﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Ayasofya-i Kebir &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/etiket/ayasofya-i-kebir/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Tue, 31 Aug 2021 13:07:59 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.5</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>Ayasofya-i Kebir &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>“Orhan Camii Kütüphane, Mısrî Dergâhı Spor Salonu Olsun”</title>
		<link>https://www.derintarih.com/oteki-osmanli/orhan-camii-kutuphane-misri-dergahi-spor-salonu-olsun/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hasan Basri Öcalan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Sep 2021 04:10:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öteki Osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[Ayasofya-i Kebir]]></category>
		<category><![CDATA[Fatih Sultan Mehmed]]></category>
		<category><![CDATA[İsmail Hakkı Bursevî]]></category>
		<category><![CDATA[Lâmîî Çelebi Camii]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7352</guid>

					<description><![CDATA[Osmanlı ve İslâm mirası reddedildiğinden Türkiye’de 1920-30’lu yıllardan itibaren tarihî eserlere karşı bir vurdumduymazlık başladı. Din ve dinî kurumlarla ilişkisini paranteze alan yeni devlet cami, tekke, medrese gibi tarihî binaları ya ihmal ederek yıkılmaya terk etmiş ya da farklı amaçlarla kullanılmak üzere birçoğunu genç Cumhuriyet’in ideallerini gerçekleştirmek isteyen kurum ve kuruluşlara tahsis etmiştir. Bunun en bariz örneği, İstanbul’un fethinin sembolü olan ve Fatih Sultan Mehmed Han tarafından cami olarak vakfedilen Ayasofya Camii’dir. Vakfiyesinde “amaçları dışında kullananların ebedî olarak cehennemde kalmaları” gibi beddua cümleleri bulunmasına rağmen, 1934’te müzeye dönüştürülmüştür. Nihayet 2020’de bu hatadan dönüldü ve “Ayasofya-i Kebîr Camii Şerifi” namıyla aslına&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Osmanlı ve İslâm mirası reddedildiğinden Türkiye’de 1920-30’lu yıllardan itibaren tarihî eserlere karşı bir vurdumduymazlık başladı. Din ve dinî kurumlarla ilişkisini paranteze alan yeni devlet cami, tekke, medrese gibi tarihî binaları ya ihmal ederek yıkılmaya terk etmiş ya da farklı amaçlarla kullanılmak üzere birçoğunu genç Cumhuriyet’in ideallerini gerçekleştirmek isteyen kurum ve kuruluşlara tahsis etmiştir. Bunun en bariz örneği, İstanbul’un fethinin sembolü olan ve Fatih Sultan Mehmed Han tarafından cami olarak vakfedilen Ayasofya Camii’dir. Vakfiyesinde “amaçları dışında kullananların ebedî olarak cehennemde kalmaları” gibi beddua cümleleri bulunmasına rağmen, 1934’te müzeye dönüştürülmüştür. Nihayet 2020’de bu hatadan dönüldü ve “Ayasofya-i Kebîr Camii Şerifi” namıyla aslına döndürülerek “felakete” değil rahmete vesile oldu.</p>
<p>1326’dan itibaren cami, mescid, tekke, mektep, medrese, han, hamam, imaret ve türbelerle donatılan Bursa da hoyratlıktan nasibini aldı. Ne yazık ki bu eserlerin büyük bir kısmı 20. yüzyıla ulaştığı halde özellikle 1930’lu yıllardan itibaren harap halde olanların yıkılmasına göz yumulurken, sağlam olanların da amaçları dışında kullanılması yoluna gidildi. Oysa bunlar birer vakıf eseridir ve hemen hepsinin vakfiyesinde Ayasofya Camii vakfiyesindekine benzer beddua cümleleri yer almaktadır.</p>
<p>Tarihî eserlerin başka amaçlarla kullanılmasında halkevlerinin payı büyüktü. 1932’de farklı şehirlerde açılan ve genç Cumhuriyet’in ideolojisini her kesime yayma amacına hizmet eden bu merkezlerde müzik, tiyatro, bale kursları verilmiş; bazılarında tarih, dil, kültür şubeleri açılmış, kitap ve dergiler yayımlanmıştır. Bu süreçte tarihî eserlerin bazı bölümleri bu kurumlara tahsis edilerek farklı amaçlarla kullanılmıştır. Bursa’da bunun birçok örneği mevcuttur. Bugün cami olarak kullanılan İsmail Hakkı Bursevî Dergâhı’nın tevhidhânesi bir dönem spor salonu olarak kullanılmış, Lâmiî Çelebi Camii ve Karabaş Dergâhı da halkevi tarafından idman yurdu yapılmıştır.</p>
<p>Asıl saygısızlık Bursa’daki Orhan Camii’nde yapılmıştır. Orhan Gazi tarafından hisar dışında yaptırılan bu ilk cami, Osmanlı’nın ilk selatin camisi, ayrıca ilk ters T planlı camidir. Yapıldığı tarihten itibaren minaresinden ezan, kubbelerinden Kur’an sesi eksik olmayan Orhan Camii’nin vakfiyesinde, onu amacı dışında kullananlar için ağır ifadeler sarf edilmişse de Bursa Halkevi bu kadim mabedin millî kütüphane yapılmasını istemiştir.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-eylul-2021">Derin Tarih Eylül Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kır Zincirlerini Ayasofya</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/kir-zincirlerini-ayasofya/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Armağan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 04 Aug 2020 07:35:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Ayasofya-i Kebir]]></category>
