﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Bonapart &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/etiket/bonapart/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Tue, 02 Aug 2022 07:57:31 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.8</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>Bonapart &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>MUHARREM VAROL: “AYANLAR OSMANLI İMPARATORLUĞU’NUN SAVAŞ MÜTEAHHİDİYDİ”</title>
		<link>https://www.derintarih.com/1-kitap-1-yazar/muharrem-varol-ayanlar-osmanli-imparatorlugunun-savas-muteahhidiydi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Munise Şimşek]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Aug 2022 07:57:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[1 Kitap 1 Yazar]]></category>
		<category><![CDATA[Alexandre Dumas]]></category>
		<category><![CDATA[Bonapart]]></category>
		<category><![CDATA[osmanli]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Tunç Tiryaki]]></category>
		<category><![CDATA[Siroziler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8373</guid>

					<description><![CDATA[KONUŞAN: MUNİSE ŞİMŞEK Sirozîler: Âyânlıktan İlmiyeye Bir Hanedanlığın Öyküsü kitabınız geçtiğimiz yıl Timaş Akademi etiketiyle yayımlandı. Kitabın hikâyesiyle başlayalım isterseniz. Daha önce herhangi bir çalışmaya konu olmayan Sirozîleri inceleyen bu kitap nasıl ortaya çıktı? 2020 Kasım’ında Kovid 19’dan kaybettiğimiz çok kıymetli bir koleksiyoner ve sahaf müdavimi Yusuf Çağlar’ın teşvikiyle yazıldı bu kitap. Zaten bu çalışmayı merhuma ithaf ederek bir nebze de olsa ruhunu şâd etmeye çalıştık. Sirozîler Osmanlı Rumeli’sinde dal budak salmış çok büyük bir aile; biz Müftüzade kolundan gelen hayırhah bir torunun, dedelerinin tarihini öğrenmek isteyen Prof. Dr. Tunç Tiryaki’nin girişimiyle bu projeye giriştik ve sonunda iki kapak arasında&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>KONUŞAN: MUNİSE ŞİMŞEK</strong></p>
<p><em>Sirozîler: Âyânlıktan İlmiyeye Bir Hanedanlığın Öyküsü</em> kitabınız geçtiğimiz yıl Timaş Akademi etiketiyle yayımlandı. Kitabın hikâyesiyle başlayalım isterseniz. Daha önce herhangi bir çalışmaya konu olmayan Sirozîleri inceleyen bu kitap nasıl ortaya çıktı?</p>
<p>2020 Kasım’ında Kovid 19’dan kaybettiğimiz çok kıymetli bir koleksiyoner ve sahaf müdavimi Yusuf Çağlar’ın teşvikiyle yazıldı bu kitap. Zaten bu çalışmayı merhuma ithaf ederek bir nebze de olsa ruhunu şâd etmeye çalıştık. Sirozîler Osmanlı Rumeli’sinde dal budak salmış çok büyük bir aile; biz Müftüzade kolundan gelen hayırhah bir torunun, dedelerinin tarihini öğrenmek isteyen Prof. Dr. Tunç Tiryaki’nin girişimiyle bu projeye giriştik ve sonunda iki kapak arasında böyle bir monografi haline geldi. Tabii, projenin bidayetinde pandemi yeni başlamıştı, zor şartlarda çalışmanın hem avantajını hem de dezavantajını yaşadık. Bilhassa şehir dışındaki bazı birincil kaynaklara erişim zor olsa da Cumhurbaşkanlığı Osmanlı Arşivi’nin online hizmete açılması o avantajlardan biriydi.</p>
<p>Kitabı okurken bir ailenin hikâyesi yanında, ayanlar ve ilmiye gibi Osmanlı tarihi için önemli bürokratik veya idarî sınıflar hakkında bilgi ediniyoruz. Konuya bu noktadan girelim istiyorum. Ayanlar nasıl ortaya çıktı?</p>
