﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Ankara &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/etiket/ankara/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Wed, 02 Nov 2022 11:49:04 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1.3</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>Ankara &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Ahmed Şerîf Es-Senûsî</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/ahmed-serif-es-senusi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Doğan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 02 Nov 2022 11:49:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmed Şerîf es-Senûsî]]></category>
		<category><![CDATA[Ankara]]></category>
		<category><![CDATA[Millî Mücadele]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8759</guid>

					<description><![CDATA[Millî Mücadele’yi İslâm dünyasında emperyalistlere karşı direnişin bir cephesi olarak değerlendiren ve bu saikle Ankara’ya gelen Ahmed Şerîf es-Senûsî, yakın tarihimizin zikredilmeyen kahramanlarından biri. Afrikalı bir arabın, hele hele bir tarikat liderinin millî mücadelede oynadığı rolün görmezden gelinmesine şaşırmadığımız gibi, bu tabloya bîgâne de kalamıyoruz. Müdakkik bir kalemden, bu müstesna şahsiyetin hayatından ve mücadelesinden satır başları&#8230; &#160; Devamı Derin Tarih Kasım Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Millî Mücadele’yi İslâm dünyasında emperyalistlere karşı direnişin bir cephesi olarak değerlendiren ve bu saikle Ankara’ya gelen Ahmed Şerîf es-Senûsî, yakın tarihimizin zikredilmeyen kahramanlarından biri. Afrikalı bir arabın, hele hele bir tarikat liderinin millî mücadelede oynadığı rolün görmezden gelinmesine şaşırmadığımız gibi, bu tabloya bîgâne de kalamıyoruz. Müdakkik bir kalemden, bu müstesna şahsiyetin hayatından ve mücadelesinden satır başları&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-kasim-2022">Derin Tarih Kasım Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İskilipli Atif Efendi’nin İstiklâl Mahkemesi’ndeki Savunma Metni</title>
		<link>https://www.derintarih.com/defter/iskilipli-atif-efendinin-istiklal-mahkemesindeki-savunma-metni/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İsmail Kara]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 12 Oct 2022 13:24:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Defter]]></category>
		<category><![CDATA[Ankara]]></category>
		<category><![CDATA[Necip Fazıl]]></category>
		<category><![CDATA[TBMM]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8628</guid>

					<description><![CDATA[İlk defa Necip Fazıl tarafından yazılan sonra da umumi bir kabule mazhar olan İskilipli Atıf Efendi’nin Ankara İstiklâl Mahkemesi’nde yargılanırken gördüğü bir rüya üzerine savunma yapmaktan vaz geçtiği söylemi, Tahirü’l-Mevlevi’nin -önemli bir kısmı İstiklâl Mahkemesi’ne tahsis edilen- hatıratı yayınlanınca epeyce şüpheli bir hale gelmişti. Yakın dönemde TBMM Vakfı tarafından yayınlanan İstiklâl Mahkemeleri zabıtları ise bu iddiayı tamamen çürüttü. Zira merhum İskilipli Atıf Efendi’nin, altı sayfalık bir savunma metni kaleme aldığı ve bunu mahkemede okuduğu ortaya çıktı. Söz konusu müdafaanamenin tam metni ilk defa yayınlanıyor&#8230; &#160; Devamı Derin Tarih Ekim Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İlk defa Necip Fazıl tarafından yazılan sonra da umumi bir kabule mazhar olan İskilipli Atıf Efendi’nin Ankara İstiklâl Mahkemesi’nde yargılanırken gördüğü bir rüya üzerine savunma yapmaktan