadiren içermektedir. Kitabım Osmanlıların hak ettiği yeri yeniden kazanmalarına yardım etmekte; imparatorluk tarihinin merkezinde yer alan bir şahsiyetin, yani Sultan I. Selim’in hayatı ve dönemine odaklanmaktadır. <em>God’s Shadow</em> modern dünyanın tamamen yeni bir tarihçesini sunmaktadır. Amerikalıların çoğu ABD’nin tarihinin -ne kadar tartışmalı ve eksik olursa olsun- Avrupa, Yerli Amerika ve Afrika’dan türetildiğine inanıyor. Kitabımın argümanlarından biri de, Osmanlılar ve İslamın bütün bu kültürleri ve tarihleri şekillendirdiği, dolayısıyla Amerika’nın tarihini tam ve doğru anlayabilmek için bu diğer tarihleri de kavramamız gerektiğidir.</p>
<p><strong>Diğer kitaplarınızda Osmanlı Mısır’ı ana ekseni oluşturuyor. Türkçeye de tercüme edilen ve büyük ilgi gören <em>Under Osman’s Tree</em>’de (<em>Osman’ın Ağacı Altında</em>) imparatorluğun en büyük gıda tedarikçisi olan Mısır’a odaklanırken ekoloji-siyaset ilişkisini merkeze alıyor, yöntem olarak çevre tarihçiliğini kullanıyorsunuz. Tarih yazımında dikkat ettiğiniz metot ve prensipler neler?</strong></p>
<p>Arap dünyasındaki Osmanlı İmparatorluğu tarihine her zaman ilgi duydum. Bu noktaya kadar, konuyu <em>Under Osman’s Tree</em> adlı eserimde çevre tarihi yoluyla ele aldım. Osmanlı İmparatorluğu’nun Arap dünyasındaki kurucu yılları elbette 1516-17 yıllarıdır ve işte bunu görerek <em>God’s Shadow </em>projesine başladım. 1516-17 yıllarındaki Osmanlıların Memlûk topraklarını fethetmesini, küresel tarihin bir anı olarak anlatmak ilgimi çekti. Böylesine önemli bir fethi, böylesine önemli bir tarihî olayı biz hâlâ tamamen kavramadığımız gibi doğru bir anlatımına da sahip değiliz. Elbette bazı çalışmalar var. Bu alandaki boşluğu abartmak istemiyorum; ama bu çalışmaların çok az olması oldukça şaşırtıcıdır. Bunun bir nedeninin Memlûk tarihinin sona ermesi olduğunu düşünüyorum. Osmanlı tarihçileri ise Arap dünyası ile yalnızca başlangıç dönemi bakımından ilgilenmektedir. Sonuç olarak 1516-17 yılları bu imparatorluk bitişi ve başlangıcının kırılma noktalarına denk geldiği için bu dönemin üzerinde durmak istedim.</p>
<p>Bu fetih bir imparatorluğun hem dünya sahnesindeki hem de bölgesel önemini tarihteki diğer tüm anlardan daha fazla değiştirmektedir. Bu yüzden hem Osmanlı tarihinin dönüm noktası, hem de küresel bir dönüm noktası olarak 1516 ve 1517’yi anlamak -bu fethin imparatorluk içinde ve dışındaki dünyayı nasıl değiştirdiğini öğrenmek- istedim. <em>God’s Shadow</em>’u Osmanlı ve Ortadoğu tarihi alanında çalışanlardan çok, bu alan dışındaki akademisyenler için yazdım. Onlara Osmanlı İmparatorluğu ve İslam olmaksızın kendi alanları hakkında düşünemeyeceklerini göstermek istiyorum. İmparatorluğun bu dönemdeki yayılması, erken modern dünya -ve iddia ediyorum ki sonrası- araştırmalarının merkezini oluşturmak zorundadır.</p>
