﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Afrika &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/etiket/afrika/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Sat, 04 Feb 2023 08:46:44 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.5</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>Afrika &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Türk Tarihinin İbresini Değiştiren Kavim Oğuzlar/Türkmenler</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/turk-tarihinin-ibresini-degistiren-kavim-oguzlar-turkmenler/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Aydın Usta]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 04 Feb 2023 08:46:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Afrika]]></category>
		<category><![CDATA[Azerbaycan]]></category>
		<category><![CDATA[Horasan]]></category>
		<category><![CDATA[Oğuzlar]]></category>
		<category><![CDATA[Türkmenler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=9108</guid>

					<description><![CDATA[Oğuzlar ya da sonraki isimleriyle Türkmenler, tarih sahnesine çıktıkları dönemden itibaren Orta Asya’dan Balkanlar’a, Kazakistan bozkırlarından Mâverâünnehir ve Horasan’a, Azerbaycan’dan Irak’a, Anadolu’dan Kuzey Afrika’ya kadar farklı coğrafyalarda faaliyet gösterdiler. Sahip oldukları potansiyelle devletler kurup devletler yıktılar. Selçuk Bey’in torunları tarafından kurulacak devletler (özellikle de Büyük Selçuklular ve Türkiye Selçukluları) Bâtınî ve Haçlı tehdidine karşı Sünnî İslâm’ın koruyucusu oldular. Oğuzlar bu hususiyetleri ile sadece Türk-İslâm tarihine değil, dünya tarihine de yön veren kavimlerden biridir. &#160; Devamı Derin Tarih Ocak Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Oğuzlar ya da sonraki isimleriyle Türkmenler, tarih sahnesine çıktıkları dönemden itibaren Orta Asya’dan Balkanlar’a, Kazakistan bozkırlarından Mâverâünnehir ve Horasan’a, Azerbaycan’dan Irak’a, Anadolu’dan Kuzey Afrika’ya kadar farklı coğrafyalarda faaliyet gösterdiler. Sahip oldukları potansiyelle devletler kurup devletler yıktılar. Selçuk Bey’in torunları tarafından kurulacak devletler (özellikle de Büyük Selçuklular ve Türkiye Selçukluları) Bâtınî ve Haçlı tehdidine karşı Sünnî İslâm’ın koruyucusu oldular. Oğuzlar bu hususiyetleri ile sadece Türk-İslâm tarihine değil, dünya tarihine de yön veren kavimlerden biridir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-subat-2023">Derin Tarih Ocak Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Latin Alfabesinden Evvel Hurûf-I Arabiyye Revaçtaydı</title>
		<link>https://www.derintarih.com/oteki-tarih/latin-alfabesinden-evvel-huruf-i-arabiyye-revactaydi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusuf Sami Kamadan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Feb 2023 08:19:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öteki Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Afrika]]></category>
		<category><![CDATA[Asya]]></category>
		<category><![CDATA[Avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[İslâm harfleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=9052</guid>

					<description><![CDATA[610 yılında gelen ilk vahiyle başlayan ve yaklaşık 33 yıl boyunca nâzil olan âyetlerin çeşitli malzemelere yazılması, Arapçanın yazı dili olarak gelişmesine kapı aralamıştır. İslâm’ın yayılması sürecinde Arapça ortak ilim diline dönüşürken, Arap harfleri de farklı dillerin yazıya aktarıldığı müşterek bir alfabe haline gelmiştir. Son asırlarda arkasına sömürgeciliğin gücünü alarak dünyanın dört bir yanına yayılan Latin alfabesinden önce kadim medeniyet havzalarındaki yazılı gelenekte hurûf-ı Arabiyye revaçtaydı. Asya, Avrupa ve Afrika’daki pek çok halk kendi dilini bu harflerle okuyup yazıyordu. İslâm kültür ve medeniyetinin birleştirici unsuruna dönüşen bu alfabe “İslâm harfleri” diye anılan bir değer hâline gelmişti. &#160; Devamı Derin Tarih Ocak&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>610 yılında gelen ilk vahiyle başlayan ve yaklaşık 33 yıl boyunca nâzil olan âyetlerin çeşitli malzemelere yazılması, Arapçanın yazı dili olarak gelişmesine kapı aralamıştır. İslâm’ın yayılması sürecinde Arapça ortak ilim diline dönüşürken, Arap harfleri de farklı dillerin yazıya aktarıldığı müşterek bir alfabe haline gelmiştir. Son asırlarda arkasına sömürgeciliğin gücünü alarak dünyanın dört bir yanına yayılan Latin alfabesinden önce kadim medeniyet havzalarındaki yazılı gelenekte hurûf-ı Arabiyye revaçtaydı. Asya, Avrupa ve Afrika’daki pek çok halk kendi dilini bu harflerle okuyup yazıyordu. İslâm kültür ve medeniyetinin birleştirici unsuruna dönüşen bu alfabe “İslâm harfleri” diye anılan bir değer hâline gelmişti.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-subat-2023">Derin Tarih Ocak Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kıbrıs’ta Türk İdaresi Nasıl Başladı?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/kibrista-turk-idaresi-nasil-basladi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Samet Tınas]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 Jul 2022 09:17:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Afrika]]></category>
		<category><![CDATA[Avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[İngiltere]]></category>
		<category><![CDATA[Kıbrıs]]></category>
		<category><![CDATA[Memlükler]]></category>
		<category><![CDATA[osmanli]]></category>
		<category><![CDATA[Sardunya]]></category>
		<category><![CDATA[Sicilya]]></category>
		<category><![CDATA[Venedikliler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8306</guid>

