﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Barış Manço &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/etiket/baris-manco/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Mon, 06 Jun 2022 06:50:52 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.5</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>Barış Manço &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Bir Tatlı Huzur Almaya Geldik Bu Sergiden</title>
		<link>https://www.derintarih.com/ajanda/bir-tatli-huzur-almaya-geldik-bu-sergiden/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Canan Aytaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Jun 2022 06:50:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ajanda]]></category>
		<category><![CDATA[Alaaddin Yavaşça]]></category>
		<category><![CDATA[Barış Manço]]></category>
		<category><![CDATA[efkâr]]></category>
		<category><![CDATA[hasret]]></category>
		<category><![CDATA[Neşet Ertaş]]></category>
		<category><![CDATA[osmanli]]></category>
		<category><![CDATA[Selçuklu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8118</guid>

					<description><![CDATA[“Uzun ince bir yoldayım”, “Deniz üstü köpürür”, “İşte gidiyorum çeşmi siyahım”, “Çarşambayı sel aldı”, “Gönül ferman dinlemiyor” ve daha nicesi&#8230; Efkârlı gönüllerden süzülüp billur dillere emanet edilen nice hikâye demlenir bu dizelerde. Kiminde dinmek bilmeyen evlat ateşinin közleri yeniden alevlenirken; kiminde ana-baba hasreti, vuslat günü yahut aşkın tarifsiz ıstırabı dile gelir. Kendini arayanın da, bulduğunu zannedenin de çaldığı kapıdır saz ve söz… Türk müziği Orta Asya’dan bu yana gelişip olgunlaşmış, Selçuklu ve Osmanlı döneminde karakteristik bir hüviyete kavuşmuştur. Türkler yaşadıkları çevre ve kültürün etkisiyle müzik altyapılarını tesis etmişler; şehir ve saray çevresinde “beste, semai, şarkı”; köylerde “türkü, bozlak, uzun hava,&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Uzun ince bir yoldayım”, “Deniz üstü köpürür”, “İşte gidiyorum çeşmi siyahım”, “Çarşambayı sel aldı”, “Gönül ferman dinlemiyor” ve daha nicesi&#8230; Efkârlı gönüllerden süzülüp billur dillere emanet edilen nice hikâye demlenir bu dizelerde. Kiminde dinmek bilmeyen evlat ateşinin közleri yeniden alevlenirken; kiminde ana-baba hasreti, vuslat günü yahut aşkın tarifsiz ıstırabı dile gelir. Kendini arayanın da, bulduğunu zannedenin de çaldığı kapıdır saz ve söz…</p>
<p>Türk müziği Orta Asya’dan bu yana gelişip olgunlaşmış, Selçuklu ve Osmanlı döneminde karakteristik bir hüviyete kavuşmuştur. Türkler yaşadıkları çevre ve kültürün etkisiyle müzik altyapılarını tesis etmişler; şehir ve saray çevresinde “beste, semai, şarkı”; köylerde “türkü, bozlak, uzun hava, zeybek, oyun havası”; sınır boylarında “serhat türküsü”; kışlalarda ise “mehter müziği” gelişip yaygınlaşmıştır.</p>
<p>Nesilden nesile aktarılan, eskimeyen, yeni ile değiştirilemeyen ve her daim yerini muhafaza eden müzik eserleri, bu eserleri üreten sanatçılarımıza ait şahsi eşya ve müzik aletleri, bu ay Cumhurbaşkanlığı Millet Kütüphanesi’nde açılan Saz ve Söz Türk Müziği Tarihi sergisi ile Türk halkının huzuruna çıktı. Aralanan bu kapıdan yayılan manevi huzme gönül tellerimizi titretiyor, müziğin evrensel dili ile hafızamızın kilitlerini açıyor.</p>
<p>Türkiye’de bir ilk olma özelliği taşıyan ve ebediyete intikal etmiş olan müzisyenlerle sınırlı tutulan sergide birçok elyazması musiki kitabı, yüzyıllar öncesinden kalan çalgılar, eski ve orijinal notalar, ünlü bestecilerin enstrümanları ve üstatlara ait şahsi eşyalara yer verilmiş.</p>
<p>Âşık Veysel’den Âşık Mahzuni Şerif’e, Neşet Ertaş’tan Alaaddin Yavaşça’ya, Kani Karaca’dan Bekir Sıdkı Sezgin ve daha pek çok değerli sanatkâr adına hazırlanmış alanlarda seyir zevkine ulaşırken kulaklarımızın pasını silen eserler bir bir hatırımızdan geçiyor. Her birimizin kalbine, zihnine kazınmış eserleriyle Cem Karaca, Zeki Müren, Kayahan, Melih Kibar gibi değerli isimlere ait eşyalar, Müslüm Gürses’in meşhur beyaz takım elbisesi, Barış Manço’nun sihirli parmaklarında can bulan piyanosu da ziyaretçileri bekleyen sürprizler arasında.</p>
<p>Türk Tasavvuf Müziği, Türk Çok Sesli Klasik Müzik, Türk Askeri Müziği, Türk Halk Müziği, Türk Klasik Müziği, Türk Popüler Müziği kategorilerinden oluşan sergiyi Ankara Cumhurbaşkanlığı Millet Kütüphanesi’nde 16 Ağustos’a kadar ziyaret edebilirsiniz.</p>
