﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Anadolu &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/etiket/anadolu/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Fri, 03 Mar 2023 08:31:11 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.5</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>Anadolu &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Osmanlı Topraklarında Cirit Atan Arkeolog Ajanların “Bilimsel” Faaliyetleri</title>
		<link>https://www.derintarih.com/kesifler/osmanli-topraklarinda-cirit-atan-arkeolog-ajanlarin-bilimsel-faaliyetleri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ahmet Uçar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Mar 2023 08:56:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Keşifler]]></category>
		<category><![CDATA[19. yüzyıl]]></category>
		<category><![CDATA[Anadolu]]></category>
		<category><![CDATA[Birleşik Krallık]]></category>
		<category><![CDATA[Mezopotamya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=9188</guid>

					<description><![CDATA[Birçok antik medeniyetin izlerini barındıran Anadolu ve Mezopotamya, 19. yüzyılda Batılı seyyahların, arkeolog ve araştırmacıların akınına uğramıştı. Görünürde ilmî gayelerle ortaya çıkan ve özellikle Birleşik Krallık’ta kurulan topluluklar tarafından ciddi düzeyde fonlanan bu kişilerin hiç şüphesiz siyasî ve askerî ajandaları vardı. Filistin ve Suriye’de faaliyet gösteren William Wright, George Smith ve Archibald Sayce gibi isimler, bir yandan bölgede incelemeler yaparak rapor ve dokümanlar hazırlıyor, bir yandan da kıymetli tarihî eserleri yurt dışına kaçırma planları yapıyorlardı. Geçtiğimiz ay ilk bölümüne yer verdiğimiz yazının ikinci bölümünü yayınlıyoruz. &#160; Devamı Derin Tarih Mart Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Birçok antik medeniyetin izlerini barındıran Anadolu ve Mezopotamya, 19. yüzyılda Batılı seyyahların, arkeolog ve araştırmacıların akınına uğramıştı. Görünürde ilmî gayelerle ortaya çıkan ve özellikle Birleşik Krallık’ta kurulan topluluklar tarafından ciddi düzeyde fonlanan bu kişilerin hiç şüphesiz siyasî ve askerî ajandaları vardı. Filistin ve Suriye’de faaliyet gösteren William Wright, George Smith ve Archibald Sayce gibi isimler, bir yandan bölgede incelemeler yaparak rapor ve dokümanlar hazırlıyor, bir yandan da kıymetli tarihî eserleri yurt dışına kaçırma planları yapıyorlardı. Geçtiğimiz ay ilk bölümüne yer verdiğimiz yazının ikinci bölümünü yayınlıyoruz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mart-2023">Derin Tarih Mart Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yâkût El-Hamevî’nin Mu‘Cemu’l-Buldân’ı</title>
		<link>https://www.derintarih.com/sebeb-i-telif/yakut-el-hamevinin-mucemul-buldani/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ahmet Yasin Çomoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 12 Oct 2022 12:54:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sebeb-i Telif]]></category>
		<category><![CDATA[Anadolu]]></category>
		<category><![CDATA[bağdat]]></category>
		<category><![CDATA[Merv]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8619</guid>

					<description><![CDATA[Çocuk yaşta köle olarak Anadolu’dan Bağdat’a götürülen Yâkût el-Hamevî’nin ömrü ilim beldelerine yolculuklarla geçti. Merv’de bulunduğu sırada kendisine sorulan bir soru, ona bir kültür hazinesi olan meşhur ansiklopedisini yazdıracaktı. İşte Yâkût’un hayatından sahneler eşliğinde o ünlü eserin öyküsü… &#160; Devamı Derin Tarih Ekim Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çocuk yaşta köle olarak Anadolu’dan Bağdat’a götürülen Yâkût el-Hamevî’nin ömrü ilim beldelerine yolculuklarla geçti. Merv’de bulunduğu sırada kendisine sorulan bir soru, ona bir kültür hazinesi olan meşhur ansiklopedisini yazdıracaktı. İşte Yâkût’un hayatından sahneler eşliğinde o ünlü eserin öyküsü…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ekim-2022">Derin Tarih Ekim Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türklere Anadolu’nun Tapusunu Bu Savaş Vermişti</title>
