﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Akdeniz &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/etiket/akdeniz/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Thu, 27 Jul 2023 13:04:13 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.7</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>Akdeniz &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Bir Aşinalık Daveti</title>
		<link>https://www.derintarih.com/editorden/bir-asinalik-daveti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Taha Kılınç]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 05 Jan 2023 13:33:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Editörden]]></category>
		<category><![CDATA[1609]]></category>
		<category><![CDATA[Akdeniz]]></category>
		<category><![CDATA[Hâfız Ahmed Paşa]]></category>
		<category><![CDATA[Halil Paşa]]></category>
		<category><![CDATA[kaptân-ı deryâ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8990</guid>

					<description><![CDATA[Hâfız Ahmed Paşa’nın yerine 1609’da kaptân-ı deryâ olarak tayin edilen Kayserili Halil Paşa, aynı yıl içinde Akdeniz’deki ilk büyük seferine çıkmıştı. Donanma Sakız’a ulaştığında, Malta kalyonlarının Kıbrıs açıklarında görüldüğü haberi geldi. İlk istikameti Kıbrıs olarak belirleyen Osmanlı deniz kuvvetleri, düşman gemilerinin peşine düştüyse de bir netice elde edemedi. Sonraki gün yaşanan şiddetli çarpışmalar ise, Osmanlı donanmasının mutlak üstünlüğüyle sonuçlandı. Malta donanmasının başını, Osmanlı askerlerinin “Kara Cehennem” adını verdiği, yedi katlı, taşıdığı 90 topla etrafına alevler yağdıran dev kalyon çekiyordu. Halil Paşa düşmana yakından saldırı emrini vermeye hazırlanırken, uzun müddettir Akdeniz’de Hristiyanlarla savaşmakta olan Murad Reis, “ırakdan döğmek gerek” diyerek Paşa’yı&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hâfız Ahmed Paşa’nın yerine 1609’da kaptân-ı deryâ olarak tayin edilen Kayserili Halil Paşa, aynı yıl içinde Akdeniz’deki ilk büyük seferine çıkmıştı. Donanma Sakız’a ulaştığında, Malta kalyonlarının Kıbrıs açıklarında görüldüğü haberi geldi. İlk istikameti Kıbrıs olarak belirleyen Osmanlı deniz kuvvetleri, düşman gemilerinin peşine düştüyse de bir netice elde edemedi. Sonraki gün yaşanan şiddetli çarpışmalar ise, Osmanlı donanmasının mutlak üstünlüğüyle sonuçlandı.</p>
<p>Malta donanmasının başını, Osmanlı askerlerinin “Kara Cehennem” adını verdiği, yedi katlı, taşıdığı 90 topla etrafına alevler yağdıran dev kalyon çekiyordu. Halil Paşa düşmana yakından saldırı emrini vermeye hazırlanırken, uzun müddettir Akdeniz’de Hristiyanlarla savaşmakta olan Murad Reis, “ırakdan döğmek gerek” diyerek Paşa’yı ikna etti. Sefer-i Kara Cehennem, Murad Reis’in bu taktiği sayesinde kazanılabilmişti.</p>
<p>Kaptân-ı Deryâ Halil Paşa, ele geçirilen Malta gemileri ve ganimetlerle pâyitahta doğru yola koyulurken, savaşta ağır yaralanan Murad Reis, Mağusa’ya götürülerek tedavi altına alındı. Ne var ki fazla yaşamayacak, Kıbrıs’ta son nefesini verecekti. O sıralarda 80’ini çoktan aşmış bulunan Murad Reis’in naaşı, vasiyeti üzerine, doğum yeri olan Rodos adasına nakledildi ve bilâhare kendi adının verileceği külliyeye defnolundu.</p>
<p>Ekim ayında basında yer alan “Yunanistan, Rodos’taki Murad Reis Külliyesi’ni müzik fakültesine dönüştürdü” haberi, yukarıdaki arka plan eşliğinde düşünüldüğünde çok derin anlamlar kazanıyor hiç şüphesiz. Sınırları içindeki bütün Türk ve Osmanlı eserlerini yok eden, mahiyetini değiştiren veya kimliksizleştirmeye çalışan Yunanistan’ın bu tavrına şaşırmıyoruz elbette. Ancak Rodos’un günümüzde Türkiye’de sadece “turistik bir ada” olarak algılanması epey şaşırtıcı ve üzücü.</p>
