﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Cağaloğlu &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/etiket/cagaloglu/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Tue, 08 Mar 2022 14:22:56 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1.3</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>Cağaloğlu &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>“Türkçe İbadet” Politikalari Kültürsüzleştirmenin Etkili Bir Vasitasi mi?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/defter/turkce-ibadet-politikalari-kultursuzlestirmenin-etkili-bir-vasitasi-mi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İsmail Kara]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Feb 2022 05:32:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Defter]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Cağaloğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Harp Akademisi]]></category>
		<category><![CDATA[hizmet]]></category>
		<category><![CDATA[literati]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7876</guid>

					<description><![CDATA[13 Aralık 1997 Bugün Cağaloğlu’nda, tanıdık bir gazeteci üzerinden fotokopisini edindiğim broşür metnini akşam eve dönünce okudum, sonra da siyaseti ve psikolojisi üzerine düşündüm. Harp Akademileri Komutanlığı tarafından, kapak dahil her sayfasının altına ve üstüne büyük harflerle “Hizmete Özel” kaydı ısrarla düşülerek basılmış olmasına rağmen belli ki “hizmet”i genişletmek maksadıyla yahut bazı gazeteciler sivil paşalık kadrosundan “hizmet”e zaten âmade ve dahil oldukları için onlara da dağıtılmış. Künyesi şöyle broşürün: 10 Kasım 1997 Atatürk’ü Anma Toplantısı, İstanbul, Harp Akademileri Basımevi, Kasım 1997. Kapakta kutu içinde bir künye ilâvesi daha var: Atatürk ve Din-Birinci Kitaba Ek. Kapak sayfalarını çeviriyoruz ve 9 sayfalık&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>13 Aral</em><em>ık 1997</em></p>
<p>Bugün Cağaloğlu’nda, tanıdık bir gazeteci üzerinden fotokopisini edindiğim broşür metnini akşam eve dönünce okudum, sonra da siyaseti ve psikolojisi üzerine düşündüm. Harp Akademileri Komutanlığı tarafından, kapak dahil her sayfasının altına ve üstüne büyük harflerle “Hizmete Özel” kaydı ısrarla düşülerek basılmış olmasına rağmen belli ki “hizmet”i genişletmek maksadıyla yahut bazı gazeteciler sivil paşalık kadrosundan “hizmet”e zaten âmade ve dahil oldukları için onlara da dağıtılmış.</p>
<p>Künyesi şöyle broşürün: <em>10 Kasım 1997 Atatürk’ü Anma Toplantısı</em>, İstanbul, Harp Akademileri Basımevi, Kasım 1997. Kapakta kutu içinde bir künye ilâvesi daha var: <em>Atatürk ve Din-Birinci Kitaba Ek</em>. Kapak sayfalarını çeviriyoruz ve 9 sayfalık bir metnin uzun başlığı bizi karşılıyor: “Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk’ün ‘Atatürk ve Din’ Konulu Konferansı (10 Kasım 1997)”. İş daha bir ciddiyet kesbediyor normal olarak, çünkü konuşma ile gündeme taşınan esas konulardan biri Atatürk’ün dine hizmetleri ve Türkçe ibadet meselesi…</p>
<p>Her askerî müdahale sonrası yahut uyarılmış irtica bayraklarının yükseltileceği zamanlarda bir yerlerden Türkçe ibadet seslerinin gelmeye başlamasına ve “hür” basına intikaline alışkın sayılırız.1 Bu tatsız, memleket için kan kaybettirici haberler ve çift taraflı yönlendirmeler üzerinden başka alışkanlıklar da edindik akıp giden zaman içinde; ez cümle bir iki hususu hatırlamak, okumuş yazmışlarımızın memleketimizdeki bir(çok) meseleyi derinliğine bilmek-anlamak ve kavramaktaki yetersizliklerine hayıflanmak, nihayet bir miktar da acı tebessümle karışık kızmak gibi&#8230;</p>