vaz geçtiği söylemi, Tahirü’l-Mevlevi’nin -önemli bir kısmı İstiklâl Mahkemesi’ne tahsis edilen- hatıratı yayınlanınca epeyce şüpheli bir hale gelmişti. Yakın dönemde TBMM Vakfı tarafından yayınlanan İstiklâl Mahkemeleri zabıtları ise bu iddiayı tamamen çürüttü. Zira merhum İskilipli Atıf Efendi’nin, altı sayfalık bir savunma metni kaleme aldığı ve bunu mahkemede okuduğu ortaya çıktı. Söz konusu müdafaanamenin tam metni ilk defa yayınlanıyor&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ekim-2022">Derin Tarih Ekim Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Osman Gazi Ve Orhan Gazi Türbelerine Nasıl Saldırdılar?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/osman-gazi-ve-orhan-gazi-turbelerine-nasil-saldirdilar-2/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ahmet Uçar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 07 Sep 2022 12:10:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Ankara]]></category>
		<category><![CDATA[Bursa]]></category>
		<category><![CDATA[Orhan Gazi]]></category>
		<category><![CDATA[Osman Gazi]]></category>
		<category><![CDATA[osmanli]]></category>
		<category><![CDATA[yunan işgali]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8522</guid>

					<description><![CDATA[“Yunan işgali” esnasında Osmanlı’yı kuran şehir Bursa’da neler yaşandı? İşgal kuvvetlerinin Osman Gazi ve Orhan Gazi’nin türbelerine yaptığı saygısızlık pek çok hatırata yansımış, hatta devrin gazeteleri konu hakkında manşetler atmıştı. Peki, Ankara’daki mecliste bu edepsizliğe karşı ne konuşuldu, ne konuşulmadı? &#160; Devamı Derin Tarih Eylül Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Yunan işgali” esnasında Osmanlı’yı kuran şehir Bursa’da neler yaşandı? İşgal kuvvetlerinin Osman Gazi ve Orhan Gazi’nin türbelerine yaptığı saygısızlık pek çok hatırata yansımış, hatta devrin gazeteleri konu hakkında manşetler atmıştı. Peki, Ankara’daki mecliste bu edepsizliğe karşı ne konuşuldu, ne konuşulmadı?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-eylul-2022">Derin Tarih Eylül Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İstanbul’da Neden Dilenci Yoktu?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/istanbulda-neden-dilenci-yoktu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Genç]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Nov 2021 07:27:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Amerika]]></category>
		<category><![CDATA[Ankara]]></category>
		<category><![CDATA[Asya]]></category>
		<category><![CDATA[Batı]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[İzmir]]></category>
		<category><![CDATA[osmanli]]></category>
		<category><![CDATA[Sanayi Devrimi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7576</guid>

					<description><![CDATA[“(Osmanlıların) Sanayi Devrimi’ni yapmasına imkân yoktu. Çünkü Osmanlıların insana, ekonomiye, topluma, dünyaya bakışları kapitalistler gibi değildi. Batılıların kapitalizminde insanların ihtiyacı değil, ancak ekonominin ihtiyacı önemlidir. Birinci derecede herkes ekonominin emrinde çalışır. Osmanlıların (hedefi) ise, insanlara yaşanabilir bir dünya sağlamaktı. Bu çok basit gibi görünüyor, aslında çok zordu. Bir kere verimlilik çok düşüktü. Osmanlı’nın hâkim olduğu dünya çok verimli toprakların bulunduğu bir alan değildi. Ancak kıt-kanaat yaşayabilirlerdi insanlar. O kıt-kanaat yaşamayı herkese yaymaya çalıştı Osmanlılar. Onun için birikim yapıp da, büyük sermaye biriktirip de ekonomiyi dönüştürme imkânları olamazdı.  Avrupa’da da bu hiç kolay olmadı. Yani, kapitalizm -diyelim ki- 15. yüzyıldan itibaren&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>“(Osmanlıların) Sanayi Devrimi’ni yapmasına imkân yoktu. Çünkü Osmanlıların insana, ekonomiye, topluma, dünyaya bakışları kapitalistler gibi değildi. Batılıların kapitalizminde insanların ihtiyacı değil, ancak ekonominin ihtiyacı önemlidir. Birinci derecede herkes ekonominin emrinde çalışır.</strong></p>