<p>Kanûnî Sultan Süleyman döneminde fethedilen Rodos, bugün hâlâ o dönemden güçlü esintiler taşımaya devam ediyor. <em>Derin Tarih</em> olarak, fethin 500’üncü yıldönümünde Rodos’u yeniden gündemimize alarak, siz kıymetli okurlarımızı da bu aşinalığa şahit kılmak istedik. Dosyamızı okuyup bitirdiğinizde, Rodos’un tekrar “gönül sınırları”mızın içine katılacağından şüphemiz yok.</p>
<p>Tekrar buluşuncaya kadar, hayırla kalınız.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ocak-2023">Derin Tarih Ocak Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Fatih’in Rodos Seferleri</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/fatihin-rodos-seferleri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Tuğrulhan Karaduman]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 05 Jan 2023 12:54:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Akdeniz]]></category>
		<category><![CDATA[Kanuni]]></category>
		<category><![CDATA[rodos]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8975</guid>

					<description><![CDATA[Rodos Şövalyeleri’nin Akdeniz’deki korsanlık ve Anadolu kıyılarındaki yağma faaliyetleri karşısında Fatih Sultan Mehmed Akdeniz’deki hâkimiyetini güçlendirme gayesiyle 1455, 1467 ve 1480 senelerinde üç sefer düzenlemiş ancak muvaffak olamamıştı. Rodos’un Kanûnî tarafından fethi öncesindeki bu teşebbüsler, adanın Osmanlı için ehemmiyetini göstermesi bakımından dikkate değer mahiyett. &#160; Devamı Derin Tarih Ocak Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Rodos Şövalyeleri’nin Akdeniz’deki korsanlık ve Anadolu kıyılarındaki yağma faaliyetleri karşısında Fatih Sultan Mehmed Akdeniz’deki hâkimiyetini güçlendirme gayesiyle 1455, 1467 ve 1480 senelerinde üç sefer düzenlemiş ancak muvaffak olamamıştı. Rodos’un Kanûnî tarafından fethi öncesindeki bu teşebbüsler, adanın Osmanlı için ehemmiyetini göstermesi bakımından dikkate değer mahiyett.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ocak-2023">Derin Tarih Ocak Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir Adadan Daha Fazlası&#8230;</title>
		<link>https://www.derintarih.com/editorden/bir-adadan-daha-fazlasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Taha Kılınç]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 Jul 2022 09:27:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Editörden]]></category>
		<category><![CDATA[Akdeniz]]></category>
		<category><![CDATA[Girne]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[Kıbrıs]]></category>
		<category><![CDATA[Lefkoşa]]></category>
		<category><![CDATA[osmanli]]></category>
		<category><![CDATA[Selimiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8316</guid>

					<description><![CDATA[Lala Mustafa Paşa komutasındaki Osmanlı donanması Kıbrıs’ın Limasol limanına ulaştığında tarihler 2 Temmuz 1570’i gösteriyordu. Herhangi bir direnişle karşılaşmadan ertesi gün Tuzla’ya geçen 60 bin kişilik Osmanlı ordusu, adım adım ilerleyerek Lefkoşa’yı, Girne’yi ve ardından da uzun bir kuşatmanın sonucunda Mağusa’yı alarak, adanın fethini tamamlamıştı. Lefkoşa ve Mağusa’daki katedraller camiye çevrilmiş, birincisine Sultan II. Selim’in ismiyle “Selimiye” denmiş, ikincisi de Lala Mustafa Paşa’ya