﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Ayasofya &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/etiket/ayasofya/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Tue, 02 Nov 2021 07:42:36 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.5</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>Ayasofya &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Hürrem’i Diziler Değil Vakıflar Anlatır</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/hurremi-diziler-degil-vakiflar-anlatir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Güler]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Nov 2021 07:42:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmed Refik]]></category>
		<category><![CDATA[Ayasofya]]></category>
		<category><![CDATA[Hatice Turhan Sultan]]></category>
		<category><![CDATA[Hürrem Sultan]]></category>
		<category><![CDATA[Kadınlar Saltanatı]]></category>
		<category><![CDATA[Mihrimah]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7589</guid>

					<description><![CDATA[Osmanlı Devleti’nin siyasî tarihini okuyanlar, Hürrem Sultan’dan Hatice Turhan Sultan’a kadar uzanan zaman diliminde hanım sultanların siyasete müdahalelerini görür, aleyhte düşüncelere kapılırlar. Özellikle Şehzade Mustafa’nın katlinde Hürrem ve Rüstem Paşa’nın eşi olmasından dolayı Mihrimah’ın tesiri belki de bu menfi düşüncenin zirve noktasını oluşturur. Ahmed Refik tarafından “Kadınlar Saltanatı” diye adlandırılan dönem herkes gibi benim de dikkatimi çekmişti. Ne var ki, doktora çalışmalarım esnasında kanaatlerim tamamen değişti. İlk Osmanlı Hanım Sultanı diyebileceğimiz Nilüfer Hatun’dan başlayarak neredeyse tüm padişah hanımları bir veya daha fazla vakıf tesis etmişlerdi. Üstelik vakıfların gelir kaynakları astronomik rakamlara ulaşıyordu, hizmet alanları da çok farklıydı. Bu bilgiler ışığında&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Osmanlı Devleti’nin siyasî tarihini okuyanlar, Hürrem Sultan’dan Hatice Turhan Sultan’a kadar uzanan zaman diliminde hanım sultanların siyasete müdahalelerini görür, aleyhte düşüncelere kapılırlar. Özellikle Şehzade Mustafa’nın katlinde Hürrem ve Rüstem Paşa’nın eşi olmasından dolayı Mihrimah’ın tesiri belki de bu menfi düşüncenin zirve noktasını oluşturur.</p>
<p>Ahmed Refik tarafından “Kadınlar Saltanatı” diye adlandırılan dönem herkes gibi benim de dikkatimi çekmişti. Ne var ki, doktora çalışmalarım esnasında kanaatlerim tamamen değişti. İlk Osmanlı Hanım Sultanı diyebileceğimiz Nilüfer Hatun’dan başlayarak neredeyse tüm padişah hanımları bir veya daha fazla vakıf tesis etmişlerdi. Üstelik vakıfların gelir kaynakları astronomik rakamlara ulaşıyordu, hizmet alanları da çok farklıydı.</p>
<p>Bu bilgiler ışığında TV dizilerinde fantaziye boğulan Hürrem ile gerçek Hürrem’in icraatları tamamen zıttır. Eğer bu Haseki Sultan, bahsedildiği gibi entrika peşinde koşan biriyse tüm mal varlığını zevk ve entrikalarına harcaması gerekmez miydi? Bugün hâlâ hizmet veren hayratını ve vakıflarını düşündüğümüzde cevap kendiliğinden ortaya çıkıyor.</p>
<p>Şimdi Hürrem Sultan’ın hem asırlara tanıklık eden birer mimari eser olarak, hem de hizmetlerinin bugüne tesiri bakımından o muazzam hayratına beraberce göz atalım.</p>
<p>Bakalım hangi Hürrem Sultan daha ‘güzel’miş?</p>
<p><strong>Haseki Külliyesi: </strong>Aksaray’da her gün binlerce insanın önünden gelip geçtiği ve yaşadığı semte adını veren külliyenin bir birimi olan Darüşşifa, İstanbul’un en büyük hastanelerinden biri olarak faaliyetine devam ediyor. İnşası 1550’de tamamlanan yapı, Osmanlı dönemi boyunca daha çok günümüzdeki gibi genel sağlık hizmeti vermiştir. Külliyede ayrıca bir medrese, sıbyan mektebi ve cami de bulunur.</p>
<p><strong>Ayasofya’da Çifte Hamam: </strong>Bu hamamlar kanaatimizce Haseki külliyesine gelir olarak yaptırılmıştır. Bugün Ayasofya Camii’nin karşısında ve İstanbul’un en işlek merkezlerinden birinde turistik maksatla kullanılan mekân, nefis mimarisiyle Hürrem Sultan’ın hatırasını yaşatmaya devam ediyor.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-kasim-2021">Derin Tarih Kasım Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Devlet, Aydınlar ve 28 Şubat Ruhu</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/devlet-aydinlar-ve-28-subat-ruhu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Özel]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 04 Aug 2020 07:52:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Andre Gunder]]></category>
		<category><![CDATA[Ayasofya]]></category>
		<category><![CDATA[Immanuel Wallerstein]]></category>
		<category><![CDATA[medyatik kafa]]></category>
		<category><![CDATA[sistemik kafa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6292</guid>

					<description><![CDATA[Ayasofya’nın müzeden tekrar camiiye dönüştürülmesi üzerine Türkiye’de devlet, aydınlar ve toplum arasındaki ilişki biçimi yeniden tartışma gündemimize girdi. Girdi ama ne yazık ki medyatik kafanın çıkardığı gürültüden, akademik ve sistemik kafanın sesi işitilemez durumda. Malûm ‘Üç Kafa Modeli’mi hatırlatayım: Medyatik Kafa, günlük düşünür; zaman ufku birkaç haftadan birkaç yıla kadardır. Haydi mülayim davranıp 10 yıl diyelim. Akademik Kafa, yıllık düşünür; zaman ufku birkaç yıldan birkaç onyıla kadardır. Yaklaşık 100 yıl diyelim. Sistemik Kafa, sistem çapında ve asırlık düşünür. Zaman ufku ortalama 1000 yıl diyebiliriz. Mesela, içinde yaşadığımız Kapitalist dünya sisteminin anlamlı bir tahlili için uygun zaman çerçevesi Immanuel Wallerstein için&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ayasofya’nın müzeden tekrar camiiye dönüştürülmesi üzerine Türkiye’de devlet, aydınlar ve toplum arasındaki ilişki biçimi yeniden tartışma gündemimize girdi. Girdi ama ne yazık ki medyatik kafanın çıkardığı gürültüden, akademik ve sistemik kafanın sesi işitilemez durumda. Malûm ‘Üç Kafa Modeli’mi hatırlatayım: Medyatik Kafa, günlük düşünür; zaman ufku birkaç haftadan birkaç yıla kadardır. Haydi mülayim davranıp 10 yıl diyelim. Akademik Kafa, yıllık düşünür; zaman ufku birkaç yıldan birkaç onyıla kadardır. Yaklaşık 100 yıl diyelim. Sistemik Kafa, sistem çapında ve asırlık düşünür. Zaman ufku ortalama 1000 yıl diyebiliriz. Mesela, içinde yaşadığımız Kapitalist dünya sisteminin anlamlı bir tahlili için uygun zaman çerçevesi Immanuel Wallerstein için asgari 500 yıldı, Andre Gunder Frank içinse 5000 yıl. Her iki hâlde de, sistemin “başlangıcına” gidip oluşumunu ve işleyiş ilkelerini kavramadıkça, mümkün/muhtemel/mukadder geleceği hakkında hiçbir makul söz söyleyemezdik!</p>
<p>Aydınlarımızın büyük kısmı ne yazık ki medyatik kafalı. Yıllar önce, Taksim parkında Mehmet Genç Hoca’yla oturmuş, memleket ahvaline dair söyleşiyorduk. Söz dönüp dolaşıp aydınlara geldiğinde, Necip Fazıl hakkında unutulmaz bir değerlendirme yaptı: “Ankara’da talebeydik. Ben, Sezai Karakoç, filan. Necip Fazıl geldiğinde dinlemeye giderdik. Üstad kimseyi beğenmez, açıkçası bizi de, gözümüzde büyüttüğümüz en mühim aydınları da küçük görürdü. Onun bu hâlini şairliğine hamleder; kendini İstanbullu bir aristokrat saydığından, biz dahil bütün ‘Anadolu çocuklarını’ horladığını düşünürdük. Yıllar sonra İstanbul aydınlarına karışıp, çoğunun ne mal olduğunu yakından gördükten sonra, ‘Necip Fazıl baştan sona haklıymış’ dedik!” Genç Hoca’ya T. S. Elliot’ın Amerikan aydınlarına dair bir sözünü hatırlattım: “Amerikalı aydın ancak 40 yaşına ayak bastığı zaman 1 yaşındaki Avrupalının idrâk seviyesine ulaşır!” Gülerek, benim ‘teorim’ daha acımasız dedi: “Türk aydını 39 yaşına kadar bebektir; 40 yaşında bunak olur!”</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-agustos-2020">Derin Tarih Ağustos Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Meğer Yunan Ordusu İstanbul’a Girdiği Zaman Ayasofya Camii’nin Kubbesine Asacağı Devasa Bayrağı Bile Yanında Getirmiş!</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/meger-yunan-ordusu-istanbula-girdigi-zaman-ayasofya-camiinin-kubbesine-asacagi-devasa-bayragi-bile-yaninda-getirmis/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Armağan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 04 Aug 2020 07:49:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Arnold Toynbee]]></category>
		<category><![CDATA[Ayasofya]]></category>
		<category><![CDATA[Ayasofya Camii]]></category>
		<category><![CDATA[Hüseyin Cahid Bey]]></category>
		<category><![CDATA[M. Kemal Paşa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6289</guid>

					<description><![CDATA[Hüseyin Cahid (Yalçın) Bey’in sahibi bulunduğu Tanin gazetesi 24 Şubat 1924 tarihli nüshasının ikinci sayfasında şoke edici bir habere yer vermişti. Habere göre Fener (Rum) Patrikhanesi’ne baskın düzenleyen emniyet görevlileri ambarlarda çeşitli belge ve kitaplara rastlamış ve incelemek üzere bunlara el koymuştur. İncelemeler sırasında devasa boyutlarda bir bayrak da bulunmuş ve bunun 4 metre boyunda, 2,5 metre eninde, Yunan bayrağı renginde mavi ve beyaz atlastan özel olarak imal edilen bir “Ayasofya Bayrağı” olduğu anlaşılmıştı. Bayrağın ortasında ise çift başlı Bizans kartalı ile onun üzerinde bir Bizans tacı bulunuyormuş. Cümlenin malumu: Yeni sahibinin kim olacağına karar veremedikleri için Ayasofya’yı tekrar kilise&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hüseyin Cahid (Yalçın) Bey’in sahibi bulunduğu Tanin gazetesi 24 Şubat 1924 tarihli nüshasının ikinci sayfasında şoke edici bir habere yer vermişti. Habere göre Fener (Rum) Patrikhanesi’ne baskın düzenleyen emniyet görevlileri ambarlarda çeşitli belge ve kitaplara rastlamış ve incelemek üzere bunlara el koymuştur. İncelemeler sırasında devasa boyutlarda bir bayrak da bulunmuş ve bunun 4 metre boyunda, 2,5 metre eninde, Yunan bayrağı renginde mavi ve beyaz atlastan özel olarak imal edilen bir “Ayasofya Bayrağı” olduğu anlaşılmıştı. Bayrağın ortasında ise çift başlı Bizans kartalı ile onun üzerinde bir Bizans tacı bulunuyormuş.</p>
<p>Cümlenin malumu: Yeni sahibinin kim olacağına karar veremedikleri için Ayasofya’yı tekrar kilise yapma hedeflerine Mütareke döneminde nail olamayan İtilaf devletlerinin Türkiye’ye 1930’ların başında “Kilise olmayacaksa cami de olmasın” diye diretmeleri gayet manidar. Kaldı ki Ayasofya Camii’nin müze yapılması fikri de bizden değil, bizzat İngilizlerden gelmiş (İngiliz tarihçi Arnold Toynbee fikir babalarından biridir), bu görev Lozan’dan sonra Amerika Birleşik Devletleri’ne havale edilmiş ve 1930 yılında sırf Ayasofya’yı müze yapmak maksadıyla kurulmuş olan Amerikan Bizans Enstitüsü ertesi yıl resmî kanallardan devreye sokulmak suretiyle mozaiklerin restorasyonu perdesi arkasında cami olmaktan çıkarılarak müze yapılmıştır.</p>
<p>Tanin’deki haberin sonunda bu sözde “Ayasofya bayrağı”nın Cumhurbaşkanı Gazi M. Kemal Paşa’ya takdim edileceği belirtiliyorsa da bir daha akıbetinden haber alınamamıştır. Eğer Cumhurbaşkanına takdim edildiyse mutlaka Çankaya Köşkü’nde bir yerlerde bulunması gerekir bayrağın. Bundan sonrası ise kesif bir karanlık…</p>
<p>Lakin biz burada bir işaret fişeği atıyoruz. Bakarsınız birileri izlerini görür de ardını kovalar ve karanlık bir mahzende ortaya çıkarır. Kim bilir! Zavallı Ayasofya! Ne karanlık ve hazin bir mâzin var. Temizle, temizle bitmiyor…</p>
<p>Tanin gazetesindeki bu kısa haberi sadece bugün anlaşılmayan bazı kelimelerin açıklamalarını parantez içinde vermekle yetinerek noktasına ve virgülüne dokunmadan aynen aktarıyoruz. Unutmayın, tarih düşünmek için vardır.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-agustos-2020">Derin Tarih Ağustos Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ayasofya Artık Bir Müze Değildir; Çünkü&#8230;</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/ayasofya-artik-bir-muze-degildir-cunku/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ekrem Buğra Ekinci]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 04 Aug 2020 07:46:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Ayasofya]]></category>
		<category><![CDATA[Danıştay]]></category>
		<category><![CDATA[müze]]></category>
		<category><![CDATA[UNESCO]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6286</guid>