		<category><![CDATA[Fatih Sultan Mehmed]]></category>
		<category><![CDATA[Kumkapı]]></category>
		<category><![CDATA[Sultanahmet]]></category>
		<category><![CDATA[turkuaz]]></category>
		<category><![CDATA[Zilhicce]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6280</guid>

					<description><![CDATA[3 Zilhicce 1441 veya 24 Temmuz 2010… Fatih Sultan Mehmed’in emaneti ve İstanbul’un Fethi’nin sembolü Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi açılıyor. Ayaklarım yollarda, aklım kalabalıkları yarıp da camiye nasıl vasıl olacağının planlarını iplere tespih gibi düzmekte, kalbim derseniz “Bütün bu sefil bahanelerden bana ne?” diyecek kadar Kızıl Elma’sına teksif olunmuş. Kumkapı’dan Kadırga, Küçük Ayasofya mahallesi yoluyla Sultanahmet meydanına vasıl olduğumda benzeri nadir görülecek derecede bir kalabalık göğüslüyor fakiri. Sultanahmet Meydanı önünde polis tarafından barikatlar kurulmuş; bağırış çağırış derken atlıyorum, sonra bir barikat daha; kontrol noktalarında güçlük çıkaranlar da oluyor, fotoğraf çektirmek için izin isteyen sevgili okurlarım da… Nihayet Cuma namazı için&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>3 Zilhicce 1441 veya 24 Temmuz 2010…</p>
<p>Fatih Sultan Mehmed’in emaneti ve İstanbul’un Fethi’nin sembolü Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi açılıyor. Ayaklarım yollarda, aklım kalabalıkları yarıp da camiye nasıl vasıl olacağının planlarını iplere tespih gibi düzmekte, kalbim derseniz “Bütün bu sefil bahanelerden bana ne?” diyecek kadar Kızıl Elma’sına teksif olunmuş.</p>
<p>Kumkapı’dan Kadırga, Küçük Ayasofya mahallesi yoluyla Sultanahmet meydanına vasıl olduğumda benzeri nadir görülecek derecede bir kalabalık göğüslüyor fakiri. Sultanahmet Meydanı önünde polis tarafından barikatlar kurulmuş; bağırış çağırış derken atlıyorum, sonra bir barikat daha; kontrol noktalarında güçlük çıkaranlar da oluyor, fotoğraf çektirmek için izin isteyen sevgili okurlarım da…</p>
<p>Nihayet Cuma namazı için açık havada seccadelerini serenlerin arasından bir sis gibi süzülüp protokol kapısına varıyorum. O da ne? Önümde tekerlekli sandalye ile camiye götürülen bir Ayasofya sevdalısı namazı bekleyenler tarafından şiddetle alkışlanıyor. Bu halde bile tarihe tanıklık etmeyi arzu etmiş belli ki.</p>
<p>Nihayet içeriye girebildiğimde saat 12’ye yaklaşmıştı. Devasa giriş kapısından geçtiğimde Kur’an-ı Kerim sesleri kubbelere ve duvarlara çarparak kulaklarıma düşüyordu.</p>
<p>İnanamıyordum Ulu Mabed’in eşiğine vardığıma, daha düne kadar inanılmaz görünen bir hadiseydi çünkü.</p>
<p>Gözlerimi yumdum, açtığımda ayakkabılarım ayağımdan çıkmış, turkuaz renkli halıların üzerine basmaya kıyamazken buldum kendimi; ama ‘buldum kendimi’ hakikaten. Ve insan kendini kaybetmeden bulamıyormuş, bunu bir kere daha bittecrübe öğrendim.</p>
<p>Islak kirpiklerimi açtığımda secdeden yeni kalkan başımın Şeyh Galib’in Mevlevi semahanesini tavsif ettiği beyitleriyle çalkalanmakta olduğunu gark ettim:</p>
<p>Gözüm dûş oldu gördüm bir gürûhu hep külâhîler,</p>
<p>Aceb heybet, aceb şevket, aceb tarz-ı ilahiler.</p>
<p>Kimler vardı içeride?</p>
<p>Protokoldekileri kast etmiyorum tabii ki, ama kimler vardı hakikaten?</p>
<p>Tabii ki Ufukların Sultanı… Fatih Sultan Mehmed’in alnının secde izleri yerleri damgalamıştı.</p>
<p>Ya Akşemseddin hazretleri… Her köşede buhurdan gibi tütüyordu onun ruhu.</p>
<p>Molla Gürani’den Zağanos Paşa’ya uzanıyordu bu insan zinciri, Hızır Beğ’den Mimar Sinan’a ilmekleniyor, sonra Eşref Edip’ten Necip Fazıl’a bağlanıyor ve Ulu Mabed’in dış kapısında bana Afyon’dan, Karlsruhe’den, Malatya’dan kalkıp bu bitimsiz anı yaşamak için koşup geldiklerini yüzlerindeki sürur ve huzur ile haykıranların içten Anadolu seslerine karışıyordu.</p>
<p>Aralarından geçiyorum ve ıssız, sessiz bir köşe buluyorum kendime. Çocukluğumdan beri köşeler daima ilgimi çekmiştir, Ayasofya’da da bir ilki yaşayacağım ve ikinci defa secdeye varacağım yer kimsenin iltifat etmediği bir kuytu olmalıydı.</p>
<p>Girdim kuytuya. Kur’an tilaveti devam ederken arada kalkıp ettiğim secdeler şükür namazından hacet namazlarına el veriyor, her secdeden kirpiklerim biraz daha ıslanmış kalkıyordum.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-agustos-2020">Derin Tarih Ağustos Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
