﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Balkanlar &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/etiket/balkanlar/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Fri, 03 Mar 2023 08:38:49 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.5</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>Balkanlar &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Balkanlar’da Osmanlı Formülü: İstimâlet</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/balkanlarda-osmanli-formulu-istimalet/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Samet Tınas]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Mar 2023 13:33:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Balkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Fetih politikası]]></category>
		<category><![CDATA[osmanli]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=9222</guid>

					<description><![CDATA[Osmanlı Balkanlar’daki beş asırlık hâkimiyetini hangi kaidelere ve idarî prensiplere borçluydu? Fetih politikasının dayandığı manevî payanda neydi? Hükümranlık kılıç zoruyla mı tesis edilmişti? İmar ve iskân siyasetinde vakıfların rolü neydi? Hıristiyan köylülerin Haçlılara karşı Osmanlı’nın yanında yer almasının ne tür sebepleri olabilir? İşte Balkanlar’ın fethi, iskânı ve elde tutuluşunun altın değerindeki formülü… &#160; Devamı Derin Tarih Mart Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Osmanlı Balkanlar’daki beş asırlık hâkimiyetini hangi kaidelere ve idarî prensiplere borçluydu? Fetih politikasının dayandığı manevî payanda neydi? Hükümranlık kılıç zoruyla mı tesis edilmişti? İmar ve iskân siyasetinde vakıfların rolü neydi? Hıristiyan köylülerin Haçlılara karşı Osmanlı’nın yanında yer almasının ne tür sebepleri olabilir? İşte Balkanlar’ın fethi, iskânı ve elde tutuluşunun altın değerindeki formülü…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mart-2023">Derin Tarih Mart Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Balkanlar’ı Boydan Boya Saran İlim Yuvaları: Osmanlı Medreseleri</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/balkanlari-boydan-boya-saran-ilim-yuvalari-osmanli-medreseleri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bilgin Ayndın]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Mar 2023 13:16:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[19. yüzyıl]]></category>
		<category><![CDATA[Balkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[İslâm hüviyeti]]></category>
		<category><![CDATA[osmanli]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı hâkimiyeti]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=9213</guid>

					<description><![CDATA[Balkanlar’da 19. yüzyılın sonuna kadar 5 asrı aşkın süre devam eden Osmanlı hâkimiyeti boyunca vakıflar aracılığıyla tesis edilen medreseler, bu coğrafyanın İslâm hüviyeti kazanıp Osmanlı kültürüyle temayüz etmesini sağlayan müesseselerdi. Balkanlar’daki ilk Osmanlı medresesi Yıldırım Bayezid tarafından şehzadeliği zamanında Dimetoka’da inşa ettirilmiş; sayı ve nüfuzları hızla artan bu kurumlar toplumun eğitim, hukuk ve bürokrasi gibi farklı alanlarda yetişmiş iç gücü ihtiyacını karşılamıştır. &#160; Devamı Derin Tarih Mart Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Balkanlar’da 19. yüzyılın sonuna kadar 5 asrı aşkın süre devam eden Osmanlı hâkimiyeti boyunca vakıflar aracılığıyla tesis edilen medreseler, bu coğrafyanın İslâm hüviyeti kazanıp Osmanlı kültürüyle temayüz etmesini sağlayan müesseselerdi. Balkanlar’daki ilk Osmanlı medresesi Yıldırım Bayezid tarafından şehzadeliği zamanında Dimetoka’da inşa ettirilmiş; sayı ve nüfuzları hızla artan bu kurumlar toplumun eğitim, hukuk ve bürokrasi gibi farklı alanlarda