					<description><![CDATA[Sicilya ve Sardunya’dan sonra Akdeniz’in üçüncü büyük adası olan Kıbrıs, Avrupa ve Afrika’yı Asya’ya bağlayan, tarih boyunca Akdeniz siyaset ve ticaretinde mühim rol oynamış konumdadır. Nitekim Akdeniz’e hâkim olmak isteyen her büyük devlet mutlaka Kıbrıs’a da hâkim olmak istemiştir. Romalılar, Osmanlılar ve İngiltere’nin farklı dönemlerde adaya sahip olması bunun en bariz tezahürüdür.  Eski Dünya’yı fetheden Osmanlılar için 1489’dan beri Venediklilerin elinde bulunan ada kilit bir noktayı teşkil etmekteydi. Venedikliler selefleri Kıbrıs kralları gibi önceleri Memlûklere vergi veriyordu. Memlûklerin yerine kaim olan Osmanlılara da bu vergiyi vermekten imtina etmemiş, hatta Yavuz Sultan Selim, Mısır’ı fethettikten sonra Kahire’de iken Kıbrıs’ın haracını almak&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sicilya ve Sardunya’dan sonra Akdeniz’in üçüncü büyük adası olan Kıbrıs, Avrupa ve Afrika’yı Asya’ya bağlayan, tarih boyunca Akdeniz siyaset ve ticaretinde mühim rol oynamış konumdadır. Nitekim Akdeniz’e hâkim olmak isteyen her büyük devlet mutlaka Kıbrıs’a da hâkim olmak istemiştir. Romalılar, Osmanlılar ve İngiltere’nin farklı dönemlerde adaya sahip olması bunun en bariz tezahürüdür.  Eski Dünya’yı fetheden Osmanlılar için 1489’dan beri Venediklilerin elinde bulunan ada kilit bir noktayı teşkil etmekteydi. Venedikliler selefleri Kıbrıs kralları gibi önceleri Memlûklere vergi veriyordu. Memlûklerin yerine kaim olan Osmanlılara da bu vergiyi vermekten imtina etmemiş, hatta Yavuz Sultan Selim, Mısır’ı fethettikten sonra Kahire’de iken Kıbrıs’ın haracını almak üzere dört kayıkla silahdarlar kethüdası Ali Ağa’yı adaya yollamıştı.</p>
<p>1521’de Rodos adasının Osmanlılar tarafından fethi, Venediklileri fevkalâde telaşa düşürmüş; bundan sonra sıranın kendilerine geleceği zannıyla adayı tahkim etmeye başlamışlardı. Fakat beklenilen olmamış, Osmanlıların öncelik sırasını başka işler almıştı. Lakin Venedikliler Kıbrıs hakkında endişelenmekte pek de haksız sayılmazdı. Zira iki ada, Türk İmparatorluğu’nun ileri hedefleri için vazgeçilemezdi. Bunlardan biri Girit, diğeri de Kıbrıs’tı. Suriye ve Mısır fethedilip Kuzey Afrika’nın en mamur kısmına sahip olduktan sonra, yol üzerindeki korsan gemilerinin melcei olan Girit çok sonraları bin bir gayretle alınacaktı.</p>
<p>Ancak Suriye ve Anadolu sahillerine pek yakın olan Kıbrıs, korsanlar tarafından bir üs olarak kullanılıyor, mütemadiyen Müslüman ticaret gemilerine saldırılıyor, hacca gidenlere tecavüzde bulunuluyordu. Kimi zaman Müslümanların malları gasp edilirken, kimi zaman da kendileri hapsedilmekteydi. Osmanlı Devleti’nin hadiseleri her protesto edişine karşı ise Venedikliler adada yuvalanan Malta korsanlarını suçlamaktaydılar.</p>
<p>Kıbrıs’ın stratejik ehemmiyeti yanında daha evvel Müslümanlarca fethedilmesinin de sefer kararında tesiri vardı. Sefer için fetva istenen devrin şeyhülislamı Ebussuud Efendi bunu açıkça belirtmektedir. Kâtip Çelebi bu hususu, <em>Tuhfetü’l-kibâr fi esfâri’l-bihâr</em> adlı eserinde, “sefer lâzım gelüb Şeyhülislam Ebussuud Efendi’den istifta olundukta bu veçhile fetva virdiler” diye kaydeder. Ayrıca Peygamber Efendimiz’in (sas) cihat duasına mazhar olan, Hala Sultan diye bilinen Ümmü Harâm’ın türbesinin Kıbrıs’ta bulunması fethin manevî sebeplerindendi. Zira Kıbrıs’ın fethinden sonra Osmanlı donanması Larnaka Körfezi’ne demir attığında Hala Sultan’ı 21 pâre top atışıyla selamlamış, fetihten sonra da kabrinin üzerine bir türbe, etrafına tekke inşa ettirmişti.</p>
<p>Bazı Batılı kaynaklarda aklen ve mantıken kabulü gayr-i kabil olan bir iddia vardır ki, o da II. Selim’in Kıbrıs’ı çok kaliteli şarapları olduğu için almak istediği yönündedir. Güya Kıbrıs kralı olmak isteyen Nakşa Dukası Yasef Nasi kendisini bu konuda teşvik ve tahrik etmişti. Bu tip komik iddialar, artık itibarını çoktan kaybetmiş olan Avusturyalı tarihçi Joseph Von Hammer gibi isimlerin kitaplarında geçmektedir. Kıbrıs’ın fethinin dinî, siyasî ve iktisadî sebepleri ortada iken böyle ucuz yorumlar meselenin ehemmiyetini kaybettirmektedir.</p>
<p>Nihayet 1570 yılında Türk ticaret gemilerine tecavüz eden korsanların Kıbrıs’a sığınması bardağı taşıran son damla oldu. Venedik’e gönderilen elçi Kubat Çavuş, Osmanlı İmparatorluğu adına Venedik’e ültimatom verdi. Venedik Devleti bu ültimatomu reddedince de Kıbrıs Seferi başlatıldı.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-temmuz-2022">Derin Tarih Temmuz Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ÖMÜR AKKOR: “TİRİT, HZ. PEYGAMBER’İN EN SEVDİĞİ YEMEKTİ; ÇÜNKÜ&#8230;”</title>
		<link>https://www.derintarih.com/soylesi/omur-akkor-tirit-hz-peygamberin-en-sevdigi-yemekti-cunku/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Munise Şimşek]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 01 May 2022 04:22:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Abbâsîler]]></category>
		<category><![CDATA[Afrika]]></category>
		<category><![CDATA[Arap mutfağı]]></category>
		<category><![CDATA[Bağdadî]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Peygamber]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8059</guid>

					<description><![CDATA[KONUŞAN: MUNİSE ŞİMŞEK Öncelikle yeni kitabınız Erken Dönem İslâm Mutfak Sanatı ve Kültürü hayırlı olsun Ömür Bey. İlk olarak kitabı yazma amacınızı sormak istiyorum. Malumunuz yeme içme alışkanlıklarımız tam bir tüketim çılgınlığına dönüşmüş durumda. Binlerce yıl öncesinde yaşamış ve karınlarını zar zor doyurmuş bir toplumun mutfak kültürü günümüz insanına ne sunabilir? Aşağı yukarı 26-27 yıldır profesyonel olarak bu işi yapıyorum ama neredeyse 40 yıldır mutfağın içindeyim. Evde hazırladığım kahvaltıları, babaannemle yaptığım yemekleri de sayarsak çocukluk dönemlerimden itibaren mutfaktayım. Tabii mutfağa bu kadar meraklı olunca, Müslüman bir fert olarak, o dönemin yemek kültürünü merak ettim ve çalışmaya koyuldum. Yaklaşık 10 yıllık&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>KONUŞAN: MUNİSE ŞİMŞEK</strong></p>
<p><strong>Öncelikle yeni kitabınız <em>Erken Dönem İslâm Mutfak Sanatı ve Kültürü</em> hayırlı olsun Ömür Bey. İlk olarak kitabı yazma amacınızı sormak istiyorum. Malumunuz yeme içme alışkanlıklarımız tam bir tüketim çılgınlığına dönüşmüş durumda. Binlerce yıl öncesinde yaşamış ve karınlarını zar zor doyurmuş bir toplumun mutfak kültürü günümüz insanına ne sunabilir?</strong></p>
<p>Aşağı yukarı 26-27 yıldır profesyonel olarak bu işi yapıyorum ama neredeyse 40 yıldır mutfağın içindeyim. Evde hazırladığım kahvaltıları, babaannemle yaptığım yemekleri de sayarsak çocukluk dönemlerimden itibaren mutfaktayım. Tabii mutfağa bu kadar meraklı olunca, Müslüman bir fert olarak, o dönemin yemek kültürünü merak ettim ve çalışmaya koyuldum. Yaklaşık 10 yıllık bir çalışmanın sonucunda bu kitap çıktı ortaya.</p>
<p>Günümüz insanını belki yemek tarifleri açısından memnun edemeyebiliriz. Bu kitaptaki tarifleri lezzetli bulmayabilirler ya da tarifleri beğenseler bile belki de malzemelerin orijinallerini bulamayacaklardır. Fakat bence kitabın en büyük özelliği, o dönemin beslenmeye bakış açısını anlamaya yardımcı olması. Günümüzde yediklerimize, içtiklerimize, sofra âdâbımıza yönelik sorgulayıcı bir perspektif sunması. “Bu kadar tüketim gerekli mi, gerekli değil mi” diye sorgulatması. O dönemde evde mutfak, ocakta ateş, kilerde un olmamasına rağmen insanlar bir şekilde besleniyorlardı. Günümüzde çok fazla malzeme ve çeşitlilik var. Ocak elimizin altında, market telefonun ucunda, mutfak son derece hazır. Bütün bunlara rağmen yemek yapabiliyoruz ya da yapamıyoruz. Tabii buna kendimi de dahil ediyorum ve diğer insanlardan farklı görmüyorum. Aslında biraz düşünüp, derlenip toparlanmak için bu kitabın insanlara ilham vereceğini düşünüyorum.</p>
<p><strong>Hz. Peygamber (sas) dönemi mutfak kültürü hakkında Kur’an ve hadislerin dışında başka hangi kaynaklardan faydalandınız?  </strong></p>
<p>Erken dönem İslâm mutfak sanatı derken aşağı yukarı 12. ve 13. yüzyıla kadar gelen bir dönemden bahsediyoruz. Abbâsîler döneminde Bağdadî’nin yazdığı yemek kitabından istifade ettim. O dönemin kültürünü anlatan Arapça, İngilizce ve Türkçe yayınlanmış tezlerden faydalandım. Bu konu üzerine yazılmış güncel kitapları inceledim.</p>
<p><strong>İslâm’ın içine doğduğu Arap mutfağının sizce ayırt edici özelliği nedir?</strong></p>
<p>Aslında net bir Arap mutfağından söz edemeyiz. Çünkü pek çok özelliğini bizim coğrafyada, Asya’da veya Afrika’da da görmekteyiz. Arap coğrafyasına has bazı unsurlar olsa da komşu coğrafyalarla büyük ölçüde benzeştiğini görüyoruz. Bu dönem için en ayırt edici özellik, malzemenin çok az oluşudur. Bugünkü gibi çok malzemeyle çeşit çeşit yemek yapmak söz konusu değildi. Zemzem ve ekmek varsa yemek var denilebilirdi. Ya da suyun içine bir kaşık un karıştırıp kaynatabiliyorlarsa bu onlar için bir öğün demekti. Mümkün mertebe azla yetinen insanlardı. Bu yemeklere zaman zaman İran tarafından gelen pirinçle yapılan pilav, Yemen tarafından gelen balık ve çölde yaşayan hayvanlar ekleniyordu. Dolayısıyla yemek kültürü açısından o dönem ve bu dönem birbirinden epeyce farklı. O dönemde daha kendine has, daha sade, daha az malzemeyle hazırlanan yemekler görmekteyiz.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mayis-2022">Derin Tarih Mayıs Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Fransızların Mısır’ı İşgali</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/fransizlarin-misiri-isgali/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Halil İbrahim Erol]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 09 Mar 2022 08:13:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Afrika]]></category>
		<category><![CDATA[Arap Baharı]]></category>
		<category><![CDATA[FORIF]]></category>
		<category><![CDATA[Fransa]]></category>
		<category><![CDATA[İslamofobi]]></category>
		<category><![CDATA[Napolyon Bonapart]]></category>
		<category><![CDATA[ortadogu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7985</guid>