<p>Bu yüzden çalışmamın tamamında, Osmanlıların Arap dünyasına nasıl geldiklerini, bu egemenliğin ne anlama geldiğini ve önemini anlamaya çalıştım. Osmanlı İmparatorluğu ve/veya Arap dünyası tarihine ilgi duyan her tarihçinin bu anı anlaması zorunludur. Ayrıca bu kitabın Osmanlı tarihini küresel tarihin ilgi alanlarıyla ilişkilendirmeyi amaçlayan önceki çalışmama benzer olduğunu söylemek isterim. Daha önce çevresel bağlamda bunu yaparken, burada daha geleneksel jeopolitik, ticaret ve savaş metodolojisi yoluyla yapmayı deniyorum.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-eylul-2020">Derin Tarih Eylül Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Libya Krizi İkinci Sykes Picot Mu?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/libya-krizi-ikinci-sykes-picot-mu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yılmaz Bilgen]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 01 Feb 2020 03:25:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[Afrika]]></category>
		<category><![CDATA[ortadogu]]></category>
		<category><![CDATA[osmanli]]></category>
		<category><![CDATA[PKK]]></category>
		<category><![CDATA[Tunuslu Muhammed Buazizi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=5544</guid>

					<description><![CDATA[Tunuslu Muhammed Buazizi’nin 4 Ocak 2011 günü fitilini ateşlediği isyan dalgası Ortadoğu ve Afrika aksında 15’ten fazla ülkeyi derinden etkiledi. Osmanlı sonrası kesintisiz buhranın hâkim olduğu coğrafyalar bu sefer önce iç dinamiklerin sonrasında haricî müdahalelerin etkisiyle bir kez daha sarsıldı. İsyanın etki alanına giren birçok ülkede radikal değişim ve dönüşüm süreçleri yaşanırken Mısır, Tunus, Yemen, Libya ve Fas’ta uzun soluklu iktidar dönemlerinin baskıcı liderleri devrildi. 2011’de başlayan ve iç isyanlar dizesinin sivil direnişten silahlı çatışmaya dönüştüğü, çözüm ihtimalinin her geçen gün çok daha imkânsız hale geldiği ve 9 yıldır fiilî kavganın sürdüğü ülkeler arasında Suriye, Yemen ve Libya var. Yemen’de&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Tunuslu Muhammed Buazizi’nin 4 Ocak 2011 günü fitilini ateşlediği isyan dalgası Ortadoğu ve Afrika aksında 15’ten fazla ülkeyi derinden etkiledi. Osmanlı sonrası kesintisiz buhranın hâkim olduğu coğrafyalar bu sefer önce iç dinamiklerin sonrasında haricî müdahalelerin etkisiyle bir kez daha sarsıldı. İsyanın etki alanına giren birçok ülkede radikal değişim ve dönüşüm süreçleri yaşanırken Mısır, Tunus, Yemen, Libya ve Fas’ta uzun soluklu iktidar dönemlerinin baskıcı liderleri devrildi.</p>
<p>2011’de başlayan ve iç isyanlar dizesinin sivil direnişten silahlı çatışmaya dönüştüğü, çözüm ihtimalinin her geçen gün çok daha imkânsız hale geldiği ve 9 yıldır fiilî kavganın sürdüğü ülkeler arasında Suriye, Yemen ve Libya var. Yemen’de Suudi Arabistan-BAE ittifakı ile karşı kampta yer alan İran’ın mezhep eksenli güç mücadelesi sürüyor. ABD’nin PKK lehine sahaya indiği Suriye’de ise Rusya ve İran, Esed’i ayakta tutma adına sahada savaşan aktif iki güç. Ülke 2015 yılı başlarından itibaren iç savaş boyutundan çıkarak küresel kapışma arenasına dönüştürüldü.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-subat-2020">Derin Tarih Şubat Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>HASAN KÖNİ: İSRAİL’İN VARLIĞINI SÜRDÜRMESİ İÇİN ORTADOĞU’NUN HUZURSUZ EDİLMESİ ŞART</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/hasan-koni-israilin-varligini-surdurmesi-icin-ortadogunun-huzursuz-edilmesi-sart/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Olcay Can Kaplan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 01 Feb 2020 03:20:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[Lübnan]]></category>