atfedilmişti. Kıbrıs, Müslüman Türkler için Akdeniz’de önemli bir adadan çok daha fazlasıydı. Her şeyden önce orada, Hz. Peygamber’in (sas) süt teyzesi “Hala Sultan” Ümmü Harâm bint Milhân bulunuyordu. Kıbrıs’ın fethine katılma heyecanıyla 86 yaşında yollara düşen Hala&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Lala Mustafa Paşa komutasındaki Osmanlı donanması Kıbrıs’ın Limasol limanına ulaştığında tarihler 2 Temmuz 1570’i gösteriyordu. Herhangi bir direnişle karşılaşmadan ertesi gün Tuzla’ya geçen 60 bin kişilik Osmanlı ordusu, adım adım ilerleyerek Lefkoşa’yı, Girne’yi ve ardından da uzun bir kuşatmanın sonucunda Mağusa’yı alarak, adanın fethini tamamlamıştı. Lefkoşa ve Mağusa’daki katedraller camiye çevrilmiş, birincisine Sultan II. Selim’in ismiyle “Selimiye” denmiş, ikincisi de Lala Mustafa Paşa’ya atfedilmişti.</p>
<p>Kıbrıs, Müslüman Türkler için Akdeniz’de önemli bir adadan çok daha fazlasıydı. Her şeyden önce orada, Hz. Peygamber’in (sas) süt teyzesi “Hala Sultan” Ümmü Harâm bint Milhân bulunuyordu. Kıbrıs’ın fethine katılma heyecanıyla 86 yaşında yollara düşen Hala Sultan, karaya ayak basar basmaz, bindiği katırın ürkmesiyle yere düşerek şehadet şerbetini içmişti. Onun bugün hâlâ mamur durumda bulunan türbesi, Kıbrıs’a kıyamete kadar vurulmuş bir İslâm mührüydü. Osmanlı Türkleri için, Kıbrıs öylesine Hala Sultan’dı ki, sonraki yüzyıllar boyunca donanma Kıbrıs açıklarından her geçişinde onu selamlayacaktı.</p>
<p><em>Derin Tarih</em> olarak, bu sayımızı Kıbrıs’a ayırmamızın sebebi, temmuz ayında Kıbrıs’la ilgili iki önemli yıl dönümünün bulunması: 1570’teki Osmanlı fethi ve 1974’teki Barış Harekâtı. Kıbrıs’ımızı tekrar hatırlamak ve hatırlatmak adına, adanın yüzyıllar içinde yaşadığı serüvenleri konu edinen birbirinden kıymetli yazılarla dosyamızı zenginleştirdik. Bu çerçevede, Eski Devlet Bakanı Hasan Aksay’ın 20 Temmuz 1974 günü Ankara’daki atmosferi anlattığı mülakatı bilhassa ilgiyle okuyacağınızı umuyoruz.</p>
<p>Bu ay ayrıca, “ek kitap” armağanımızı Kıbrıs’taki tarihî ve kültürel mekânların tek tek anlatıldığı bir “gezi rehberi”ne tahsis ettik. Adayı avucunun içi gibi bilen İsmail Güleç hocamıza, imza attığı bu kitap dolayısıyla müteşekkir ve minnettarız.</p>
<p>Son olarak:</p>
<p>Mübarek kurban bayramınızı tebrik eder, hepimize bereketler getirmesini dileriz.</p>
<p>Gelecek sayılarımızda, hayırla görüşmek üzere…</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yemen’de Basılan Osmanlı Sikkeleri</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/yemende-basilan-osmanli-sikkeleri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hasan Mert Kaya]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Feb 2022 05:59:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Akdeniz]]></category>
		<category><![CDATA[Hudeyde]]></category>
		<category><![CDATA[Karadeniz]]></category>
		<category><![CDATA[Sevakin Limanı]]></category>
		<category><![CDATA[Yemen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7896</guid>

