﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Cami-i Kebir &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/etiket/cami-i-kebir/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Tue, 02 Nov 2021 07:19:46 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.5</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>Cami-i Kebir &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Trabzon Of’taki Osmanlı Mirası Hikmet Yurdu</title>
		<link>https://www.derintarih.com/oteki-osmanli/trabzon-oftaki-osmanli-mirasi-hikmet-yurdu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Canan Aytaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Nov 2021 07:19:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öteki Osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmed Ziyâeddin Gümüşhânevî]]></category>
		<category><![CDATA[Cami-i Kebir]]></category>
		<category><![CDATA[Çifaruksa Köy Medresesi]]></category>
		<category><![CDATA[kitâbe]]></category>
		<category><![CDATA[Nakşibendi-Hâlidi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7568</guid>

					<description><![CDATA[“Söz uçar, yazı kalır”. Ecdadımız bildiklerini ve kendilerinden sonra bilinmesini istediklerini kaleme ve kâğıda emanet etmişti. Kültür birikimine sahip çıkmanın en iyi yollarından biriydi bu. Bana “bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum” düsturunca birçok kitâbe ve elyazması ile matbu eser günümüze ulaştırılabildi. İçtimai ihtiyaçların giderilmesi için kültürel birikimin, bilgi ve tecrübelerin aynı çatı altında toplanarak arz edilmesi, bir millete nasip olan en kıymetli hizmetlerden biri olmalı. İşte bu uğurda emek sarf eden isimlerden biri Ahmed Ziyâeddin Gümüşhânevî Hazretleri’dir (1813-1893). Trabzon’un Of ilçesine bağlı Çifaruksa (Uğurlu) Mahallesi’nde 1284 (1868) yılında Ahmed Ziyâeddin Gümüşhânevî tarafından kurulan Gümüşhanevî Kütüphanesi bugün sapasağlam ayakta.&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Söz uçar, yazı kalır”. Ecdadımız bildiklerini ve kendilerinden sonra bilinmesini istediklerini kaleme ve kâğıda emanet etmişti. Kültür birikimine sahip çıkmanın en iyi yollarından biriydi bu. Bana “bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum” düsturunca birçok kitâbe ve elyazması ile matbu eser günümüze ulaştırılabildi.</p>
<p>İçtimai ihtiyaçların giderilmesi için kültürel birikimin, bilgi ve tecrübelerin aynı çatı altında toplanarak arz edilmesi, bir millete nasip olan en kıymetli hizmetlerden biri olmalı. İşte bu uğurda emek sarf eden isimlerden biri Ahmed Ziyâeddin Gümüşhânevî Hazretleri’dir (1813-1893).</p>
<p>Trabzon’un Of ilçesine bağlı Çifaruksa (Uğurlu) Mahallesi’nde 1284 (1868) yılında Ahmed Ziyâeddin Gümüşhânevî tarafından kurulan Gümüşhanevî Kütüphanesi bugün sapasağlam ayakta. Merkez Camii’nin ve birçok âlim, vaiz, hoca ve hafızın yetişmesine vesile olmuş 63 yıllık ahşap medresenin yakınında, 200 küsur yaşında olduğu söylenen çınarın gölgesinde tek katlı, küçük pencereli, ahşap işleme tavana sahip kütüphane, bugün kapısı kilitli olsa da 153 yıldır bir hikmet yuvası olmanın vakarını taşıyor.</p>
<p>Nakşibendî-Hâlidî şeyhlerinden, âlim ve mutasavvıf Ahmed Ziyâeddin Gümüşhânevî zâhirî ilimlerin tahsiline eğilmiş, ücretsiz dağıtılmasını sağladığı eserlerinde ahlak, fıkıh, hadis ve tasavvuf konularına ağırlık vermişti. İlmî birikiminin yanı sıra tekkelerdeki yozlaşmayı önlemek için ulemâ ve meşâyih arasındaki anlaşmazlıkları gidermek üzere uzlaştırıcı yaklaşımıyla öne çıkmış; dinî ilimleri öğrenilmesi ve sünnete uyulması hususunda hassasiyet göstererek talebelerini bu düstur üzere yetiştirmiştir. Eğitimini tamamladığı Çifaruksa Köy Medresesi’nden İstiklâl Harbi sırasında cepheye gitmek için ayrılıp geri dönemese de, vefasının bir nişanesi olarak bölgede emsaline az rastlanan nitelikteki kütüphaneyi Oflulara hediye eder. Câmi-i Kebîr’in yanında, halkın desteğiyle inşa edilmiş olan kütüphaneye vakıf yazma ve matbu eserlerle çeşitli risâleleri muhtevî 200 cilt kitap vakfetmiş; böylece kütüphane, bu güzel Karadeniz kasabasında, ilim beşiği misali binlerce talebe ve okuru büyütmüş, yetiştirmiştir.</p>