					<description><![CDATA[Kimi müze olarak kalsın, kimi inkılaptan evvelki hâline bakarak cami, kimi de yapılışını nazara alarak kilise olsun dedi. Kimi güya orta bir yol bularak yarısının cami, yarısının kilise olmasını teklif etti. Belki içinden sanat galerisine dönüştürülmesini, hatta yıkılıp yerine otopark yapılmasını bile geçirenler oldu. Nihayet başında kendisini kapalı camileri açtırma mücadelesine hasretmiş İsmail Kandemir adında emekli bir öğretmenin bulunduğu Sürekli Vakıflar Tarihi Eserlere ve Çevreye Hizmet Cemiyeti’nin talebi üzerine, Danıştay 10. Dairesi, 10 Temmuz 2020 tarihinde 5 asır cami olarak hizmet veren Ayasofya’yı ibadete kapatıp müzeye dönüştüren 24 Kasım 1934 tarihli münakaşalı Bakanlar Kurulu kararını ittifakla iptal etti. Böylece 70&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kimi müze olarak kalsın, kimi inkılaptan evvelki hâline bakarak cami, kimi de yapılışını nazara alarak kilise olsun dedi. Kimi güya orta bir yol bularak yarısının cami, yarısının kilise olmasını teklif etti. Belki içinden sanat galerisine dönüştürülmesini, hatta yıkılıp yerine otopark yapılmasını bile geçirenler oldu.</p>
<p>Nihayet başında kendisini kapalı camileri açtırma mücadelesine hasretmiş İsmail Kandemir adında emekli bir öğretmenin bulunduğu Sürekli Vakıflar Tarihi Eserlere ve Çevreye Hizmet Cemiyeti’nin talebi üzerine, Danıştay 10. Dairesi, 10 Temmuz 2020 tarihinde 5 asır cami olarak hizmet veren Ayasofya’yı ibadete kapatıp müzeye dönüştüren 24 Kasım 1934 tarihli münakaşalı Bakanlar Kurulu kararını ittifakla iptal etti. Böylece 70 senedir devam eden, “açılırdı açılamazdı” düelloları nihayet bularak, koca mabede tekrar cami olma yolu gözüktü.</p>
<p>Danıştay kararının 19 sayfalık esbab-ı mucibesinde (gerekçesinde) şunlar hülasa ediliyor: “Mesele mevzuat, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları çerçevesinde değerlendirilerek; Ayasofya’nın Fatih Sultan Mehmed vakfının mülkiyetinde olduğu; cami olarak cemiyetin hizmetine arzedildiği; vakıf senedindeki cami vasfı dışında kullanılmasının ve başka bir maksada tahsisinin hukuken mümkün olmadığı neticesine varılmıştır.</p>
<p>Vakıf senedi, hukuk kaidesi tesir, değer ve kuvvetindedir. Vakfedilen gayrimenkulün vakıf senedindeki vasfının ve kullanılma gayesi değiştirilemez. Bu husus, tüm hakiki ve hükmî şahıslarla beraber, davalı idare için de bağlayıcıdır. Türk hukuk sisteminde kadimden beri korunarak yaşatılan vakfa ait gayrimenkul ve hakların, vakfiyesi istikametinde istifadesine bırakıldığı cemiyet tarafından kullanılmasına engel olunamaz. Vakıf senedinde sürekli olarak tahsis edildiği cami vasfı dışında kullanılması ve başka bir gayeye tahsisi hukuken mümkün değildir.”</p>
<p>Mahkeme, Ayasofya’nın kullanılma şeklinin, iç hukuka göre tayin edilmesinin, gerek 1972 tarihli Dünya Kültürel ve Doğal Mirasının Korunmasına Dair Sözleşme’ye aykırı olmadığını, gerekse bu çerçevede meydana getirilen UNESCO’ya bağlı Dünya Mirası Listesi’nde yer almasına engel bulunmadığını da beyan etmiştir.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-agustos-2020">Derin Tarih Ağustos Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ERDEM YÜCEL: HERKESİN AYASOFYA HAKKINDA KONUŞMASI DOĞRU DEĞİLDİR!</title>
		<link>https://www.derintarih.com/soylesi/erdem-yucel-herkesin-ayasofya-hakkinda-konusmasi-dogru-degildir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Resul Orman]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 04 Aug 2020 07:38:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Arkeoloji Müzesi]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Ayasofya]]></category>
		<category><![CDATA[Bakanlar Kurulu]]></category>
		<category><![CDATA[Budin]]></category>
		<category><![CDATA[sıbyan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6283</guid>

					<description><![CDATA[KONUŞAN: RESUL ORMAN   Ayasofya Müzesi’nde ne kadar süre görevde bulundunuz? 1982-95 yılları arasında belirli aralıklarla toplam 10 yıl 2 ay müdürlük görevi yaptım. Bu süre zarfında iki kez gidip geldim ama en uzun süre müze müdürlüğü yapanlardan biri sanırım ben oldum. Müze müdürlüğü görevindeyken ne gibi çalışmalar yaptınız? Müze müdürlüğünden önce babamın mimar olması hasebiyle tarih içinde büyümüş biri olarak ilk başta çevre düzenlemesi ve doğru bilgilerin aktarılmasına çalıştım. Ayasofya ile ilgili birçok sunum ve konuşmada bulundum. En çok Osmanlı padişah türbesinin bulunduğu Ayasofya’yı onarıp tekrar halkın hizmetine açtım. Sadece Bizans kültürünü anlatan rehberlere Osmanlı kültürünü de anlatmaları için&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>KONUŞAN: RESUL ORMAN</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Ayasofya Müzesi’nde ne kadar süre görevde bulundunuz?</strong></p>
<p>1982-95 yılları arasında belirli aralıklarla toplam 10 yıl 2 ay müdürlük görevi yaptım. Bu süre zarfında iki kez gidip geldim ama en uzun süre müze müdürlüğü yapanlardan biri sanırım ben oldum.</p>
<p><strong>Müze müdürlüğü görevindeyken ne gibi çalışmalar yaptınız?</strong></p>
<p>Müze müdürlüğünden önce babamın mimar olması hasebiyle tarih içinde büyümüş biri olarak ilk başta çevre düzenlemesi ve doğru bilgilerin aktarılmasına çalıştım. Ayasofya ile ilgili birçok sunum ve konuşmada bulundum. En çok Osmanlı padişah türbesinin bulunduğu Ayasofya’yı onarıp tekrar halkın hizmetine açtım. Sadece Bizans kültürünü anlatan rehberlere Osmanlı kültürünü de anlatmaları için çalışmalarda bulundum. Hatta bu konuda rehberler benden şikâyette bulunmuşlardı, sebebini sorduğumda biz Bizans noktasını biliyoruz, Osmanlı noktasını tam bilmiyoruz diye cevap verdiler. Ben de bu eksikliği gidermeye, müzenin tarihimize ışık tutması için elimden geleni yapmaya çalıştım.</p>
<p><strong>Mustafa Kemal’in Ayasofya ile ilgili tasarrufları hakkında ne söylemek istersiniz?</strong></p>
<p>Ayasofya’yı camiye çevirme çalışmalarını yürüten komisyon çeşitli toplantılar yapmış ve hepsi tutanaklara geçmiştir. Başlangıçta ana mekânda mimarî yapı elemanlarının, galerilerde de Osmanlı eserlerinin sergilenebileceği görüşünde bulunulmuştur. Ancak M. Kemal komisyonun bu görüşünü kabul etmeyerek Arkeoloji Müzesi’nden getirilmek istenilen eserlerin yerinde kalmasını, Ayasofya’nın anıt müze olduğunu ileri sürerek Osmanlı eserlerinin de ilgili müzelerde sergilenmesini, yalnızca şehrin çeşitli yerlerinden getirilen mimarî eserlere yapıyı gölgelemeyecek şekilde avluda yer verilmesini istemiştir. Ayrıca Ayasofya’nın geniş avlusundaki muvakkithane, imaret, sıbyan mektebi ile şadırvanın onarılmasını, Ayasofya’nın içerisinde bulunan Vakıflara ait eserlerin geri verilmesini, yalnızca mihraptaki Budin’den getirilen şamdanlar, mermer küpler gibi müzelik olanların yerinde kalmasını istemiştir. Ayasofya’daki belgeler ile bu konudaki kararname, art niyet güdülmeden iyice okunup anlaşılmalıdır. Bundan böyle Atatürk’ün imzası kuşkulu, Kararname Resmi Gazete’de yayımlanmadı, sayı numaraları birbirini tutmuyor gibi tartışmaların yapılması son derece yersizdir. Kısacası Ayasofya Atatürk’ün isteği, Bakanlar Kurulu’nun kararıyla müzeye dönüştürülmüştür.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-agustos-2020">Derin Tarih Ağustos Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Aihm ve Türk Yargı Kararları Işığında Mülkiyet Hakkı ve Vakıf Hukukuna Göre “Ayasofya Camii”</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/aihm-ve-turk-yargi-kararlari-isiginda-mulkiyet-hakki-ve-vakif-hukukuna-gore-ayasofya-camii/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yakup Emre Çoruhlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 04 Aug 2020 06:42:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Ayasofya]]></category>
		<category><![CDATA[Ayasofya Camii]]></category>
		<category><![CDATA[Danıştay]]></category>
		<category><![CDATA[Kariye Camii]]></category>
		<category><![CDATA[Siyasî]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6274</guid>