					<description><![CDATA[Ümit Burnu’nun keşfinden önce doğu-batı ticaretinin en önemli yolu öncelikle Kızıldeniz ve ardından de Hürmüz Boğazı üzerinden Basra Körfezi’ydi. Kara ticareti ile kıyaslandığında deniz ticareti çok daha güvenli ve daha az masraflıydı. Bu iki deniz ticaret yolu üzerinden yüklü miktarda baharat, başta abanoz çeşitli ahşap ürünleri, fildişi, ipek, çeşitli yağ ve esanslar Karadeniz ve Akdeniz üzerinden batıya akıyordu. Aden, Hudeyde, Sevakin Limanı önemli ticarî duraklardı. Akdeniz limanlarına ulaşan mallar ağırlıklı olarak Venedik ve Ceneviz gemileri ile Avrupa’ya taşınıyordu. Yemen başta olmak üzere, güney ve doğu Arabistan tüm bu nedenlerle son derece önem arz ediyordu. Osmanlıların Yemen’de farklı sultanlar adına bakır,&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ümit Burnu’nun keşfinden önce doğu-batı ticaretinin en önemli yolu öncelikle Kızıldeniz ve ardından de Hürmüz Boğazı üzerinden Basra Körfezi’ydi. Kara ticareti ile kıyaslandığında deniz ticareti çok daha güvenli ve daha az masraflıydı. Bu iki deniz ticaret yolu üzerinden yüklü miktarda baharat, başta abanoz çeşitli ahşap ürünleri, fildişi, ipek, çeşitli yağ ve esanslar Karadeniz ve Akdeniz üzerinden batıya akıyordu. Aden, Hudeyde, Sevakin Limanı önemli ticarî duraklardı. Akdeniz limanlarına ulaşan mallar ağırlıklı olarak Venedik ve Ceneviz gemileri ile Avrupa’ya taşınıyordu. Yemen başta olmak üzere, güney ve doğu Arabistan tüm bu nedenlerle son derece önem arz ediyordu. Osmanlıların Yemen’de farklı sultanlar adına bakır, gümüş ve altın para basmalarının altında yatan temel motivasyon bu yoğun ticaretti.</p>
<p>Osmanlı Yemen darphanelerinin tamamı bugün Yemen sınırları içerisinde olsa da konuyu güncel siyasî haritaların dışında, “Arap Yarımadası’nın güney bölgesi” üzerinden değerlendirmek daha isabetli olur. Şimdiye kadar yapılan çalışmalarda Osmanlı Devleti’nin Yemen’in on bir şehrinde sikke bastırdığı tespit edilebildi. Osmanlıların Yemen darplı sikkelerle birlikte, bugün Suudi Arabistan sınırları içerisinde kalan Ar’ar ve Necran’da, Irak’ta merkez Bağdat ve güneyde Basra’da, Umman’da ve Habeş Eyaleti merkezi Devarya’da basılan sikkeler üzerinden sürdürülen ekonomik bir hâkimiyet alanı kurma stratejisi uyguladığı görülüyor.</p>
<p>Bu mücadeleye bu denli önem verilmesinin temel nedeni Osmanlıların doğu-batı ticaretinden hem doğrudan, hem de gümrük rüsumları yoluyla çok önemli miktarda gelir elde ediyor oluşuydu. Bağdat ve Basra’da darbedilen “Larin” ve “Muhammedî” gümüş sikkeleri Hint Denizi boyunca Hindistan, Seylan, Gucarât Emirliği, Güneydoğu Asya’nın ticarî cazibe merkezleri olan Ace, Sumatra, Endonezya, Filipinler vb. yerlerle yapılan ticarette kullanılıyordu. Osmanlı Devleti’nin Basra Körfezi’nde 1553 yılında kurduğu Lahsa Beylerbeyliği sınırlarında basılan “Lari” (bakır Larinler) ya da “Tavila” (uzun para) tipi sikkeler de yine uluslararası piyasada itibar görüp, kullanılan paralarıydı.</p>
<p>İşte böylesine ekopolitik önemi haiz bir coğrafyada Osmanlı Devleti’nin ana idare merkezi İstanbul’a oldukça uzak olan Yemen, farklı sikkelerin basıldığı önemli bir bölge konumundaydı. Yemen’de sikke basımına önem verilmesinin bir diğer önemli nedeni de kuşkusuz Portekiz Krallığı ile yaşanan hem bölgenin hem de Güneydoğu Asya ticaret yollarının denetimini elde tutma rekabetiydi.</p>
<p>Yavuz Sultan Selim’in Memlük Devleti’ne karşı düzenlediği 1516 ve 1517 tarihli başarılı Mısır seferleriyle; Hicaz başta olmak üzere, Arap Yarımadası’nın büyük bir bölümü Osmanlı idaresine girdi. Ancak Yemen coğrafyasının tamamının kontrolü tam olarak 1539’da, Hadım Süleyman Paşa tarafından sağlandı. Yemen, Cezîretülarab olarak da adlandırılan yarımadanın coğrafî olarak -günümüzde de- en stratejik yerlerinden. Kızıldeniz’in girişi ve Hint Okyanusu ile Doğu Afrika sahillerinin kontrol noktası olarak Yemen, gerçekten de askerî ve ekonomik olarak kilit pozisyondaydı. Aynı zamanda yarımadanın batı sahilleri boyunca Afrika’ya en çok yaklaştığı yer de yine burasıydı. Kısacası Portekiz ile Osmanlı arasında Kızıldeniz, Basra Körfezi ve Hint Denizi’ndeki doğu-batı ticaret yolunu açık tutma ve ticarete hâkim olma mücadelesinde en büyük kozdu. Bu mücadele kapsamında Osmanlılar Gucerât ve Açe devletleriyle iş birliği de yapmıştı.