yetişmiş iç gücü ihtiyacını karşılamıştır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mart-2023">Derin Tarih Mart Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Osmanlı’dan Yugoslavya’ya Miras Kalan Mevlevîhaneler</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dogudan-batiya/osmanlidan-yugoslavyaya-miras-kalan-mevlevihaneler/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mikail Türker Bal]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 02 Dec 2022 14:47:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Doğu'dan Batı'ya]]></category>
		<category><![CDATA[Balkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[İslâmî sanat]]></category>
		<category><![CDATA[osmanli]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8844</guid>

					<description><![CDATA[Mevlevîhaneler Balkanlar’da sosyo-kültürel yapının ihtiyaçlarına göre farklı vazifeler üstlendiler; kimi zaman bir aş evi, kimi zaman yolcuların barındığı bir zaviye olarak hizmet ettiler. Ayrıca İslâmî sanat ve zanaatların icra edildiği, dolayısıyla yaşatıldığı merkez hüviyetindeydiler. Ne var ki pek azı bugüne ulaşabilmiş durumda. Çünkü Osmanlı’nın ardından bölgede soykırıma uğrayan sadece Müslümanlar değildi. Camiler, mescitler, medreseler ve zaviyeler gibi Mevlevîhaneler de kasıtlı bir şekilde yok edilmişti. &#160; Devamı Derin Tarih Aralık Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Mevlevîhaneler Balkanlar’da sosyo-kültürel yapının ihtiyaçlarına göre farklı vazifeler üstlendiler; kimi zaman bir aş evi, kimi zaman yolcuların barındığı bir zaviye olarak hizmet ettiler. Ayrıca İslâmî sanat ve zanaatların icra edildiği, dolayısıyla yaşatıldığı merkez hüviyetindeydiler. Ne var ki pek azı bugüne ulaşabilmiş durumda. Çünkü Osmanlı’nın ardından bölgede soykırıma uğrayan sadece Müslümanlar değildi. Camiler, mescitler, medreseler ve zaviyeler gibi Mevlevîhaneler de kasıtlı bir şekilde yok edilmişti.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-aralık-2022">Derin Tarih Aralık Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir Gün Ola Açıla Baht-I Siyâhım Der Budin</title>
		<link>https://www.derintarih.com/maziye-bir-nazar/bir-gun-ola-acila-baht-i-siyahim-der-budin/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İsmail Güleç]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 02 Nov 2022 07:34:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Maziye Bir Nazar]]></category>
		<category><![CDATA[1686]]></category>
		<category><![CDATA[Balkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Budin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8699</guid>

					<description><![CDATA[Budin’in 1686’da kaybedilmesi Osmanlı yurdunda büyük bir üzüntüye sebep olur. Memleketin her köşesine yayılan bu kara haberle birlikte bir türkü de kulaktan kulağa yankılanır. Şehrin küffar eline geçmesinin hüznünü Budin’in dilinden anlatan bu türküyü yakan, o günlerin şahidi olan Temeşvarlı Derviş Âşık Gazi Hasan adında bir yiğittir. Balkanlar’ın ahvalini ve Osmanlı’nın yokluğunda çöken yeis bulutlarını mısralarına adeta içiren Gazi Hasan’ın sesine kulak verelim. &#160; Devamı Derin Tarih Kasım Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Budin’in 1686’da kaybedilmesi Osmanlı yurdunda büyük bir üzüntüye sebep olur. Memleketin her köşesine yayılan bu kara haberle birlikte bir türkü de kulaktan kulağa yankılanır. Şehrin küffar eline geçmesinin hüznünü Budin’in dilinden anlatan bu türküyü yakan, o günlerin şahidi olan Temeşvarlı Derviş Âşık Gazi Hasan adında bir yiğittir. Balkanlar’ın ahvalini ve Osmanlı’nın yokluğunda çöken yeis bulutlarını mısralarına adeta içiren Gazi Hasan’ın sesine kulak verelim.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-kasim-2022">Derin Tarih Kasım Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Anadolu’nun Yunanca Bilmeyen Türkofon Ortodoksları</title>
