﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>askerî &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/etiket/askeri/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Wed, 01 Jul 2020 12:18:15 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.5</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>askerî &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Tarih Dergilerinin Serencamı</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/tarih-dergilerinin-serencami/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[M.Fatih Can]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Jul 2020 12:18:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[askerî]]></category>
		<category><![CDATA[Hayat]]></category>
		<category><![CDATA[Niyazi Ahmet Banoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[resmî tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Yılmaz Öztuna]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6182</guid>

					<description><![CDATA[Tarihin biraz da magazin ve hamaset tarafıyla sevildiği ülkemizde tarih dergiciliği adına en parlak yıllar 1950’ler oldu. Bu durumun elbette 1950’lerin siyasî, içtimaî ve iktisadî yapısıyla alâkasını açıklayan bir tarafı da var; fakat önce koyu bir dikta rejiminin sona ermesinden sonra adeta patlama yapan bu sahanın ilklerini zikretmek lâzım. Bahse konu zaman diliminde Server İskit’in, tirajı 30 binleri aşan, 84 sayı çıkan, popüler mündericatı ve resimleriyle alâka gören Resimli Tarih Dergisi; bu derginin devamı mahiyetinde daha sonra çıkarttığı Yeni Tarih Dünyası isimli dergi; İbrahim Hakkı Konyalı’nın 17 sayı çıkartabildiği ve muhtevası itibariyle “derdi olan” bir neşriyat diyebileceğimiz Tarih Hazinesi dergisi;&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Tarihin biraz da magazin ve hamaset tarafıyla sevildiği ülkemizde tarih dergiciliği adına en parlak yıllar 1950’ler oldu. Bu durumun elbette 1950’lerin siyasî, içtimaî ve iktisadî yapısıyla alâkasını açıklayan bir tarafı da var; fakat önce koyu bir dikta rejiminin sona ermesinden sonra adeta patlama yapan bu sahanın ilklerini zikretmek lâzım.</p>
<p>Bahse konu zaman diliminde Server İskit’in, tirajı 30 binleri aşan, 84 sayı çıkan, popüler mündericatı ve resimleriyle alâka gören <em>Resimli Tarih Dergisi</em>; bu derginin devamı mahiyetinde daha sonra çıkarttığı <em>Yeni Tarih Dünyası</em> isimli dergi; İbrahim Hakkı Konyalı’nın 17 sayı çıkartabildiği ve muhtevası itibariyle “derdi olan” bir neşriyat diyebileceğimiz <em>Tarih Hazinesi </em>dergisi; Feridun Kandemir’in 52 sayı çıkıp sonra kapanan <em>Yakın Tarihimiz</em> mecmuası; Niyazi Ahmet Banoğlu’nun 38 sayı devam ettirebildiği <em>Tarih Dünyası</em> ki aynı isim 60’lı yıllarda da yine dergiciliğe soyunup <em>Tarih ve Coğrafya Dünyası</em> adıyla 12 sayı neşrolunan bir dergi daha çıkarmıştı ve hâlen tiraj ve sayı rekoru kırılamamış olan, o yıllar itibariyle “tifdruk” denilen ileri baskı sistemiyle basılan, 1956’dan 1965’e kadar haftalık 1965’ten 1982’ye kadar da aylık olarak çıkan ve 100 bini aşkın tiraja sahip, Şevket Rado’nun imtiyaz sahibi olduğu, Yılmaz Öztuna’nın neşriyat müdürlüğünü yaptığı <em>Hayat Tarih Mecmuası</em>&#8230;</p>
<p>Bunlar 50’li yılların zincirlerini kırmış Türkiye’sinin ilk planda sıralanması gereken tarih dergileri. Tarih dergiciliği sahasının bahse konu yıllar itibariyle “amiral gemisi” nitelemesini hak eden dergi, 1978 yılında adını <em>Hayat Tarih ve Edebiyat Mecmuası </em>olarak değiştirdikten sonra zayıflama emareleri göstermeye başlamış ve bir müddet sonra da kapanmıştı. Bir grup dergisi olan <em>Hayat Tarih</em> biraz da bünyesinde <em>Hayat, Ses, Doğan Kardeş ve Resimli Roman </em>gibi renkli magazin yayınları da bulunan “Hayat Neşriyat Müessesesi” nin finans ve dağıtım imkânları sayesinde tarih dergiciliği sahasını domine edebilmişti.</p>