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-subat-2022">Derin Tarih Şubat Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tarihi Çarpıtmayan Bir Üslupla&#8230;</title>
		<link>https://www.derintarih.com/editorden/tarihi-carpitmayan-bir-uslupla/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Taha Kılınç]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Dec 2021 14:02:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Editörden]]></category>
		<category><![CDATA[Akdeniz]]></category>
		<category><![CDATA[osmanli]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. İdris Bostan]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7731</guid>

					<description><![CDATA[“Denizcilik tarihi sadece bizde değil, Batı’da da ciddi anlamda çalışılıyor artık. Sempozyumlarda, kitap ve makalelerimdeki vurgularım yavaş yavaş araştırmalarda ve yapılan tezlerde karşılık buluyor, dile getiriliyor. Hatta &#8216;Osmanlı Akdeniz’i&#8217; başlıklı makale yazanlar bile oldu. Fakat önceki zamanlarda Osmanlı’yı Akdeniz’e dahil bile etmezlerdi. Bizde ise bir hamaset vardı: &#8216;Akdeniz bir Türk gölü&#8217;. İşte bizdeki bu ifrat ve tefrit meselesi ilmî kriterlerle örtüşmemektedir. Taraf tutmayan bir tarihçiliğe ihtiyaç var. Taraf tutmamakla kastettiğim; nötr, hiç hissî tarafı, fikrî altyapısı olmayan bir yaklaşım da değil. Tarihi çarpıtmamak ve ideolojisine alet etmemek suretiyle, doğru bilgiler neyse, makul ölçülerle tarihin kendi metotlarıyla ortaya konulmasıdır. Bunu bize&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Denizcilik tarihi sadece bizde değil, Batı’da da ciddi anlamda çalışılıyor artık. Sempozyumlarda, kitap ve makalelerimdeki vurgularım yavaş yavaş araştırmalarda ve yapılan tezlerde karşılık buluyor, dile getiriliyor. Hatta &#8216;Osmanlı Akdeniz’i&#8217; başlıklı makale yazanlar bile oldu. Fakat önceki zamanlarda Osmanlı’yı Akdeniz’e dahil bile etmezlerdi. Bizde ise bir hamaset vardı: &#8216;Akdeniz bir Türk gölü&#8217;. İşte bizdeki bu ifrat ve tefrit meselesi ilmî kriterlerle örtüşmemektedir.</p>
<p>Taraf tutmayan bir tarihçiliğe ihtiyaç var. Taraf tutmamakla kastettiğim; nötr, hiç hissî tarafı, fikrî altyapısı olmayan bir yaklaşım da değil. Tarihi çarpıtmamak ve ideolojisine alet etmemek suretiyle, doğru bilgiler neyse, makul ölçülerle tarihin kendi metotlarıyla ortaya konulmasıdır. Bunu bize öğreten, üzerine kitaplar yazan Batılılar kendileri bu prensiplere riayet etmediler. Bizim entelektüelimiz, ilim adamlarımız, bu işi meslek edinmiş, mesele edinmiş bazı hocalarımız da bunu görmediler. Türkiye’nin entelektüel kimliğinin tam olarak oluşmaması veya tamamen ideolojik olarak bölünüp parçalanması da bununla alakalı.”</p>
<p><em>Derin Tarih</em>’in Aralık sayısında hangi konuyu kapak dosyası olarak belirleyelim diye tartışırken, Osmanlı denizciliğine müstakil şekilde eğilmemiz gerektiği görüşü ağır bastı. Konu Osmanlı denizciliği olunca da, Türkiye’de bu noktada başvuracağımız isim belliydi: Prof. Dr. İdris Bostan.</p>
