﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Bakanlar Kurulu &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/etiket/bakanlar-kurulu/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Tue, 08 Mar 2022 09:30:42 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.8</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>Bakanlar Kurulu &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Millî Şef’ten Basına Hürriyet: “Kapatın Şu Gazeteyi”</title>
		<link>https://www.derintarih.com/sifir-noktasi/milli-seften-basina-hurriyet-kapatin-su-gazeteyi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hüseyin Yürük]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 01 Jan 2022 05:22:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sıfır Noktası]]></category>
		<category><![CDATA[Bakanlar Kurulu]]></category>
		<category><![CDATA[CHP]]></category>
		<category><![CDATA[Millî Şef]]></category>
		<category><![CDATA[Tek Parti]]></category>
		<category><![CDATA[Yunus Nadi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7794</guid>

					<description><![CDATA[Cumhuriyet Halk Partisi’nin iktidarda olduğu Tek Parti döneminde toplumu bütün hücreleriyle kuşatan baskı atmosferinin en önemli hedefi basın yayın organları olmuştu. Halkın kendisini ifade etmesinin önündeki bütün kanalları paranoyak bir anlayışla tıkayan Millî Şef bürokratları, yayın dünyasındaki bütün hareketlilikleri de büyük bir dikkatle izlemiş, çizgi dışı hareket edenleri insafsızca cezalandırmışlardı. Cumhuriyetin ilk Basın Kanunu 25 Temmuz 1931 tarihinde kabul edilmiş, 28 Haziran 1938’de de önemli ölçüde değiştirilmişti. Yasanın ilk halinde, yayın çıkarmak için sadece beyanname verilmesi yeterli görülmüşken, 1938 yılında yapılan bir değişiklikle yayın çıkarmak isteyenlerin, bulundukları yerin en büyük mülki idare amirinden ruhsatname, yani izin almaları şartı getirilmişti. Bu&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Cumhuriyet Halk Partisi’nin iktidarda olduğu Tek Parti döneminde toplumu bütün hücreleriyle kuşatan baskı atmosferinin en önemli hedefi basın yayın organları olmuştu. Halkın kendisini ifade etmesinin önündeki bütün kanalları paranoyak bir anlayışla tıkayan Millî Şef bürokratları, yayın dünyasındaki bütün hareketlilikleri de büyük bir dikkatle izlemiş, çizgi dışı hareket edenleri insafsızca cezalandırmışlardı.</p>
<p>Cumhuriyetin ilk Basın Kanunu 25 Temmuz 1931 tarihinde kabul edilmiş, 28 Haziran 1938’de de önemli ölçüde değiştirilmişti. Yasanın ilk halinde, yayın çıkarmak için sadece beyanname verilmesi yeterli görülmüşken, 1938 yılında yapılan bir değişiklikle yayın çıkarmak isteyenlerin, bulundukları yerin en büyük mülki idare amirinden ruhsatname, yani izin almaları şartı getirilmişti. Bu şekilde hükümet yeni bir yayının çıkıp çıkmayacağına karar verme yetkisine sahip oluyordu. Matbuat Kanunu hür basının önünde bir utanç duvarı misali durmaktaydı. “Bu kanunla tüm basın CHP emrine girmişti” (Ekinci, 1997: 88).</p>
<p>Bu kanunun en önemli hususiyeti, hükümete, iktidarın sürdürdüğü politikalara aykırı yayın yapan gazeteleri kapatma salahiyeti vermesiydi. 1931 tarihli kanun, Tek Parti idaresinin genel karakterine uygun olarak güdümlü bir basın rejimi oluşturuyor, basın üzerinde hâkimiyete dayanan bir karakter taşıyordu.</p>