					<description><![CDATA[Ayasofya hakkında süregelen tartışmalarda, Dünya’da ve ülkemizde her kesiminden insanlar esere farklı rol ve değerler biçtiler. Bu çeşitliliğin oluşmasının kuşkusuz farklı taraflar bakımından farklı gerekçeleri olabilir. Dinî açıdan bakıldığında Hristiyanlığın en büyük ibadethanelerinden biri olarak inşa edilen eser, Osmanlı döneminde camiye dönüştürülerek fethin sembolü haline gelmiştir. Fetihten sonra inşa edilen pek çok önemli selatin camilerine rağmen imparatorluğun protokol camii olma hüviyetini hiçbir zaman kaybetmemiştir. Bu durum esere yüklenen siyasî rol ile belki de açıklanabilir. Bu çerçevede toplumun bir kesimi, tıpkı ezan ve bayrak kavramlarında olduğu gibi, Ayasofya’ya ülkenin egemenlik haklarının temsili görevini yüklemiştir. Cumhuriyetin ilanında sonra 1934 yılında Bakanlar Kurulu&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ayasofya hakkında süregelen tartışmalarda, Dünya’da ve ülkemizde her kesiminden insanlar esere farklı rol ve değerler biçtiler. Bu çeşitliliğin oluşmasının kuşkusuz farklı taraflar bakımından farklı gerekçeleri olabilir. Dinî açıdan bakıldığında Hristiyanlığın en büyük ibadethanelerinden biri olarak inşa edilen eser, Osmanlı döneminde camiye dönüştürülerek fethin sembolü haline gelmiştir. Fetihten sonra inşa edilen pek çok önemli selatin camilerine rağmen imparatorluğun protokol camii olma hüviyetini hiçbir zaman kaybetmemiştir. Bu durum esere yüklenen siyasî rol ile belki de açıklanabilir.</p>
<p>Bu çerçevede toplumun bir kesimi, tıpkı ezan ve bayrak kavramlarında olduğu gibi, Ayasofya’ya ülkenin egemenlik haklarının temsili görevini yüklemiştir. Cumhuriyetin ilanında sonra 1934 yılında Bakanlar Kurulu Kararı ile müze olarak kullanılan esere toplumun bir başka kesimi farklı bir misyon yüklemiştir. Ayasofya’nın bu kadar farklı açıdan ele alınması sahip olduğu kültürel değerler ve diğer özelliklerle yakından ilişkilidir.</p>
<p>Nihayetinde eser insanlığın ortak mirası, UNESCO Dünya Miras Listesi’nde yer alan kültür varlığı, koruma statüsüne sahip, mazbut bir vakfın hayrat nitelikli bir taşınmazıdır. Bugüne kadar yapılan tartışmalarda Ayasofya’nın statüsü dinî, siyasî vb. eksende ele alınmış, yapılan yorumlarda eserin cami, müze, hatta kilise olarak kullanılması gerektiğine dair yorumlar yapılmıştır.</p>
<p>Akademik çerçevede çeşitli platformlarda yaptığımız değerlendirmelerde konuya mülkiyet hakkı ve vakıf hukuku açısından yaklaşarak Ayasofya’nın tekrar cami olarak kullanılması gerektiğini, çeşitli hukukî gerekçelere dayanarak, vurguladık (Çoruhlu vd., 2016b). Bu sebeple Danıştay’ın aldığı Ayasofya kararı (Danıştay 10.Dairesi’nin E: 2016/16015 K: 2020/2595 KT:2/7/2020 kararı) sürpriz bir karar değildir. Nitekim mülkiyet ve vakıf yönleriyle benzer özelliklere sahip Trabzon Ayasofya Camii hakkında yapılan yargılama ve sonrasında 2019’da Kariye Camii hakkında verilen mahkeme kararları Ayasofya için ipucu niteliği taşımaktaydı. Bu makalede Ayasofya’nın cami olarak kullanılmasını gerektiren hukuki gerekçeler üzerinde durulacak, konu mülkiyet hakları çerçevesinde ve vakıf yönleriyle ele alınacaktır. Ancak öncelikle vakıf müsesesi hakkında bazı temel kavramları hatırlatmakta fayda bulunmaktadır.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-agustos-2020">Derin Tarih Ağustos Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ayasofya Bize Fatih’in Hediyesidir</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/ayasofya-bize-fatihin-hediyesidir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fahameddin Başar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 04 Aug 2020 06:39:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Ayasofya]]></category>
		<category><![CDATA[Ebu'l-feth]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[Kostantiniyye]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan II. Mehmed]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6269</guid>

					<description><![CDATA[Sultan II. Mehmed’in İstanbul’u fethi Türk tarihinin en önemli dönüm noktası olduğu gibi dünya tarihi bakımından da mühim bir yere sahiptir. Bizans İmparatorluğu’na 1123 yıl başkentlik yapmış olan Konstantinopolis 29 Mayıs 1453 tarihinde İslama açılmış, İstanbul Türk olmuştu. Bütün İslam hükümdarlarının fethetmek için defalarca kuşatmış olduğu Kostantiniyye’nin fethi Sultan II. Mehmed’e nasip olmuş, 21 yaşındaki bu genç hükümdar Hz. Peygamber’in (sas) müjdesine nail olmuştu. Müslümanların hayâli olan bu büyük fethi gerçekleştirmiş olan Sultan II. Mehmed haklı olarak “Ebu’l-feth” unvanını aldı. Fatih Sultan Mehmed fetih günü şehrin en büyük mabedi olan Ayasofya’yı cami hâline dönüştürerek burada şükür namazı kılmış ve fetihten&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sultan II. Mehmed’in İstanbul’u fethi Türk tarihinin en önemli dönüm noktası olduğu gibi dünya tarihi bakımından da mühim bir yere sahiptir. Bizans İmparatorluğu’na 1123 yıl başkentlik yapmış olan Konstantinopolis 29 Mayıs 1453 tarihinde İslama açılmış, İstanbul Türk olmuştu. Bütün İslam hükümdarlarının fethetmek için defalarca kuşatmış olduğu Kostantiniyye’nin fethi Sultan II. Mehmed’e nasip olmuş, 21 yaşındaki bu genç hükümdar Hz. Peygamber’in (sas) müjdesine nail olmuştu. Müslümanların hayâli olan bu büyük fethi gerçekleştirmiş olan Sultan II. Mehmed haklı olarak “Ebu’l-feth” unvanını aldı.</p>
<p>Fatih Sultan Mehmed fetih günü şehrin en büyük mabedi olan Ayasofya’yı cami hâline dönüştürerek burada şükür namazı kılmış ve fetihten üç gün sonraki ilk Cuma namazını Ayasofya Camii’nde eda etmişti. Böylece fetihten hemen sonra Ayasofya, Fatih Sultan Mehmed’in vakfı olarak camiye dönüştürülmüş ve Osmanlı Vakıf Medeniyeti sayesinde Fatih döneminden itibaren yapılan onarım ve ilâvelerle büyük bir külliye hâlini alarak asırlarca hizmet etmiş, ayakta kalması sağlanmıştı.</p>
<p>Ayasofya Camii İstanbul’un fethinin sembolü, Fatih Sultan Mehmed’in kılıç hakkı idi ve şehrin fetih camii, ‘ulu cami’ sıfatıyla 481 yıl ibadethane olarak hizmet etmiş idi. 1934 yılında bu özelliğini kaybederek müzeye dönüştürülmüş olan Ayasofya Camii, 86 yıl sonra, 10 Temmuz 2020 tarihinde ise yargı kararı ve Cumhurbaşkanlığı düzenlemesi ile yeniden ibadete açılır hâle geldi çok şükür. Böylece, 537 yılında inşası tamamlanarak açılmış ve asırlarca ibadethane olarak kullanılmış olan Ayasofya 86 yıl sonra aslına dönmüş oldu. Dolayısıyla 2020 Temmuz’unda çok önemli bir tarihe şahitlik etmiş olmanın mutluluğu içindeyiz. Bu mutluluğu yaşamamıza vesile olanlardan Allah razı olsun.</p>
<p>Bugüne kadar olduğu gibi bugünden sonra da insanlığın ortak mirası özelliğini koruyacak olan Ayasofya Camii, Fatih Sultan Mehmed’in vakfı olarak İstanbul’a Müslümanlara hediyesidir ve bugün artık yeniden cami hâline dönüştürülmüştür. Milletimize, İslam âlemine hayırlı olsun. Fatih Külliyesi ve Ayasofya-i Kebir Vakfı’nın vakfiyesindeki şartlara uygun olarak ilelebet yaşasın inşallah.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-agustos-2020">Derin Tarih Ağustos Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ayasofya’yı Anlamak</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/ayasofyayi-anlamak/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Suphi Saatçi]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 04 Aug 2020 06:35:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[anakronist]]></category>
		<category><![CDATA[Ayasofya]]></category>
		<category><![CDATA[Cami-i Kebir]]></category>
		<category><![CDATA[Hünkâr]]></category>
		<category><![CDATA[pagan mabedi]]></category>
		<category><![CDATA[Ulu Cami]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6266</guid>

					<description><![CDATA[Bir pagan mabedi üzerine 4. yüzyılda yapıldığı tahmin edilen ilk Ayasofya hakkında fazla bilgiye sahip değiliz. Bundan 100 yıl sonra inşa edilen ikinci Ayasofya da yangınlar sonucu yıkılarak harap olmuştur. Üçüncü Ayasofya ise 6. yüzyılda yapılan bugünkü mabettir. İstanbul’da en eski kültür mirası olarak günümüze ulaşan eser, Osmanlı dönemine kadar da birçok onarım geçirmiştir. Osmanlı’nın 1453 yılında devraldığı Ayasofya 6 yüzyıla yakın bir süreden beri Türklerin elinde bulunuyor. Ayasofya mabedi Cami-i Kebir yani Ulu Cami olarak 567 yıldır büyük bir özen ve dikkatle korunmaktadır. Fatih devrinden itibaren kullanım biçimi değişmiş, buna göre tamiratlar yapılmıştır. Daha sonra gelen Osmanlı padişahları II.&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bir pagan mabedi üzerine 4. yüzyılda yapıldığı tahmin edilen ilk Ayasofya hakkında fazla bilgiye sahip değiliz. Bundan 100 yıl sonra inşa edilen ikinci Ayasofya da yangınlar sonucu yıkılarak harap olmuştur. Üçüncü Ayasofya ise 6. yüzyılda yapılan bugünkü mabettir. İstanbul’da en eski kültür mirası olarak günümüze ulaşan eser, Osmanlı dönemine kadar da birçok onarım geçirmiştir.</p>
<p>Osmanlı’nın 1453 yılında devraldığı Ayasofya 6 yüzyıla yakın bir süreden beri Türklerin elinde bulunuyor. Ayasofya mabedi Cami-i Kebir yani Ulu Cami olarak 567 yıldır büyük bir özen ve dikkatle korunmaktadır. Fatih devrinden itibaren kullanım biçimi değişmiş, buna göre tamiratlar yapılmıştır. Daha sonra gelen Osmanlı padişahları II. Bayezid, II. Selim, III. Murad, I. Ahmed, III. Ahmed, I. Mahmud, II. Mahmud, Abdülmecid ve II. Abdülhamid dönemlerinde bazen geniş, bazen sınırlı olmak üzere onarımlar geçirmiştir. Cumhuriyet döneminde geniş çapta olmasa bile kısmî biçimde restore edilip ve bakım görerek günümüze gelmiştir.</p>
<p>Osmanlı dönemindeki en kapsamlı onarım 16. yüzyılda Mimar Sinan tarafından II. Selim döneminde gerçekleşmiş ve Ayasofya bugünkü hâlini almıştır. Sinan’ın Ayasofya’da uyguladığı restorasyon çalışmaları, strüktürel açıdan büyük önem taşımaktadır. Osmanlı döneminde Ayasofya’ya medrese, minareler, türbeler, şadırvan, sıbyan mektebi, imaret, kütüphane, hünkâr sofası, hünkâr mahfili ve muvakkithane eklenmiştir. Dolayısıyla günümüzdeki durumuyla Ayasofya bir Osmanlı Külliyesi kimliğine kavuşmuştur.</p>
<p>Mimarlık ve sanat tarihçileri, Ayasofya mabedinin plan şeması üzerinde bugüne kadar yeterince durmamışlardır. 6. yüzyılda inşa edilen bu mabedin öncesi ve sonrası var mıydı? Bunun Bizans mimarlık tarihi içinde başka bir varyantı olmadığı için, yer aldığı tarihî döneme ait bir kimliğe sahip görünmüyor. Mimarî açıdan nereden geldiği bilinmeyen Ayasofya, anakronist bir örnek olmasına rağmen, sanat tarihi literatüründe Bizans kilisesi olarak tanımlanıyor. Acaba bu tespit ne kadar inandırıcı ve ne kadar doğru olabilir?</p>
<p>6. yüzyılda ortaya çıkan Apostol Kiliseleri ve Ravenna’daki San Vitale Bazilikası’ndan uyarlanarak yapılan mabetler, Bizans mimarî tarzını temsil ediyorsa, Ayasofya’nın bunların arasında yeri neresidir? Belki de şöyle demek daha aydınlatıcı olur: Ayasofya Bizans mimarisini temsil eden bir yapı ise, Apostol ve San Vitale kilise tiplerini hangi kategoride ele alacağız? Ayasofya’nın mimarî kimliğini tespit etmeden önce, konuyu biraz daha irdelemek gerekir.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-agustos-2020">Derin Tarih Ağustos Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sultan II. Abdülhamid’in Ayasofya Hassasiyeti</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/sultan-ii-abdulhamidin-ayasofya-hassasiyeti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ahmet Uçar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 04 Aug 2020 06:32:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Ayasofya]]></category>
		<category><![CDATA[Evkaf Nezareti]]></category>
		<category><![CDATA[Gül Camii]]></category>
		<category><![CDATA[mukaddes]]></category>
		<category><![CDATA[müzevvak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6262</guid>