					<description><![CDATA[İslamofobinin, yani İslâm karşıtlığının Avrupa ülkeleri arasında son zamanlarda hiç olmadığı kadar yükseldiği bir dönemden geçiyoruz. Bunun son 20 senedir Ortadoğu’dan Afrika’ya uzanan İslâm coğrafyasındaki kaos ve savaşlardan bağımsız olduğunu düşünmek oldukça zor. Amerika’nın 2003 yılında Irak’ı işgali etmesi bu kaosun başlangıç noktasına yerleştirilebilir. Akabinde naif bir şekilde isimlendirilen “Arap Baharı” ile Ortadoğu ve Afrika’da şahit olunan çatışma ve savaşlar, bu coğrafyada yaşayan halklar başta olmak üzere birçok insanın hayatını etkilediği gibi bölgenin sınırlarını aşan bir krize dönüşmüştür. Bunun da muhtemel tesiriyle Avrupa’nın en kalabalık Müslüman nüfusunu barındıran Fransa, İslâm karşıtlığında en öne çıkan Batılı ülkelerdendir. FORIF (Le forum de&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İslamofobinin, yani İslâm karşıtlığının Avrupa ülkeleri arasında son zamanlarda hiç olmadığı kadar yükseldiği bir dönemden geçiyoruz. Bunun son 20 senedir Ortadoğu’dan Afrika’ya uzanan İslâm coğrafyasındaki kaos ve savaşlardan bağımsız olduğunu düşünmek oldukça zor. Amerika’nın 2003 yılında Irak’ı işgali etmesi bu kaosun başlangıç noktasına yerleştirilebilir. Akabinde naif bir şekilde isimlendirilen “Arap Baharı” ile Ortadoğu ve Afrika’da şahit olunan çatışma ve savaşlar, bu coğrafyada yaşayan halklar başta olmak üzere birçok insanın hayatını etkilediği gibi bölgenin sınırlarını aşan bir krize dönüşmüştür. Bunun da muhtemel tesiriyle Avrupa’nın en kalabalık Müslüman nüfusunu barındıran Fransa, İslâm karşıtlığında en öne çıkan Batılı ülkelerdendir. FORIF (Le forum de l’Islam de France-Fransa İslam Forumu) bu karşıtlığın sistematik ve müesses hali olarak karşımıza çıkmaktadır. Yeni bir diyaloğun imkânı ve ülkedeki Müslümanları temsil için kurulduğu iddia edilen bu forumun aslında İslâm’ın Fransa’nın menfaatlerine uygun olarak şekillendirilmek gayesiyle tesis edildiğine dikkat çekilmektedir. Aslında geçmişten günümüze bazı ilişki biçimlerinin hiç de değişmediğini söylemek gereksiz olacaktır. Yine de, bazı şeyler unutulduğunda toplumsal-tarihsel hafızanın zaman kazandırma kabiliyetinin tersine döndüğü gerçeğini çarpıcı bir şekilde hatırlatmaktadır bize.</p>
<p>Genel olarak Batılıların, özelde ise Fransızların İslâm ya da Müslümanlarla ilişki kurma biçimindeki tezatlar aslında hiç de yeni değil. Bu durum Fransızlar söz konusu edildiğinde 200 yıllık bir geçmişe sahip olan Mısır’ın işgaline kadar geri götürülebilir. Temmuz 1798’de Napolyon Bonapart komutasındaki Fransız askerleri Mısır’ı işgal etmişlerdi. Üç yıl süren işgal Mısır-Osmanlı bağlamında olduğu kadar dahili-harici, bir başka açıdan ise yerel-bölgesel birçok değişimi beraberinde getirecektir.</p>
<p>İşgalin sağlıklı bir değerlendirmesini yapmanın yolu, onu geniş ölçekli tarihî bağlamına yerleştirmekten geçiyor. Aslında bu belki de harcı alem olmuş bir usuldür; ancak pratikte hâlâ kolayca gözden kaçabilmektedir. Dolayısıyla öncelikle küresel emperyalist arenaya kısaca değinmekte yarar var. Bunun yanı sıra “Devrim Fransa’sının” kendi iç dinamikleri ayrıca önem arz etmektedir. Bilindiği üzere 18. asrın son dönemi Fransızlar açısından oldukça netameli bir sürece denk gelir. Gerek emperyalist rekabette Amerika ve Hindistan’da kaybettiği sömürge toprakları, gerekse devrim sürecine giden, hatta sonrasında da devam eden iç savaş ve peşi sıra doğurduğu karışıklıklar, en sonunda devrimin kendi çocuklarını da yediği “terör dönemi” Fransızları kaotik bir geçiş sürecinin bitmek bilmez zorluklarıyla karşı karşıya bırakmıştır. Bu hususlara ilave olarak, Napolyon’un Fransız yönetimi açısından kontrol edilemez olması, Mısır’ın işgaline giden sürecin önemli veçhelerinden bir diğerini teşkil etmektedir.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mart-2022">Derin Tarih Mart Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Afrika&#8217;yı Parselleyen İngiliz Projesi</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/kara-kitayi-parselleyen-ingiliz-projesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ahmet Kavas]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Nov 2021 08:02:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Afrika]]></category>
		<category><![CDATA[Doğu Roma]]></category>
		<category><![CDATA[Etiyopya]]></category>
		<category><![CDATA[Hıristiyan]]></category>
		<category><![CDATA[İber Yarımadası]]></category>
		<category><![CDATA[Libya]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı Devleti]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7607</guid>