<p>Aynı kanunda 1938 yılında yapılan değişiklikle iktidarın basın üzerindeki hâkimiyeti bir kat daha pekiştirilmişti. Buna göre, gazete ve dergi çıkarmak için o yerin en büyük mülki amirinden izin almak gerekiyordu. “Yani hükümet yeni bir yayına izin verip vermemekte tamamen serbest kalıyordu” (Akandere, 1998: 210).</p>
<p>Çeşitli kademelerdeki Şef bürokratları kendilerince akortsuz buldukları bütün seslere kırmızı renge saldırır gibi saldırıyor ve onları imha ediyorlardı. Tıpkı krallık ve padişahlık rejimlerinde olduğu gibi Millî Şef iktidarında basın hürriyeti tek kişinin kararına tabi idi. Matbuat Kanunu’nun meşhur 50. maddesi öyle zorlu bir maddeydi ki, “Orkestra şefinin istemediği bir ses korodan çıktı mı bu değnek akortsuz sesin sahibinin kafasına iniyordu” (Toker, 1970: 32). Mesela “İzmir’de çıkan <em>Yeni Ekonomi</em> gazetesi, valinin oğlunun yaptığı bir otomobil kazasını haber yaptığı için kapatılabiliyordu” (Karpat, 1996: 133).</p>
<p>Millî Şef devri basın hayatı bu mânâda sayısız örnekle doludur. Millî Şef bir gazetenin yayınını beğenmedi mi ‘Kapatın şu gazeteyi’ diyor, aynı gün gazete telefon emriyle kapatılıyordu.</p>
<p>Millî Şef’i karşılamak için Ankara Garı’na gelen Muğla milletvekili Yunus Nadi, aynı zamanda <em>Cumhuriyet</em> gazetesinin sahibiydi. Millî Şef o günlerdeki <em>Cumhuriyet</em>’in yayınlarını beğenmemiş olacak ki “Yunus Nadi’nin ‘Hoşgeldiniz’ anlamında uzattığı elini sıkmamış, büyük bir sinirlilik içinde ‘Ne oluyor Nadi Bey? Nedir bu yazılar?’ diye bağırmıştı. Hadisenin ardından gazete Bakanlar Kurulu kararıyla kapatılmıştı” (Karakuş, 1977: 35).</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ocak-2022">Derin Tarih Ocak Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ERDEM YÜCEL: HERKESİN AYASOFYA HAKKINDA KONUŞMASI DOĞRU DEĞİLDİR!</title>
		<link>https://www.derintarih.com/soylesi/erdem-yucel-herkesin-ayasofya-hakkinda-konusmasi-dogru-degildir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Resul Orman]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 04 Aug 2020 07:38:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Arkeoloji Müzesi]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Ayasofya]]></category>
		<category><![CDATA[Bakanlar Kurulu]]></category>
		<category><![CDATA[Budin]]></category>
		<category><![CDATA[sıbyan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6283</guid>

					<description><![CDATA[KONUŞAN: RESUL ORMAN   Ayasofya Müzesi’nde ne kadar süre görevde bulundunuz? 1982-95 yılları arasında belirli aralıklarla toplam 10 yıl 2 ay müdürlük görevi yaptım. Bu süre zarfında iki kez gidip geldim ama en uzun süre müze müdürlüğü yapanlardan biri sanırım ben oldum. Müze müdürlüğü görevindeyken ne gibi çalışmalar yaptınız? Müze müdürlüğünden önce babamın mimar olması hasebiyle tarih içinde büyümüş biri olarak ilk başta çevre düzenlemesi ve doğru bilgilerin aktarılmasına çalıştım. Ayasofya ile ilgili birçok sunum ve konuşmada bulundum. En çok Osmanlı padişah türbesinin bulunduğu Ayasofya’yı onarıp tekrar halkın hizmetine açtım. Sadece Bizans kültürünü anlatan rehberlere Osmanlı kültürünü de anlatmaları için&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>KONUŞAN: RESUL ORMAN</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Ayasofya Müzesi’nde ne kadar süre görevde bulundunuz?</strong></p>