<p>Yalnızca ülkemizde değil, bütün dünyada da Osmanlı denizciliği sahasının otorite isimlerinden biri olan İdris Hocamız, kendisiyle yaptığımız mufassal mülakatta, hem denizlerde neler yaşandığını anlattı hem de meseleye hangi prensipler çerçevesinde bakmamız gerektiğini izah etti. Kendisine ve dosyamıza katkıda bulunan diğer hocalarımıza müteşekkiriz.</p>
<p><em>Derin Tarih</em>, bu ay yine coğrafyamızın dört bir yanından, birbirinden dikkat çekici başlıklarla dopdolu. Beğeneceğiniz ve arşivinize katmaya değer bulacağınız bir sayı hazırladığımıza inanıyoruz. Ancak her zaman hatırlattığım gibi: Daha iyisi için, sizlerin eleştirilerine, desteklerine ve katkılarına ihtiyacımız var. İstişare mekanizması işletilmeden ve ortak akıl devreye sokulmadan, kalıcı güzelliklere ulaşmak çok zor.</p>
<p>Hayırla görüşmek üzere.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İDRİS BOSTAN: DENİZLERE HÂKİM OLMADAN KARALAR ELDE TUTULAMAZ</title>
		<link>https://www.derintarih.com/soylesi/idris-bostan-denizlere-hakim-olmadan-karalar-elde-tutulamaz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İdris Bostan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Dec 2021 14:00:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Akdeniz]]></category>
		<category><![CDATA[Bahriye Teşkilâtı]]></category>
		<category><![CDATA[Fatih Sultan Mehmed]]></category>
		<category><![CDATA[II. Murad]]></category>
		<category><![CDATA[osmanli]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7728</guid>

					<description><![CDATA[KONUŞANLAR: ÖZLEM KOCUKELİ ÖZBAY, MUNİSE ŞİMŞEK Bugün Osmanlı denizcilik tarihi farklı perspektiflere, sorulara ve problematiklere kapı aralayan ciddi bir çalışma sahası olsa da siz 1985 yılında, “Osmanlı Bahriye Teşkilâtı: XVII. Yüzyılda Tersâne-i Âmire” başlıklı doktora tezinizi tamamladığınızdğınızda manzara hayli farklıydı. Bu bakımdan, adeta Osmanlı denizcilik tarihinin ufkunu açan bir çalışma idi teziniz. Osmanlı denizcilik tarihinin, göz ardı edilen bir alt başlık olmaktan, pek çok akademik çalışmayla bereketlenen temel bir çalışma sahasına dönüşme sürecini nasıl açıklarsınız? Bizim ilmî mütalaalarımızda, tarih çalışmalarımızda yeni bir iddiada bulunmak kolay değildir. Osmanlı tarihi için de vaktiyle birtakım yargılamalar yapılmış ve bunlar yerleşmiş. Esasen biz de&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>KONUŞANLAR: ÖZLEM KOCUKELİ ÖZBAY, MUNİSE ŞİMŞEK</strong></p>
<p>Bugün Osmanlı denizcilik tarihi farklı perspektiflere, sorulara ve problematiklere kapı aralayan ciddi bir çalışma sahası olsa da siz 1985 yılında, “Osmanlı Bahriye Teşkilâtı: XVII. Yüzyılda Tersâne-i Âmire” başlıklı doktora tezinizi tamamladığınızdğınızda manzara hayli farklıydı. Bu bakımdan, adeta Osmanlı denizcilik tarihinin ufkunu açan bir çalışma idi teziniz. Osmanlı denizcilik tarihinin, göz ardı edilen bir alt başlık olmaktan, pek çok akademik çalışmayla bereketlenen temel bir çalışma sahasına dönüşme sürecini nasıl açıklarsınız?</p>