					<description><![CDATA[Sömürgeciliğin en başarılı hamlelerinden biri olarak tarihe geçen ve 1885 Şubat’ında Berlin’de düzenlenen konferansta bütün taraftarlarca imzalanan anlaşma ile Afrika fiilen parçalanma sürecine girecekti. Tahmin edilenler kadar beklenilmeyen durumlar da dâhil yaklaşık 20 yıl alan bir zamanda kıtada işgal edilemeyen üç bölge kalmıştı. Bunlardan biri, bugünkü Libya olup henüz Osmanlı Devleti’nin bir parçası olarak varlığını sürdürüyordu. İkincisi, Amerika Birleşik Devletleri tarafından azatlık verilip kıtaya geri gönderilen çok az sayıdaki eski kölelerin idaresinde korunup kollanan Liberya idi. Üçüncüsü, en az beş asırdır Müslüman yöneticilerin büyük çoğunluğu hâkimiyetinde iken Hıristiyan Etiyopya krallığının denetimindeki bölge idi. Avrupalı sömürgeci yedi devletin, kendilerine ait gördükleri&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sömürgeciliğin en başarılı hamlelerinden biri olarak tarihe geçen ve 1885 Şubat’ında Berlin’de düzenlenen konferansta bütün taraftarlarca imzalanan anlaşma ile Afrika fiilen parçalanma sürecine girecekti. Tahmin edilenler kadar beklenilmeyen durumlar da dâhil yaklaşık 20 yıl alan bir zamanda kıtada işgal edilemeyen üç bölge kalmıştı. Bunlardan biri, bugünkü Libya olup henüz Osmanlı Devleti’nin bir parçası olarak varlığını sürdürüyordu. İkincisi, Amerika Birleşik Devletleri tarafından azatlık verilip kıtaya geri gönderilen çok az sayıdaki eski kölelerin idaresinde korunup kollanan Liberya idi. Üçüncüsü, en az beş asırdır Müslüman yöneticilerin büyük çoğunluğu hâkimiyetinde iken Hıristiyan Etiyopya krallığının denetimindeki bölge idi. Avrupalı sömürgeci yedi devletin, kendilerine ait gördükleri bölgeleri istedikleri gibi idare edebilmek için de yaklaşık 20 yıllık bir süreye daha ihtiyaçları vardı.</p>
<p>Nasıl olmuştu da bu devasa kıta, hiç beklenmedik şekilde, sözlü toprak iddialarını fiilî işgallerine çevirmişti? Gerçek anlamda dört dörtlük bir idareden bahsedilebilir miydi? Afrika gerçekten parçalanmış olabilir miydi ve eğer bu gerçekleşmişse, kullanılan yöntem neydi? Küçücük Avrupa’da asırlarca birbirleri ile savaşan, akan kanın hesabının sorumlusu milletler tarih boyunca belirgin olmayan farklı coğrafyalarda sınırları hangi usullerle çizeceklerdi? Bu ve benzeri birçok sorunun cevabı henüz tam anlamıyla verilebilmiş değil. Belki de hiçbir zamanda ikna edici açıklamalar olmayacak. Sebebi de herhangi bir mantık içinde belirlenmedikleri için ikna edici sonuçlara varılamayacak olmasıdır.</p>
<p>Avrupalı sömürgeci devletlerin Afrika sevdası ne zaman başlamıştı ve neden bu tarz bir girişimi dünyayı modernleştirdiklerini iddia ettikleri bir dönemece girerken uyguladılar? Bilhassa Büyük Roma’nın en gözde eyaletlerinin bugünkü Kuzey Afrika coğrafyasında olduğu, sıradan tarih bilgisine sahip Avrupalı insanca malumdu. Hatta bir ara yine kendilerinden bir kavim olan Vandallar tarafından 5. yüzyılda yağmalansa da kıtanın bu bölgesi bu defa da Doğu Roma, yani Bizans’ın idaresine geçmişti. Epeyce yerleşim yeri, önemsedikleri şahsiyet ve yaşayış biçimi, özellikle de gıda depoları konumunda bulunan araziler buradaydı. Fakat İslâmiyet’in 7. yüzyılda Arap Yarımadası’ndan Mısır’da başlayan tüm Berberi yurtlarına yayılması 70 yıl kadar sürerken, neredeyse 700/800 yıllık göz kamaştırıcı antik çağ da bütün değerleriyle kapanıyordu. Müslümanlar için altın bir çağ başlarken, onlar için içine düştükleri dogmalarla boğuştukları karanlık devrelere girilmiş oldu.</p>
<p>İber Yarımadası olarak da ifade edilen bugünkü İspanya ve Portekiz’in tamamını, kısmen de Fransa içinde ve Sicilya adası gibi İtalya’ya ait yerlerde etkin olan ve özellikle Endülüs ile insanlık medeniyetinin zirvesine ulaşma becerisi gösteren Müslümanlar asırlarca elde ettikleri üstünlükleri aralarında yaşadıkları gerginliklerle kaybettiler. Son idari merkez Gırnata’daki Beni Ahmer Hanedanlığı da 1492 yılında yıkılınca, adeta zincirden boşanmış gibi önce Portekizliler, ardından İspanyollar gidebildikleri her yere gitmeyi vazife bildiler. Birinciler daha çok Batı Afrika sahillerinde dolaşmaya başlamışlar ve 1470’li yıllarda Gine Körfezinde Sao Tome ve Principe adalarına kadar ulaşmışlardı. İspanyollar ise daha ziyade Akdeniz’de etkinlik alanı açıyor, özellikle Endülüs’ün adeta en büyük insan ve ekonomik kaynağı olan Kuzey Afrika’ya yapabilecekleri tüm hamleleri yapıyorlardı. Burada Mısır’da Memlükler, Libya ve Tunus’ta Hafsiler, Cezayir’de Zeyyaniler ve Fas’ta Sadiler gibi dört güçlü hanedan devleti vardı. Ancak Müslümanların İber Yarımadası’ndaki iktidarlarını kaybetmelerine sebep olan taht kavgaları ve Hıristiyan güçlerle birbirlerine karşı kurdukları ittifaklar İspanya’nın burada da işine yaradı. Zaten perdenin arkasında her türlü gelişmeyi yönlendiren Papalık da büyük beklentiler içerisindeydi.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-kasim-2021">Derin Tarih Kasım Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Haritayı Kırmızıya Boyamak</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/haritayi-kirmiziya-boyamak/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Halim Gençoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Nov 2021 08:00:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Afrika]]></category>
		<category><![CDATA[Fulani]]></category>
		<category><![CDATA[Gana]]></category>
		<category><![CDATA[İngiltere]]></category>
		<category><![CDATA[Kral I. Prempeh]]></category>
		<category><![CDATA[Nijerya]]></category>
		<category><![CDATA[Sudan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7604</guid>

					<description><![CDATA[Yüzyıllardır dünyaya medeniyet öğretmekle övünen İngiltere’nin Afrika’daki enkazı akıllara durgunluk verecek kadar şaşırtıcı ve zulüm doludur. İngiliz siyasetinin Afrika’daki izlerini takip edenler bu mezalimleri nasıl ustalıkla örtbas ettiklerini de göreceklerdir. Mesela dünyadaki ilk toplama kamplarını Güney Afrika’da İngilizlerin yaptığını, binlerce masum çocuk ve kadının ölümüne sebep olduğunu biliyor muyuz? İngiltere’nin sömürge valisinin her yıl Güney Afrika’dan İngiltere’ye kabile halklarından bazı aileleri getirip sirklerde hayvan gibi tanıttığından ve bunu bir maharet gibi dönemin gazetelerinde yayınladığından haberdar mıyız? Yine Güney Afrika’da ırkçılığı bir yasaya dönüştürenlerin İngilizler olduğunu biliyor muyuz? Bu yazımızda İngilizlerin Afrika’daki ırkçı mirasını kendi belgeleriyle ortaya koyacağız. Afrika’daki İngiliz sömürgeciliği,&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yüzyıllardır dünyaya medeniyet öğretmekle övünen İngiltere’nin Afrika’daki enkazı akıllara durgunluk verecek kadar şaşırtıcı ve zulüm doludur. İngiliz siyasetinin Afrika’daki izlerini takip edenler bu mezalimleri nasıl ustalıkla örtbas ettiklerini de göreceklerdir. Mesela dünyadaki ilk toplama kamplarını Güney Afrika’da İngilizlerin yaptığını, binlerce masum çocuk ve kadının ölümüne sebep olduğunu biliyor muyuz? İngiltere’nin sömürge valisinin her yıl Güney Afrika’dan İngiltere’ye kabile halklarından bazı aileleri getirip sirklerde hayvan gibi tanıttığından ve bunu bir maharet gibi dönemin gazetelerinde yayınladığından haberdar mıyız? Yine Güney Afrika’da ırkçılığı bir yasaya dönüştürenlerin İngilizler olduğunu biliyor muyuz? Bu yazımızda İngilizlerin Afrika’daki ırkçı mirasını kendi belgeleriyle ortaya koyacağız.</p>
<p>Afrika’daki İngiliz sömürgeciliği, sömürgeleştirilen halkı yatıştırmak ve düzeni korumak için şiddet kullanan bir diktatörlük olarak yapılandırılmıştı. Sömürgeleştirilenlerin yönetilme biçimleriyle ilgili hiçbir şahsi bilginin kaydedilmemiş olması, işgal edilen yerlerde insana verilen değeri ortaya koyar. Londra’daki İngiliz Sömürge Bürosu, Büyük Britanya İmparatorluğu’nun menfaatleri doğrultusunda sömürgelerle ilgili bütün kararları bizzat veriyordu. İngilizler ayrıca sömürgeleştirdikleri ülkelerde çıkarlarına uygun etnik grubu diğerlerine tercih etme eğiliminde hareket ettiler. Genellikle ülke içinde muhafazakâr bir azınlık olan bu gruplar, sömürge idaresinin çıkarlarına göre çalıştıkları ölçüde desteklendiler. Örneğin, İngilizler Arap azınlığı Sudan’daki Afrikalıların çoğunluğuna hükmetmek için seçti veya Nijerya’da Fulanilere öncelik verdiler. Kendilerininki gibi diktatörlük ve hiyerarşik sisteme sahip etnik toplumları tercih ederek bu etnik kökenlerden gelenlerin mensuplarını orantısız sayıda sömürge ordusuna dâhil ettiler. Bağımsızlık döneminde bu askerler sık sık darbeler düzenleyerek ülkelerinin demokratik olarak seçilmiş sivil hükümetlerini görevden almıştır.</p>
<p>19. yüzyıl İngiliz sömürge politikası, Afrika’da ekonomik sömürüden ziyade bir asimilasyon politikasıydı. Büyük Britanya’da devlet ricalinin kıta üzerindeki temel planı, Afrikalıları Avrupa medeniyeti ve kültürüne asimile etmekti. Bu politikalar din, ticaret ve yönetimde sözde İngiliz ortakları olan Batılı bir siyah İngiliz sınıfı yarattı. Öte yandan İngilizler, Batı Afrika sömürge imparatorluklarını inşa etme arayışlarında Güney Afrika’daki Zulular ve Gana’daki Asante halkı kadar boyun eğdirilmesi zor az milletle karşılaştılar.<sup>5</sup> 1805’te İngilizlere karşı başlayan Asante Savaşları 100 yıl sürdü. Üstün silahlarla geride kalmasına rağmen Asante halkı İngiliz ordusuna teslim olmadı. Asante Savaşlarını anlamak için İngiliz korumasına boyun eğmemeye kesin olarak karar veren Kral I. Prempeh’in tarihteki rolüne bakmak gerekir.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-kasim-2021">Derin Tarih Kasım Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mali’nin Altın İmparatoru Mansa Musa</title>
		<link>https://www.derintarih.com/ozel-dosya/malinin-altin-imparatoru-mansa-musa/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nazmi Ekinci]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 04 May 2021 08:09:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Özel Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Afrika]]></category>
		<category><![CDATA[Kahire]]></category>
		<category><![CDATA[Mali]]></category>
		<category><![CDATA[Mansa Musa]]></category>
		<category><![CDATA[Medine]]></category>
		<category><![CDATA[Mekke]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7055</guid>