					<description><![CDATA[Özellikle 19. ve 20. yüzyıllarda Osmanlı devletini çok sayıda ecnebi seyyah, diplomat, din adamı, antikacı ve tüccar ziyaret etmişti. Şüphesiz her biri daha çok kendi ilgi alanına giren mekânlara uğramış, oralarla ilgili bilgi ve notlar almıştır. Öte yandan Osmanlı yönetimi, özellikle Sultan II. Abdülhamid Osmanlı ülkesine gelen Batılıları Avrupa emperyalizminin Türkiye’ye yönelik yıkıcı ve art niyetli faaliyetlerinde rol alabilecekleri şüphesiyle büyük bir tecessüs ile takip ettirmişti. Bunun dışında dinî gerekçeler ya da turistik amaçlarla yapılan ziyaretlerde mukaddes mekânların zarar görmemesi için kanuni tedbirler alınmıştı. 1887 yılı Mart ayı başlarında Ayasofya’yı ziyaret eden bazı Yunanların, “suiniyetle katlara çıkarak duvar ve direkler&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Özellikle 19. ve 20. yüzyıllarda Osmanlı devletini çok sayıda ecnebi seyyah, diplomat, din adamı, antikacı ve tüccar ziyaret etmişti. Şüphesiz her biri daha çok kendi ilgi alanına giren mekânlara uğramış, oralarla ilgili bilgi ve notlar almıştır. Öte yandan Osmanlı yönetimi, özellikle Sultan II. Abdülhamid Osmanlı ülkesine gelen Batılıları Avrupa emperyalizminin Türkiye’ye yönelik yıkıcı ve art niyetli faaliyetlerinde rol alabilecekleri şüphesiyle büyük bir tecessüs ile takip ettirmişti. Bunun dışında dinî gerekçeler ya da turistik amaçlarla yapılan ziyaretlerde mukaddes mekânların zarar görmemesi için kanuni tedbirler alınmıştı. 1887 yılı Mart ayı başlarında Ayasofya’yı ziyaret eden bazı Yunanların, “suiniyetle katlara çıkarak duvar ve direkler üzerine bazı yazılar yazıp resimler çizmeleri” üzerine Sultan II. Abdülhamid’in 21 Mart 1887 tarihli bir iradesi ile Osmanlı Evkaf Nezareti 11 gün sonra -günümüze de örnek olabilecek nitelikte- gayet açık ve kısa bir “talimatname” hazırlayarak gayrimüslimlerin İstanbul’da bulunan mukaddes yerleri ziyaretlerinde dikkat etmeleri gereken hususları açık bir şekilde sıralamıştı. 1 Nisan 1887 tarihli bu belgeye göre;</p>
<p>1.İstanbul’da Ayasofya ve Küçük Ayasofya ve Gül Camii ve Karye ve Yeraltı cami-i şerifleri gibi gayrimüslimler tarafından ziyaretine öteden beri müsaade buyurulmuş olan bazı mukaddes mekânların ziyaretleri sırasında dinî edeplere ve uyulması gereken şartlara dikkat olunmak mutlaka yapılması gereken işlerden olduğundan bu hususta buralardaki vazifeli kimseler tarafından söz konusu vazifenin yerine getirilmesine kesinlikle itina ve dikkat olunacaktır.</p>
<p>2. Ziyaretçiler mukaddes mekânlardan içeri girerken ve ziyaret sırasında bu yerlere gerekli hürmeti göstermekle birlikte ayaklarına terlik giymeleri gerekecek ve gezdikleri yerlerde yanlarında icabına göre vazifelilerden birer ikişer veya daha çok kimse bulunacaktır.</p>
<p>3- Bu tür cami-i şerifelerin ve özellikle Ayasofya Cami-i Şerifi’nin iç tezyinatından (süslemelerinden) olmak üzere kapısının ve üzeri duvarlarla kaplanmış olan ve müzevvak (dekor, mozaik) tabir olunan yaldızlı hurda çini (mozaik) parçalarının ziyaretçiler tarafından koparılıp alındıkları işitilmiş olup cami-i şerifin güzelliğine ve zarafetine zarar verecek bu gibi şeylerin meydana gelmesinin kesinlikle caiz olamayacağı gibi duvar ve direklere yazı yazmak, çizgi çizmek ve resim yapmak da yasak hallerdendir. Ziyaretçiler tarafından bu gibi haller meydana getirilmesine meydan verilmemek buralarda hizmet eden vazifelilerin en temel vazifelerinden olup bu mukaddes mekânların içinde bulunan tüm vakıf eserleri ve diğer emanetlerin çok güzel bir şekilde muhafazası da vazifelilerin üzerine zimmetlenmiş olup, kaybolması ya da zarar görmesi halinde vazifeliler mes’ul olup, eğer buralarda uygun olmayan bir hal görülürse burada çalışan görevliler hakkında gerekli soruşturma açılacak ve uygun cezalar verilecektir.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-agustos-2020">Derin Tarih Ağustos Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ayasofya Düşünceleri</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/ayasofya-dusunceleri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hüseyin Hatemi]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 04 Aug 2020 06:29:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Ayasofya]]></category>
		<category><![CDATA[Fenikeliler]]></category>
		<category><![CDATA[Kehf Suresi]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ı Kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Mecma'-ul Bahreyn]]></category>
		<category><![CDATA[Sultanahmed]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6259</guid>

					<description><![CDATA[Kur’an-ı Kerim’in Kehf Suresi’nde adı geçen Mecma’-ul-Bahreyn kanaatimce İstanbul’dur. İbrahim (as) dininden muvahhid Fenikeliler, Boğaz’ın Asya yakasında “Mecma’-ul-Bahreyn” şehrini kurmuşlardır. Bugün Yuşa Tepesi dediğimiz yerde büyük bir hanif mabetleri vardı. O sırada batı tarafındaki Ayasofya’nın bulunduğu yerde de Elenlerin bir küçük balıkçı kasabası vardı. Musa (as) Hızır diye andığımız Nebi ile buluşmak için Mecma’-ul-Bahreyn’e yeğeni Yuşa ile birlikte MÖ 13. asırda geldi. Beyt-i Kaş da denen bu mabet sonradan dilimizde Beykoz haline giren yer adını almıştır. Musa (as), yanında kız kardeşinin oğlu Yuşa (as) ve Hızır (as) Beykoz kıyısından küçük bir tekneyle Batı yakasına hareket ettiler. Sultanahmed semtinin aşağısında, Kadırga&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kur’an-ı Kerim’in Kehf Suresi’nde adı geçen Mecma’-ul-Bahreyn kanaatimce İstanbul’dur. İbrahim (as) dininden muvahhid Fenikeliler, Boğaz’ın Asya yakasında “Mecma’-ul-Bahreyn” şehrini kurmuşlardır. Bugün Yuşa Tepesi dediğimiz yerde büyük bir hanif mabetleri vardı. O sırada batı tarafındaki Ayasofya’nın bulunduğu yerde de Elenlerin bir küçük balıkçı kasabası vardı. Musa (as) Hızır diye andığımız Nebi ile buluşmak için Mecma’-ul-Bahreyn’e yeğeni Yuşa ile birlikte MÖ 13. asırda geldi. Beyt-i Kaş da denen bu mabet sonradan dilimizde Beykoz haline giren yer adını almıştır. Musa (as), yanında kız kardeşinin oğlu Yuşa (as) ve Hızır (as) Beykoz kıyısından küçük bir tekneyle Batı yakasına hareket ettiler. Sultanahmed semtinin aşağısında, Kadırga yöresine gelince limanda gemiden indiler. Hızır (as) gemiyi delmiş gibi gösterdi. Bu gemi Ehlibeyt’in simgesi idi (delinmiş gibi gösterilen gemi).</p>
<p>Kadırga limanından Sultanahmed meydanına doğru tırmanırlarken Hızır (as) yine bir rü’yet ile bir erkek çocuğu öldürmüş gösterdi (bu da son peygamberin İshak (as) değil, İsmail (as) soyundan geleceğine işaret idi). Elenlerin balıkçı kasabasına gelince, Hızır (as) kasabanın surları içinde Ayasofya’nın bulunduğu yerde yıkık bir duvarı düzeltmiş olduğu rü’yetini gösterdi. Bunu da “bu duvarın altında iki yetimin hazinesi vardır, rüştlerine erişinceye kadar hazinenin talan edilmemesi” amacıyla açıkladı.</p>
<p>Kanaatimce bu iki yetim, rüştlerine henüz erişmemiş İsa (as) ümmetiyle İslam ümmetidir. Rüştlerine erişmeleri, Mehdi (as) ve Mesih (as)’ın birlikte zuhuruyla olacaktır.</p>
<p>Daha sonra Elenler bölgenin hakimiyetini ele geçirdiler. “Mecma’-ul-Bahreyn” adını Sthyme-Polis, Boğaz’ın Nur Geçidi adını da “phos”u “bos”a çevirerek “inek geçidi” yaptılar. Yuşa Tepesi’ndeki Mabed’e de -Kabe’de olduğu gibi- batıl ilah heykelleri yerleştirdiler. Yuşa ve Musa’nın Hızır’ı ararken Asya yakasında geçtikleri tepenin adı da Fenike dilindeki “tell (till)”den, Osmanlı dönemindeki “Telli Baba” şeklini aldı.</p>
<p>Hazret-i Ali (as)’ın şehadetinden sonra Resul-ü Ekrem’in (sas) ve Emirü’l- mü’minin’in vasiyetiyle münzevi olarak geldi. Eyüp dediğimiz semt de türbesinin bulunduğu yerdeki kulübede zahid hayatı sürdü. 668-670’te vefat etti. Bizans’ın Hıristiyan halkı da onu bir aziz olarak gördüler. Mihmandar şehre zuhurun da mihmandarı olmak üzere damga vurdu. İkinci damgayı da iki yüz yıl kadar sonra On İkinci Ehlibeyt İmamı’nın (as) annesi Nergis Hanım tarafından dedesi Aziz İgnatius vurdu. Önce Ayasofya yanına defnedildi. Daha sonra patrik olan hasmı Photios buradan cenazeyi Yuşa Tepesi’ndeki eski Hanif Mabedi’nin yerinde yapılmış olan Aziz Mikail Kilisesi’ne nakletti. İgnatius ismi Yuşa’yı karşıladığı ve Yuşa (as) da Musa (as) ile buraya gelmiş olduğu için Beşiktaşlı Yahya Efendi, bu kabri Yuşa’nın kabri olarak ilan etti. Sünbül Sinan Camii’nin avlusu ve müştemilatında olan üç hanım kabrinin “imparator kızına ait” deneni, İgnatius’un annesinin, avluda olup İmam Hüseyin (as)’ın iki kızı denen kabirler de iki kız kardeşinin kabirleridir. Kanaatimce, iki yetimin ikisi de rüşde ermeden, en uygun olan, Ayasofya’yı müze olmaktan çıkarmak ve iki yetimin çocuklarının ziyaretine mübarek bir mabed olarak açmak, bir köşesinde Hıristiyanlar için bir şapel ayırmak, uygun bir diğer yerinde de Müslüman ziyaretçilerin namaz kılmaları için bir yer ayırmak idi.</p>
<p>Sözüm dinlenmedi Hâââmûûûş!</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-agustos-2020">Derin Tarih Ağustos Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Katolik-Ortodoks Düellosunda Ayasofya’nın Kaderi Nasıl Yazıldı?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/katolik-ortodoks-duellosunda-ayasofyanin-kaderi-nasil-yazildi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İsmail Taşpınar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 04 Aug 2020 06:22:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Ayasofya]]></category>
		<category><![CDATA[hâkim]]></category>
		<category><![CDATA[ikonoklazm]]></category>
		<category><![CDATA[Katolik Kilisesi]]></category>
		<category><![CDATA[Siyasî]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6252</guid>

