﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Ayastefanos &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/etiket/ayastefanos/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Fri, 02 Apr 2021 07:58:47 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.5</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>Ayastefanos &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>93 Harbi’nde Rus Ruleti Ve Diğerleri</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/93-harbinde-rus-ruleti-ve-digerleri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ferhat Durmaz]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 02 Apr 2021 07:58:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Ayastefanos]]></category>
		<category><![CDATA[Balkan]]></category>
		<category><![CDATA[cephe]]></category>
		<category><![CDATA[İngiltere]]></category>
		<category><![CDATA[Karadağ]]></category>
		<category><![CDATA[Londra Protokolü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6978</guid>

					<description><![CDATA[İngiltere, 19. yüzyılın başında Rusya’nın Boğazları ele geçirerek Akdeniz’e inmesinin kendisinin sömürge yollarıyla bağlantısını keseceğini düşünmüş ve Osmanlı Devleti’nin toprak bütünlüğünü koruma politikasını benimsemiştir. Bu çerçevede İngiltere’nin, 1856 Kırım Savaşı örneğinde görüleceği gibi hem diplomaside, hem de sahada Osmanlı Devleti’ni desteklemesi Rusya’nın sıcak denizlere inmesinin bir süre ertelenmesine yol açmıştır. Ancak 1875’te Bosna-Hersek’te Hıristiyan köylülerin Müslüman toprak sahiplerine karşı ayaklanması ve 1876’da bağımsızlıklarını kazanmak isteyen Sırbistan ve Karadağ’ın Osmanlı Devleti’ne savaş ilan etmesi bir Balkan bunalımına yol açtığı gibi mevcut dengeleri de sarstı. İngiltere ve Rusya, Balkan bunalımının devletlerarası bir konferansta görüşülmesini gündeme getirdiyse de Osmanlı ile yapılan konferansta tarafların&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İngiltere, 19. yüzyılın başında Rusya’nın Boğazları ele geçirerek Akdeniz’e inmesinin kendisinin sömürge yollarıyla bağlantısını keseceğini düşünmüş ve Osmanlı Devleti’nin toprak bütünlüğünü koruma politikasını benimsemiştir. Bu çerçevede İngiltere’nin, 1856 Kırım Savaşı örneğinde görüleceği gibi hem diplomaside, hem de sahada Osmanlı Devleti’ni desteklemesi Rusya’nın sıcak denizlere inmesinin bir süre ertelenmesine yol açmıştır. Ancak 1875’te Bosna-Hersek’te Hıristiyan köylülerin Müslüman toprak sahiplerine karşı ayaklanması ve 1876’da bağımsızlıklarını kazanmak isteyen Sırbistan ve Karadağ’ın Osmanlı Devleti’ne savaş ilan etmesi bir Balkan bunalımına yol açtığı gibi mevcut dengeleri de sarstı. İngiltere ve Rusya, Balkan bunalımının devletlerarası bir konferansta görüşülmesini gündeme getirdiyse de Osmanlı ile yapılan konferansta tarafların karşıt argümanları ileri sürmesi bu teşebbüsü sonuçsuz bırakacaktı.</p>
<p>Konferansın ardından büyük güçler kendi aralarında imzaladıkları Londra Protokolü uyarınca önceden söz verilen ıslahatların uygulanmasını elçiler aracılığıyla kontrol etmek istemişler; ayrıca Osmanlı Devleti’nden silahlı kuvvetlerinin sayısını azaltmasını talep etmişlerdir. Payitahtın, kendisine dayatılan Londra Protokolü’nü reddetmesi üzerine 24 Nisan 1877’de Rusya savaş ilan etti. Rumi takvime göre 1293 yılına denk geldiği için “93 Harbi” olarak adlandırılan bu savaş, Tuna ve Kafkaslar olmak üzere iki cephede 10 ay kadar sürdü. Osmanlı Devleti, ordusunun önemli bir kısmını öğrencilerin oluşturması, savaşın nasıl yürütüleceğiyle ilgili etkili bir strateji takip edememesi ve birden fazla cephede savaşması nedeniyle ağır bir yenilgiye uğradı.</p>