					<description><![CDATA[İslâm dünyasının en görkemli şehirlerinden Kahire, 1324 yılının hac mevsimi yaklaşırken, oldukça kalabalık bir kafilenin kendisine eşlik ettiği sıra dışı bir misafiri ağırlıyordu. Hükmettiği topraklar bugünkü Batı Afrika’nın önemli bir bölümünü kapsayan Mali İmparatorluğu’nun muktedir hükümdarı Mansa Musa, hac yolculuğu için çıktığı yolda Kahire’de mola vermişti. Bu mola sadece dinlenmek için değildi, aynı zamanda Mansa Musa’nın sahip olduğu zenginlik ve ihtişamın da sergilenmesi amaçlanıyordu. Nitekim bu hedef tam anlamıyla tahakkuk etti: Mali İmparatoru’nun maiyetinde kıymetli kumaşlardan parlak elbiseler giymiş 50 bin adam bulunuyordu. Topluluğun hizmetlerinin görülmesi için sefere dâhil edilen 10 bin dolayında köleye de altın ve ipekle süslü göz&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İslâm dünyasının en görkemli şehirlerinden Kahire, 1324 yılının hac mevsimi yaklaşırken, oldukça kalabalık bir kafilenin kendisine eşlik ettiği sıra dışı bir misafiri ağırlıyordu. Hükmettiği topraklar bugünkü Batı Afrika’nın önemli bir bölümünü kapsayan Mali İmparatorluğu’nun muktedir hükümdarı Mansa Musa, hac yolculuğu için çıktığı yolda Kahire’de mola vermişti. Bu mola sadece dinlenmek için değildi, aynı zamanda Mansa Musa’nın sahip olduğu zenginlik ve ihtişamın da sergilenmesi amaçlanıyordu. Nitekim bu hedef tam anlamıyla tahakkuk etti:</p>
<p>Mali İmparatoru’nun maiyetinde kıymetli kumaşlardan parlak elbiseler giymiş 50 bin adam bulunuyordu. Topluluğun hizmetlerinin görülmesi için sefere dâhil edilen 10 bin dolayında köleye de altın ve ipekle süslü göz kamaştırıcı kıyafetler giydirilmişti. Bu muazzam kalabalığın bindiği at, katır ve develer de aynı şekilde altınlarla süslüydü. Birçok kaynakta “dünyanın gelmiş geçmiş en zengin insanı” olarak anılan Mansa Musa, akıllara durgunluk veren servetini Mali’nin altın madenlerine borçluydu. Ülkesinin bu zenginliğini vurgulamak için binek hayvanlarının bile altına boğulmasını emretmişti. Mansa Musa’nın kortejinde, görevi yalnızca altın tozuyla dolu çuvalları taşımak olan 100 fil ve 80 deve vardı. Şahsî hizmetlerini yapan uşaklarının sayısı ise 500’e yaklaşıyordu.</p>
<p>Memlûk Sultanı Nâsır Muhammed, “kardeş” Mali İmparatorluğu’ndan gelen bu heyeti en güzel şekilde ağırlamak noktasında elinden geleni yaptı. Kahire halkı, Mansa Musa ve beraberindekilerin her hareketini yakından izleyebilmek için haftalar boyu neredeyse evlerine hiç girmedi. Yaz sıcaklarına rağmen gündüzleri de eğlence bitmiyordu. Hiçbir yönden kendilerine benzemeyen bu insanlarla aralarındaki tek ortak nokta, İslâm diniydi. Mansa Musa’nın da zaten amacı, kendi imparatorluğunun daha doğusunda yaşayan Müslümanlara, Afrika’nın ihtişamını göstermek ve hatırlatmaktı. Dönem kaynaklarında aktarılanlara bakılırsa, bunu fazlasıyla başarmıştı.</p>
<p>Birkaç hafta Kahire’de dinlenen Mansa Musa ve heyeti, daha sonra Hicaz’a hareket etti. Medine ve Mekke’de dinî vazifelerin yerine getirilmesinin akabinde, Malililer yeniden ülkelerine döndüler. Nesiller boyu anlatılacak bir efsaneye dönüşen bu hac ziyareti, 1326’da sona erdiğinde, Mansa Musa arkasında unutulmaz bir isim ve yüzlerce cami bırakmıştı. Mali’nin Timbuktu şehrinde başlayıp Kahire üzerinden Medine ve Mekke’ye uzanan yaklaşık 7 bin 500 kilometrelik uzun rota boyunca, Mansa Musa hem fakirlere sürekli altın dağıtmış, hem de her cuma günü bir başka şehirde cami temeli atmıştı. Gittiği yolu, ülkesine dönmek için yeniden kat ederken, bu camilerin çoğu yapılıp bitmiş, içinde Müslümanlar ibadete başlamıştı.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mayis-2021">Derin Tarih Mayıs Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Batı’nın Kanlı Tarihi</title>
		<link>https://www.derintarih.com/oteki-tarih/batinin-kanli-tarihi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sefa Yürükel]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Jun 2020 05:14:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öteki Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Afrika]]></category>
		<category><![CDATA[demograf]]></category>
		<category><![CDATA[köle]]></category>
		<category><![CDATA[R. J. Rummel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6008</guid>

					<description><![CDATA[Dünya tarihinde işlenen soykırım ve insanlık suçları sözkonusu olduğunda hiçbir millet Batılı devletlerin eline su dökemez. Bu hususta sabıka haneleri hayli kabarık. Zayıfı ve azınlıkta olanı ötekileştirme, işkence, köleleştirme, belirli bir kimliği yok etme bu suçlardan sadece birkaçı. Ünlü demograf R. J. Rummel, 1900-87 yılları arasında yapılan katliam ve soykırımları inceleyerek dünya genelinde yaklaşık 167 milyon kişinin öldürüldüğünü tespit etmiştir. İşin garibi, bu suçların çoğu ya doğrudan Batılılar tarafından ya da onların desteklediği güçlerce işlenmişti. Yeryüzündeki insanlık suçları haritasında Batı’nın ayak basmadığı yer kalmamıştır anlayacağınız. İşte Batı’nın kanlı tarihinden birkaç sayfa. 17. yüzyılda baş gösteren ekonomik ve siyasî krizler sebebiyle&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünya tarihinde işlenen soykırım ve insanlık suçları sözkonusu olduğunda hiçbir millet Batılı devletlerin eline su dökemez. Bu hususta sabıka haneleri hayli kabarık. Zayıfı ve azınlıkta olanı ötekileştirme, işkence, köleleştirme, belirli bir kimliği yok etme bu suçlardan sadece birkaçı.</p>
<p>Ünlü demograf R. J. Rummel, 1900-87 yılları arasında yapılan katliam ve soykırımları inceleyerek dünya genelinde yaklaşık 167 milyon kişinin öldürüldüğünü tespit etmiştir. İşin garibi, bu suçların çoğu ya doğrudan Batılılar tarafından ya da onların desteklediği güçlerce işlenmişti. Yeryüzündeki insanlık suçları haritasında Batı’nın ayak basmadığı yer kalmamıştır anlayacağınız. İşte Batı’nın kanlı tarihinden birkaç sayfa. 17. yüzyılda baş gösteren ekonomik ve siyasî krizler sebebiyle Avrupalılar deniz aşırı bölgelere yöneldiler. İktidarlarını koruyabilmek için yeni gelir kaynaklarının peşine düşerek Amerika, Asya ve Afrika kıtalarını sömürgeleştirdiler. Amerika’da ilk önce yerlileri çalıştırmışlardı; ancak Kızılderili nüfusun hızla yok edilmesi sonucu madenlerde ve yeni tarım alanlarında çalıştırılacak iş gücüne ihtiyaç duyuldu. Bunu da Afrika’dan getirdikleri kölelerle giderdiler. Böylece 1650-1713 yılları arasında Danimarkalı- Norveçli, Fransız, Hollandalı, İspanyol, İngiliz ve Portekizli tüccarlar tarafından hayli kârlı bir ticarî sektör oluştu.</p>
<p>Afrika’dan getirilenler çoğunlukla zorla yakalanıp köle yapılan yerlilerdi. İnsanî olmayan şartlarda, gemilerdeki kafeslere tıkılarak okyanus ötesi yolculuk yapan bu Afrikalıların neredeyse üçte biri yolda telef oluyordu. Hayatta kalmayı başaranların kaderine de sahiplerinin tarla veya madenlerinde ölesiye çalıştırılmak düşüyordu.</p>
<p>Hollanda, Danimarka, İngiltere, İspanya ve Portekizliler 17. yüzyılın ortalarından itibaren Kuzey Amerika, Brezilya, Meksika, Peru ve Ekvator’da yeni sömürgeler kurdular. Bu topraklarda açılan madenlerde veya tarım arazilerindeki işgücünü karşılamak üzere köleler getiriliyordu. Fransızların ve Hollandalıların Brezilya’ya aralıksız köle taşıdıklarını biliyoruz. 1798 yılında Brezilya’da yapılan bir nüfus sayımında siyahî köle sayısının 1 milyon 582 bini bulduğu tespit edilmiştir. İngilizler ise 1700-1808 yılları arasında Amerika’ya 3 milyondan fazla Afrikalı taşıdılar. İspanyollar için bu rakam bir milyonu geçiyordu.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-haziran-2020">Derin Tarih Haziran Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dünya Tarihinde Salgın Hastalıklar Ve Sultan Abdülhamid’in Örnek Mücadelesi</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/dunya-tarihinde-salgin-hastaliklar-ve-sultan-abdulhamidin-ornek-mucadelesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ahmet Uçar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Apr 2020 07:30:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Afrika]]></category>
		<category><![CDATA[Barry Youngerman]]></category>
		<category><![CDATA[hayvan hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[kara ölüm]]></category>
		<category><![CDATA[Medikal]]></category>
		<category><![CDATA[salgın]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=5846</guid>