<p>Ayanların ortaya çıkması çok uzun bir vetirenin sonucu. Tarihte ve bilhassa sosyal bilimlerde doğa bilimleri gibi net formüller yok; o yüzden şu sebeple, şu yüzden bunlar oldu tarzında bir yaklaşım doğru değil. Ama tasvir, tasnif ve tarif için nitel değerlendirilmeler de bir zorunluluk! Kısaca şöyle tanımlanabilir; merkezî otoritenin gücünü yitirdiği dönemlerde, uygulanan iktisadî, askerî ve siyasî politikalar sonucunda taşrada ortaya çıkan yerel güç merkezlerine bu ismi veriyoruz. Merkezle girdikleri kompleks ilişki ağı kendi bölgelerinde kurdukları patronaj sistemiyle yakından alakalı. Bilhassa merkeze giden ekonomik artının yönetimine ilişkin iltizam ve malikâne sistemleri gibi 17. yüzyıl sonunda değişime gidilen birtakım makroekonomik politikaların da ayanlığın gelişiminde etkisi var. Para sirkülasyonu, savaşacak asker ihtiyacı, ordu lojistiği, payitahtın gıda ve iaşesi hep bu denklemin çoklu değişkenlerinden. Aslında, ayanları en güzel tarif eden tanımlamaya göre onlar bir çeşit savaş müteahhididir. Yani Osmanlı ordusuna dahil olan yardımcı güçler arasında ayanların topladığı asker önemli bir yekûn ve rükün tutar. Bilhassa Rumeli’de 18. yüzyılda mütemadiyen cereyan eden Rusya ve Avusturya savaşları bu zinde güçleri taşrada daha da palazlandıran bir etken. II. Mahmud’un büyük merkeziyetçi siyasetinden önce geldikleri şahika ve nihai nokta ayanların adeta küçük birer padişah olarak arz-ı endam ettiğidir. Bu bağlamda Alexandre Dumas’ın hakkında roman yazdığı “Müslüman Bonapart”ı Tepedelenli Ali Paşa örneğini hatırlamak kâfi.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ağustos-2022">Derin Tarih Ağustos Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cezzâr Ahmed Paşa Napolyon’un Hayallerini de Yenmişti</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/cezzar-ahmed-pasa-napolyonun-hayallerini-de-yenmisti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Samet Tınas]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 09 Mar 2022 08:03:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Bonapart]]></category>
		<category><![CDATA[Cezzâr Ahmed Paşa]]></category>
		<category><![CDATA[Edward Said]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır]]></category>
		<category><![CDATA[Rosetta Taşı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7974</guid>

					<description><![CDATA[Batı’nın üstünlüğü ele geçirmeye başlamasıyla kendisini tarihin öznesi haline getirmesi paralel bir zaman dilimine tesadüf etmektedir. Bunu çok iyi görenlerden biri olan Edward Said, meşhur Oryantalizm kitabına Napolyon’un Mısır’ı işgali ile başlamıştı. Zira ilk defa Bonapart, salt bir askerî orduyla değil bir ekiple Mısır’a çıkmıştı. Fransa’nın Mısır’ı işgali âdeta ülkenin yeniden keşfi gibi anlatılmış; ordudaki botanikçi, zoolog ve ressamlar Mısır’ı karış karış gezip resmetmişlerdi. İşgal ile birlikte Rosetta Taşı bulunmuş, bu metin sayesinde Mısır hiyeroglifi çözülmüştü. Fransız İhtilali’nin Konsül döneminde iktidarını sağlamlaştıran Napolyon’un gayesi, İstanbul merkezli Doğu ve Batı’yı birleştirmekti. Zaten bu sebeple Mısır ve Suriye havalisine yönelmişti. Ancak