<p>Bizim ilmî mütalaalarımızda, tarih çalışmalarımızda yeni bir iddiada bulunmak kolay değildir. Osmanlı tarihi için de vaktiyle birtakım yargılamalar yapılmış ve bunlar yerleşmiş. Esasen biz de bunlarla yetiştik. Denizcilik bu yargıların kendisini en çok gösterdiği sahalardan biri idi. Denizciliğin hangi alt başlığını konuşursanız konuşun, mutlaka oradaki olumsuzluklara vurgu yapıldığını görürsünüz. “Türkler denizcilik nedir bilmezler. Denizci değildirler; çünkü Orta Asya kökenlidirler. Kara devletidirler…” Kara devleti oldukları doğru ama eksik. Padişahlar karaların sultanı olduklarını söyledikleri gibi hemen yanında denizlerin hakanı olduklarını da ilave ederler. Osmanlı sadece kara devleti ise, o halde padişahlar kendilerini neden “Sultanü’l-berreyn ve hakanü’l-bahreyn” diye tanımladılar? En erken dönemdeki padişahlardan itibaren bu tanımlama mevcut. II. Murad’da dahi var. Fatih Sultan Mehmed ise bunu hak ederek kullanan padişah. Bunun bile bir fikir vermesi lazım ama üzerinde hiç düşünülmemiş maalesef.</p>
<p>Denizcilik tarihi sadece bizde değil, Batı’da da ciddi anlamda çalışılıyor artık. Sempozyumlarda, kitap ve makalelerimdeki vurgularım yavaş yavaş araştırmalarda ve yapılan tezlerde karşılık buluyor, dile getiriliyor. Hatta “Osmanlı Akdenizi” başlıklı makale yazanlar bile oldu. Fakat önceki zamanlarda Osmanlı’yı Akdeniz’e dâhil bile etmezlerdi. Bizde ise bir hamaset vardı: “Akdeniz bir Türk gölü”. İşte bizdeki bu ifrat ve tefrit meselesi ilmî kriterlerle örtüşmemektedir. Taraf tutmayan bir tarihçiliğe ihtiyaç var. Taraf tutmamakla kastettiğim; nötr, hiç hissî tarafı, fikrî altyapısı olmayan bir yaklaşım da değil. Tarihi çarpıtmamak ve ideolojisine alet etmemek suretiyle, doğru bilgiler neyse, makul ölçülerle tarihin kendi metotlarıyla ortaya konulmasıdır. Bunu bize öğreten, üzerine kitaplar yazan Batılılar kendileri bu prensiplere riayet etmediler. Bizim entelektüelimiz, ilim adamlarımız, bu işi meslek edinmiş, mesele edinmiş bazı hocalarımız da bunu görmediler. Türkiye’nin entelektüel kimliğinin tam olarak oluşmaması veya tamamen ideolojik olarak bölünüp parçalanması da bununla alakalı.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-aralik-2021">Derin Tarih Aralık Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Osmanlı Şehri Tripoliçe’de 40 Bine Yakın Türk Katledildi</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/osmanli-sehri-tripolicede-40-bine-yakin-turk-katledildi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Zekeriya Kurşun]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 09 Oct 2021 08:08:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Akdeniz]]></category>
		<category><![CDATA[Balyabadra]]></category>
		<category><![CDATA[Hüseyin Salaroğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Mora]]></category>
		<category><![CDATA[osmanli]]></category>
		<category><![CDATA[Tripoliçe]]></category>
		<category><![CDATA[Vostitsa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7492</guid>

					<description><![CDATA[Mora Yarımadası’nın ortasında bulunan Tripoliçe (Tripolis/Tropolitza) Akdeniz’de önemli bir güzergâhın üzerindedir. 1460 yılında Osmanlı idaresine giren şehir 18. yüzyılda büyük ölçüde gelişerek Akdeniz’deki en önemli İslâm beldesi olarak tanınmıştır. 1668 yılında şehri ziyaret eden Evliya Çelebi camileri, han ve hamamlarıyla, nüfus ve zenginliğiyle oldukça gelişmiş bir şehirden bahsetmektedir. Şehir 1686-1715 tarihleri arasında Venedik idaresinde kalmış, ancak tekrar Osmanlı idaresine geçerek inşa edilen camiler, tekke, kütüphane ve diğer eserler ile yeniden mamur bir Osmanlı şehrine dönüşmüştür. Şehir Rusya’nın teşviki ile başlayan ilk Mora İsyanı (1770-79) sırasında tahrip edilmiş olsa da tekrar ayağa kalkmıştır. 1821 İsyanından önce yarısı Müslüman olmak üzere şehrin&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Mora Yarımadası’nın ortasında bulunan Tripoliçe (Tripolis/Tropolitza) Akdeniz’de önemli bir güzergâhın üzerindedir. 