<p>Şimdiki adı Genel Kurmay Başkanlığı olan Erkân-ı Harbiye-i Umumiye’nin 1952’de çıkarmaya başladığı <em>Harp Tarihi Vesikaları Dergisi</em> ve <em>Tarih Orduya Sesleniyor</em> gibi askerî tarih dergileri meyanında <em>Tarih Dünyası, Tarih Sesleniyor, Tarih Aynası, Dün ve Bugün, Tarihçi, Tarihin Sesi, Tarih Konuşuyor</em> serlevhalı dergileri de 50’li yılların tarih dergileri arasında görüyoruz.</p>
<p>Türk Tarih Kurumu’nun 1937’de neşretmeye başladığı ve dört ayda bir yayımlanarak günümüze kadar devam edegelen <em>Belleten</em> dergisi, yine Maarif Vekâleti’nin 1941’de yayın hayatına dahil ettiği ve 18 sayı çıkan <em>Tarih Vesikaları </em>mecmuası da 50 öncesinin “resmî tarih” dergileri olarak ve adeta o devrin atmosferini yansıtan siret ve suretleriyle listeye dahil edilebilir.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-temmuz-2020">Derin Tarih Temmuz Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Osmanlı’da Karantina Meclisi Nasıl Kuruldu?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/osmanlida-karantina-meclisi-nasil-kuruldu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Muhammed Mahmut Bakır]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Apr 2020 07:14:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[askerî]]></category>
		<category><![CDATA[hayatî]]></category>
		<category><![CDATA[ibâda]]></category>
		<category><![CDATA[II. Mahmud]]></category>
		<category><![CDATA[iktisadî]]></category>
		<category><![CDATA[yekunu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=5832</guid>

					<description><![CDATA[Osmanlı tarihinin son iki yüz yılında en mühim sorunlardan biri şüphesiz nüfus azlığıydı. Avrupa ile mukayese edildiğinde sahip olduğu topraklara nazaran az insan yekûnuna sahip olan Osmanlı için bu nüfusu tam olarak belirlemek ve korumak hayatî bir meseleydi. Nüfus tam tespit edilemezse en önemli gelir kapısı olan vergilerin belirlenmesi ve tahsilinde problemler zuhur edecekti. Diğer taraftan nüfusu korumak gerekiyordu; çünkü zaten az olan insan yekûnunun daha da azalması ziraat, ticaret, vergi, asker celbi ve savaş gibi hususlarda devletin aleyhine olacaktı. En nihayetinde “insansız” bir devlet olmayacağı için bu mesele başat bir konumdaydı. II. Mahmud’un saltanatının son zamanlarında yukarıda zikredilen sebeplerden&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="Standard"><span lang="EN-US">Osmanlı tarihinin son iki yüz yılında en mühim sorunlardan biri şüphesiz nüfus azlığıydı. Avrupa ile mukayese edildiğinde sahip olduğu topraklara nazaran az insan yekûnuna sahip olan Osmanlı için bu nüfusu tam olarak belirlemek ve korumak hayatî bir meseleydi. Nüfus tam tespit edilemezse en önemli gelir kapısı olan vergilerin belirlenmesi ve tahsilinde problemler zuhur edecekti. Diğer taraftan nüfusu korumak gerekiyordu; çünkü zaten az olan insan yekûnunun daha da azalması ziraat, ticaret, vergi, asker celbi ve savaş gibi hususlarda devletin aleyhine olacaktı. En nihayetinde “insansız” bir devlet olmayacağı için bu mesele başat bir konumdaydı.</span></p>