<p>1982-95 yılları arasında belirli aralıklarla toplam 10 yıl 2 ay müdürlük görevi yaptım. Bu süre zarfında iki kez gidip geldim ama en uzun süre müze müdürlüğü yapanlardan biri sanırım ben oldum.</p>
<p><strong>Müze müdürlüğü görevindeyken ne gibi çalışmalar yaptınız?</strong></p>
<p>Müze müdürlüğünden önce babamın mimar olması hasebiyle tarih içinde büyümüş biri olarak ilk başta çevre düzenlemesi ve doğru bilgilerin aktarılmasına çalıştım. Ayasofya ile ilgili birçok sunum ve konuşmada bulundum. En çok Osmanlı padişah türbesinin bulunduğu Ayasofya’yı onarıp tekrar halkın hizmetine açtım. Sadece Bizans kültürünü anlatan rehberlere Osmanlı kültürünü de anlatmaları için çalışmalarda bulundum. Hatta bu konuda rehberler benden şikâyette bulunmuşlardı, sebebini sorduğumda biz Bizans noktasını biliyoruz, Osmanlı noktasını tam bilmiyoruz diye cevap verdiler. Ben de bu eksikliği gidermeye, müzenin tarihimize ışık tutması için elimden geleni yapmaya çalıştım.</p>
<p><strong>Mustafa Kemal’in Ayasofya ile ilgili tasarrufları hakkında ne söylemek istersiniz?</strong></p>
<p>Ayasofya’yı camiye çevirme çalışmalarını yürüten komisyon çeşitli toplantılar yapmış ve hepsi tutanaklara geçmiştir. Başlangıçta ana mekânda mimarî yapı elemanlarının, galerilerde de Osmanlı eserlerinin sergilenebileceği görüşünde bulunulmuştur. Ancak M. Kemal komisyonun bu görüşünü kabul etmeyerek Arkeoloji Müzesi’nden getirilmek istenilen eserlerin yerinde kalmasını, Ayasofya’nın anıt müze olduğunu ileri sürerek Osmanlı eserlerinin de ilgili müzelerde sergilenmesini, yalnızca şehrin çeşitli yerlerinden getirilen mimarî eserlere yapıyı gölgelemeyecek şekilde avluda yer verilmesini istemiştir. Ayrıca Ayasofya’nın geniş avlusundaki muvakkithane, imaret, sıbyan mektebi ile şadırvanın onarılmasını, Ayasofya’nın içerisinde bulunan Vakıflara ait eserlerin geri verilmesini, yalnızca mihraptaki Budin’den getirilen şamdanlar, mermer küpler gibi müzelik olanların yerinde kalmasını istemiştir. Ayasofya’daki belgeler ile bu konudaki kararname, art niyet güdülmeden iyice okunup anlaşılmalıdır. Bundan böyle Atatürk’ün imzası kuşkulu, Kararname Resmi Gazete’de yayımlanmadı, sayı numaraları birbirini tutmuyor gibi tartışmaların yapılması son derece yersizdir. Kısacası Ayasofya Atatürk’ün isteği, Bakanlar Kurulu’nun kararıyla müzeye dönüştürülmüştür.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-agustos-2020">Derin Tarih Ağustos Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nuri Killigil Neden Şehit Edildi?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/nuri-killigil-neden-sehit-edildi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Armağan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Jun 2020 06:10:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Bakanlar Kurulu]]></category>
		<category><![CDATA[Bakü Fatihi]]></category>
		<category><![CDATA[Enver Paşa]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet İnönü]]></category>