<p>Osmanlıların (hedefi) ise, insanlara yaşanabilir bir dünya sağlamaktı. Bu çok basit gibi görünüyor, aslında çok zordu. Bir kere verimlilik çok düşüktü. Osmanlı’nın hâkim olduğu dünya çok verimli toprakların bulunduğu bir alan değildi. Ancak kıt-kanaat yaşayabilirlerdi insanlar. O kıt-kanaat yaşamayı herkese yaymaya çalıştı Osmanlılar. Onun için birikim yapıp da, büyük sermaye biriktirip de ekonomiyi dönüştürme imkânları olamazdı.  Avrupa’da da bu hiç kolay olmadı. Yani, kapitalizm -diyelim ki- 15. yüzyıldan itibaren benimsendi, gelişti. Ve ne yaptılar? Amerika’yı keşfettiler bir kere. Amerika’yı Batı’nın kolonisi olarak değerlendirdiler. Muazzam bir servet akışı oldu. Sonra, Asya’ya gittiler. Asya’nın iç ticaretine girdiler. Kapitalizmin zenginleşmesi 300 sene sürdü. Ondan sonra Sanayi Devrimi ancak olabildi. Yani, o kadar birikimden sonra… O birikimin muadili de geniş kitlelerin çok büyük ıstırap ve sefalet çekmeleriyle ancak mümkün oldu.</p>
<p>Osmanlı İmparatorluğu’nun merkezi İstanbul’u, İzmir, Ankara gibi diğer şehirleri ziyaret eden Batılıların, -bunların hepsi Osmanlı dostu değil, hatta hiçbiri değildi- pek çoğunun dikkat ettiği şey, sokaklarda dilenci olmamasıydı. İzmir’e geliyorlar yok. İstanbul’da yok. Edirne’de yok… Çok hayret ediyorlar. Özellikle Londra ve Paris’ten gelenler… Çünkü Londra ve Paris 400-500 bin civarında nüfusa sahipti ve bu şehirlerde her 10 kişiden biri dilenciydi. Yani Londra’da 50 bin, Paris’te 50 bin dilenci sokaklarda dolaşıyordu. Ona alışmış olduklarından, Osmanlı şehirlerinde dilenci görmeyince çok şaşırdılar ve araştırdıklarında yoksulların ihtiyaçları karşılandığı için dinlenmeye gerek duymadıklarını gördüler. Osmanlılar bunu başardı.”</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-kasim-2021">Derin Tarih Kasım Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hıdırlık’ta Kim Yatıyor</title>
		<link>https://www.derintarih.com/sehir-tarihi/hidirlikta-kim-yatiyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ali Kılcı]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Mar 2021 05:42:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Şehir Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Ankara]]></category>
		<category><![CDATA[Hıdırlık]]></category>
		<category><![CDATA[İmruülkays]]></category>
		<category><![CDATA[Kerkük]]></category>
		<category><![CDATA[şehr-i kadim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6841</guid>

					<description><![CDATA[Uzaktan Ankara’ya bakıldığında iki silüet dikkat çeker: Tarihî Ankara Kalesi ve karşısındaki Hıdırlık Tepesi. Adeta birer çadır direği misali şehri yukarı çeken bu iki tepe, tarih boyunca Ankara yerleşimine şekil vermiştir. Şehrin Bizans, Selçuklu ve Osmanlı devirleri boyunca kalenin üzeri ve eteklerinde genişlediği görülür. Geçmişte Arap Dağı, Timurlenk Tepesi gibi isimlerle de anılan Hıdırlık Tepesi ise Cumhuriyet devrine kadar şehrin dışındaydı. Cumhuriyetle birlikte yeni bir Ankara kurulurken, eskiyi temsil eden Hıdırlık ismi değiştirilerek Altındağ denildi. Geniş bir alanı kapsayan Altındağ, bugün şehr-i kadimi temsil