		<link>https://www.derintarih.com/tarihci-gozuyle/anadolunun-yunanca-bilmeyen-turkofon-ortodokslari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sevim Yılmaz Önder]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 04 Jun 2021 07:10:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tarihçi Gözüyle]]></category>
		<category><![CDATA[Balkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Evangelinos Misailidis]]></category>
		<category><![CDATA[Karamanlılar]]></category>
		<category><![CDATA[Kırım]]></category>
		<category><![CDATA[Ortodoks]]></category>
		<category><![CDATA[Urum]]></category>
		<category><![CDATA[Yunan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7122</guid>

					<description><![CDATA[Karamanlılar Yunan harfleriyle Türkçe yazan Ortodoks Hıristiyanlardır. Bir kısmı Kayseri, Nevşehir, Niğde, Konya bölgeleri ile İstanbul’da; bir kısmı Suriye, Balkanlar, Kırım ve Kıbrıs’ta; az bir kısmı ise Makedonya ve Tuna bölgelerinde yaşadılar. Osmanlı arşivlerinde “zımmiyan-ı Karaman” veya “Karamanyan” şeklinde geçen bu Türkofon Ortodokslar eserlerinde kendilerinden “Anadolulu vatandaşlar, Ortodoks vatandaşlar, Anadolu Hıristiyanları” gibi adlarla bahsederler. Karamanlı adı ilk defa 1553-55 yıllarında İstanbul ve Anadolu’da seyahat eden Hans Dernschwam’ın günlüğünde, “ayinlerini Yunanca yapan ama Yunanca bilmeyen Ortodoks halk” için kullanılmıştır. Evliya Çelebi, Alanya’da Yunanca bilmeyen, anadili Türkçe olan bir Rum cemaatinden bahseder: “Dördü Urum keferesi mahallesidir. Amma keferesi asla urumca bilmezler. Bâtıl&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Karamanlılar Yunan harfleriyle Türkçe yazan Ortodoks Hıristiyanlardır. Bir kısmı Kayseri, Nevşehir, Niğde, Konya bölgeleri ile İstanbul’da; bir kısmı Suriye, Balkanlar, Kırım ve Kıbrıs’ta; az bir kısmı ise Makedonya ve Tuna bölgelerinde yaşadılar.</p>
<p>Osmanlı arşivlerinde “zımmiyan-ı Karaman” veya “Karamanyan” şeklinde geçen bu Türkofon Ortodokslar eserlerinde kendilerinden “Anadolulu vatandaşlar, Ortodoks vatandaşlar, Anadolu Hıristiyanları” gibi adlarla bahsederler. Karamanlı adı ilk defa 1553-55 yıllarında İstanbul ve Anadolu’da seyahat eden Hans Dernschwam’ın günlüğünde, “ayinlerini Yunanca yapan ama Yunanca bilmeyen Ortodoks halk” için kullanılmıştır.</p>
<p>Evliya Çelebi, Alanya’da Yunanca bilmeyen, anadili Türkçe olan bir Rum cemaatinden bahseder: “Dördü Urum keferesi mahallesidir. Amma keferesi asla urumca bilmezler. Bâtıl Türk lisanı üzere kelimat iderler.”</p>
<p>Burada “Urum” kelimesi “Ortodoks” anlamında kullanılmış olabileceği gibi, o bölgedeki Karamanlıların kendilerini “Rum” olarak tanımlaması da muhtemeldir.</p>
<p>Semavi Eyice, dilleri gibi bazen adları da Türkçe olan bu Ortodokslara Orta Anadolu’nun Karaman bölgesinde rastlanıldığından dolayı bu adın verildiğini söyler. Karamanlı yayın dünyasının önemli isimlerinden olan Evangelinos Misailidis’e göre, Karamanlı adı Karaman’dan gelenleri ifade etmek için I. Murad zamanından beri yanlış kullanılmıştır:</p>