		<link>https://www.derintarih.com/selcuklu-tarihi/turklere-anadolunun-tapusunu-bu-savas-vermisti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Muharrem Kesik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 07 Sep 2022 10:27:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Selçuklu Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Anadolu]]></category>
		<category><![CDATA[Kılıç Arslan]]></category>
		<category><![CDATA[Miryokefalon]]></category>
		<category><![CDATA[Selçuklu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8496</guid>

					<description><![CDATA[Anadolu Selçuklu Sultanı II. Kılıç Arslan ile Bizans İmparatoru I. Manuel Komnenos arasında 1176’da meydana gelen Miryokefalon (Myriokephalon) Savaşı’yla Anadolu’nun Türk toprağı olduğu tescil edilmiş, Bizans’ın Türkleri Anadolu’dan atma hayalleri sona ermişti. Türk tarihinin medar-ı iftiharı olan bu zaferin nerede kazanıldığı ise uzun yıllar tartışma konusu oldu. Dönemin kaynakları birbiriyle çelişkili bilgiler aktardığından tartışma uzayarak savaş alanı bir türlü tespit edilemediği gibi zaferin ehemmiyeti de hakkıyla idrak edilememiştir&#8230; &#160; Devamı Derin Tarih Eylül Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Anadolu Selçuklu Sultanı II. Kılıç Arslan ile Bizans İmparatoru I. Manuel Komnenos arasında 1176’da meydana gelen Miryokefalon (Myriokephalon) Savaşı’yla Anadolu’nun Türk toprağı olduğu tescil edilmiş, Bizans’ın Türkleri Anadolu’dan atma hayalleri sona ermişti. Türk tarihinin medar-ı iftiharı olan bu zaferin nerede kazanıldığı ise uzun yıllar tartışma konusu oldu. Dönemin kaynakları birbiriyle çelişkili bilgiler aktardığından tartışma uzayarak savaş alanı bir türlü tespit edilemediği gibi zaferin ehemmiyeti de hakkıyla idrak edilememiştir&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-eylul-2022">Derin Tarih Eylül Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Osmanlı’da Sefer Organizasyonu</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/osmanlida-sefer-organizasyonu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Serhat Kuzucu]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 01 May 2022 04:37:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Anadolu]]></category>
		<category><![CDATA[harp]]></category>
		<category><![CDATA[ordu]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı Devleti]]></category>
		<category><![CDATA[Rumeli]]></category>
		<category><![CDATA[savaş]]></category>
		<category><![CDATA[sefer]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8072</guid>

					<description><![CDATA[16. yüzyılda askerî yapısını tam anlamıyla oturtan Osmanlı Devleti, zamanla devrinin en ihtişamlı ve modern ordusunu tesis etti. Osmanlıların zaferleri esas alan savaş kaidelerini ve askerî faziletleri olanca inceliğiyle ortaya koymak suretiyle harp lojistiğini ve savaş silahlarının en mükemmelini kullanmayı prensip edindiklerini söyleyebiliriz. Böylece bir çarkın dişlileri misali muntazam işleyen bir ordu teşkilatı oluşturmayı başarmışlardı. Savaş kararının alınmasını müteakip seferberlik başlar, sefere çağrı fermanları doğrultusunda mümkün olan en kısa sürede köy, kasaba ve kazalardaki askerî birliklerin hazırlıklarını yapıp hareket etmeleri ve bağlı oldukları eyalet ya da sancak merkezlerindeki ilk toplanma yerlerinde eyalet kuvvetlerine katılmaları istenirdi. Sefer için en elverişli dönem&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>16. yüzyılda askerî yapısını tam anlamıyla oturtan Osmanlı Devleti, zamanla devrinin en ihtişamlı ve modern ordusunu tesis etti. Osmanlıların zaferleri esas alan savaş kaidelerini ve askerî faziletleri olanca inceliğiyle ortaya koymak suretiyle harp lojistiğini ve savaş silahlarının en mükemmelini kullanmayı prensip edindiklerini söyleyebiliriz. Böylece bir çarkın dişlileri misali muntazam işleyen bir ordu teşkilatı oluşturmayı başarmışlardı.</p>