eder. Hıdırlık Tepesi hakkında rivayetler dışında fazla bilgi yok gibidir. Rivayetlerden birine göre meşhur Arap şairi&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Uzaktan Ankara’ya bakıldığında iki silüet dikkat çeker: Tarihî Ankara Kalesi ve karşısındaki Hıdırlık Tepesi. Adeta birer çadır direği misali şehri yukarı çeken bu iki tepe, tarih boyunca Ankara yerleşimine şekil vermiştir. Şehrin Bizans, Selçuklu ve Osmanlı devirleri boyunca kalenin üzeri ve eteklerinde genişlediği görülür. Geçmişte Arap Dağı, Timurlenk Tepesi gibi isimlerle de anılan Hıdırlık Tepesi ise Cumhuriyet devrine kadar şehrin dışındaydı. Cumhuriyetle birlikte yeni bir Ankara kurulurken, eskiyi temsil eden Hıdırlık ismi değiştirilerek Altındağ denildi. Geniş bir alanı kapsayan Altındağ, bugün şehr-i kadimi temsil eder.</p>
<p>Hıdırlık Tepesi hakkında rivayetler dışında fazla bilgi yok gibidir. Rivayetlerden birine göre meşhur Arap şairi İmruülkays’ın mezarı bu tepededir.</p>
<p>1962 yılından beri Ankara’da yaşayan biri olarak Hıdırlık’ı gecekondularla dolmuş sıradan bir tepe bilirdim. Ta ki 1980’li yılların başlarında Irak’tan Dışişleri Bakanlığı’na gelen bir yazıyı görene kadar. Evrak Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne gönderilmiş ve bana havale edilmişti. Evrakta Ankara’da bulunan İmruülkays’ın mezarının ihya edilmesi karşılığında Türk şairi Fuzulî’nin Kerbela’daki mezarının restore edileceği bildiriliyordu. Aslında böyle bir teşebbüsün 1960’lı yıllarda da olduğunu, iki ülke arasında yapılan protokol gereği Eylül 1970 tarihinde teknik incelemeler yapmak ve proje hazırlamak üzere Bağdat’a gidildiğini ve görüşmeler yapıldığını ancak bir sonuç alınamadığını Kerküklü hocamız Suphi Saatçi yazmaktadır. Dışişleri Bakanlığının meselenin evveliyatı yokmuş gibi evrakı Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne havale etmesi acı bir hafızasızlıktı.</p>
<p>Böyle bir durumdan habersiz olarak yaptığım araştırmalardan sonra İmruülkays’ın mezarının bir rivayete göre Hıdırlık Tepesi’nde olduğunu, Osmanlı devri sonlarına kadar burada bir türbe bulunduğunu öğrendim; eski resimlerini de gördüm. Bir gün mezarı bulmak için Hıdırlık Tepesi’ne çıktım. Yakındaki evlerin birinden yaşlıca bir kişi geldi. Ona eskiden burada bir türbe bulunduğunu söyledim ve zamanla yıkılan bu türbe hakkında bilgisinin olup olmadığını sordum. 1950 yılından beri burada yaşadığını ancak böyle bir türbe ve İmruülkays hakkında hiçbir bilgisi olmadığını söyledi. Hıdırlık Tepesi’ndeki Hatib Ahmed Türbesinin yerinde bir iki betonarme kulübe vardı. İmruülkays’ın mezarı için boş bir alan yoktu. Mesele hakkında yazdığımız rapor Dışişleri Bakanlığına gitti ama her iki mesele de unutuldu.</p>
<p>Öte yandan İmruülkays’ın mezarının yeri hakkında pek dikkate alınmayan başka bir ihtimal daha mevcut. Kaynaklarda onun bir prensesin mezarının yanına defnedildiği şeklinde bir bilgi mevcut. Hasluck bu prenses mezarının Belkis Sütunu dediğimiz Julian Sütununun dibinde olduğunu kaydeder.</p>
<p>16. yüzyılda Ankara’ya gelen Alman seyyahı Dernschwam’ın sütunla ilgili verdiği bilgi Hasluck’u destekler mahiyettedir: “…Türkler bu sütuna Baal-ks (Belkıs, Balkız) diyorlar. Güya bu taşı Hazreti Süleyman dikmiş.” Buna göre İmruülkays’ın mezarının Julian Sütunu civarında olması gerekir.</p>