<p>Ne diyordu Âşık Veysel, “Ben giderim adım kalır, dostlar beni hatırlasın”. Dost bildiklerimizi her dem hatırlamak, adlarını bir hoş sedâ ile yâd etmek dileğiyle…</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-haziran-2022">Derin Tarih Haziran Sayısında…</a></strong></p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sarı Çizmeli Mehmet Ağa Gerçekte Kimdi?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/desifre/sari-cizmeli-mehmet-aga-gercekte-kimdi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Havva Akdağ]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 01 Feb 2020 02:40:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Deşifre]]></category>
		<category><![CDATA[Barış Manço]]></category>
		<category><![CDATA[Cevdet Paşa]]></category>
		<category><![CDATA[Sarı Çizmeli Mehmet Ağa]]></category>
		<category><![CDATA[Türkmenler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=5519</guid>

					<description><![CDATA[“Boz şayaktan poturun dağlarda ne güzeldi Şehre varınca artık meşinler giymelisin Daha esmer, daha kankusturucu Sen o baygın sevgilerin adamı değilsin Sana yaşamak düşer çarkların gövdesinde.”   İsmet Özel &#160; Barış Manço’nun “Sarı Çizmeli Mehmet Ağa” şarkısını bilmeyenimiz yoktur. Peki bu Mehmet Ağa neden sarı çizmeleriyle öne çıkmıştır? Problemin çözümü 1826 sonrasındaki trajik değişim ve dönüşümde yatar. Türkler tarihleri boyunca kültürlerinde, günlük hayatlarında ve devlet törenlerinde belli renklerle bezenmiş, o renklerle anılmışlardır. Bu renklerin başında da sarı, kırmızı ve yeşil gelir. Türkmenler yıllarca sarı çizme ve kırmızı keçeden külah giymişlerdi. Türk mitolojisinde sarı renk; altını, zenginliği, aileyi, ataları ve hükümdarlığı&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>“Boz şayaktan poturun dağlarda ne güzeldi</em></p>
<p><em>Şehre varınca artık meşinler giymelisin</em></p>
<p><em>Daha esmer, daha kankusturucu</em></p>
<p><em>Sen o baygın sevgilerin adamı değilsin</em></p>
<p><em>Sana yaşamak düşer çarkların gövdesinde.”</em></p>
<p><em> </em></p>
<p>İsmet Özel</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Barış Manço’nun “Sarı Çizmeli Mehmet Ağa” şarkısını bilmeyenimiz yoktur. Peki bu Mehmet Ağa neden sarı çizmeleriyle öne çıkmıştır? Problemin çözümü 1826 sonrasındaki trajik değişim ve dönüşümde yatar. Türkler tarihleri boyunca kültürlerinde, günlük hayatlarında ve devlet törenlerinde belli renklerle bezenmiş, o renklerle anılmışlardır. Bu renklerin başında da sarı, kırmızı ve yeşil gelir. Türkmenler yıllarca sarı çizme ve kırmızı keçeden külah giymişlerdi. Türk mitolojisinde sarı renk; altını, zenginliği, aileyi, ataları ve hükümdarlığı temsil ediyordu. Sarı çizme giymek Osmanlı’dan kalma bir gelenekti. Hatta kırmızı kaftan ve sarı çizme kombini, hükümranlık alâmeti olarak kabul görmüştü. 1826’da Yeniçeri Ocağı’nın tasfiye edilişi ile birlikte yeni bir dönem başladı. Akla gelebilecek her şeyde değişmek… Bu değişimde en kuvvetli payı giyim-kuşam aldı. Cevdet Paşa şöyle diyor: “Eski merkûbların (ayakkabı) i’mâlini ıslâh yolunda işe başlamış olsaydık az vakit zarfında ayakkabı dikicilerimiz âlâ kundura dikmeği ve kırmızı meşin yapan debbağlarımız âlâ kundura kerestesi yapmağı öğrenirlerdi. Acele kundura giğmeğe heves ettik. Kerestesiyle berâber dikicileri hariçten gelerek burada kazandıklarını çıkın çıkın altın edip memleketlerine gönderdiler. Bizim esnâfımız ise mahvolup bitti.” Tanzimat sonrasında yenileşme bahâsına eski ve eskiye dair ne varsa bıraktık. Yemeni, potur, çakşır, pabuç; bunlar artık rağbet görmüyordu. Çünkü ilerlemek, modernleşmek, Avrupalılaşmak için Cevdet Paşa’nın da dediği gibi acele kundura giymemiz lazımdı. Böylece eski sarı renkli çizmeler unutulup yerini siyah renkli kunduralar aldı. Siyah renkli kunduraya karşı durmak, medeniyete düşman olmaktı bir nev’î. Sarı çizme giyenler hakir görüldü, garipsendi, alaya alındı. Devir artık siyah kunduralı şehirli efendilerin devriydi. Sarı renk çizme giyenler “Sarı Çizmeli Mehmet Ağa”ydılar. Kim olduğu, nerede oturduğu belli olmayan, tanınmamış, sıradan insanlardı onlar. Böylece Türkler sarı çizme nezdinde kendisinden, geçmişinden ve atalarının medeniyetinden koptular.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-subat-2020">Derin Tarih Şubat Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