<p>Savaş kararının alınmasını müteakip seferberlik başlar, sefere çağrı fermanları doğrultusunda mümkün olan en kısa sürede köy, kasaba ve kazalardaki askerî birliklerin hazırlıklarını yapıp hareket etmeleri ve bağlı oldukları eyalet ya da sancak merkezlerindeki ilk toplanma yerlerinde eyalet kuvvetlerine katılmaları istenirdi. Sefer için en elverişli dönem ilkbahar ve yaz aylarıydı. Ülkenin farklı uzaklıktaki bölgelerinden yola çıkan taşra kuvvetlerinin ana toplanma merkezine ulaşması birkaç ayı bulduğu için seferle ilgi emirler genellikle sonbahar ve kış aylarında gönderilir; başta İstanbul’da bulunan Kapıkulu askeri olmak üzere Rumeli ve Anadolu’daki eyalet kuvvetlerinin Mart sonundan Mayıs başına kadar İstanbul veya Edirne’deki ana toplanma merkezine ulaşmaları istenirdi. Asya veya Avrupa taraflarına yapılacak seferlerde ordunun üç toplanma ve hareket merkezi vardı. Eğer sefer Asya tarafına olacaksa Üsküdar, Avrupa yönünde olacaksa Davutpaşa ya da Edirne sahrasında ordu toplanır, ordugâhlar ilk buralara kurulurdu.</p>
<p>Ordunun toplanma sürecinde, merkeze uzak bölgelerden gelen eyalet askerlerinin zamanında merkeze ulaşamaması ve asker firarları gibi sorunlar baş gösterirdi. Bunun için Rumeli ve Anadolu’daki sağ, sol ve orta kol güzergâhlarına sürücü tabir edilen görevliler atanarak, askerlerin ilgili güzergâhı takip edip merkez ordugâha hızlı ve güvenli şekilde intikali sağlanmaya çalışılırdı. Bu esnada muhtemel firarların önünü kesmek için de elinde sadrazam kethüdası tarafından düzenlenen izin tezkeresi olmayan askerlerin yol ve köprülerden geçmelerine izin verilmemesi yönünde fermanlar hazırlanır ve ilgili kadılıklara gönderilirdi.</p>
<p>Savaş dönemlerinde askerî alanda yaşanan hareketlilik tabii olarak malî organizasyona da yansırdı. Büyük bir orduyu toparlamak, barındırmak ve beslemek devlete ek bir yük getirmekteydi. Osmanlı’nın malî organizasyonu genel anlamda devlet, özel anlamda ise ordu ve savaş finansmanlarının gereklerine göre şekillendiği için, devlet bu süreci klasik yapısının bozulmadığı yıllarda sarsılmadan atlatıyordu.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mayis-2022">Derin Tarih Mayıs Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tarihin Başını Döndüren Keşif</title>
		<link>https://www.derintarih.com/ozel-dosya/tarihin-basini-donduren-kesif/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Rüstem Aslan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Feb 2021 06:36:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Özel Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Anadolu]]></category>
		<category><![CDATA[Göbeklitepe]]></category>
		<category><![CDATA[Neolitik]]></category>
		<category><![CDATA[UNESCO]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6764</guid>