					<description><![CDATA[Salgın hastalıklar insanlık tarih kadar eski olmakla birlikte bunlarla ilgili ilk yazılı bilgilere mukaddes kitaplar ile eski çağlara ait kitabe ve tabletlerde rastlıyoruz. Günümüze yaklaştıkça kayıpların sayısının azaldığını, tıbbî bilgiler ve teknik imkânlar geliştikçe ilaç ve aşı üretiminin hızlandığını, tedavilerin eski yıllara göre çok daha kolay yapıldığını ve hastalıklarla mücadelede çok daha etkin önlemler alınabildiğini görmekteyiz. Ancak günümüzde artan bilgi ve iletişim yolları sebebiyle bu hastalıkların çok daha hızlı yayıldığı, hatta kimi kötü niyetli ve istismarcı kişilerce yönetilip yönlendirildiği de bir gerçek. Salgın hastalıklarla ilgili olarak Amerika’da Barry Youngerman’in yaptığı bir araştırmaya göre salgın hastalıklara yol açan patojenler esas olarak&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="Standard"><span lang="EN-US">Salgın hastalıklar insanlık tarih kadar eski olmakla birlikte bunlarla ilgili ilk yazılı bilgilere mukaddes kitaplar ile eski çağlara ait kitabe ve tabletlerde rastlıyoruz. Günümüze yaklaştıkça kayıpların sayısının azaldığını, tıbbî bilgiler ve teknik imkânlar geliştikçe ilaç ve aşı üretiminin hızlandığını, tedavilerin eski yıllara göre çok daha kolay yapıldığını ve hastalıklarla mücadelede çok daha etkin önlemler alınabildiğini görmekteyiz. Ancak günümüzde artan bilgi ve iletişim yolları sebebiyle bu hastalıkların çok daha hızlı yayıldığı, hatta kimi kötü niyetli ve istismarcı kişilerce yönetilip yönlendirildiği de bir gerçek.</span></p>
<p class="Standard"><span lang="EN-US">Salgın hastalıklarla ilgili olarak Amerika’da Barry Youngerman’in yaptığı bir araştırmaya göre salgın hastalıklara yol açan patojenler esas olarak 6 farklı şekilde bulaşıcılık göstermektedir: 1- İnsandan insana, 2- Böcekten insana, 3- Hayvandan insana, 4- Gıdadan canlılara, 5- Anneden çocuklarına, 6- Medikal işlemlerden insanlara. Bunlar içerisinde özellikle hayvan-insan ilişkileri dikkat çekicidir. İlmî tespitlere göre köpekler evcilleştirildiğinde kızamık, inekler evcilleştirildiğinde tüberküloz ve difteri insana bulaşmıştı. Başka bir şekilde ifade etmek gerekirse, yakın tarihimizde milyonlarca insanın ölümüne yol açan çiçek, grip, verem, sıtma, kolera ve kızamık gibi hastalıklar hayvan hastalıklarının evcilleştirilmiş haliydi. Araştırmalara göre insanların köpeklerle 65, sığırlarla 50, koyun ve keçilerle 46, atlarla 35, domuzlarla 42, kümes hayvanları ile 26 ortak hastalığı var. Bunlardan daha çok kış aylarında görülen ve vücuttaki bitlerle yayılan tifüs pislik, sefalet ve kötü beslenmenin etkisiyle ortaya çıkmıştı.</span></p>
<p class="Standard"><span lang="EN-US">Dünyanın ilk ciddi salgın hastalığı “Kara Ölüm” olarak da isimlendirilen vebadır. Son 1500 yılda kıtalararası üç büyük veba salgını görüldü. İlki Mısır ile Bizans topraklarından buğday gemileriyle dünyaya yayılmış, ikincisi 14. asır ortalarında Asya, Afrika ve bilhassa Avrupa’da çok sarsıcı izler bırakmış, üçüncüsü ise 19. asrın sonlarından itibaren Orta Asya ve Çin’den başlayarak dünyanın bazı bölgelerinde etkili olmuştu. 1331’de Orta Asya’da başlayan ikinci salgında pireler ve farelerin üzerinde veya kilim, halı, elbise ve ev eşyaları taşıyan kervanlarla önce Kırım’a, oradan da İtalya yoluyla Avrupa’ya yayılmıştı. İngiltere kralının sarayını başka şehre taşıdığı bu salgında en iyimser rakamla Avrupa nüfusunun dörtte biri yok olmuştu. Bu salgın Osmanlı’da da hayli etkili olup Fatih’in Batı seferleri sonrasında bir süre İstanbul’a geri dönememesine yol açmıştı.</span></p>
<p class="Standard"><span lang="EN-US">Sultan II. Abdülhamid, dönemin sıklıkla karşılaşılan bulaşıcı hastalıklarına karşı tedbir hususunda hep öncü olmuş, Avrupa’daki gelişmeleri yakından takip ederek modern tedavi metotlarının Osmanlı topraklarında da uygulanması için hem yurtdışına tıbbî heyet göndermiş, hem de burada enstitü ve tedavi merkezlerinin kurulmasını sağlamıştır. İşte Sultan’ın dünya liderlerine örnek olacak seferberlik hareketi.</span></p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-nisan-2020">Derin Tarih Nisan Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>At Üstünde Bir Evliya: Ahmed Şerîf Es-Senûsî</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/at-ustunde-bir-evliya-ahmed-serif-es-senusi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusuf Sami Kamadan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 01 Feb 2020 03:40:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Afrika]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[Senûsî Tarikati]]></category>
		<category><![CDATA[Trablusgarp]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=5550</guid>