<p class="Standard"><span lang="EN-US">II. Mahmud’un saltanatının son zamanlarında yukarıda zikredilen sebeplerden dolayı daha evvel yapılan nüfus sayımına ilâveten, iktisadî ve askerî düzenlemelerle birlikte bir de Karantina Meclisi kurulmuştu. Bu meclis uygulanacak olan Karantina usûlünü enine boyuna tartışarak teferruatıyla belirleyecek ve ona göre harekete geçilecekti. Bu meyanda karantina bahsine dair yapılan izahlar gayet dikkat çekicidir: Memleket ve beldelerin mamur olması nüfusun kesretine bağlıdır, bu da insaniyetin bir gereğidir (Ümran-ı memalik ve bilâd kesret-i nüfus-ı ibâda mevkuf ve bu dahi levazım-ı insaniyetten olduğu veçhile). İnsanların mizaç ve sıhhatleri korunmalı ve bu sayede tabiatları salim bir şekilde tabiî olan ömürlerinin sonuna dek yaşamaları sağlanmalıdır. Âlem ancak böyle mamur olur. Bu hususa Avrupa’da kemaliyle dikkat ve ihtimam gösterilmesinden dolayı “usul-i hikemiye”den olan karantina maddesine itibar olunmuştur. İnsan vücuduna öldürücü bir zehir (semm-i katil) olan bu illetin/hastalığın, söz konusu tedbirler sayesinde Avrupalıların semtlerinde görülmemesi de ehemmiyetine bir başka misaldir. Hemen şunun belirtmeliyiz ki vesikalarda “illet” olarak geçen hastalık/salgın o dönemde zuhur etmiş olan koleradır. Karantina düzenlemesi bundan dolayı yapılmıştır.</span></p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-nisan-2020">Derin Tarih Nisan Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Fetihlerden İsyanlara Yeniçeriler</title>
		<link>https://www.derintarih.com/osmanli-tarihi/fetihlerden-isyanlara-yeniceriler/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ekrem Buğra Ekinci]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Apr 2020 06:42:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Osmanlı Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[askerî]]></category>
		<category><![CDATA[gazâ]]></category>
		<category><![CDATA[harb]]></category>
		<category><![CDATA[istihkâm]]></category>
		<category><![CDATA[kapıkulu]]></category>
		<category><![CDATA[levâzım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=5810</guid>

					<description><![CDATA[Osmanlı kara ordusu, merkezî ve mahallî olmak üzere iki kısımdır. Merkezdekiler kapıkulu askerleri ve diğerleri de eyalet askerleri olarak bilinir. Kapıkulu askerleri, ağır piyade, ağır süvari, topçu, istihkâm ve levâzım sınıflarından oluşan profesyonel bir ordudur. Eyalet askerleri ise, hafif süvari ve piyadedir. Hunlardan beri Türk ordusu hep yaya ve süvari olmak üzere iki kısımdan teşekkül eder. Osmanlılar, orduyu kontrol altında tutarak bunun hükümet içinde bir nüfuz gücü teşkil etmesini istememiş; öte yandan askerlik vazifesinin istihsalini (üretimi) sekteye uğratmamasını arzulamıştır. Devletin varlık sebebi gazâ ruhu olduğu için ordu Osmanlı tarihinde çok mühim bir rol oynamıştır. Klasik devirde Osmanlı ordusu, üstün teçhizat&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="Standard"><span lang="EN-US">Osmanlı kara ordusu, merkezî ve mahallî olmak üzere iki kısımdır. Merkezdekiler kapıkulu askerleri ve diğerleri de eyalet askerleri olarak bilinir. Kapıkulu askerleri, ağır piyade, ağır süvari, topçu, istihkâm ve levâzım sınıflarından oluşan profesyonel bir ordudur. Eyalet askerleri ise, hafif süvari ve piyadedir. Hunlardan beri Türk ordusu hep yaya ve süvari olmak üzere iki kısımdan teşekkül eder. Osmanlılar, orduyu kontrol altında tutarak bunun hükümet içinde bir nüfuz gücü teşkil etmesini istememiş; öte yandan askerlik vazifesinin istihsalini (üretimi) sekteye uğratmamasını arzulamıştır.</span></p>
<p class="Standard"><span lang="EN-US">Devletin varlık sebebi gazâ ruhu olduğu için ordu Osmanlı tarihinde çok mühim bir rol oynamıştır. Klasik devirde Osmanlı ordusu, üstün teçhizat ve harp teknikleri, süratli hareket ve istihkâm üstünlükleri; disiplini ve icabında ağır meşakkatli şartlara kolayca tahammülü cihetiyle emsallerinden üstün görülmüştür. Ordunun esasını eyalet askerleri teşkil ettiği ve harpte de esas faaliyeti onlar gösterdiği halde; sayıca az ve vazifeleri de muayyen olan kapıkulu askerleri, bilhassa yeniçeriler Osmanlı gazâ devirlerinin romantik ve ihtişamlı sembolü olmuştur. Tablolarda o tasvir edilmiş; şairler ondan ilham almıştır. Yahya Kemal’in “Vur pençe-i âlideki şimşir aşkına” diye başlayan meşhur şiiri, “İstanbul’u Fetheden Yeniçeriye Gazel” başlığını taşır.</span></p>