<p>93 Harbi sonrasında 3 Mart 1878’de imzalanan Ayastefanos Antlaşması büyük ve özerk bir Bulgaristan’ın kurulmasını öngörmekte; Sırbistan, Karadağ ve Romanya’nın bağımsızlık kazanması ve Osmanlı Devleti’nden toprak elde etmesini içermekte; Bosna-Hersek’e özerklik vermekte ve Boğazların statüsüyle ilgili Osmanlı Devleti ile Rusya arasında yeni bir antlaşmanın yapılabileceğini belirtmekteydi. Bu niteliğiyle antlaşma, Rusya’nın Slav ırkından olan halkların Balkanlar’da etkinlik kazanması hedefini içeren Panslavizm politikasının zaferiydi. Daha önemlisi, Balkanlar’da Rusya’ya yakın olan halklara bağımsızlık vermekle güç dengesini İngiltere’nin aleyhine, Rusya’nın lehine olacak şekilde değiştirmekteydi. Bu noktadan hareketle İngiltere, Büyük Bulgaristan’ın sınırlarının İstanbul’a yakın olması, Slav halklarını ön plana çıkarıp diğer halkların haklarını tehdit etmesi ve Rusya’nın Büyük Bulgaristan aracılığıyla Osmanlı Devleti üzerinde baskı kurabileceği gerekçeleriyle antlaşmaya karşı çıkmıştır. Benzer şekilde, dönemin bir diğer büyük gücü Avusturya-Macaristan, Rusya’nın büyük Bulgaristan ve özerk Bosna-Hersek ile Balkanlar’daki nüfuzunu artıracağını ve bağımsız bir Karadağ aracılığıyla Avusturya-Macaristan ile Adriyatik arasındaki bağlantıyı keseceğini düşünmekteydi. Ayastefanos Antlaşması, Osmanlı Devleti için sahada aldığı ağır yenilginin diplomasi masasında tescillenmesi demekti. İmparatorluk Balkanlar’daki önemli topraklarını kaybetmekte, Bulgaristan üzerinde çok az bir denetim hakkına sahip olmakta ve Avrupa toprakları ile bağlantısı kopmaktaydı.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-nisan-2021">Derin Tarih Nisan Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bulgar Müslümanlarının Çileli Göçü</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/bulgar-muslumanlarinin-cileli-gocu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Derin Tarih]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 02 Apr 2021 07:52:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Ayasofya Camii]]></category>
		<category><![CDATA[Ayastefanos]]></category>
		<category><![CDATA[Çiçek hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[Mülteci]]></category>
		<category><![CDATA[Rodop Dağları]]></category>
		<category><![CDATA[Şumla-Varna]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6975</guid>

					<description><![CDATA[Rus saldırıları karşısında Osmanlı ordusu 1878’in ilk aylarında geri çekilmeye başlayınca, istila edilen Balkan topraklarında yaşayan halk da ilkin Osmanlı askerî birliklerinin olduğu bölgelere sığınmakta buldu çareyi. Birkaç parça eşyasını kağnıya dolduran alelacele yola düştü. Balkan Dağlarını aşmaya çalışanlar, Şumla-Varna bölgesine yönelenler, Sofya, Bosna, Üsküp, eski Zağra ve Filibe taraflarına gelen sığınmacılar oldu. Bu arada Rus orduları Balkanları süratle aşıp göçmenleri önü sıra kaçmaya zorluyor, hatta bazen göçmen kervanlarını da geride bırakarak ilerliyordu. Sığındıkları şehirlerin düşmesiyle, göçebe haline gelenlerin çoğu yeniden, daha güvenilir olacağını ümit ettikleri bölgelere