<p>“Anadolululara Karamanlı ismi ta Sultan Murad Han-ı Gazi hazretlerinin asrından sehven İstanbul’un Karamanından dolayı kalmıştır. Şöyle ki: Anadolu’dan İstanbul’a gelen taşçı, duvarcı, sıvacı ustalarının ve amelenin cümlesi büyük Karaman ile Küçük Karaman’da otururlar idi. Ve devlet ebniyesine veyahut onun bunun binasına ustalar iktiza ettiğinde, ‘gidin birkaç nefer Karamanlı usta getirin’ derlerdi, yani Karaman’da oturan ustalardan demek idi. Ve ustaların kâffesi Anadolulu olduklarından vakit geçerek, İstanbullular kâffeyi Anadoluluları Karamanlı zanneylediler. Ve böylelikle bu isim kalmış ise de yanlıştır, asıl Karaman İstanbul’dadır.”</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-haziran-2021">Derin Tarih Haziran Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Milliyetçiler Nasıl Atatürkçü Oldu?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/milliyetciler-nasil-ataturkcu-oldu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Olcay Can Kaplan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Oct 2019 08:25:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Afrika]]></category>
		<category><![CDATA[Balkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[I. Dünya Savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[ortadogu]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı Devleti]]></category>
		<category><![CDATA[Yusuf Akçura]]></category>
		<category><![CDATA[Ziya Gökalp]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=5081</guid>

					<description><![CDATA[Osmanlı Devleti’ni içine düştüğü buhrandan kurtarmak için birçok fikir gündeme gelmişti. Kimileri Batı’ya kalben ve bedenen benzemedikçe kurtuluşa eremeyeceğimizi iddia ediyor, kimileri çareyi İslam birliğinde arıyordu. Bunların içinde öyle bir grup vardı ki modern Türkiye Cumhuriyeti’ni vücuda getirecekti. Zayıflayan Osmanlı Balkanlar, Afrika ve Ortadoğu’daki topraklarını kaybediyordu. Dünyadaki fikir hareketlerinden güç alan entelektüeller kurtuluş reçetesinin adını “milliyetçilik” olarak ilan ettiler. Ziya Gökalp ve Yusuf Akçura gibi isimlerin tarih sahnesine armağan ettiği “Türk milletçiliği”, imparatorluk menşeli bir toplum için hazmedilmesi pek de kolay olmayan bir düşünce yapısıydı. Üç kıtaya hükmeden ve onlarca farklı millete liderlik eden imparatorluk güçten düşmesine rağmen hâlâ Müslümanların&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Osmanlı Devleti’ni içine düştüğü buhrandan kurtarmak için birçok fikir gündeme gelmişti. Kimileri Batı’ya kalben ve bedenen benzemedikçe kurtuluşa eremeyeceğimizi iddia ediyor, kimileri çareyi İslam birliğinde arıyordu. Bunların içinde öyle bir grup vardı ki modern Türkiye Cumhuriyeti’ni vücuda getirecekti.</p>
<p>Zayıflayan Osmanlı Balkanlar, Afrika ve Ortadoğu’daki topraklarını kaybediyordu. Dünyadaki fikir hareketlerinden güç alan entelektüeller kurtuluş reçetesinin adını “milliyetçilik” olarak ilan ettiler. Ziya Gökalp ve Yusuf Akçura gibi isimlerin tarih sahnesine armağan ettiği “Türk milletçiliği”, imparatorluk menşeli bir toplum için hazmedilmesi pek de kolay olmayan bir düşünce yapısıydı. Üç kıtaya hükmeden ve onlarca farklı millete liderlik eden imparatorluk güçten düşmesine rağmen hâlâ Müslümanların hilafet merkeziydi ve Türklüğü ön plana çıkaracak bir fikir onları rencide edebilir, devlete küstürebilirdi. Ama ne zaman ki I. Dünya Savaşı’nın ve emperyalizmin etkisiyle kimi Arap aşiretleri de Osmanlı Devleti’ne bayrak açtılar, o zaman Türkçülüğün yayılma alanı ve destekçi sayısı arttı. Artık Osmanlı münevverlerinin bir kısmı da Batılı uluslardakiler gibi milliyete dayalı bir ayrıma gitmek istiyorlardı. Türkiye Cumhuriyeti’ne giden süreçte bu fikir akımı etkilerini her alanda gösterecekti.</p>
<p><strong>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ekim-2019">Derin Tarih Ekim Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>AYKUT KAZANCIGİL: SULTAN II. ABDÜLHAMİD DEVRİNDE BİLİM PATLAMASI YAŞANMIŞTIR.</title>
		<link>https://www.derintarih.com/soylesi/sultan-ii-abdulhamid-devrinde-bilim-patlamasi-yasanmistir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Havva Akdağ]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 04 Sep 2019 09:12:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Balkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Osman Gazi]]></category>