		<category><![CDATA[Nuri Killigil]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6057</guid>

					<description><![CDATA[24 Mart 1949 tarihinde Cumhurbaşkanı İsmet İnönü başkanlığındaki Bakanlar Kurulu Ankara’da alelacele toplanıp İSRAİL DEVLETİNİN ‘DERHAL’ TANINMASINI KARARLAŞTIRIYORDU. Kararda neden ‘derhal’ kelimesinin kullanıldığını bilenler biliyordu elbette. Ya bilmeyenler? Anlatalım… Belgesi Devlet Arşivleri’nde bulunan karar metni aynen şöyleydi: “İsrail devletinin derhal tanınması; Dışişleri Bakanlığının 24/3/1949 tarihli ve 35970/115 sayılı yazısı üzerine, Bakanlar Kurulunun 24/3/1949 tarihli toplantısında kararlaştırılmıştır.” Altında Cumhurbaşkanı İsmet İnönü ve Bakanlar Kurulu üyelerinin imzaları bulunan karar metni ertesi gün gazetelerde de neşredilmiş, böylece Türkiye’nin bir süredir tereddütler yaşadığı İsrail politikası da netleşmiştir. Dışişleri Bakanlığı’nın istek yazısı ile kararın Bakanlar Kurulu’ndan çıkması aynı gün, şimşek hızıyla gerçekleşmişti. Ne kadar gariptir&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>24 Mart 1949 tarihinde Cumhurbaşkanı İsmet İnönü başkanlığındaki Bakanlar Kurulu Ankara’da alelacele toplanıp İSRAİL DEVLETİNİN ‘DERHAL’ TANINMASINI KARARLAŞTIRIYORDU. Kararda neden ‘derhal’ kelimesinin kullanıldığını bilenler biliyordu elbette. Ya bilmeyenler? Anlatalım…</p>
<p>Belgesi Devlet Arşivleri’nde bulunan karar metni aynen şöyleydi: “İsrail devletinin derhal tanınması; Dışişleri Bakanlığının 24/3/1949 tarihli ve 35970/115 sayılı yazısı üzerine, Bakanlar Kurulunun 24/3/1949 tarihli toplantısında kararlaştırılmıştır.” Altında Cumhurbaşkanı İsmet İnönü ve Bakanlar Kurulu üyelerinin imzaları bulunan karar metni ertesi gün gazetelerde de neşredilmiş, böylece Türkiye’nin bir süredir tereddütler yaşadığı İsrail politikası da netleşmiştir. Dışişleri Bakanlığı’nın istek yazısı ile kararın Bakanlar Kurulu’ndan çıkması aynı gün, şimşek hızıyla gerçekleşmişti.</p>
<p>Ne kadar gariptir ki, tam da Bakanlar Kurulu karanının imzalandığı gün İsrail’e karşı mücadele etmekte olan Araplara, bu arada Filistinlilere silah sattığı için Haliç’teki silah ve cephane fabrikasıyla beraber kendisi de havaya uçurulan iş adamı Nuri Killigil’in, nam-ı diğer Kafkasya İslam Ordusu kumandanı, Bakü Fatihi, Enver Paşa’nın kardeşi Nuri Paşa’nın (Azerbaycan’da ‘Nuru Paşa’ dediniz mi akan sular durur, bilesiniz) ve 27 işçisinin parçalanmış ve kömürleşmiş cesetlerinden ibaret nakıs cenazeleri Edirnekapı Şehitliği’nin bir köşesine sessiz sedasız defnedilmekteydi.</p>
<p>Ne var ki Nuri Killigil’in cenaze namazı Diyanet İşleri Başkanlığı’na yukarıdan yapılan siyasî baskılar yüzünden kılınamadı. Başında ünlü alim Ömer Nasuhi Bilmen’in bulunduğu İstanbul Müftülüğü vücudun büyük bir kısmı parçalanmış olduğu için cenaze namazının kılınmasının caiz olmadığına karar vermişti:</p>
<p>“İstanbul Müftülüğü, ceset parçası üzerine cenaze namazı kılınamayacağını bildirdi. Nuri Paşa ailesi, Sütlüce sahilinde bulunan ve Nuri Paşaya ait olduğu iddia edilen ceset parçası için cenaze merasimi yapamayacak” (<em>Yeni Sabah</em>, 23 Mart 1949).</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-haziran-2020">Derin Tarih Haziran Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