doğru ilerlediler. Savaş 1878 Mart’ında Ayastefanos Antlaşması’yla sonlandığında, göçmenler birkaç bölgede toplaşmışlardı. Şumla-Varna’da&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Rus saldırıları karşısında Osmanlı ordusu 1878’in ilk aylarında geri çekilmeye başlayınca, istila edilen Balkan topraklarında yaşayan halk da ilkin Osmanlı askerî birliklerinin olduğu bölgelere sığınmakta buldu çareyi. Birkaç parça eşyasını kağnıya dolduran alelacele yola düştü. Balkan Dağlarını aşmaya çalışanlar, Şumla-Varna bölgesine yönelenler, Sofya, Bosna, Üsküp, eski Zağra ve Filibe taraflarına gelen sığınmacılar oldu. Bu arada Rus orduları Balkanları süratle aşıp göçmenleri önü sıra kaçmaya zorluyor, hatta bazen göçmen kervanlarını da geride bırakarak ilerliyordu. Sığındıkları şehirlerin düşmesiyle, göçebe haline gelenlerin çoğu yeniden, daha güvenilir olacağını ümit ettikleri bölgelere doğru ilerlediler.</p>
<p>Savaş 1878 Mart’ında Ayastefanos Antlaşması’yla sonlandığında, göçmenler birkaç bölgede toplaşmışlardı. Şumla-Varna’da takriben 230 bin, Burgaz’da 20 bin, Rodop Dağları’nda 100 bin, Gümülcine’de 50 bin ve İstanbul’da 200 bin kadar insan yığılmıştı.</p>
<p>Savaş sonunda, belli başlı merkezlerde toplaşan mültecilerin yanı sıra, birçokları da Bulgaristan ve Batı Trakya’nın her yanına saçılmış bulunuyordu. On binlercesi, Osmanlı hükümeti tarafından tahliye edilerek, deniz yoluyla Anadolu, Kıbrıs ve Suriye’ye sevk edildiler. Geriye kalanlar kara yoluyla, İstanbul’dan geçerek Anadolu’ya ulaştılar. Bir kısmı tren yolu kenarlarında soğuktan donarak can verdi.</p>
<p>Rus ve Bulgarların katlettiğinden çok daha fazla mülteci de hastalıktan hayatını kaybetti. Mültecilerin istiflendiği yerlerde, tifo-tifüs ve sıklıkla çiçek hastalığı görülüyordu. Edirne’deki 45 bin mülteciden 16 bini tifoya yakalanmıştı ve her gün 100-120 kişi ölüyordu. İstanbul’a ulaşan yüz binlerce göçmen korkulacak kadar hastalıklıydı. Bâbıâli’nin ricasıyla duruma el koyan Avrupalı doktorlar, Nisan 1878’den başlayarak, 160 bin mültecinin İstanbul’a ulaştığını, bunların 60 bininin başka yerlere sevk edildiğini ve 18 bininin öldüğünü belirttiler. Ayasofya Camii’nde barınan 4 bin sığınmacı arasında her gün 25-30 ölüm vuku buluyordu.</p>
<p>Ateşkes imzalanmasından sonra, Ruslar kâğıt üzerinde, Türk mültecilerin eski köylerine yeniden yerleşmelerine razı geldiler. Ruslar tarafından resmen kabul edilen Berlin Kongresi’nin maddelerine göre, geri dönen mültecilere evleri, eşyaları ve tarlaları geri verilecek; kendilerine sataşılmayacaktı. Eski yerlerine dönen mülteciler, evlerini yerle bir edilmiş veya Bulgarların eline geçmiş halde buldular. Bu evlerin, sahiplerine geri verilmesi ümidi yoktu. Rusların, hiç değilse karınlarını doyuracağına dair garanti vermesine rağmen mülteciler açlığa terk edildiler. Bulgarlar genellikle, Türklerin ambarlarından aldıkları buğdayın çok azını bile, onları hasat etmiş fakat şimdi mülteci durumuna düşmüş olan bu insanlarla paylaşmadılar. Geri dönenler yiyeceksiz, barınaksız ve tarlasız kalmıştı. Akıbetleri hakkındaki raporların hemen hepsi de şu gibi sözlerle sonlanıyordu: “Hayatlarını sürdürebilenler Edirne’ye geri döndüler.” Yollarda ise Bulgar çetelerin hücumuna uğruyorlardı.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-nisan-2021">Derin Tarih Nisan Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