<p>Hatırladıklarımdan biri, meşhur Karadenizli fıkrasıdır: Temel hacca gitmiş. Dönüşünde arkadaşları nasıl geçti, ne yaptın, nasıl idare ettin o yabancı memlekette, dilini bilmezsin, âdetlerini bilmezsin… diyecek olmuşlar. Taze ve dinî hissiyatı yüksek hacının rahat cevabı şöyle olmuş: Bu Araplar ezanı Türkçe okuyorlar, namazı Türkçe kıldırıyorlar. Ama sıra konuşmaya gelince bir acayip oluyorlar…</p>
<p>Halk irfanının ezanı ve namazda okunan ayet ve sureleri, duaları “Türkçe” kabul etmesi, öyle bilmesi ve dolayısıyla rahatlıkla “anlaması”,2 Karadenizli de olsa (!) vatandaşın bir meseleyi bilme-anlama bahsinde okumuşlarımızdan (memlekete yabancı kalanlarını vurgulamak için <em>literati</em> mi demeli?) daha fazla kademe gözettiğini, daha revnaklı hamleler yaptığını göstermez mi?</p>
<p>İkinci hatırladığım şey de annemin “Türkçe” duaları, dua-ibadetleri… Onlara temas edeceğim.</p>
<p>Acı tebessümle karışık bir miktar kızdığım şey ise miladın 21. yüzyılına gelmiş dayanmışken, Türkçe ibadet isteyen aydınların, asker-sivil bürokratların, gazeteci makulesinin 1930’lardaki yüksek Cumhuriyet erkânı gibi “başkası”nın, yani halkın, mütedeyyin insanların ibadetiyle bu kadar yakından ilgilenmelerinin sebeb-i hikmeti! Sanırsın ki ibadet Türkçe olursa kendileri posttan kalkmayacak, ezanlar “Tanrı Uludur” diye başlarsa hepsi cemaatle namaz için camilere koşuşacak…</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-subat-2022">Derin Tarih Şubat Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ahmet Kekeç de Hakka Yürüdü</title>
		<link>https://www.derintarih.com/vefeyat/ahmet-kekec-de-hakka-yurudu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Armağan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Dec 2020 06:35:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Vefeyat]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Kekeç]]></category>
		<category><![CDATA[Aytekin yılmaz]]></category>
		<category><![CDATA[Cağaloğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Edip Günenç]]></category>
		<category><![CDATA[Risale Yayınları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6597</guid>

					<description><![CDATA[Ahmet Kekeç’le 1980’lerin ortalarında tanışmış olmalıyız. Yayın yönetmeni olduğum Risale Yayınları’na ara sıra gelip gittiğini ve bazı kapaklarımızın pikaj ve montajını onun yaptığını hatırlıyorum (o sırada geçimini sağlamak için yazarlık haricinde bu tür zenaatlarla da meşguldü). İyi hatırlıyorum, İsmet Özel’in bir kitabının kapağı baskıya gidecekti, pikaj ve montaj işini yapan arkadaşı o sırada bulamamıştık, Ahmet bana montajın nasıl yapılacağını göstermiş ve başımda durup yaptırmıştı. Lakin beceriksiz olmalıyım ki bu ilk ve son kapak montajım oldu. Daha doğrusu şöyle diyeyim: Risale Yayınları’na 1986 sonlarında geçtiğime göre ya ondan önce çalıştığım İlim Yayınları’nda Edip Günenç Bey’in odasında veya Risale’de -ama ikisi de&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ahmet Kekeç’le 1980’lerin ortalarında tanışmış olmalıyız. Yayın yönetmeni olduğum Risale Yayınları’na ara sıra gelip gittiğini ve bazı kapaklarımızın pikaj ve montajını onun yaptığını hatırlıyorum (o sırada geçimini sağlamak için yazarlık haricinde bu tür zenaatlarla da meşguldü). İyi hatırlıyorum, İsmet Özel’in bir kitabının kapağı baskıya gidecekti, pikaj ve montaj işini yapan arkadaşı o sırada bulamamıştık, Ahmet bana montajın nasıl yapılacağını göstermiş ve başımda durup yaptırmıştı. Lakin beceriksiz olmalıyım ki bu ilk ve son kapak montajım oldu.</p>