Napolyon’un,&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Batı’nın üstünlüğü ele geçirmeye başlamasıyla kendisini tarihin öznesi haline getirmesi paralel bir zaman dilimine tesadüf etmektedir. Bunu çok iyi görenlerden biri olan Edward Said, meşhur <em>Oryantalizm</em> kitabına Napolyon’un Mısır’ı işgali ile başlamıştı. Zira ilk defa Bonapart, salt bir askerî orduyla değil bir ekiple Mısır’a çıkmıştı. Fransa’nın Mısır’ı işgali âdeta ülkenin yeniden keşfi gibi anlatılmış; ordudaki botanikçi, zoolog ve ressamlar Mısır’ı karış karış gezip resmetmişlerdi. İşgal ile birlikte Rosetta Taşı bulunmuş, bu metin sayesinde Mısır hiyeroglifi çözülmüştü.</p>
<p>Fransız İhtilali’nin Konsül döneminde iktidarını sağlamlaştıran Napolyon’un gayesi, İstanbul merkezli Doğu ve Batı’yı birleştirmekti. Zaten bu sebeple Mısır ve Suriye havalisine yönelmişti. Ancak Napolyon’un, İskender’in Helenistik bir dünya kurma modelinden ilham alan bu hayali bir Osmanlı valisinin varlığıyla engellenmişti: Cezzâr Ahmed Paşa.</p>
<p>O zaman Cezzâr Ahmed Paşa kimdir, bir bakalım…</p>
<p>Aslen Bosnalı olup doğum tarihi farklı kaynaklarda 1720, 1722 veya 1735 olarak gösterilmektedir. Efsanelerle dolu olan gençlik yılları hakkındaki kesin bilgi, İstanbul’a gelerek berberlik yaptığı ve bir vesileyle Bosna valisi Hekimoğlu Ali Paşa’nın hizmet ve himayesine girdiğidir. Hayatının dönüm noktası olan bu hadise sonrasında, 1756 yılında Ali Paşa’nın Mısır’a vali tayin edilmesiyle birlikte onunla birlikte Mısır’a gelir.</p>
<p>Hekimoğlu Ali Paşa’nın yanında iken 1758’de, Emirü’l-hac Salih el-Kâsımî’ye kapılanıp hacca gitti. Ardından Hekimoğlu’nun görevinden ayrıldığını görerek, Mısır’da büyük bir nüfuza sahip olmaya başlayan Bulutkapan Ali Bey’in memlüklerinden Buhayre sancakbeyi (kâşifi) Abdullah Bey’in hizmetine girdi. Abdullah Bey’in Hunadi urbânına (bedevî, çöl Arabı) karşı yaptığı seferde öldürülmesi üzerine Mısır’da müstakil bir idare kurmaya çalışan Ali Bey tarafından Buhayre sancakbeyliğine getirildi. Bazı kaynaklara göre Hunadi urbânı ile yaptığı savaşlarda birçok kişiyi develeriyle birlikte öldürdüğü için kendisine “deve kasabı” anlamına gelen “Cezzâr” lakabı verildi. Ayrıca bu lakabın, korku ile karışık takdir hislerini belirtmek için kendisine halk tarafından verildiği, çok önceden beri bu şekilde anıldığı, hatta düşmanlarını sindirmek, askerî meziyetlerini ifade etmek ve kendi adamları üzerindeki otoritesini yerleştirmek için özellikle bu lakabı kullandığı da ileri sürülmektedir. Anlaşıldığı üzere Paşa sert tabiatlıydı ancak Şark insanı böyle kudretli ve âdil idarecileri sevdiği için bir problem yaşanmıyordu.</p>
<p>Kısa zamanda şöhret bulan Cezzâr, Bulutkapan Ali Bey’in 18 has memlükü arasına girdi. Ali Bey, Cezzâr Ahmed Paşa’nın hizmet ve çalışmalarından memnun kaldığından kendisine imaret tevcih ederek sancakbeyi yapmış ve ona “Ahmed Bey el-Cezzâr” demeğe başlamıştı. Ancak bu durum çok uzun sürmedi. Zira Mısır’da bir devlet kurmak için fırsat kollayan Ali Bey, hedefini tesis gayesiyle bazı teşebbüslere girişti. Kendisini memlük beylerinin entrikaları arasında bulan Cezzâr, Kahire’de barınamayacağını anlayıp İstanbul’a kaçtı.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mart-2022">Derin Tarih Mart Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Rus Çarını Tahtından İndiren Doğu Akdeniz Rekabeti</title>