		<category><![CDATA[osmanli]]></category>
		<category><![CDATA[Selçuklular]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Cumhuriyeti]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=4971</guid>

					<description><![CDATA[Konuşan: Havva AKDAĞ   Bilim tarihçisisiniz ama esasen doktorsunuz. Bu iki hususiyetinizi göz özünde bulundurarak “Osmanlı’da bilim yoktu!” klişesine neşter vurarak başlamaya ne dersiniz?   Bir devlet 600 sene yaşmış, dünya devleti haline gelmiş, mirası da Türkiye Cumhuriyeti olmuşsa, bu devlette bilim yapılmadı demek mümkün değil! İnsan nasıl aç karnına çalışamazsa, bilimsiz bir devlet de olmazdı. Osmanlı’da bilim vardır; kurulduğu andan itibaren vardır. Devlet kurucusu olarak Osman Gazi çalışmış. Ondan sonra gelen Orhan Gazi aldığı her yerde medrese açmış. Mesela İznik’i almış, medrese açmışlar; Bursa’ya gelmiş, medrese yapmışlar; Edirne’ye geçmiş, medrese açmışlar, camiler yapmışlar… Anadolu’da da bu faaliyete devam etmişler.&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Konuşan: Havva AKDAĞ</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Bilim tarihçisisiniz ama esasen doktorsunuz. Bu iki hususiyetinizi göz özünde bulundurarak “Osmanlı’da bilim yoktu!” klişesine neşter vurarak başlamaya ne dersiniz?</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Bir devlet 600 sene yaşmış, dünya devleti haline gelmiş, mirası da Türkiye Cumhuriyeti olmuşsa, bu devlette bilim yapılmadı demek mümkün değil! İnsan nasıl aç karnına çalışamazsa, bilimsiz bir devlet de olmazdı. Osmanlı’da bilim vardır; kurulduğu andan itibaren vardır. Devlet kurucusu olarak Osman Gazi çalışmış. Ondan sonra gelen Orhan Gazi aldığı her yerde medrese açmış. Mesela İznik’i almış, medrese açmışlar; Bursa’ya gelmiş, medrese yapmışlar; Edirne’ye geçmiş, medrese açmışlar, camiler yapmışlar… Anadolu’da da bu faaliyete devam etmişler.</p>
<p>Osmanlı teknik, bilim ve kültürü Selçuklulardan miras almıştır. Selçuklular da İslamî kültürün devamıdır. Bir İslamî kültür vardır ve kitlesel büyük bir kültür olarak Cumhuriyet dönemine kadar gelmiştir. Osmanlı bilimi kendi kendine, yavaş yavaş gelişmeye başlamış; Edirne’den Balkanlar’a, ondan sonra Anadolu’ya yayılmış ve her yerde standart değerler elde etmiştir. Bu kültürün üst seviyesini veren, medreselerdir. Seneler sonra ünlü Fransız eğitim bakanı Duruy, “Fransa’nın her yerinde bu sabah aynı saatte sınıflar açılacak ve aynı kitaplar okunacak” diyor. Medrese bunu çok sene evvel yapmış. Medreselere bakıyorsunuz; İstanbul’da, Belgrad’da, Tunus’ta ve Bağdat’ta okunan kitaplar aynı. Yani Osmanlı eğitime standart getiriyor. İşte bu standart, bütün İslamî kültürün standartlaşmasının temelinde yatıyor. Hangi medreseden mezun olursa olsun, aynı liyakatte öğrenciler yetişiyor. Osmanlı eğitim sisteminin anlaşılmamış ilginç taraflarından biri de cerre çıkmaktır. Kitleye kültürü yaymaya çalışan “cer” sistemi vardı. Genelde alay edilen bir sistemdir, fakat bu tutum yanlıştır. Cerre çıkma üç aylarda olurdu. Medrese talebeleri İstanbul’dan çıkarlardı. İstanbul gibi büyük şehirlere gidilmesi yasak olduğu için köy ve kasaba gibi ufak yerlere giderlerdi. Cerre çıkan hoca, İstanbul’daki kültürü köy ve kasabadaki din adamlarıyla karşı karşıya getirirdi. Kültürün yayılımı bakımından mükemmel bir sistem! Bu sistem aşağı yukarı 1850’lere kadar yürümüş, ondan sonra zayıflamıştır. Çünkü yeni bilgiler, yeni teknikler, yeni görüşler gelmiş. Bu hareketlerle medrese çok aktif bir yer oluyordu.</p>
<p><strong>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-eylul-2019">Derin Tarih Eylül Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