					<description><![CDATA[Katolik Kilisesi’nin Ayasofya’ya bakışının, Katoliklerin Ortodoks kilisesine bakışı ile şekillendiği söylenebilir. Roma Latin Katolik Kilisesi ile İstanbul’daki Rum Ortodoks Kilisesi arasındaki rekabet, kimilerine göre her ne kadar 8. yüzyılda başlayan ‘ikona kırıcılık’ (ikonoklazm) hareketine dayandırılsa da, bunun çok daha erken dönemlere, yani İstanbul’un Doğu Roma’nın başkenti olması ve bu vesileyle İmparatorun Ayasofya’yı inşasıyla birlikte başladığını söylemek mümkün. I. Konstantin 325’te İstanbul’u kendi imparatorluğunun yeni başkenti ilan etmekle devleti, Latin kültürünün hâkim olduğu Roma’yı terk edip Grek kültürünün hâkim olduğu bir coğrafyaya taşımış oluyordu. İleride Rum adını alacak olan Greklerin, İstanbul’da Boğaz’ın çevresine yerleşmesinin MÖ 8. yüzyıla tarihlendiği tahmin edilir. İmparatorluk&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Katolik Kilisesi’nin Ayasofya’ya bakışının, Katoliklerin Ortodoks kilisesine bakışı ile şekillendiği söylenebilir. Roma Latin Katolik Kilisesi ile İstanbul’daki Rum Ortodoks Kilisesi arasındaki rekabet, kimilerine göre her ne kadar 8. yüzyılda başlayan ‘ikona kırıcılık’ (ikonoklazm) hareketine dayandırılsa da, bunun çok daha erken dönemlere, yani İstanbul’un Doğu Roma’nın başkenti olması ve bu vesileyle İmparatorun Ayasofya’yı inşasıyla birlikte başladığını söylemek mümkün.</p>
<p>I. Konstantin 325’te İstanbul’u kendi imparatorluğunun yeni başkenti ilan etmekle devleti, Latin kültürünün hâkim olduğu Roma’yı terk edip Grek kültürünün hâkim olduğu bir coğrafyaya taşımış oluyordu. İleride Rum adını alacak olan Greklerin, İstanbul’da Boğaz’ın çevresine yerleşmesinin MÖ 8. yüzyıla tarihlendiği tahmin edilir. İmparatorluk başkentinin buraya nakledilmesi bir yandan eski başkentteki Hıristiyan din adamları hiyerarşisini rahatsız ederken, yeni başkentteki din adamlarına, yani Rumlara yeni bir imkân sunmuş oluyordu.</p>
<p>Doğu Roma ile Batı Roma arasındaki bu kültürel gerilim, tarih boyunca dinî ve siyasî alanda çeşitli vesilelerle nüksederek devam edecektir. Batı Roma’daki kilisenin başında yer alan başpiskopos aynı zamanda Papalık unvanına sahip olduğu için Doğu Roma’daki başpiskoposun Patrik olarak kendisine ‘her konuda kayıtsız ve şartsız’ tâbi olması gerektiğini dile getirir. Bunu her türlü ilişkilerinde açıkça ızhar etmesi, tabii olarak iki şehirdeki kilise hiyerarşisinin karşı karşıya gelmesine sebep olur. Katolik Kilisesi’nin, başta İstanbul’daki Ortodoks Kilisesi olmak üzere, Hıristiyanların tamamına yukarıdan bakan, tartışmasız itaat bekleyen kibirli tavrı, özellikle Ortodoks kiliseleri ile ilişkilerinde bir engel teşkil etmiştir. Aforozlaşmalar ile başlayan gerilimli ilişki, nihayet 4. Haçlı seferinde en çirkin yüzüyle kendini gösterir.</p>
<p>MÖ 512’de şehir Greklerin elinden Perslerin eline geçer. MÖ 343’te Atinalıların denizden kuşatmalarıyla birlikte yeniden Grek hakimiyeti başlar. Miladi 196’da Roma İmparatoru Septimus Severus (ö. 211) İstanbul’u işgal edip yerle bir ettikten sonra, burada daha büyük bir şehrin kurulması kararını alır. Şehrin kaderi, ilk Hıristiyan Roma İmparatoru olarak bilinen Konstantin’in (324-337) 324’te şehrin adını önce Yeni Roma, daha sonra Konstantinopolis olarak değiştirmesi, uzun bir imar faaliyetinden sonra resmen 330’da başkent olarak açılışını yapması ve Ayasofya Bazilikası’nı inşası ile değişir. I. Konstantin’e göre bu şehir, her zaman Cermenlerin tehdidi altında olan Roma’dan daha güvenli bir konumda yer almaktaydı.</p>
<p>Ayasofya’nın inşasına yeni imparator II. Konstantios (337-360) zamanında devam edilir. Tarihçiler Ayasofya’ya verilen ilk ismin ‘Megale Ekklesia’ yani ‘Büyük Kilise’ olduğunu, ardından “Tanrı’nın hikmeti” mânâsında Hz. İsa’ya nispetle önce sadece ‘Sofya’, daha sonra da “Kutsal Hikmet” anlamına gelen ‘Ayasofya’ adının verildiğini nakleder.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-agustos-2020">Derin Tarih Ağustos Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>‘Ayasofya’ Hep Ona Hâkim Olan Dünya Görüşlerinin Sembolü Oldu!</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/ayasofya-hep-ona-hakim-olan-dunya-goruslerinin-sembolu-oldu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Selâhaddin Çakırgil]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 04 Aug 2020 06:02:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Ayasofya]]></category>
		<category><![CDATA[Bizans]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. İsa]]></category>
		<category><![CDATA[Lozan Andlaşması]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6236</guid>

					<description><![CDATA[1965’ten sonraki Müslüman nesiller bu ulu mâbedin açılmasını mitinglerinde, toplantı ve gösterilerinde hep dillendiriyor, siyasetçiler söz veriyor ama bu yönde bir adım atılamıyordu. Şimdi ise&#8230; Yarım asırdır yapılamayanların yapılabileceğinin işaretleri belirmeye başladı. Ayasofya’nın müzeye dönüştürüldüğüne dair 24/11/1934 tarihli Bakanlar Kurulu Kararnamesi’nin Danıştay’da açılan bir dâvada görüşülüp 10 Temmuz günü oy birliğiyle ibtal edilmesinden 5 dakika sonra Başkan Erdoğan’ın yayınladığı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’yle Ayasofya, câmi olarak Diyanet İşleri Başkanlığı’na devrediliyor ve bu ulu mâbed, 86 yıl önceki statüye kavuşturuluyor, gerekli düzenlemeler ve hazırlıklar yapıldıktan sonra, 24 Temmuz Cuma günü, Cuma namazıyla ibadete resmen açılacağı açıklanıyordu işte. O günün, Lozan Andlaşması’nın imzalandığı 24&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>1965’ten sonraki Müslüman nesiller bu ulu mâbedin açılmasını mitinglerinde, toplantı ve gösterilerinde hep dillendiriyor, siyasetçiler söz veriyor ama bu yönde bir adım atılamıyordu. Şimdi ise&#8230; Yarım asırdır yapılamayanların yapılabileceğinin işaretleri belirmeye başladı.</p>
<p>Ayasofya’nın müzeye dönüştürüldüğüne dair 24/11/1934 tarihli Bakanlar Kurulu Kararnamesi’nin Danıştay’da açılan bir dâvada görüşülüp 10 Temmuz günü oy birliğiyle ibtal edilmesinden 5 dakika sonra Başkan Erdoğan’ın yayınladığı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’yle Ayasofya, câmi olarak Diyanet İşleri Başkanlığı’na devrediliyor ve bu ulu mâbed, 86 yıl önceki statüye kavuşturuluyor, gerekli düzenlemeler ve hazırlıklar yapıldıktan sonra, 24 Temmuz Cuma günü, Cuma namazıyla ibadete resmen açılacağı açıklanıyordu işte.</p>
<p>O günün, Lozan Andlaşması’nın imzalandığı 24 Temmuz 1923’ün 97. yıldönümü de olması, sıradan bir rastlantı değildi. Çünkü çalışmaların rahat yapılabilmesi için bir hafta daha ertelenebilirdi. Ama sosyo-psikolojik açıdan bir ince mesaj da verilmesi hesaplanmıştı herhalde.</p>
<p>Aslında, Erdoğan’ın nasıl dakîk olarak çalıştığı genel olarak muhaliflerince de kabul edilen bir husustur. Bu karar açıklandıktan hemen sonra, o dev mâbed için 13-14 bin metrekarelik halıların iki haftada dokunup camie serilmesi neredeyse imkânsızdı. Bu da, o dev halıların dokunmasına çok önceden başlanıldığını göstermektedir.</p>
<p>Ayasofya, sıradan bir bina, hattâ sıradan bir mâbed de olmayıp bir semboldü. Tarih boyunca hep ona hâkim olan dünya görüşlerinin sembolü olan bir özelliğe sahipti. Bugünkü şekliyle milâdî 530’larda inşa edilmişti ve o asırlarda, ‘Dünyanın 7 büyük harikasından biri’ olarak anılıyordu. Ve o sırada Hz. Îsâ aleyhisselâm şeriati mer’iyette/yürürlükte olduğundan, -en azından nazarî olarak-, Tevhîd inancının bir mâbediydi.</p>
<p>Hz. Peygamber (sas)’in elinden sunulan İslâm şeriatinin devreye girmesinden sonra ise, Ayasofya, uzun asırlar artık, Bizans putperestliğinin bir mâbedine dönüşmüştü. İstanbul’un Müslümanlarca fethinden ve Doğu Roma-Bizans İmparatorluğu’nun inkırazından sonra ise Ayasofya, o ‘feth-i mübîn’in ve de yine Tevhîd dininin sembolü olan mâbed olarak aslî hüviyetine tekrar kavuştu.</p>
<p>Ve 1934 yılında ise, bu ulu mâbed, ‘laisizm’in hükümranlığını en aşırı uygulamalar halinde sergilerken ‘müze’ye dönüştürülüyor ve bu kez de o laik tasallutun bir sembolü haline geliyordu, 86 yıl boyunca.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-agustos-2020">Derin Tarih Ağustos Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ayasofya’daki İlk Secdenin Ardından Üstad Kadir Mısıroğlu’na Mektup</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/ayasofyadaki-ilk-secdenin-ardindan-ustad-kadir-misirogluna-mektup/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Samet Tınas]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 04 Aug 2020 06:00:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Ayasofya]]></category>
		<category><![CDATA[Ayasofya-ı Kebir Camii]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[Kadir Mısıroğlu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6233</guid>