<p>Bilindiği gibi Julian Sütunu daha önce İş Bankası ve eski Maliye Bakanlığı binaları arasında iken 1937 yılında şimdiki yerine taşınmıştır. İş Bankası’nın arkasına 1954 yılında ek bina yapılırken temelde bazı kalıntılar çıkmıştır.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mart-2021">Derin Tarih Mart Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hilâfet İngiliz İmparatorluğuna Hediye Edildi</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/hilafet-ingiliz-imparatorluguna-hediye-edildi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ali Satan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Jul 2020 11:28:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Ankara]]></category>
		<category><![CDATA[Büyük Millet Meclisi]]></category>
		<category><![CDATA[Halifelik]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet Paşa]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Kemal]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6134</guid>

					<description><![CDATA[Kurtuluş mücadelesine İstanbul’da düşman işgali altında bulunan Halifeliği esaretten kurtarmak için girişen Müslüman Türk milleti, kendisini temsil ettiği iddiasında bulunan Büyük Millet Meclisi’nin o şaşırtıcı kararıyla büyük bir hayal kırıklığına uğrayacaktı: Müslümanların birlik ve beraberliğinin sembolü olan Hilâfet makamı 3 Mart 1924 tarihinde ilga edilmişti. Artık Halifelik tarihe karışmıştı. Bu aldatılmışlık duygusu sadece Anadolu ile sınırlı kalmayacak, bütün Müslüman toplumların hissiyatında derin yaralar açacaktı. 1. Dünya Savaşı ile Kurtuluş Savaşı’nda kollarındaki bilezikleri, ceplerindeki son kuruşları Türkiye’ye gönderen Hind Müslümanları bu kararla kendilerini aldatılmış hisseden Müslüman halkların başında geliyordu. 1,400 yıllık İslam devlet geleneğinin en yüce kurumu olan Hilâfet’in kaldırılışının 89.&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kurtuluş mücadelesine İstanbul’da düşman işgali altında bulunan Halifeliği esaretten kurtarmak için girişen Müslüman Türk milleti, kendisini temsil ettiği iddiasında bulunan Büyük Millet Meclisi’nin o şaşırtıcı kararıyla büyük bir hayal kırıklığına uğrayacaktı: Müslümanların birlik ve beraberliğinin sembolü olan Hilâfet makamı 3 Mart 1924 tarihinde ilga edilmişti. Artık Halifelik tarihe karışmıştı.</p>
<p>Bu aldatılmışlık duygusu sadece Anadolu ile sınırlı kalmayacak, bütün Müslüman toplumların hissiyatında derin yaralar açacaktı. 1. Dünya Savaşı ile Kurtuluş Savaşı’nda kollarındaki bilezikleri, ceplerindeki son kuruşları Türkiye’ye gönderen Hind Müslümanları bu kararla kendilerini aldatılmış hisseden Müslüman halkların başında geliyordu.</p>
<p>1,400 yıllık İslam devlet geleneğinin en yüce kurumu olan Hilâfet’in kaldırılışının 89. yılında konuyla ilgili yeni belgeler ortaya çıktı. Cumhurbaşkanlığı Arşivi’nde bulunan, genellikle ilga kararından sonraki gelişmelerle ilgili dikkat çekici belgeler tartışmalara farklı boyutlar kazandıracak niteliktedir.</p>
<p>Arşivde yaptığımız araştırmada o tarihte Başbakan ve Dışişleri Bakanı olan İsmet Paşa’nın, Hilâfet’i ilga kararının yurt dışındaki yansımalarına dair derlettiği bilgileri bir rapor halinde Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Paşa’ya sunduğu görülüyor. Olayın bütün dünyada nasıl bir yankı ve etki yarattığını Ankara’nın hem dünya basınından, hem de yurtdışındaki bağlantıları aracılığıyla takip ettiği de aşağıdaki belgelerden anlaşılan hususlar arasında.</p>
<p>Özellikle Cumhurbaşkanlığı Arşivi’nde bulduğumuz belgeler arasında yer alan bir mektup, Halifeliğin kaldırılması tartışmalarıyla ilgili yaşanan hayal kırıklığını hazin bir şekilde ortaya koyması bakımından önemli.</p>