					<description><![CDATA[Anadolu toprakları dünya kültür mirası açısından zengin bir hazinedir. Bu bağlamda insanoğlunun avcı-toplayıcı hayat biçiminden yerleşik hayata, tarım toplumundan kentsel hayat tarzına geçirdiği pek çok aşama bu topraklarda doğmuş, şekil almış ve dünyaya yayılmıştır. İnanç ve kutsal mekânların doğuşunda başlangıç noktası olan Göbeklitepe ve Göbeklitepe kültürü içindeki yeni buluntu yerleri, tarihin en önemli kırılma noktalarına şahitlik etmiş, bu sürecin en önemli aktörleri olmuşlardır. Neolitik dönem insanların avcılık ve toplayıcılık yerine besin üretimine, avcı toplayıcı bir hayattan yerleşik hayata geçtiği, toplumun yeni geçim ekonomisi ve inanç sistemiyle yeniden biçimlendiği bir dönemin çıkış noktasıdır. Bu süreçte ortaya çıkan toplumsal ve ekonomik yapılanma,&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Anadolu toprakları dünya kültür mirası açısından zengin bir hazinedir. Bu bağlamda insanoğlunun avcı-toplayıcı hayat biçiminden yerleşik hayata, tarım toplumundan kentsel hayat tarzına geçirdiği pek çok aşama bu topraklarda doğmuş, şekil almış ve dünyaya yayılmıştır. İnanç ve kutsal mekânların doğuşunda başlangıç noktası olan Göbeklitepe ve Göbeklitepe kültürü içindeki yeni buluntu yerleri, tarihin en önemli kırılma noktalarına şahitlik etmiş, bu sürecin en önemli aktörleri olmuşlardır.</p>
<p>Neolitik dönem insanların avcılık ve toplayıcılık yerine besin üretimine, avcı toplayıcı bir hayattan yerleşik hayata geçtiği, toplumun yeni geçim ekonomisi ve inanç sistemiyle yeniden biçimlendiği bir dönemin çıkış noktasıdır. Bu süreçte ortaya çıkan toplumsal ve ekonomik yapılanma, 1000 yıllar içinde gelişerek çiftçi köy yaşantısı, kentleşme, devlet oluşumu, imparatorlukların ortaya çıkışından endüstri devrimine kadar gelen düzenin temelini oluşturmuştur. İşte bu nedenle Dünya Kültür Mirası’nda Türkiye bir süper güçtür. Göbeklitepe’nin 2018 yılında UNESCO Dünya Kültür Mirası’na Türkiye’den giren 18. kültürel miras alanı olması, Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Şanlıurfa Müzesi’nin yoğun, uzun ve verimli bir çalışmasının sonucudur.</p>
<p>Göbeklitepe’de 1995 yılından itibaren gerçekleştirilen kazılar sonucunda elde edilen sonuçlar, akademik camia ve kamuoyunda bir şaşkınlığa neden olmuştu. Göbeklitepe ve etrafındaki bölge, günümüzden 12 bin yıl önce bir dağ üzerinde inşa edilmiş yapılardan oluşan dinî toplanma ve tören alanıydı. Bu dönem avcı toplayıcılıktan tarımcılığa geçişin yaşandığı, ‘insanın insan olduğu’ bir süreçtir.</p>
<p>Göbeklitepe kazılarda ortaya çıkartılan görkemli kült yapılarıyla özellikle boyları 6 metreyi bulan dikilitaş, heykel ve kabartmalarıyla herkesi derinden etkileyecek buluntuların sergilendiği bir kazı yeridir. Söz konusu yapıların 12 bin yıl öncesine ait olması Göbeklitepe’ye büyük bir ‘gizem’ yüklemiştir.</p>
<p>Bu yapıların nasıl ve hangi tekniklerle inşa edildiği merak konusudur. Ancak önemli olan nasıl inşa edildikleri değil, neden inşa edildikleridir.</p>
<p>Anadolu’daki bu tür mekânların işlevi ve bunun inanç sistemindeki yeri, elbette önümüzdeki dönemlerde yeni buluntu yerlerindeki kazı çalışmalarıyla daha iyi anlaşılabilecektir. Göbeklitepe ve Göbeklitepe kültürleri buluntu yerleri bizleri şaşırtmaya devam edecektir.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-subat-2021">Derin Tarih Şubat Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yavuz Bahadıroğlu’na Veda</title>
		<link>https://www.derintarih.com/vefeyat/yavuz-bahadirogluna-veda/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Armağan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Feb 2021 06:30:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Vefeyat]]></category>
		<category><![CDATA[Anadolu]]></category>
		<category><![CDATA[Buhara Yanıyor]]></category>
		<category><![CDATA[Çapalanma]]></category>
		<category><![CDATA[Sunguroğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Yürek Devleti]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6761</guid>