					<description><![CDATA[Velinimetim, üstadım Kadir Mısıroğlu; Sana bu satırları Ayasofya-ı Kebir Camii’nde tahiyyetü’l- mescid ve şükür namazı kıldıktan sonra yazıyorum. Hz. Peygamber’in (sas) “Müminler ölmez, bir yerden bir yere göç ederler” hadisinin muhatabı olduğuna inanarak “fetih mabedimizin” aslî hüviyetine kavuştuğunu gördüğünü biliyorum. Selam olsun pâk ruhâniyetine… Artık “seyirlik” değil “yaşayan” bir Ayasofyamız var Üstadım. Hem de zincirlerini tam Lozan’ın sene-i devriyesinde kıran. Ödediğin bedeller karşılıksız kalmıyor ve “öncü gençlik” davanın bayraktarlığını yapmaya devam ediyor, inan. Dışarıda binlerce mümin ulu mabedimize girmek için beklerken içeride de namaz kılan yüzlerce Müslüman gözyaşlarıyla suluyor secdeyi. Bugün en mesud günlerimizden biri. İstanbul’un Fatih’inin vakfiyesinin yerine getirildiği,&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Velinimetim, üstadım Kadir Mısıroğlu;</p>
<p>Sana bu satırları Ayasofya-ı Kebir Camii’nde tahiyyetü’l- mescid ve şükür namazı kıldıktan sonra yazıyorum. Hz. Peygamber’in (sas) “Müminler ölmez, bir yerden bir yere göç ederler” hadisinin muhatabı olduğuna inanarak “fetih mabedimizin” aslî hüviyetine kavuştuğunu gördüğünü biliyorum. Selam olsun pâk ruhâniyetine…</p>
<p>Artık “seyirlik” değil “yaşayan” bir Ayasofyamız var Üstadım. Hem de zincirlerini tam Lozan’ın sene-i devriyesinde kıran. Ödediğin bedeller karşılıksız kalmıyor ve “öncü gençlik” davanın bayraktarlığını yapmaya devam ediyor, inan. Dışarıda binlerce mümin ulu mabedimize girmek için beklerken içeride de namaz kılan yüzlerce Müslüman gözyaşlarıyla suluyor secdeyi.</p>
<p>Bugün en mesud günlerimizden biri. İstanbul’un Fatih’inin vakfiyesinin yerine getirildiği, müze sessizliğinden ezan-ı Muhammedîye sadâsına geçildiği bir gün, bugün. Çok isterdim heybetinle ön safta ilk Cuma namazına iştirâk etmeni. Olsun… Hiçbir zaman şahsınla sınırlandırmadın mefkûreni. Durmadın, yılmadın, korkmadın. Ama maslahat bilmezlik de yapmadın. Yeri geldi reis-i cumhura ‘Açma Ayasofya’yı’ dedin. Lâkin gün geldi, ‘Ayasofya’yı açmak da Tayyip Bey’e nasip olur’ demekten geri durmadın. Öyle de oldu. En sevdiğin misallerdendi ‘turnusol kâğıdı.’ Ayasofya da turnusol kâğıdı oldu Üstadım. Kemalistler ile bayraklarını yarıya indiren Yunanistan, Ortodoks hamiliğine soyunan Rusya ile ABD kol kola girdiler de hiçbir şey başaramadılar.</p>
<p>Aman Batılılar bizi mahveder diyen Çandarlı Halil Paşa’nın muakipleri -ki onlar Halil Paşa gibi iyi niyetli değillerkaybetti. Davamızın baharına teşbih edebileceğimiz genç Fatih’in yolunda gidenler kazandı bugün.</p>
<p>Kıblemizi Mekke’den Hollywood’a çevirmeye çalışanlar görselerdi bugünü inan kahrolurlardı. Şimdi daha iyi anlıyorum ne için mücadele ettiğini Üstadım. Medeniyetimizi bir çorabı ters yüz eder gibi nisyana mahkûm edenlere karşı cidalini, inan çok daha iyi anlıyorum.</p>
<p>Ayrılmayacağız bu davadan and olsun. Çünkü bu dava Hz. Peygamber’e (sas) ‘bırak bu iddiayı seni kral yapalım, mülkse mesele istediğin kadar para verelim’ dediklerinde, ‘bir elime ayı, bir elime güneşi verseniz ben davamdan vazgeçmem’ dediği mübarek bir dava. Selam olsun şahsında bu dava için bedel ödeyenlere… Çektiğin onca ızdıraba rağmen ‘hiç şikâyetçi değilim’ deyişin bu yola baş koyanlara şiar olsun. Ümid ederim ki Namık Kemal gibi:</p>
<p>Felek her türlü esbâb-ı cefasın toplasın gelsin</p>
<p>Dönersem kahbeyim millet yolunda bir azimetten</p>
<p>desinler.</p>
<p>Bir şükür mahiyetinde kabir taşının secde-i Rahman’a kavuşacağı günler yakındır Üstadım.</p>
<p>Ve minallahi’t-tevfik…</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-agustos-2020">Derin Tarih Ağustos Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Fethin Hikmeti Ayasofya’dır</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/fethin-hikmeti-ayasofyadir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Rahim Er]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 04 Aug 2020 05:57:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Ayasofya]]></category>
		<category><![CDATA[Garbî Trakya]]></category>
		<category><![CDATA[Hünkâr]]></category>
		<category><![CDATA[Sarıkamış]]></category>
		<category><![CDATA[Urus]]></category>
		<category><![CDATA[Yunan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6229</guid>

					<description><![CDATA[Mülkün sahibi yüce Allah’a nâmütenâhi şükürler olsun ki Ayasofya’nın müzeden camie tebdil edilmesini dünya gözüyle görmeyi bize lütfeyledi. Bizden önceki nesillerin ve onları takiben bizim neslin iki davası, ufkumuzdaki yıldızdı. Bunlardan biri Kıbrıs’tı. Daha 9 yaşımda bir ilk mektep talebesi iken tertiplenen Kıbrıs Mitinginde çok da bir şeyin farkında olmadan binlerce çocuk bir ağızdan haykırıyorduk: “Kıbrıs, Türk-tür, Türk kala-cak!!!” Orta mektep, lise ve devamı senelerde şuurumuzun pekişerek gelişmesiyle Kıbrıs’ın yanına Ayasofya da eklendi. Bu defa üniversite yıllarımızdaki Ayasofya Mitinglerinde yine binlerce ağızdan “Zincirler kırılacak, Ayasofya kurtulacak!!!” diye gür bir şekilde slogan atıyorduk. Bizler, şehid dedelerin torunları, bir imparatorluğu kaybetmiş babaların&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Mülkün sahibi yüce Allah’a nâmütenâhi şükürler olsun ki Ayasofya’nın müzeden camie tebdil edilmesini dünya gözüyle görmeyi bize lütfeyledi. Bizden önceki nesillerin ve onları takiben bizim neslin iki davası, ufkumuzdaki yıldızdı. Bunlardan biri Kıbrıs’tı. Daha 9 yaşımda bir ilk mektep talebesi iken tertiplenen Kıbrıs Mitinginde çok da bir şeyin farkında olmadan binlerce çocuk bir ağızdan haykırıyorduk: “Kıbrıs, Türk-tür, Türk kala-cak!!!”</p>
<p>Orta mektep, lise ve devamı senelerde şuurumuzun pekişerek gelişmesiyle Kıbrıs’ın yanına Ayasofya da eklendi. Bu defa üniversite yıllarımızdaki Ayasofya Mitinglerinde yine binlerce ağızdan “Zincirler kırılacak, Ayasofya kurtulacak!!!” diye gür bir şekilde slogan atıyorduk.</p>
<p>Bizler, şehid dedelerin torunları, bir imparatorluğu kaybetmiş babaların çocuklarıyız. ‘Harb-i Umumi’, ‘Seferberlik’, ‘kaç-kaç’, ‘Urus’, ‘Yunan’, ‘Ermeni’, ‘mezalim’, ‘kıtlık’, Sarıkamış, Çanakkale… gibi kelimelerle hayata gözlerimizi açmıştık. Sanki sağ kulağımıza okunan Ezan ve sol kulağımıza okunan Kamet’ten sonra ilk işittiğimiz kelimeler bunlar olmuştu.</p>
<p>Bu sebepledir ki kalem hayatına başladığımız 1976’dan günümüze dek yazı ve konuşmalarımızda galiba en fazla bu kelimeler geçti. Neslimiz, zengin bir mirası kaybetmiş talihsiz mirasçılar duygusunu taşıyor gibiydi. Kaderin cilvesine bakmalı ki askerliği de Sarıkamış’ta kendi boyumuzda karlar içinde yaptık. Yazılarımızda Moskof zulmü, Rus işgali, Fransız işgali, İngiliz hilebazlığı, Sarıkamış faciası, Oniki Ada, Garbî Trakya, Kerkük, Kıbrıs Ayasofya ihmali gayrı kabil mevzular oldu…</p>
<p>Her sene 29 Mayıs yaklaşırken Ayasofya’yı mutlaka yazdık. Hem İstanbul’un fethini kutlamak, hem Ayasofya’yı Haçlı dünyasının baskısıyla 09.00-17.00 mesaiye tâbi bir müze halinde rehine vermek hazmı mümkün olmayan bir ağır durumdu. Ayasofya’nın Sultanahmed Sebili karşısındaki kapısından girilen Hünkâr Mahfili, 1991’de ibadete açılmıştı. 28 Şubat faşizminin devam ettiği günlerde bir gün o tarafa işimiz düşünce burada bir öğle veya ikindi namazı kıldık. Fakat çok üzüldük. Mescid felâket manzaradaydı. Halılar, mihrab, minber, duvarlar her şey, her şey çok kötüydü. Namazı bitirip çıkacakken bir beyefendi yanımıza geldi. Buranın imamıymış. Üzüntümüzü ifade ettik. Yıldıray Şaşi Hoca aynen şöyle dedi: “Müze müdürü çivi çaktırmıyor!” Daha birçok şikâyetleri dile getirdi. Kendisini dinledik ve “sizi arayacağız” diyerek ayrıldık. Ertesi gün “müze” müdürüne telefon açarak randevu aldık ve Yıldıray Hoca ile birlikte ziyaretine gittik. Vaziyeti naklettik. Zaten bilmemesi mümkün değildi. Ayasofya’dan Hünkâr Mahfili’nin tamir ve ıslahı için gerekli müsaadeyi almış olarak ayrıldık.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-agustos-2020">Derin Tarih Ağustos Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Önce Mozaiklere Sıcak Ekmek, Sonra Ayasofya Kararnamesi</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/once-mozaiklere-sicak-ekmek-sonra-ayasofya-kararnamesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fatma Türk Toksoy]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 04 Aug 2020 05:44:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Emin Yalman]]></category>
		<category><![CDATA[Ayasofya]]></category>
		<category><![CDATA[Crane]]></category>
		<category><![CDATA[salip]]></category>
		<category><![CDATA[whittemore]]></category>
		<category><![CDATA[zaire]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6226</guid>