<p class="Standard"><span lang="EN-US">Jeopolitik vaziyeti sebebiyle harblerin hiç eksik olmaması, Osmanlı maliyesini çok ağır şekilde zaafa uğratmış; biraz da bu sebeple Avrupa’daki teknik ilerlemelerin takip edilememesi, ordunun vurucu gücünü zayıflatarak zamanla onu politize etmiştir. Osmanlı tarihinde nadir görülen sulh devreleri, askerî ihtilallerle son bulmuştur. Bu cihetten tarihteki ıslahat hareketlerinin öncelik merkezini ordu teşkil etmiştir.</span></p>
<p class="Standard"><span lang="EN-US">Kapıkulu askerleri, padişahın hassa ordusunu teşkil eder. Padişah kapısının kulu oldukları, yani münhasıran padişaha hizmet ettikleri için bu isimle anılır. Devletin yüksek kademeli mercilerine kapu (kapı) denirdi. “Devlet kapısı” tabiri hâlâ halkın dilinde gezer. Bir yüksek devlet merciini uhdesinde tutan zata hizmet edenlere de “kapı halkı” denir.</span></p>
<p class="Standard"><span lang="EN-US">Orta Asya Türk devletlerinde ve Memlûk Devleti’nde de mevcut olan bu teşkilat, Osmanlılar’a Selçuklular’dan geçmiştir. Orhan Gazi (veya bir rivayette Sultan I. Murad), yaya ve müsellem adıyla piyade ve süvari sınıflarını teşkil etti. Yayalar, ücretli olarak sefere gider; sulh zamanında (hazerde) hususî işlerle (meselâ ziraatle) meşgul olurdu.</span></p>
<p class="Standard"><span lang="EN-US">Vezir Alaaddin Paşa’nın 1328’de yaptığı gümüş para nizamı ile yaya ve müsellem adıyla birlikler kurduğu askerî teşkilat ve askerin kırmızı yerine beyaz börk giymesine dair üniforma kanunları, Osmanlı hukuk sisteminde örfî hukukun ilk numunelerindendir. Bundan evvel askerî faaliyetler Türkmen aşiretine bağlı gönüllü birliklerle yürütülüyordu. Bunlar ihtiyaç zamanı silah altına alınan gayrımuntazam birliklerdi.</span></p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-nisan-2020">Derin Tarih Nisan Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cumhuriyet’in Susturmaya Kalktığı Tesla’mız: Vecihi Hürkuş</title>
		<link>https://www.derintarih.com/kesifler/cumhuriyetin-susturmaya-kalktigi-teslamiz-vecihi-hurkus/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif Emre Gündüz]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 01 Dec 2019 04:00:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Keşifler]]></category>
		<category><![CDATA[1. Dünya Savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[askerî]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı Devleti]]></category>
		<category><![CDATA[Vecihi Bey]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=5284</guid>

					<description><![CDATA[Osmanlı Devleti’nde dünya ile eş zamanlı başlayan askerî havacılık faaliyetleri cumhuriyet dönemine miras kaldı. Türkiye’nin ilk havacıları Osmanlı döneminde yetişen ve 1. Dünya Savaşı’nda tecrübe kazanan pilotlardı. Bunların arasında Vecihi Hürkuş’un ayrı bir yeri vardır. Vecihi Bey’in 1. Dünya Savaşı’nda başlayan pilotluk macerası zamanla öyle bir hal almıştır ki, kendi uçuş okulunu açmış, kendi uçağını üretmiştir. Eğer Vecihi Bey’in gayreti ve mücadele azmi yaşadığı dönemdeki bürokraside de olsaydı, belki on yıllardır uçak üreten bir ülke konumunda olurduk. Vecihi Bey’in çalışkanlığı, sebatı ve belki de doğuştan ona verilen uçma konusundaki kabiliyetini daha iyi anlayabilmek için hayat serüvenini gözden geçirmek gerekir. 1896&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Osmanlı Devleti’nde dünya ile eş zamanlı başlayan askerî havacılık faaliyetleri cumhuriyet dönemine miras kaldı. Türkiye’nin ilk havacıları Osmanlı döneminde yetişen ve 1. Dünya Savaşı’nda tecrübe kazanan pilotlardı. Bunların arasında Vecihi Hürkuş’un ayrı bir yeri vardır. Vecihi Bey’in 1. Dünya Savaşı’nda başlayan pilotluk macerası zamanla öyle bir hal almıştır ki, kendi uçuş okulunu açmış, kendi uçağını üretmiştir. Eğer Vecihi Bey’in gayreti ve mücadele azmi yaşadığı dönemdeki bürokraside de olsaydı, belki on yıllardır uçak üreten bir ülke konumunda olurduk.</p>