		<link>https://www.derintarih.com/rota/rus-carini-tahtindan-indiren-dogu-akdeniz-rekabeti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cafer Talha Şeker]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Jan 2020 07:15:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Rota]]></category>
		<category><![CDATA[Bonapart]]></category>
		<category><![CDATA[Fransa]]></category>
		<category><![CDATA[Habsburglar]]></category>
		<category><![CDATA[Napolyon]]></category>
		<category><![CDATA[Paris]]></category>
		<category><![CDATA[Saray]]></category>
		<category><![CDATA[Venedik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=5423</guid>

					<description><![CDATA[Fransa, İspanyol tehdidine karşı 1526’da adeta Osmanlı himayesine girdi. Paris’teki monarşinin rakibi Habsburglar, Hıristiyan Fransa’nın “din düşmanı Türkler” ile diğer Hıristiyan devletlere karşı ittifak yapmasını çok aşağılık buluyorlardı. Hatta Fransa sahilindeki Toulon şehrinin sekiz ay Türk kolonisi olarak Osmanlı donanmasına üs olması ve şehirde beş vakit ezan okunup darü’l-İslam toprağı muamelesi görmesi Fransa’da da tepki görmüştü. Fakat 18. yüzyılda Osmanlı eski gücünü sürdüremediği gibi Fransa’nın hızla yükselmesi iki ülke arasındaki eski münasebetleri değiştirmeye başladı. 1700’de İstanbul’daki Fransız elçisi Saray’daki merasimde kılıcını çıkarmayı reddettiği gibi yüzyılın sonuna doğru Fransız orduları Doğu Akdeniz’de Osmanlı’ya silah doğrultacaklardı. Fransa’nın Mısır ve Suriye’yi işgal ederek&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Fransa, İspanyol tehdidine karşı 1526’da adeta Osmanlı himayesine girdi. Paris’teki monarşinin rakibi Habsburglar, Hıristiyan Fransa’nın “din düşmanı Türkler” ile diğer Hıristiyan devletlere karşı ittifak yapmasını çok aşağılık buluyorlardı. Hatta Fransa sahilindeki Toulon şehrinin sekiz ay Türk kolonisi olarak Osmanlı donanmasına üs olması ve şehirde beş vakit ezan okunup darü’l-İslam toprağı muamelesi görmesi Fransa’da da tepki görmüştü. Fakat 18. yüzyılda Osmanlı eski gücünü sürdüremediği gibi Fransa’nın hızla yükselmesi iki ülke arasındaki eski münasebetleri değiştirmeye başladı. 1700’de İstanbul’daki Fransız elçisi Saray’daki merasimde kılıcını çıkarmayı reddettiği gibi yüzyılın sonuna doğru Fransız orduları Doğu Akdeniz’de Osmanlı’ya silah doğrultacaklardı. Fransa’nın Mısır ve Suriye’yi işgal ederek İngiltere’nin önüne geçme politikası Osmanlı’yı sarsmaktan başka, Rusya’da darbe yaşanmasına bile yol açacaktı.</p>
<p>18. yüzyılın son çeyreğinde Avrupa’daki ittifakların değişikliği, Fransa’nın yükselişi ve Akdeniz-Hint Okyanusu hattında yaşanan gelişmeler dünya siyasetinde yeni bir dönemin doğuşunu hazırlıyordu. Genç Fransız Kumandan Napolyon Bonapart, 1797’de İtalya’da yürütülen operasyonları idare ediyordu. Bonapart’ın başarıları, Fransa ile Avusturya arasında Venedik Cumhuriyeti’ni tarihe gömüp İtalya’yı paylaşan Campo Formio Antlaşması’nın imzalanmasını sağladı.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-aralik-4079">Derin Tarih Ocak Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