<p>Daha doğrusu şöyle diyeyim: Risale Yayınları’na 1986 sonlarında geçtiğime göre ya ondan önce çalıştığım İlim Yayınları’nda Edip Günenç Bey’in odasında veya Risale’de -ama ikisi de Cağaloğlu’nda Üretmen Han’da- tanışmış olmalıyız.</p>
<p>Aytekin Yılmaz’ın başbakanlık uzmanı olarak Ankara’ya gitmesi üzerine boşalttığı Cankurtaran’daki bekâr evine yerleştiğimde Ahmet Kekeç’in evimize gelip gittiğini hatırlıyorum. Sevgili Ömer Serdar (Elazığ milletvekili) ile beraber kaldığımız bu eve zaman zaman şair Necat Çavuş, Ahmet, Vahdettin Yiğitcan, eski Malatya milletvekili Nurettin Yaşar gelir, İstanbul’a geldiğinde Aytekin de katılınca halkaya, sohbet denizleri demlerdik.</p>
<p>Hakkında vaktiyle bir yazı kaleme aldığım ev sahibimiz âmâ Hafız Amca da sesimizi duyunca merdivenlerden aşağıya iner, sohbete bazen dinleyici, bazen sorgucu sıfatıyla iştirak ederdi.</p>
<p>Ben Risale’den İnsan Yayınları’na geçince oraya da gelip gittiğini hatırlıyorum Ahmet’in ama artık o sıralarda <em>İmza </em>adlı bir dergi çıkarmaya başlamıştı (1989-94 yıllarında çıktı).</p>
<p>Ahmet zaman zaman dergide tarihî mevzulara sertçe giriyor, 90’lı yılların başında İslamcı kesimde yaygınlaşan yakın tarih hesaplaşmasına kalemiyle katılıyordu. Bu yıllarda Ali Şükrü Bey’in katliyle ilgili yazısında hızını alamayıp Topal Osman’a bindirince Giresunluları kızdırmış, hatta bazılarından ölüm tehdidi bile almıştı. Yargılanıp yargılanmadığını hatırlamıyorum ama <em>Ali Şükrü Bey Cinayeti ve İzmir Suikasti </em>adlı kitapları (ikincisi Sümer Kılıç adıyla) o dönemdeki tarihe yönelişinin tezahürleri oldu.</p>
<p>Bu süreçte edebî ürünler de vermeye devam etti. <em>Yağmurdan Sonra</em> adlı romanı 1999 yılında Tuzla Belediyesi’nin Roman Armağanı Birincilik Ödülünü almıştı (“Ahmet Kekeç’ten sevgili Mustafa Armağan’a dostluk ve muhabbetle” ithafıyla 29 Aralık 1999’da imzaladığı kitabın ilk baskısı Şehir Yayınları tarafından yapılmıştı).</p>
<p>Bu yıllara ait bir hatıram da canımın sıkkın, bezgin, fena halde morale ihtiyacım olduğu zamanlar kimi arasam diye düşündüğümde aklıma gelen ilk ismin Ahmet olduğudur. Aradığınızda derdinizi unutturan dostlar vardır ya, onlardan biriydi. Sizi alır, uzaklaştırırdı takıldığınız ağdan.</p>
<p>O sıralarda Fatih’te bir ofiste çalışıyordu, geçmiş gün, neresi olduğunu tam olarak hatırlamıyorum.</p>
<p>1990’ların ortalarında ben uzun zaman direndiğim felsefe ve kültür alanından uzaklaşıp şehir ve tarih eksenli yazılar yazmaya başladığımda Ahmet buna pek bir sevinmişti. Hatta Akit’teki bir yazısında “Ne okuyalım?” diye soruyordu okurlarına ve “Mesela Mustafa Armağan’ın <em>Şehir Asla Unutmaz </em>adlı kitabını okuyalım” diyerek ilk baskısı 1996 yılında çıkan kitabımı tavsiye ediyordu.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-aralik-2020">Derin Tarih Aralık Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