<p>Vecihi Bey’in çalışkanlığı, sebatı ve belki de doğuştan ona verilen uçma konusundaki kabiliyetini daha iyi anlayabilmek için hayat serüvenini gözden geçirmek gerekir.</p>
<p>1896 senesinde İstanbul Arnavutköy Akıntıburnu’nda bir yalıda dünyaya gelen Vecihi Bey’in babası daha o üç yaşında iken vefat edince amcasının himayesinde büyüdü. Tophane Sanat Okulu’nda okurken, 1912’de Balkan Savaşlarına gönüllü olarak katıldı. 1. Dünya Savaşı patlak verince de Bağdat’a makinist göreviyle gönderildi. Burada 7. Ordu’nun hava kısmı ile ilgili çalışmaları yapmakla vazifeliydi.</p>
<p><strong>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-aralik-2019">Derin Tarih Aralık Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Batı’nın Casus Ordusu</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/batinin-casus-ordusu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fatma Türk Toksoy]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 01 Aug 2019 08:00:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[askerî]]></category>
		<category><![CDATA[Evanjelist]]></category>
		<category><![CDATA[Haçlı]]></category>
		<category><![CDATA[osmanli]]></category>
		<category><![CDATA[Siyonist]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=4825</guid>

					<description><![CDATA[Osmanlı tarihi boyunca Batılılar, bilhassa Haçlı-Siyonist-Evanjelist gruplar haber sızdırmak, iç ve dış siyasetteki hamleleri yakından izleyebilmek ve ülkenin asayişini bozmak için Osmanlı topraklarına casuslar salmışlardı. Bu casuslar akla hayale gelmedik yöntemler kullanıyorlardı. Mesela güvercinlerin haberleşmede kullanıldığı bilinir de sığırcık kuşlarının muhaberede kullanıldığı pek duyulmamıştır. Çanakkale Grup Mıntıkası’nda tesadüfen öldürülmüş bir sığırcık kuşu incelendiğinde, ayağına bağlı olan bir levhadan bunun bir muhabere kuşu olduğu anlaşılınca, Çanakkale Grup Kumandanlığı ordu mıntıkasında görülecek bu gibi şüpheli kuşların telef edilmesini istemiştir. Aynı şekilde, Alman Garp Cephesi’nde yakalanan bir Fransızın güvercinler vasıtasıyla casusluk yaptığı anlaşılınca bu usulün Osmanlı topraklarında da uygulanmasının muhtemel olduğu göz önüne&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Osmanlı tarihi boyunca Batılılar, bilhassa Haçlı-Siyonist-Evanjelist gruplar haber sızdırmak, iç ve dış siyasetteki hamleleri yakından izleyebilmek ve ülkenin asayişini bozmak için Osmanlı topraklarına casuslar salmışlardı. Bu casuslar akla hayale gelmedik yöntemler kullanıyorlardı. Mesela güvercinlerin haberleşmede kullanıldığı bilinir de sığırcık kuşlarının muhaberede kullanıldığı pek duyulmamıştır. Çanakkale Grup Mıntıkası’nda tesadüfen öldürülmüş bir sığırcık kuşu incelendiğinde, ayağına bağlı olan bir levhadan bunun bir muhabere kuşu olduğu anlaşılınca, Çanakkale Grup Kumandanlığı ordu mıntıkasında görülecek bu gibi şüpheli kuşların telef edilmesini istemiştir. Aynı şekilde, Alman Garp Cephesi’nde yakalanan bir Fransızın güvercinler vasıtasıyla casusluk yaptığı anlaşılınca bu usulün Osmanlı topraklarında da uygulanmasının muhtemel olduğu göz önüne alınarak, devamlı surette tahkikat yapılması ve güvercinlik bulunan yerlerin askerî kumandanlığa bildirilmesi istenmiştir.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