					<description><![CDATA[Cesaret bir tarihçide aranacak vasıflardan sayılmaz ama bu ülkede tarihçi cesur olmazsa söyleyecekleri boğazında düğümlenip kalır. Aynı şekilde güzel yazmak da tarihçiliğin olmazsa olmazlarından değildir ama müzmin okuma tembelliğimiz göz önünde bulundurulduğunda kalemin pırıltısı cezbeder okuru. Keza tarihi tatlı bir üslupla anlatmak da bir yazarın niteliklerinden değildir ama okumaktan çok dinlemeye meyyal bir toplumda güzel konuşmanın kalp ve zihinleri hakikate açtığına şahit oluruz. İşte merhum Yavuz ağabey bu üç vasfı kendisinde birleştirebildiği, bir de bunlara yüreğini, samimiyetini, tarihin içinden geliyormuşçasına kükreyen sesini katmayı bildiği için cesaretiyle, kalemiyle, kelamıyla, en önemlisi kurucu başkanlığına aday olduğu “Yürek Devleti”yle yüzbinlerin, hatta milyonların kalbinde&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Cesaret bir tarihçide aranacak vasıflardan sayılmaz ama bu ülkede tarihçi cesur olmazsa söyleyecekleri boğazında düğümlenip kalır. Aynı şekilde güzel yazmak da tarihçiliğin olmazsa olmazlarından değildir ama müzmin okuma tembelliğimiz göz önünde bulundurulduğunda kalemin pırıltısı cezbeder okuru. Keza tarihi tatlı bir üslupla anlatmak da bir yazarın niteliklerinden değildir ama okumaktan çok dinlemeye meyyal bir toplumda güzel konuşmanın kalp ve zihinleri hakikate açtığına şahit oluruz.</p>
<p>İşte merhum Yavuz ağabey bu üç vasfı kendisinde birleştirebildiği, bir de bunlara yüreğini, samimiyetini, tarihin içinden geliyormuşçasına kükreyen sesini katmayı bildiği için cesaretiyle, kalemiyle, kelamıyla, en önemlisi kurucu başkanlığına aday olduğu “Yürek Devleti”yle yüzbinlerin, hatta milyonların kalbinde taht kurmayı başarmıştı.</p>
<p>Gerçi bunu başarmak hiç kolay olmadı. Toprak çoraktı, besleyecek gübre lazımdı, bulup üzerine yaydı. Çapalanması gerekiyordu, elleriyle çapaladı. Fidanlar lazımdı; buldu, dikti, yüreğinden estirdiği güzellik rüzgarıyla ve o rüzgarın getirdiği gümrah bulutlardan akan bereketli yağmurlarla suladı. Adım adım dolaştı Anadolu’yu; yetmedi Avrupa’daki vatandaşlarımıza uzattı elini, dilini, kalbini. Böylece neredeyse bir ömür boyu bu topraklarda kimliği ve şahsiyeti olan bir orman yetişmesi için emek verdi.</p>
<p>Topraklarımıza içinden yağmur sağdığı bulutlar tarih diyarından sökün ediyordu. Yaşanmış tarih yaşanması gerekenleri öğretiyordu gençliğe. <em>Buhara Yanıyor</em>’da içimize çöreklenen sancı <em>Sunguroğlu</em>’nun bükülmez şecaatiyle dengeleniyor, Osman Gazi’nin alplerinden Yavuz Sultan Selim’in Hilafet sancağına, Sultan IV. Murad’dan son kitabı Şeyh Şamil’e uzanan baş döndürücü bir tarih galerisi uzanıyordu önümüzde.</p>
<p>Altı ayrı mahlasla yazdığını söyleyip kendisini küçümsemeye kalkanlara “Ortada yazar mı vardı ki! Eli kalem tutan birini buldu mu millet her şeyi yazmamızı istiyordu. Ben de beşe, altıya bölünerek bu eksiği kapamaya adadım kendimi” demişti.</p>
<p>Yavuz Bahadıroğlu bu milleti çarpıtılan tarihiyle değil, hakiki tarihiyle yüz yüze getirmenin formülünü bulmuştu. Diriltici formülü “tarihin yüreğine dokunmak”tı. Bunu hikâye ve romanlarıyla, köşe yazılarıyla, diyar diyar dolaşıp verdiği konferanslarla, beraber sunduğumuz TVNet’teki “Tarih Atlası” ve “Derin Tarih” ile Akit tv’deki “Kayıtdışı Tarih” gibi televizyon ve radyo programlarıyla, velhasıl hemen her yolu deneyerek yaptı. İnsana, yüreğe dokundu ve şahsiyetli olmanın ne kadar önemli olduğunu propagandacı tarihin altında ezilmiş bir kitleye büyük tarihini hatırlatarak ve yaşatarak anlattı. Sadece akla değil, kalbe dokunan tarihi dile getirebildiği için de yüzbinler, hatta milyonlarca okura ulaşmayı başardı.</p>
<p>Velhasıl yazı dünyamız hâlâ Ahmed Midhat Efendi’lere muhtaç. Yavuz Bahadıroğlu’nun tarih üzerinden bir milleti diriltme gayreti milyonların yüreğine dokunabildiği için hepimize örnek olmalı. Unutmayalım ki kalp sarayı dünyadaki saraylardan daha uzun ömürlü. O güzel yüreğin atışlarının içimizde, hafızamızda, konuşmalarımızda devam edeceği muhakkak.</p>