					<description><![CDATA[İslam dünyasının neredeyse bütün noktalarında döneminin müessir bir kuvveti olan Senûsî Tarikatı Afrika merkezli olarak kurulmuştu. Bunların içerisinde Ahmed Şerîf es-Senûsî’nin mevkii de diğerleri gibi çok önemliydi. Senûsîliğin kurucusu olan dedesinin Kuzey Afrika’da genişlettiği İslamî uyanış hareketleri, bir sonraki şeyh olan amcası döneminde Afrika’nın içlerine kadar nüfuz etti. Şeyhlik sırası kendisine geldiğinde artık faaliyetler bambaşka bir noktada temerküz etmişti: Cihad… Düşman namlusuyla burun buruna geldiği bir dönemde Ahmed Şerîf es-Senûsî, işgalciler karşısında aynen selefinin yaptığı gibi şeyhlik postundan kalkıp silah kuşanan bir isim oldu. Bölgede yıllarca Fransızlarla süren çarpışma neticesinde onlara ciddi zayiatlar verdirdi. 1911 yılında İtalya tarafından Trablusgarp’ın işgali&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İslam dünyasının neredeyse bütün noktalarında döneminin müessir bir kuvveti olan Senûsî Tarikatı Afrika merkezli olarak kurulmuştu. Bunların içerisinde Ahmed Şerîf es-Senûsî’nin mevkii de diğerleri gibi çok önemliydi. Senûsîliğin kurucusu olan dedesinin Kuzey Afrika’da genişlettiği İslamî uyanış hareketleri, bir sonraki şeyh olan amcası döneminde Afrika’nın içlerine kadar nüfuz etti. Şeyhlik sırası kendisine geldiğinde artık faaliyetler bambaşka bir noktada temerküz etmişti: Cihad… Düşman namlusuyla burun buruna geldiği bir dönemde Ahmed Şerîf es-Senûsî, işgalciler karşısında aynen selefinin yaptığı gibi şeyhlik postundan kalkıp silah kuşanan bir isim oldu. Bölgede yıllarca Fransızlarla süren çarpışma neticesinde onlara ciddi zayiatlar verdirdi. 1911 yılında İtalya tarafından Trablusgarp’ın işgali ise Ahmed Şerîf es-Senûsî’nin cihad faaliyetlerini buraya yoğunlaştırmasına sebebiyet verdi.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-subat-2020">Derin Tarih Şubat Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Libya Krizi İkinci Sykes Picot Mu?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/libya-krizi-ikinci-sykes-picot-mu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yılmaz Bilgen]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 01 Feb 2020 03:25:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[Afrika]]></category>
		<category><![CDATA[ortadogu]]></category>
		<category><![CDATA[osmanli]]></category>
		<category><![CDATA[PKK]]></category>
		<category><![CDATA[Tunuslu Muhammed Buazizi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=5544</guid>

					<description><![CDATA[Tunuslu Muhammed Buazizi’nin 4 Ocak 2011 günü fitilini ateşlediği isyan dalgası Ortadoğu ve Afrika aksında 15’ten fazla ülkeyi derinden etkiledi. Osmanlı sonrası kesintisiz buhranın hâkim olduğu coğrafyalar bu sefer önce iç dinamiklerin sonrasında haricî müdahalelerin etkisiyle bir kez daha sarsıldı. İsyanın etki alanına giren birçok ülkede radikal değişim ve dönüşüm süreçleri yaşanırken Mısır, Tunus, Yemen, Libya ve Fas’ta uzun soluklu iktidar dönemlerinin baskıcı liderleri devrildi. 2011’de başlayan ve iç isyanlar dizesinin sivil direnişten silahlı çatışmaya dönüştüğü, çözüm ihtimalinin her geçen gün çok daha imkânsız hale geldiği ve 9 yıldır fiilî kavganın sürdüğü ülkeler arasında Suriye, Yemen ve Libya var. Yemen’de&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Tunuslu Muhammed Buazizi’nin 4 Ocak 2011 günü fitilini ateşlediği isyan dalgası Ortadoğu ve Afrika aksında 15’ten fazla ülkeyi derinden etkiledi. Osmanlı sonrası kesintisiz buhranın hâkim olduğu coğrafyalar bu sefer önce iç dinamiklerin sonrasında haricî müdahalelerin etkisiyle bir kez daha sarsıldı. İsyanın etki alanına giren birçok ülkede radikal değişim ve dönüşüm süreçleri yaşanırken Mısır, Tunus, Yemen, Libya ve Fas’ta uzun soluklu iktidar dönemlerinin baskıcı liderleri devrildi.</p>
<p>2011’de başlayan ve iç isyanlar dizesinin sivil direnişten silahlı çatışmaya dönüştüğü, çözüm ihtimalinin her geçen gün çok daha imkânsız hale geldiği ve 9 yıldır fiilî kavganın sürdüğü ülkeler arasında Suriye, Yemen ve Libya var. Yemen’de Suudi Arabistan-BAE ittifakı ile karşı kampta yer alan İran’ın mezhep eksenli güç mücadelesi sürüyor. ABD’nin PKK lehine sahaya indiği Suriye’de ise Rusya ve İran, Esed’i ayakta tutma adına sahada savaşan aktif iki güç. Ülke 2015 yılı başlarından itibaren iç savaş boyutundan çıkarak küresel kapışma arenasına dönüştürüldü.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-subat-2020">Derin Tarih Şubat Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Namibya Soykırımı</title>
		<link>https://www.derintarih.com/avrupa-tarihi/namibya-soykirimi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[David Olusoga]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 01 Dec 2019 04:15:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Avrupa Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[20. yüzyıl]]></category>
		<category><![CDATA[Afrika]]></category>
		<category><![CDATA[amnezisine]]></category>
		<category><![CDATA[Namibya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=5293</guid>

					<description><![CDATA[20. yüzyılın şafağında Almanya’nın Afrika’daki eski kolonilerinde yaşananlar, nesiller boyunca bir sır gibi saklandı. Almanya’nın Afrika’da kurduğu sömürge imparatorluğu yalnızca 30 yıl ayakta kalabildiğinden, genel kanaat bu imparatorluğun tarihî olarak dikkate alınmaması gereken bir tecrübe olduğuydu. Bu görüşe göre hem Afrika’nın, hem de Avrupa’nın çok daha gerilere uzanan köklü tarihi hesaba katıldığında, bu 30 yıllık imparatorluk önemsenmeyecek bir detaydan ibaretti. Aslına bakılırsa pek çok Alman dahi, ülkelerinin bir dönem denizaşırı kolonilere sahip olduğundan bihaberdi. 1884-1915 yılları arasında Alman Güneybatı Afrikası diye bilinen bir koloni olan Namibya, sözünü ettiğimiz sömürgecilik amnezisine (hafıza kaybı) iyi bir örnek. Almanlar geride o kadar az&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>20. yüzyılın şafağında Almanya’nın Afrika’daki eski kolonilerinde yaşananlar, nesiller boyunca bir sır gibi saklandı. Almanya’nın Afrika’da kurduğu sömürge imparatorluğu yalnızca 30 yıl ayakta kalabildiğinden, genel kanaat bu imparatorluğun tarihî olarak dikkate alınmaması gereken bir tecrübe olduğuydu. Bu görüşe göre hem Afrika’nın, hem de Avrupa’nın çok daha gerilere uzanan köklü tarihi hesaba katıldığında, bu 30 yıllık imparatorluk önemsenmeyecek bir detaydan ibaretti. Aslına bakılırsa pek çok Alman dahi, ülkelerinin bir dönem denizaşırı kolonilere sahip olduğundan bihaberdi.</p>
<p>1884-1915 yılları arasında Alman Güneybatı Afrikası diye bilinen bir koloni olan Namibya, sözünü ettiğimiz sömürgecilik amnezisine (hafıza kaybı) iyi bir örnek. Almanlar geride o kadar az iz bırakmıştı ki, neredeyse hiçbir yerde bu ülkedeki 30 yıllık sömürgeci geçmişten bahsedilmiyordu. İskelet kıyısının güneyindeki küçük ve tenha liman kasabalarındaki Bavyera tarzı evler, sömürgeci Alman ‘kahramanların’ sağa sola dikilmiş heykelleri, sayıları birkaç bini bulan ve Namibya’nın ortasındaki verimli platoya dağılmış Alman kökenli çiftçilerin de aralarında olduğu bazı gariplikler dışında hiçbir şey yoktu geride.</p>
<p><strong>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-aralik-2019">Derin Tarih Aralık Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Milliyetçiler Nasıl Atatürkçü Oldu?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/milliyetciler-nasil-ataturkcu-oldu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Olcay Can Kaplan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Oct 2019 08:25:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Afrika]]></category>
		<category><![CDATA[Balkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[I. Dünya Savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[ortadogu]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı Devleti]]></category>
		<category><![CDATA[Yusuf Akçura]]></category>
		<category><![CDATA[Ziya Gökalp]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=5081</guid>