					<description><![CDATA[Amerikan Bizans Enstitüsü’nü kuran Thomas Whittemore’un Ayasofya’nın sıva ve boya altında kalmış mozaiklerini temizlemek için sıcak ekmek kullandığını biliyor muydunuz? Son Posta gazetesinde şu satırlarla karşılaştığımda ben de sizin kadar şaşırdım: “Whittemore, temizleme işinde çok hassas ve kıskanç davranıyor. Temizleme ameliyesini etrafını perdelerle örttüğü iskelenin içinde elektrikle yapıyor ve iskelenin merdivene açılan kapısını da bizzat kilitleyerek, anahtarı yanına alıyor. Geçen gün temizleme işini tetkik için gelen ecnebi bir zaire (ziyaretçiye) bile müsaade etmemiş ve iskeleye çıkartmamıştır. Bir de gazetelerin resim çekmesinden çok çekiniyor. Çıkardığı saliplerin ve resimlerin üzerini de sıkı sıkı kâğıtlarla kapatıyor. Birisi 25, diğeri 35 lira yevmiye ile&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Amerikan Bizans Enstitüsü’nü kuran Thomas Whittemore’un Ayasofya’nın sıva ve boya altında kalmış mozaiklerini temizlemek için sıcak ekmek kullandığını biliyor muydunuz? Son Posta gazetesinde şu satırlarla karşılaştığımda ben de sizin kadar şaşırdım:</p>
<p>“Whittemore, temizleme işinde çok hassas ve kıskanç davranıyor. Temizleme ameliyesini etrafını perdelerle örttüğü iskelenin içinde elektrikle yapıyor ve iskelenin merdivene açılan kapısını da bizzat kilitleyerek, anahtarı yanına alıyor. Geçen gün temizleme işini tetkik için gelen ecnebi bir zaire (ziyaretçiye) bile müsaade etmemiş ve iskeleye çıkartmamıştır. Bir de gazetelerin resim çekmesinden çok çekiniyor. Çıkardığı saliplerin ve resimlerin üzerini de sıkı sıkı kâğıtlarla kapatıyor. Birisi 25, diğeri 35 lira yevmiye ile çalışan iki İtalyan ustadan başka yapılan işi kimse görmemiştir. Temizleme işi de bir sır olarak kalmakta ve resimler gibi kimseye gösterilmemektedir. Yalnız her gün camiye 15-20 okka taze ekmek girmesi nazarı dikkati celbetmektedir. Yapılan ameliye hakkında alınabilen malumat şudur: Evvela benzin ve gaz gibi kabartıcı maddelerle mozaikler ıslatıldıktan ve büyük süngerlerle silindikten sonra, fırça ile kazınıyor. Sonra da ekmek içleri mozaikler üzerine yapıştırılarak, son kalan boya tozları da bu suretle çıkarılıyor. Bugün dokuz kapı üzerindeki iş bitmiştir. Şimdi de, dehliz üzerinde bulunan sekiz kubbedeki, otuz iki çiçek altındaki salipleri (haçları) ve resimleri de meydana çıkarmaya başlıyacaktır” (<em>Son Posta</em>, 14 Temmuz 1932, s. 13).</p>
<p>Whittemore kim mi?</p>
<p>Önce Amerikalı ünlü zengin Charles Richard Crane’i tanıyalım derim.</p>
<p>Yıldız Sertel, annesi Sabiha Sertel’i anlattığı kitabında adını vermeden, 10 Türk gencini Amerika’da tahsile göndermek isteyen bir Amerikalı milyonerden bahseder. Bu milyoner Zekeriya Sertel’in de hatıralarında sözünü edip kimliğini açıklamadığı, kendisine Amerika’da öğrenim bursu veren kişidir: Charles Richard Crane. Aynı kişinin “Ayasofya’nın cami olmasını isteyenlerin kafası ezilmelidir” diyen gazetenin yazarı Ahmet Emin Yalman’ı da verdiği bursla Amerika’da okuttuğunu öğreniyoruz.</p>
<p>10 Ağustos 1919’da Mustafa Kemal Paşa’ya yazdığı mektupta, “Biz İstanbul’da kendimiz için, bütün eski ve yeni Türkiye hudutlarına şamil olmak üzere muvakkat bir Amerikan mandasını, ehven-i şer olarak görüyoruz” diyen Halide Edip’in yakın dostu, hamisidir aynı zamanda Crane.</p>
<p>Aynı mektupta, “İstanbul’a Ermeni dostu olarak gelen birçok hatırı sayılır Amerikalılar, Türk dostu ve Türk propagandacısı olarak döndüler” şeklinde tanımladığı Amerikalılardan biridir. Aynı zamanda Türkiye Mandaları Hakkında Milletlerarası Komisyonun Amerikan Şubesi olan King Crane Komisyonu’nda Prof. Henry Churchill King ile birlikte görevlendirilmiştir.</p>
<p>Bitmedi! Halide Edip 21 Mart 1920’de İstanbul’dan ayrılmadan iki saat önce yazdığı mektubunda Robert Kolej’de okuyan oğulları Zeki ve Ayet’i İngiliz tehlikesine karşı Crane’e emanet etmiş. Ayrıca 20 Ağustos 1919’da yazdığı 20 sayfalık mektupta, Türkiye’nin önde gelenleri (Enver Paşa, Talat Paşa, Cemal Paşa, Doktor Nazım, Bahaeddin Şakir, Prens Said Halim, Prens Abbas Halim, Fethi Okyar, Ziya Gökalp, Hayri Efendi, Cavid, Ferid Paşa, Adil Bey, Ali Kemal, Refik Halid, Mustafa Sabri, Prens Sabahaddin, Şerif Paşa, Said Molla, Mustafa Kemal Paşa, Rauf Orbay, Refet Bey, Ahmed Rıza, İzzet Paşa, Tevfik Paşa, İsmet İnönü&#8230;) hakkında bir nevi “kim kimdir” listesi oluşturup haklarında Crane’e bilgi vermiş&#8230;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-agustos-2020">Derin Tarih Ağustos Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>HALUK DURSUN: “AYASOFYA’NIN MÜZE YAPILMASI, BİR CİNNET, BOŞLUK VE KIRILMA DÖNE-MİNİN ESERİDİR”</title>
		<link>https://www.derintarih.com/soylesi/haluk-dursun-ayasofyanin-muze-yapilmasi-bir-cinnet-bosluk-ve-kirilma-done-minin-eseridir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Armağan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Jul 2020 12:15:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Ayasofya]]></category>
		<category><![CDATA[fetih]]></category>
		<category><![CDATA[I. Mahmud]]></category>
		<category><![CDATA[II. Abdülhamid]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[osmanli]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6179</guid>

					<description><![CDATA[KONUŞAN: MUSTAFA ARMAĞAN Ayasofya’nın İslam tarih ve kültüründeki yerini anlatır mısınız? Müslümanlar için Ayasofya ne ifade ediyordu? Osmanlı için Fetih öncesi ve sonrasında neyi ifade etti? Ortak düşüncelerden yola çıkarak ve kendi görüşümü de katarak söylüyorum: Bir kesim onu bir büyük kilise olarak görürken, diğer bir kesim de cami-i kebir olarak görüyor. Osmanlılar hep cami-i kebir olarak gördüler, çünkü Ayasofya, Osmanlı’daki cami ve cami imamlarının hiyerarşisinde tartışmasız bir numaraydı. Kendi görüşüme gelince, benim tarihçi, Ayasofya yöneticisi ve Müslüman olmak üzere üç ayrı kimliğim var. Bunları bir araya getirerek konuşmak istiyorum: Osmanlılar Ayasofya’nın cami-i kebire dönüştürülmesi işinde bir zarureti görmüşler. Ana&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>KONUŞAN: MUSTAFA ARMAĞAN</strong></p>
<p><strong>Ayasofya’nın İslam tarih ve kültüründeki yerini anlatır mısınız? Müslümanlar için Ayasofya ne ifade ediyordu? Osmanlı için Fetih öncesi ve sonrasında neyi ifade etti?</strong></p>
<p>Ortak düşüncelerden yola çıkarak ve kendi görüşümü de katarak söylüyorum: Bir kesim onu bir büyük kilise olarak görürken, diğer bir kesim de cami-i kebir olarak görüyor. Osmanlılar hep cami-i kebir olarak gördüler, çünkü Ayasofya, Osmanlı’daki cami ve cami imamlarının hiyerarşisinde tartışmasız bir numaraydı.</p>
<p>Kendi görüşüme gelince, benim tarihçi, Ayasofya yöneticisi ve Müslüman olmak üzere üç ayrı kimliğim var. Bunları bir araya getirerek konuşmak istiyorum: Osmanlılar Ayasofya’nın cami-i kebire dönüştürülmesi işinde bir zarureti görmüşler. Ana bina her ne kadar cami-i kebire dönüştürülse de, daima kilise halini hatırlatacağı için etrafına ilaveler yaparak onu bir ‘kül’ haline getirip o külün içinde bir ‘cüz’ halinde tutmak lüzumunu fark etmişler ve Ayasofya’yı bir külliye haline getirmiş, ilavelerden başlamak üzere dış çehresini değiştirmeyi çok önemsemişler. İç ve dış şadırvanlar, sebil, imaret, medreseler, muvakkithane ve en son olarak da türbelerin eklenmesiyle bu değişimi tamamlamaya çalışmışlar.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Haseki Hamamı dahil edilebilir mi buna?</strong></p>
<p>Tam değil, Ayasofya Hamamı’dır adı, doğrudur ancak o, bu zihniyetin dışında yapılmıştır. Ayasofya’nın dönüşümündeki önemli faktör, Fatih’in medrese ve minareyle başlattığı değişimin I. Mahmud döneminde sürdürülmesi ve Abdülmecid’in bunun üzerine gitmesidir.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Ayasofya’nın dönüşümü için sadece bu üç padişah mı öne çıkmakta?</strong></p>
<p>Aslında dördüncü olarak araya II. Selim’i koyuyorum; çünkü minarelerle devreye giriyor, daha da önemlisi, oraya gömülerek türbeler geleneğini başlatıyor. Sonra özellikle kütüphanesiyle çok çok ayrı bir yere sahip olan I. Mahmud’u koyuyorum. Beşinci bir aday koymak gerekirse II. Abdülhamid’i sayıyorum. Çünkü 1894 depreminin hasarını çok dikkatli bir şekilde düzeltmek ve Ayasofya’yı kurtarmak için teşebbüse geçmiş. Bu beşliyi dönemlerine referans vererek kurguluyorum.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-temmuz-2020">Derin Tarih Temmuz Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>10 Soruda Ayasofya</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/10-soruda-ayasofya/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Semavi Eyice]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Jul 2020 12:12:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Ayasofya]]></category>
		<category><![CDATA[Constantius]]></category>
		<category><![CDATA[Hıristiyan]]></category>
		<category><![CDATA[İmparator Iustinianos]]></category>
		<category><![CDATA[putperest]]></category>
		<category><![CDATA[Schneider]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6176</guid>

					<description><![CDATA[Kimler yaptırdı? Ayasofya, 4. yüzyılda putperest mabetlerin yerine ahşap çatılı bazilika biçiminde bir yapı olarak inşa edilmişti. Genellikle bu ilk yapının I. Constantinus’un eseri olduğuna inanılır ise de, kilise ancak onun 337’de ölümünden sonra oğlu Constantius döneminde bitirilerek, açılışı 15 Şubat 360’da yapılmıştır. Ayasofya (Hagia Sophia), Hıristiyan üçlemesinin (ekânim-i selâse) ikinci unsuru ‘oğul’un bir vasfı olan mistik ilahî hikmet (sophia) mefhumu adına kurulmuştu. Patrik Ioannes Khrysostomos’un İmparatoriçe Evdokia’nın gazabına uğrayarak sürgüne yollanması yüzünden çıkan bir ayaklanmada 20 Haziran 404’te yanan kilise, II. Theodosius tarafından daha büyük olarak yeniden yapılıp 10 Ekim 415’te tekrar ibadete açıldı. 1935’te Prof. Dr. A. M.&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<ol>
<li><strong> Kimler yaptırdı?</strong></li>
</ol>
<p>Ayasofya, 4. yüzyılda putperest mabetlerin yerine ahşap çatılı bazilika biçiminde bir yapı olarak inşa edilmişti. Genellikle bu ilk yapının I. Constantinus’un eseri olduğuna inanılır ise de, kilise ancak onun 337’de ölümünden sonra oğlu Constantius döneminde bitirilerek, açılışı 15 Şubat 360’da yapılmıştır. Ayasofya (Hagia Sophia), Hıristiyan üçlemesinin (ekânim-i selâse) ikinci unsuru ‘oğul’un bir vasfı olan mistik ilahî hikmet (sophia) mefhumu adına kurulmuştu. Patrik Ioannes Khrysostomos’un İmparatoriçe Evdokia’nın gazabına uğrayarak sürgüne yollanması yüzünden çıkan bir ayaklanmada 20 Haziran 404’te yanan kilise, II. Theodosius tarafından daha büyük olarak yeniden yapılıp 10 Ekim 415’te tekrar ibadete açıldı. 1935’te Prof. Dr. A. M. Schneider tarafından, binanın batı tarafında yapılan kazıda, üzerlerinde havarileri temsil eden kuzu kabartmaları olan büyük blokların bu ikinci yapının giriş cephesine ait olduğu kabul edilir.</p>
<p>İmparator Iustinianos (527-560) aleyhine çıkan Nika (Zafer) ayaklanmasında 13-14 Ocak 532 gecesi Ayasofya bir defa daha yandı. Iustinianos, durum düzeldikten hemen sonra kilisenin yeniden yapımına girişerek, bu işle Batı Anadolulu 2 mimarı, Trallesli (Aydın) Anthemious ile Miletoslu (Söke yakınında Milet-Balat) Isidoros’u görevlendirdi. Mısır, Suriye ve Anadolu’daki putperest yapılardan çıkarılan işlenmiş sütunlar ve çeşitli yerlerdeki taş ocaklarından getirilen malzeme, çağının bir kaynağının bildirdiğine göre, 100 ustabaşının idaresindeki 10.000 işçinin gayretleriyle işlendi ve inşaat 5 yıl sonra tamamlandı; açılış 27 Aralık 537 günü yapıldı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<ol start="2">
<li><strong> Nasıl Yapıldı?</strong></li>
</ol>
<p>2 mühendis mimar, yaklaşık 77 x 71 metre ölçüsündeki Ayasofya’yı erken Hıristiyan dönemin dinî yapılarında uygulanan, batı-doğu ekseni üzerinde 2 destek dizisi ile uzunlamasına 3 sahna (nef’e) ayrılan bazilika planında yapmakla beraber, orta mekânın üstünü, köşe pandantifleri ile esas kabuğu şişmiş bir yelken gibi bir bütün teşkil eden ve çapı 31-33 metreyi bulan büyük elips bir kubbe ile örtme yoluna gitmişlerdi. Her ne kadar geç Roma İmparatorluk dönemi mimarisi çapı 30 metreyi aşan kubbeler yapmış ise de, bunlar yuvarlak dış duvarlı binaların üstlerine tencere kapağı gibi oturuyordu. Hâlbuki Ayasofya’da statik bakımdan tamamen değişik bir sistem uygulanmış ve kubbenin orta nef’inin 4 büyük payesine dayanan, 4 büyük kemere oturması sağlanmıştır. Bu, o vakte kadar hiçbir mimarın düşünmediği veya bu ölçüde bir binada cesaret edemediği çok cüretli bir uygulama idi. Büyük kubbe kitlesinin baskısını karşılamak üzere, batı-doğu ekseni üzerinde, kademeler halinde alçalan ve baskıyı önce 2 yanına, bunların da her birini 3’e bölen yarım kubbeler (batıda 2 yarım kubbe ve 1 tonoz olacak şekilde) yapılmıştı. Hâlbuki yanlarda, kuzey ve güneyde kubbenin baskısı, galerilerde yan duvarlardaki pâyeler, sütunlar, kemerler ile tonozlar yardımıyla karşılanmıştı. Bu ölçüde ve zemin planı bu tertipte olan bir yapıyı, bu derecede büyük bir kubbe ile örtmek büyük cesaret işi idi. Statik bakımdan bu ağırlığı çok güç karşılayan Ayasofya, gerek Bizans, gerek Osmanlı döneminde, duvarlarına dışarıdan eklenen büyük destek payandalarının yardımıyla bugüne kadar ayakta kalabilmiştir. Nitekim 577 yılındaki şiddetli deprem sonrasında, 7 Mayıs 578’de büyük kubbenin diğer tarafının çökmesi üzerine, ilk mimarlardan Isidoros’un yeğeni genç Isidoros, kubbeyi öncekine nazaran 6,25 metre kadar yükseltmek ve ana kemerlerin köşelerindeki küresel üçgenleri (pandantifler) ayrı geçiş unsurları yapmak suretiyle örtü sistemini değişmiştir. Böylece tamiri tamamlanan kilise 24 Aralık 562’de yeniden açılmıştır.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-temmuz-2020">Derin Tarih Temmuz Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ayasofya Cephesinde Nihayet Yeni Bir Şey Var!</title>
		<link>https://www.derintarih.com/editorden/ayasofya-cephesinde-nihayet-yeni-bir-sey-var/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Derin Tarih]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Apr 2019 08:38:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Editörden]]></category>
		<category><![CDATA[31 Mart Vakası]]></category>
		<category><![CDATA[Ayasofya]]></category>
		<category><![CDATA[Turgut Özal]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=4408</guid>