<p>Yunus Emre öyle dememiş miydi:</p>
<p><em>Ölür ise ten ölür,</em></p>
<p><em>Canlar ölesi değil.</em></p>
<p>Bize daima ölmeyenlerin hikâyelerini anlatan Yavuz ağabeyin ölmesi mümkün mü?</p>
<p>Ne demişti Mevlana:</p>
<p><em>“Gül bahçesine giren gül olur, gül olamazsa da gül kokar.”</em></p>
<p>Rabbim cümlemize onunki gibi gül kokan ölümler nasip etsin. Mekânı cennet olsun.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-subat-2021">Derin Tarih Şubat Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ortadoğu’da Güney Anadolu’nun Deprem Travması</title>
		<link>https://www.derintarih.com/turk-tarihi/ortadoguda-guney-anadolunun-deprem-travmasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Muharrem Kesik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Mar 2020 11:47:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Türk Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Anadolu]]></category>
		<category><![CDATA[Hıristiyanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Maraş]]></category>
		<category><![CDATA[Ortaçay]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=5673</guid>

					<description><![CDATA[Tarihte insan kaybına neden olan en büyük faktör, ardı arkası kesilmeyen savaşlardı. Ancak çaresi bulunamamış bulaşıcı hastalıklar, yangın, sel baskını ve deprem gibi doğal afetler de bu kayıpların artmasında etkili olmuştur. Ortaçağ kaynakları incelendiğinde, depremlerin güneş tutulması, ay tutulması, yıldızların ve genellikle de kuyruklu yıldızların olağandışı hareketleri, gökyüzünde uzun süreli kızıllık gözlenmesi veya gündüz vakti birdenbire havanın kararması gibi değişimlerin sonunda ya da öncesinde geldiğine açıkça işaret edildiğini görürüz. Ortaçağ’da halkın depreme verdiği tepki bugünkünden farklı değildi. Depremi yaşayanlar arasında şuurunu kaybeden, kalp krizi geçirip fücceten ölen, kendini dışarı atıp sakatlanan ya da yaralanan, deprem korkusundan uyuyamayan, psikolojisi bozulan kimseler&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Tarihte insan kaybına neden olan en büyük faktör, ardı arkası kesilmeyen savaşlardı. Ancak çaresi bulunamamış bulaşıcı hastalıklar, yangın, sel baskını ve deprem gibi doğal afetler de bu kayıpların artmasında etkili olmuştur. Ortaçağ kaynakları incelendiğinde, depremlerin güneş tutulması, ay tutulması, yıldızların ve genellikle de kuyruklu yıldızların olağandışı hareketleri, gökyüzünde uzun süreli kızıllık gözlenmesi veya gündüz vakti birdenbire havanın kararması gibi değişimlerin sonunda ya da öncesinde geldiğine açıkça işaret edildiğini görürüz.</p>
<p>Ortaçağ’da halkın depreme verdiği tepki bugünkünden farklı değildi. Depremi yaşayanlar arasında şuurunu kaybeden, kalp krizi geçirip fücceten ölen, kendini dışarı atıp sakatlanan ya da yaralanan, deprem korkusundan uyuyamayan, psikolojisi bozulan kimseler bugün olduğu gibi oldukça fazla idi. Depremi yaşayanlar evlerine giremez, korkuyu atlatıncaya kadar dışarıda yatardı.</p>
<p>Ortaçağ Anadolu’sunda birçok depremin meydana geldiği tarihî kaynaklarca tespit edilmiştir. Ancak bunlar içinde özellikle 1114 yılında Maraş’ta yaşanan deprem, sebep olduğu tahribatın boyutu ve can kaybı bakımından dikkat çekmektedir. Maraş’ın Ortaçağ’da Anadolu’nun en eski ve önemli şehirlerinden biri olması, dolayısıyla döneme göre oldukça fazla sayılabilecek bir nüfusu barındırması depremdeki can kaybının yüksek olmasına yol açmıştır. Öte yandan bu nüfusun ciddi bir bölümünü Hıristiyanlar oluşturuyordu.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mart-2020">Derin Tarih Mart Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