		<category><![CDATA[ortadogu]]></category>
		<category><![CDATA[Siyasî]]></category>
		<category><![CDATA[Süleymanî]]></category>
		<category><![CDATA[Trump]]></category>
		<category><![CDATA[Usame Bin Ladin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=5541</guid>

					<description><![CDATA[KONUŞAN: OLCAY CAN KAPLAN   11 Eylül 2001’de İkiz Kulelere gerçekleştirilen saldırıyla birlikte ABD’nin Ortadoğu politikası iddetin hâkim olduğu bir yöne doğru evrildi. Kasım Süleymanî suikastına bu açıdan baktığınızda nasıl değerlendiriyorsunuz? ABD yeni bir stratejik değişimin arifesinde mi?   Önce Afganistan, sonra Irak ve nihayet Suriye tecrübesinden anlaşıldı ki topyekûn bir harp ABD’nin ekonomik ve siyasî geleceği için olumsuz sonuçlar doğuruyor. Obama dönemiyle birlikte terörün “elitlerini” yok etme stratejisini benimseyen ABD, ilk iş olarak Usame Bin Ladin’i ortadan kaldırdı. Trump da bu politikayı devam ettirerek DAEŞ lideri Ebubekir el-Bağdadî’yi, filmleri aratmayan bir operasyonla yok etti. Üçüncü hedef seçilen Süleymanî ise&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>KONUŞAN: OLCAY CAN KAPLAN</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>11 Eylül 2001’de İkiz Kulelere gerçekleştirilen saldırıyla birlikte ABD’nin Ortadoğu politikası iddetin hâkim olduğu bir yöne doğru evrildi. Kasım Süleymanî suikastına bu açıdan baktığınızda nasıl değerlendiriyorsunuz? ABD yeni bir stratejik değişimin arifesinde mi?</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Önce Afganistan, sonra Irak ve nihayet Suriye tecrübesinden anlaşıldı ki topyekûn bir harp ABD’nin ekonomik ve siyasî geleceği için olumsuz sonuçlar doğuruyor. Obama dönemiyle birlikte terörün “elitlerini” yok etme stratejisini benimseyen ABD, ilk iş olarak Usame Bin Ladin’i ortadan kaldırdı. Trump da bu politikayı devam ettirerek DAEŞ lideri Ebubekir el-Bağdadî’yi, filmleri aratmayan bir operasyonla yok etti. Üçüncü hedef seçilen Süleymanî ise “resmî” İran üniforması giyen bir general olmasına rağmen Kudüs Güçlerine komutanlık etmesi sebebiyle ABD nezdinde önce terörist ilân edildi, akabinde bir suikastle öldürüldü. Büyük ihtimalle Trump’a danışmanlık yapanlar bu suikastın Şiî çevrelerde bir şok etkisi uyandıracağını ve Süleymanî gibi güçlü bir ismin bir daha ortaya çıkamayacağını düşündüler. Bense ABD’nin çok büyük bir yanılgı içinde olduğunu düşünüyorum. “Elitlere” çevrilen silahlarla sorunların ortadan kaldırılacağını düşünerek büyük hata yapıyor. Sorunlar üzerlerine eğilmeden, kökleri kurutulmadan çözülemez. Bir de meselenin diğer boyutunu düşünelim. Suriye’de barış sağlandı, İran nükleer silah yapmaktan vazgeçti, Lübnan’daki Hizbullah İsrail ile çatışmayı bıraktı… Böyle bir fütürist senaryodan İsrail zararlı çıkacaktır. İsrail’in varlık sebebini sürdürebilmek için Ortadoğu’nun her daim huzursuz olması gerekir. Süleymanî suikastini değerlendirirken şu cümleyi asla unutmayın: “Ortadoğu’da sıkılan her kurşun İsrail’in güvenliği içindir.”</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-subat-2020">Derin Tarih Şubat Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