1460 yılında Osmanlı idaresine giren şehir 18. yüzyılda büyük ölçüde gelişerek Akdeniz’deki en önemli İslâm beldesi olarak tanınmıştır. 1668 yılında şehri ziyaret eden Evliya Çelebi camileri, han ve hamamlarıyla, nüfus ve zenginliğiyle oldukça gelişmiş bir şehirden bahsetmektedir. Şehir 1686-1715 tarihleri arasında Venedik idaresinde kalmış, ancak tekrar Osmanlı idaresine geçerek inşa edilen camiler, tekke, kütüphane ve diğer eserler ile yeniden mamur bir Osmanlı şehrine dönüşmüştür. Şehir Rusya’nın teşviki ile başlayan ilk Mora İsyanı (1770-79) sırasında tahrip edilmiş olsa da tekrar ayağa kalkmıştır. 1821 İsyanından önce yarısı Müslüman olmak üzere şehrin nüfusunun 30 bin kadar olduğu kaynaklarda ifade edilir.</p>
<p>Mora Yarımadasında isyan büyüyünce bölgedeki Müslüman askerler ile ahâli kalelere kapanmak zorunda kalmışlardı. Ancak yeterli yardım ulaşmadığı için bu kaleler birer birer isyancıların eline geçmiş veya içinde yaşayan Müslüman Türkler muhasara altına alınmıştı. Yaklaşık bir ay içinde vilayet merkezi Tripoliçe hariç bütün Mora isyancıların eline geçti. Tripoliçe aylarca isyancılara direndi. Bu arada isyancıların eline geçen Müslüman ahâli öldürülüp malları yağmalandı.</p>
<p>Daha Mart 1821 ortalarından itibaren Mora taraflarında isyancılar tertibat almış ve Müslüman ahâlinin yaşadığı yerlerin birbiriyle irtibatını kesmişti. 23 Mart’ta Mora’dan Hüseyin Salaroğlu, ulaşıp ulaşmayacağından emin olamadığı bir mektubu, Balyabadra’ya gönderdiğinde çoluk çocuklarıyla birlikte bütün Müslüman ahalinin tehlike altında olduğunu, mektubu alanların bu haberi mümkün olan her yere ulaştırmalarını istiyordu. Aynı sırada Balyabadra Voyvodası Şakir Ahmet Ağa da Mora’da Mustafa Bey’e gönderdiği bir mektupta, meseleyi biraz da hafife alarak, ahâlinin ve kimi ulemanın korkudan kalelere sığınmaya başladıklarını yazıyordu. Bu ilk çelişkili feryatların ardından asıl “Mora Hıristiyanlarının” isyan haberini ve hazırlıklarını Mora Vali Vekili Salih Ağa veriyordu. Mora isyanını anlatan Yunan kaynaklarının da ittifak ettikleri Vostitsa’da bir manastırda toplanan piskopos ve bazı metropolitlerin isyan için Rumlara beyannameler göndererek onların Müslümanlara saldırmalarını teşvik ediyorlardı. Bu yüzden Tripoliçe’ye giden yollar tutulmuş, Müslüman ahâli baskı altına alınmıştı. Mektup Sultan’a kadar ulaşmış, o da üzerine düştüğü hatt-ı hümâyûnunda bu bilgilerin Rum Patriği ile paylaşılmasını ve onun bölgeye vekiller gönderip konuyu araştırmasını istemiştir. Muhtemelen bu hadise Patriğin idamına giden süreci de başlatmıştır. Bu meselede asıl yetkili olan kişi Hurşid Paşa’ydı. O, İstanbul’a yazdığı şukkasında, isyan haberlerini doğrularken önerdiği tedbir, Balyabadra’da bulunan Kapudâne Ali Bey’in birkaç gemiyi Mora’ya göndermesini istemekten ibaret idi. Oysa Ali Bey, edindiği istihbaratla Müslüman ahâlinin kuşatma altında olduklarını bildiriyor ve o tarafa asker sevki için yeterli kayığın olmadığını yazıyordu. Bir çare olarak, o sırada Ülgünlü Hüseyin’in idaresindeki şalope ile asker gönderilecek ve yeni kayıklar buldukça da asker sevk edilecekti. Hülasa başta eski sadrazam yeni Rumeli Valisi Hurşid Paşa olmak üzere, diğer görevliler ve denizciler yazışma ve göstermelik tedbirler ile uğraşırken isyan büyüyordu.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ekim-2021">Derin Tarih Ekim Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