<p>Hind Müslümanlarının liderleri olan Ağa Han ve Emir Ali’nin 6 Aralık 1923’te Hilâfet makamının vaziyeti hakkında İsmet Paşa’ya gönderdikleri mektupta bütün Müslümanların hislerine tercüman olacak şu ifadeler yer alıyor:</p>
<p>“Halifenin nüfuzunun tenkisi (azaltılması) veya bir âmil-i dînî (dinî etken) gibi Türkiye teşkilat-ı siyasiyesinden adının teb’idi (Türkiye’nin siyasî yapılanmasından uzaklaştırılması) bizim fikrimizce İslam’ın dağılması, o manevî cihan kuvvetinin amelî surette ziyaı (pratikte kaybı) demek olacaktır. Bu öyle bir haldir ki, ne Büyük Millet Meclisi’nin, ne de Reis-i Cumhur Gazi Mustafa Kemal Paşa hazretlerinin nazar-ı dikkatlerinden mümkün değil, kaçamaz.”</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-temmuz-2020">Derin Tarih Temmuz Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ankara’daki Meclis Sivas’a Naklediliyordu</title>
		<link>https://www.derintarih.com/yakin-tarih/ankaradaki-meclis-sivasa-naklediliyordu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Muhammed Mahmut Bakır]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 Nov 2019 05:40:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yakın Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Ankara]]></category>
		<category><![CDATA[bezirgân]]></category>
		<category><![CDATA[Millî Mücadele]]></category>
		<category><![CDATA[Rauf Bey]]></category>
		<category><![CDATA[Sivas Kongresi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=5165</guid>

					<description><![CDATA[Türkiye’de tarih bazen cennet bahçesi, bazen gayya çukuru. Çoğu kez “dışarı”nın realitesinden kurtulmak için sığınılan rüyâların mağarası. Yani kaçışın mekânı, uyanık olmak varken uykunun ve rüyanın dinginliği… Bütün bunların yanında bir devresi var ki insanoğlunun şu anki vaziyetiyle mütenasip olmayacak şekilde bir mayınlı arazi. Hangi hakem böyle bir arazide gördüğünü çalabilir? Yahut hangi tarihçi tehdidin gölgesinde dürüst ve vicdanlı hareket etmeyi göze alabilir? Yakın tarihin meşru bir ahvalde konuşulabilmesi için onu esareti altına alanların bezirgânlığından kurtulması gerek. Velhasıl hassaten Millî Mücadele devrinin üzerine çöken karanlıktan kurtulmak için hakikatin güneşi üzerindeki meşum örtüyü kaldırmak ve ondan kurtulmak her namuslu tarihçinin vazifesi&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’de tarih bazen cennet bahçesi, bazen gayya çukuru. Çoğu kez “dışarı”nın realitesinden kurtulmak için sığınılan rüyâların mağarası. Yani kaçışın mekânı, uyanık olmak varken uykunun ve rüyanın dinginliği… Bütün bunların yanında bir devresi var ki insanoğlunun şu anki vaziyetiyle mütenasip olmayacak şekilde bir mayınlı arazi. Hangi hakem böyle bir arazide gördüğünü çalabilir? Yahut hangi tarihçi tehdidin gölgesinde dürüst ve vicdanlı hareket etmeyi göze alabilir?</p>
<p>Yakın tarihin meşru bir ahvalde konuşulabilmesi için onu esareti altına alanların bezirgânlığından kurtulması gerek. Velhasıl hassaten Millî Mücadele devrinin üzerine çöken karanlıktan kurtulmak için hakikatin güneşi üzerindeki meşum örtüyü kaldırmak ve ondan kurtulmak her namuslu tarihçinin vazifesi olsa gerek.</p>
<p>İstanbul’daki meclis İngilizler tarafından basılarak dağıtılmış, mebusların bir kısmı tutuklanarak hapse dahi atılmıştı. Sivas Kongresi’nde Rauf Bey’in canı pahasına verdiği söz hayata geçmiş, Ankara’da meşru bir meclisin kurulabilmesinin yolu böylelikle açılmıştı. Fakat mekânın Ankara olması hususunda acaba herkes hemfikir miydi?</p>
<p><strong>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-kasım-2019">Derin Tarih Kasım Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