					<description><![CDATA[Osmanlı Devleti’ni içine düştüğü buhrandan kurtarmak için birçok fikir gündeme gelmişti. Kimileri Batı’ya kalben ve bedenen benzemedikçe kurtuluşa eremeyeceğimizi iddia ediyor, kimileri çareyi İslam birliğinde arıyordu. Bunların içinde öyle bir grup vardı ki modern Türkiye Cumhuriyeti’ni vücuda getirecekti. Zayıflayan Osmanlı Balkanlar, Afrika ve Ortadoğu’daki topraklarını kaybediyordu. Dünyadaki fikir hareketlerinden güç alan entelektüeller kurtuluş reçetesinin adını “milliyetçilik” olarak ilan ettiler. Ziya Gökalp ve Yusuf Akçura gibi isimlerin tarih sahnesine armağan ettiği “Türk milletçiliği”, imparatorluk menşeli bir toplum için hazmedilmesi pek de kolay olmayan bir düşünce yapısıydı. Üç kıtaya hükmeden ve onlarca farklı millete liderlik eden imparatorluk güçten düşmesine rağmen hâlâ Müslümanların&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Osmanlı Devleti’ni içine düştüğü buhrandan kurtarmak için birçok fikir gündeme gelmişti. Kimileri Batı’ya kalben ve bedenen benzemedikçe kurtuluşa eremeyeceğimizi iddia ediyor, kimileri çareyi İslam birliğinde arıyordu. Bunların içinde öyle bir grup vardı ki modern Türkiye Cumhuriyeti’ni vücuda getirecekti.</p>
<p>Zayıflayan Osmanlı Balkanlar, Afrika ve Ortadoğu’daki topraklarını kaybediyordu. Dünyadaki fikir hareketlerinden güç alan entelektüeller kurtuluş reçetesinin adını “milliyetçilik” olarak ilan ettiler. Ziya Gökalp ve Yusuf Akçura gibi isimlerin tarih sahnesine armağan ettiği “Türk milletçiliği”, imparatorluk menşeli bir toplum için hazmedilmesi pek de kolay olmayan bir düşünce yapısıydı. Üç kıtaya hükmeden ve onlarca farklı millete liderlik eden imparatorluk güçten düşmesine rağmen hâlâ Müslümanların hilafet merkeziydi ve Türklüğü ön plana çıkaracak bir fikir onları rencide edebilir, devlete küstürebilirdi. Ama ne zaman ki I. Dünya Savaşı’nın ve emperyalizmin etkisiyle kimi Arap aşiretleri de Osmanlı Devleti’ne bayrak açtılar, o zaman Türkçülüğün yayılma alanı ve destekçi sayısı arttı. Artık Osmanlı münevverlerinin bir kısmı da Batılı uluslardakiler gibi milliyete dayalı bir ayrıma gitmek istiyorlardı. Türkiye Cumhuriyeti’ne giden süreçte bu fikir akımı etkilerini her alanda gösterecekti.</p>
<p><strong>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ekim-2019">Derin Tarih Ekim Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Edebî Sömürgeciliğe Direnen Afrika</title>
		<link>https://www.derintarih.com/izdusum/edebi-somurgecilige-direnen-afrika/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Özel]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Oct 2019 07:10:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İzdüşüm]]></category>
		<category><![CDATA[Afrika]]></category>
		<category><![CDATA[Charles Larson]]></category>
		<category><![CDATA[Hıristiyanlık]]></category>
		<category><![CDATA[Wallerstein]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=5032</guid>

					<description><![CDATA[Afrika nedir? Wallerstein 31 yıl önce bu tuhaf soruyu sorarken, Afrika’nın bir “Avrupa kelimesi” olduğunu berkitmek ve Hıristiyanlık, Bilim ve Teknoloji üçlüsünün el ele vererek yüz milyonlarca insanı nasıl tarihten dışladığını göstermek istiyordu. “Bu süreçte, Hıristiyanlığın kendi tanrısı için Afrikalıları ihtida ettirme gayesi, bilimsel gerçek ve teknolojik ilerleme kavramlarında somutlaşan daha seküler bir evrenselcilik biçimiyle değiştirildi, bir ölçüde de onun yedeğine alındı.”1 Ondan çeyrek yüzyıl önce Jean Genet aynı soruyu belki daha çarpıcı bir biçimde sormuştu: “Fakat nedir bir siyah? Ve öncelikle hangi renktendir?” (Les negres, 1960.) Wallerstein’e göre, Genet’nin farkına varmamızı istediği şey, evrensel tanımının özel bir sistemin (kapitalist/modern&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Afrika nedir? Wallerstein 31 yıl önce bu tuhaf soruyu sorarken, Afrika’nın bir “Avrupa kelimesi” olduğunu berkitmek ve Hıristiyanlık, Bilim ve Teknoloji üçlüsünün el ele vererek yüz milyonlarca insanı nasıl tarihten dışladığını göstermek istiyordu. “Bu süreçte, Hıristiyanlığın kendi tanrısı için Afrikalıları ihtida ettirme gayesi, bilimsel gerçek ve teknolojik ilerleme kavramlarında somutlaşan daha seküler bir evrenselcilik biçimiyle değiştirildi, bir ölçüde de onun yedeğine alındı.”1 Ondan çeyrek yüzyıl önce Jean Genet aynı soruyu belki daha çarpıcı bir biçimde sormuştu: “Fakat nedir bir siyah? Ve öncelikle hangi renktendir?” (<em>Les negres</em>, 1960.) Wallerstein’e göre, Genet’nin farkına varmamızı istediği şey, <em>evrensel </em>tanımının özel bir sistemin (kapitalist/modern dünya-sistemin) özel tanımı olduğu ve “o sistem içinde özelin tanımının hiçbir özelliğinin olmadığı, özelin o sistemin evrenseli olduğudur.” Sistem iyi çalıştığı müddetçe, bu tartışma bile “kültürel hiyerarşi yapısını ve sistemde içkin zulüm ve baskıyı pekiştirmeye yarıyor.” Sömürgecilik sonrası Afrika edebiyatının misyonu önce bu evrensellik iddiasını reddetmek, sonra zulüm ve baskıyı ortadan kaldıracak toplumsal psikolojiyi hazırlamaktı. Kolay iş sanmayın; 1972 yılında bile Charles Larson bir Amerikan üniversitesinin yayımladığı eserinde, eh Afrikalılar da artık yavaş yavaş roman yazmayı öğreniyorlar, diyebiliyordu.</p>
<p><strong>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ekim-2019">Derin Tarih Ekim Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bizans Kolej’in Pervaneleri</title>
		<link>https://www.derintarih.com/avrupa-tarihi/bizans-kolejin-pervaneleri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Özel]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 31 Aug 2018 21:55:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Avrupa Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Afrika]]></category>
		<category><![CDATA[Baba Oğul Ruhül-Kuds]]></category>
		<category><![CDATA[Misyonerler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=3752</guid>

					<description><![CDATA[Büyük soygunlar ilkesiz yürütülemez. Afrika’nın sistemli sömürülüşü ana ilkesini öncü misyonerlerden David Livingstone’un, Viktorya Şelaleri’nin önüne dikilen heykeline kazınmış ve “Baba, Oğul, Ruhül-Kuds” üçlemesini hatırlatan meşhur 3C mottosunda buluyordu: Christianity, Civilization, and Commerce (Hıristiyanlık, Medeniyet ve Ticaret). 1880’lerdeki Afrika Uğruna Kapışma (Scramble for Africa) çılgınlığından çeyrek yüzyıl önce, Cambridge’de hitap ettiği müstakbel sömürgeci ve misyonerlere, “Coğrafî gerçeğin sonu, misyonerlik girişiminin başlangıcıdır” diyordu. Livingstone’un dinleyicileri arasında üniversitenin öğrenci ve mezunlarının yanısıra, çevreden gelen meraklı meslek sahipleri vardı. Profesyonel insanları Afrika’da “ticaret, uygarlık ve Hıristiyanlığı yaymaya” davet ediyor, daha doğrusu, onları büyük bir sorumluluk altına sokmaya çalışıyordu: “Dikkatinizi Afrika’ya yöneltme hususunda sizlere&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Büyük soygunlar ilkesiz yürütülemez. Afrika’nın sistemli sömürülüşü ana ilkesini öncü misyonerlerden David Livingstone’un, Viktorya Şelaleri’nin önüne dikilen heykeline kazınmış ve “Baba, Oğul, Ruhül-Kuds” üçlemesini hatırlatan meşhur 3C mottosunda buluyordu: Christianity, Civilization, and Commerce (Hıristiyanlık, Medeniyet ve Ticaret). 1880’lerdeki Afrika Uğruna Kapışma (Scramble for Africa) çılgınlığından çeyrek yüzyıl önce, Cambridge’de hitap ettiği müstakbel sömürgeci ve misyonerlere, “Coğrafî gerçeğin sonu, misyonerlik girişiminin başlangıcıdır” diyordu. Livingstone’un dinleyicileri arasında üniversitenin öğrenci ve mezunlarının yanısıra, çevreden gelen meraklı meslek sahipleri vardı. Profesyonel insanları Afrika’da “ticaret, uygarlık ve Hıristiyanlığı yaymaya” davet ediyor, daha doğrusu, onları büyük bir sorumluluk altına sokmaya çalışıyordu: “Dikkatinizi Afrika’ya yöneltme hususunda sizlere yalvarıyorum: Biliyorum ki şu anda açık olan Afrika’yla birkaç yıl içinde bağım kopacak; onun yeniden kapanmasına fırsat vermeyin! Ticaret ve din uğruna bir yol açmak için tekrar gidiyorum; başlattığım işi devralacak mısınız? AFRİKA’YI SİZE EMANET EDİYORUM!”</p>
<p><strong>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-eylul-2018">Derin Tarih Eylül Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