					<description><![CDATA[1965 yılının gazeteleri karıştırıldığında Ayasofya’nın yeniden camiye çevrilmesi için kesif bir imza kampanyası düzenlendiğini, Türkiye’nin dört bucağından toplanan imza sayısının milyonları bulduğunu okuyor ve o zamanki dava şuuru karşısında hayret damarlarınız kabarıyor ister istemez. Papa VI. Paul Temmuz 1967’de Türkiye’yi ziyareti sırasında Ayasofya’da aniden diz çökerek dua edince tepki olarak Ayasofya Camii’nin açılması mitingleri başlayacaktır. Ardından 150 kadar MTTB mensubu genç yasakları dinlemeyerek Ayasofya’da namaz kılacak ve 1970’li yıllarda “Zincirler kırılsın, Ayasofya açılsın” sloganı caddelerde yankılanacaktır. Dergimiz Haziran 2012 ve Aralık 2013 tarihli sayılarında Ayasofya davamızı kapağa taşıyarak “Ayasofya’yı rehinden kim kurtaracak?” diye sormuş ve “Ayasofya kararnamesi sahtedir” tezini ileri&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>1965 yılının gazeteleri karıştırıldığında Ayasofya’nın yeniden camiye çevrilmesi için kesif bir imza kampanyası düzenlendiğini, Türkiye’nin dört bucağından toplanan imza sayısının milyonları bulduğunu okuyor ve o zamanki dava şuuru karşısında hayret damarlarınız kabarıyor ister istemez.</p>



<p>Papa VI. Paul Temmuz 1967’de Türkiye’yi ziyareti sırasında Ayasofya’da aniden diz çökerek dua edince tepki olarak Ayasofya Camii’nin açılması mitingleri başlayacaktır. Ardından 150 kadar MTTB mensubu genç yasakları dinlemeyerek Ayasofya’da namaz kılacak ve 1970’li yıllarda “Zincirler kırılsın, Ayasofya açılsın” sloganı caddelerde yankılanacaktır.</p>



<p>Dergimiz Haziran 2012 ve Aralık 2013 tarihli sayılarında Ayasofya davamızı kapağa taşıyarak “Ayasofya’yı rehinden kim kurtaracak?” diye sormuş ve “Ayasofya kararnamesi sahtedir” tezini ileri sürmüştü. Ayrıca Serdengeçti’nin Ayasofya Davası adlı kitapçığı ile Fossati’nin Ayasofya resim albümünü okurlarına hediye etmiş, böylece Fethin sembolü ve Fatih’in emanetinin işgal altında olduğu gerçeğini gündemde tutmaya gayret etmiştik.</p>



<p>Nihayet 24 Mart gecesi muhterem Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın bir TV programında Ayasofya’nın müze statüsünün değiştirilip adının “cami” yapılabileceğini ve ücretli girişin kaldırılabileceğini açıklaması 80 yılı aşkın bir süredir kanayan yaramıza merhem sürmüş ve ümitlerimizi cilalandırmıştır.</p>



<p>Baskıya girmekte olduğumuz günlerde gelen bu müjdeye Ayasofya Camii’nin neden müze yapılamayacağını hukukî açıdan izah eden ve hukuk ihlâllerine dikkat çeken minik bir dosya ile mukabele etmek istedik. Gelecek sayılarda daha doyurucu dosyalarla huzurlarınızda olacağız.</p>



<p>31 Mart Vak’ası’na ayırdığımız kapak dosyamız yanında Mehmet Barlas ile Turgut Özal’ı, Michael Provence ile Osmanlı sonrası Arap dünyasını konuştuğumuz söyleşiler ve her biri ilginçliklerle dolu yazılarımızı zevkle okuyacağınızdan eminiz.</p>



<p>Bu ay 8. yılımıza giriyoruz. 85 sayıdır bizi yalnız bırakmayan okur dostlarımıza hassaten teşekkür ederiz.</p>



<p>Nice güzel sayılarda buluşmak ümidiyle.<!--StartFragment--></p>



<p>Hayırla kalınız.</p>



<p><strong><em>Mustafa Armağan</em></strong></p>



<p><strong><em>Derin Tarih Dergisi Genel Yayın Yönetmeni</em></strong></p>

<p><!--EndFragment--><br /><br /></p>]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ayasofya Kararnamesi’nde Hukuk Nasıl İhlâl Edildi?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/ozel-dosya/ayasofya-kararnamesinde-hukuk-nasil-ihlal-edildi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Armağan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Apr 2019 08:10:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Özel Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Ayasofya]]></category>
		<category><![CDATA[Ayasofya Camii’nin kapatılışı]]></category>
		<category><![CDATA[Ayasofya kararnamesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=4393</guid>

					<description><![CDATA[Ayasofya Camii’nin kapatılışına ve neden açılması gerektiğine dair bazı düşüncelerimi başlıklar hâlinde özet olarak sıralayacağım. Tartışılan “Ayasofya kararnamesi”ndeki bazı hukuki tutarsızlıklar şöyle tespit edilebilir: 1. Ayasofya Camii’nin ibadete kapatılmasına gerekçe olarak bir sözde Bakanlar Kurulu “kararnamesi” ibraz edilmektedir. Lakin üzerinde 24 Kasım 1934 tarihi yazılı olan bu metindeki tuhaflık ve tutarsızların haddi hesabı yoktur. Tuhaflıklardan sadece birisi, kararnamenin altındaki Atatürk’ün imzası meselesidir. Reisicumhur Gazi Mustafa Kemal o gün çıkarılan 2587 numaralı kanunla bu defa kendisine yönelik bir “isim devrimi” yapacak, Mustafa ismini nüfus kaydından tamamen çıkaracak, Kemal adlı bir hocasının verdiği Kemal’i “Kamâl”a çevirecek ve nihayet çıkarılan özel bir kanunla&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Ayasofya Camii’nin
kapatılışına ve neden açılması gerektiğine dair bazı düşüncelerimi başlıklar
hâlinde özet olarak sıralayacağım. <strong>Tartışılan
“Ayasofya kararnamesi”ndeki bazı hukuki tutarsızlıklar şöyle tespit edilebilir:</strong></p>



<p>1. Ayasofya Camii’nin ibadete kapatılmasına gerekçe olarak bir sözde Bakanlar Kurulu “kararnamesi” ibraz edilmektedir. Lakin üzerinde 24 Kasım 1934 tarihi yazılı olan bu metindeki tuhaflık ve tutarsızların haddi hesabı yoktur. Tuhaflıklardan sadece birisi, kararnamenin altındaki Atatürk’ün imzası meselesidir. Reisicumhur Gazi Mustafa Kemal o gün çıkarılan 2587 numaralı kanunla bu defa kendisine yönelik bir “isim devrimi” yapacak, Mustafa ismini nüfus kaydından tamamen çıkaracak, Kemal adlı bir hocasının verdiği Kemal’i “Kamâl”a çevirecek ve nihayet çıkarılan özel bir kanunla “Atatürk” soyadını alacaktır. Bundan sonraki resmi ismi artık Kamâl Atatürk’tür. Dolayısıyla bugün yaygın olarak kullanılan “Mustafa Kemal Atatürk” ibaresi yanlıştır. Her üç ismi birden taşıyan biri hiç yaşamamıştır.</p>



<p><strong>Devamı&nbsp;<a href="http://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-nisan-2019">Derin Tarih Nisan Sayısında…</a>&nbsp;</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Vakıflar Kanunu Ne Diyor?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/ozel-dosya/vakiflar-kanunu-ne-diyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yakup Emre Çoruhlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Apr 2019 08:06:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Özel Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Ayasofya]]></category>
		<category><![CDATA[kiliseler]]></category>
		<category><![CDATA[müzeler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=4390</guid>

					<description><![CDATA[Ayasofya’nın kilise, cami veya müze olduğu tartışması yaklaşık bir asra dayanan geçmişe sahiptir. Bu tartışmaya pek çok çevre; politik, tarihî ve mimarî açıdan yaklaşmıştır. Biz konuya mülkiyet ve vakıf hukuku açısından bakacağız. Bilindiği üzere, Ayasofya aynı yerde üç kere kilise olarak inşa edilmiş, İstanbul’un fethinden hemen sonra Fatih tarafından camiye dönüştürülmüş ve vakfedilmiştir. Günümüzde Ayasofya’nın mülkiyeti, mazbut Fatih Sultan Mehmet Vakfı’na, yönetim ve temsili ise Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne (VGM) aittir. Mazbut vakıflar, yöneticisi ve mütevelli heyeti kalmadığından, VGM tarafından yönetilen ve temsil edilen vakıflardır. Ayasofya mazbut bir vakfın taşınmazı olması yanında, vakıf siciline tescili bakımından ise hayrat niteliğindedir. Yani toplumun&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Ayasofya’nın kilise, cami veya müze olduğu tartışması yaklaşık bir asra dayanan geçmişe sahiptir. Bu tartışmaya pek çok çevre; politik, tarihî ve mimarî açıdan yaklaşmıştır. Biz konuya mülkiyet ve vakıf hukuku açısından bakacağız. Bilindiği üzere, Ayasofya aynı yerde üç kere kilise olarak inşa edilmiş, İstanbul’un fethinden hemen sonra Fatih tarafından camiye dönüştürülmüş ve vakfedilmiştir. Günümüzde Ayasofya’nın mülkiyeti, mazbut Fatih Sultan Mehmet Vakfı’na, yönetim ve temsili ise Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne (VGM) aittir. Mazbut vakıflar, yöneticisi ve mütevelli heyeti kalmadığından, VGM tarafından yönetilen ve temsil edilen vakıflardır. Ayasofya mazbut bir vakfın taşınmazı olması yanında, vakıf siciline tescili bakımından ise hayrat niteliğindedir. Yani toplumun istifadesine veya kullanımına bedelsiz olarak tahsis edilmiş bir eserdir. Aynı zamanda “1. derece arkeolojik sit alanında” bulunmakla birlikte “kültür varlığı” niteliğine de sahiptir.</p>



<p><strong>Devamı&nbsp;<a href="http://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-nisan-2019">Derin Tarih Nisan Sayısında…</a>&nbsp;</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