<p>Burada en dikkat çeken örneklerinden birini verdiğimiz, içtimai varlığımızın banisi hüviyetindeki bu kültürel varlıkların tahribatına şahit oluyoruz ne yazık ki. Bu tahribatın bir kısmı tabii nedenlerle gerçekleşirken, büyük bir kısmı da insan eliyle verilen hasar neticesinde vuku buluyor. Bu kültürel tahribata mani olmaya çalışan zatlardan biri de, Çifaruksa’da yetişmiş olan son dönem kıraat âlimi Mehmet Rüştü Âşıkkutlu’dur (1901-1980). Âşıkkutlu Hoca, sahasında pek çok talebe yetiştirmesi ve eserler kaleme almasının yanı sıra, Gümüşhânevî Hazretleri’nin miras bıraktığı kütüphanedeki elyazması ve matbu eserlerin muhafaza edilmesinde gösterdiği üstün gayretleriyle de bilinir. İlmi, bilgi birikimi ve hocalığının yanı sıra sağlam şahsiyeti ve sebatkâr duruşuyla da çevresindeki hoca ve âlimlerin takdirini kazanmıştır.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-kasim-2021">Derin Tarih Kasım Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ayasofya’yı Anlamak</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/ayasofyayi-anlamak/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Suphi Saatçi]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 04 Aug 2020 06:35:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[anakronist]]></category>
		<category><![CDATA[Ayasofya]]></category>
		<category><![CDATA[Cami-i Kebir]]></category>
		<category><![CDATA[Hünkâr]]></category>
		<category><![CDATA[pagan mabedi]]></category>
		<category><![CDATA[Ulu Cami]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6266</guid>

					<description><![CDATA[Bir pagan mabedi üzerine 4. yüzyılda yapıldığı tahmin edilen ilk Ayasofya hakkında fazla bilgiye sahip değiliz. Bundan 100 yıl sonra inşa edilen ikinci Ayasofya da yangınlar sonucu yıkılarak harap olmuştur. Üçüncü Ayasofya ise 6. yüzyılda yapılan bugünkü mabettir. İstanbul’da en eski kültür mirası olarak günümüze ulaşan eser, Osmanlı dönemine kadar da birçok onarım geçirmiştir. Osmanlı’nın 1453 yılında devraldığı Ayasofya 6 yüzyıla yakın bir süreden beri Türklerin elinde bulunuyor. Ayasofya mabedi Cami-i Kebir yani Ulu Cami olarak 567 yıldır büyük bir özen ve dikkatle korunmaktadır. Fatih devrinden itibaren kullanım biçimi değişmiş, buna göre tamiratlar yapılmıştır. Daha sonra gelen Osmanlı padişahları II.&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bir pagan mabedi üzerine 4. yüzyılda yapıldığı tahmin edilen ilk Ayasofya hakkında fazla bilgiye sahip değiliz. Bundan 100 yıl sonra inşa edilen ikinci Ayasofya da yangınlar sonucu yıkılarak harap olmuştur. Üçüncü Ayasofya ise 6. yüzyılda yapılan bugünkü mabettir. İstanbul’da en eski kültür mirası olarak günümüze ulaşan eser, Osmanlı dönemine kadar da birçok onarım geçirmiştir.</p>
<p>Osmanlı’nın 1453 yılında devraldığı Ayasofya 6 yüzyıla yakın bir süreden beri Türklerin elinde bulunuyor. Ayasofya mabedi Cami-i Kebir yani Ulu Cami olarak 567 yıldır büyük bir özen ve dikkatle korunmaktadır. Fatih devrinden itibaren kullanım biçimi değişmiş, buna göre tamiratlar yapılmıştır. Daha sonra gelen Osmanlı padişahları II. Bayezid, II. Selim, III. Murad, I. Ahmed, III. Ahmed, I. Mahmud, II. Mahmud, Abdülmecid ve II. Abdülhamid dönemlerinde bazen geniş, bazen sınırlı olmak üzere onarımlar geçirmiştir. Cumhuriyet döneminde geniş çapta olmasa bile kısmî biçimde restore edilip ve bakım görerek günümüze gelmiştir.</p>
<p>Osmanlı dönemindeki en kapsamlı onarım 16. yüzyılda Mimar Sinan tarafından II. Selim döneminde gerçekleşmiş ve Ayasofya bugünkü hâlini almıştır. Sinan’ın Ayasofya’da uyguladığı restorasyon çalışmaları, strüktürel açıdan büyük önem taşımaktadır. Osmanlı döneminde Ayasofya’ya medrese, minareler, türbeler, şadırvan, sıbyan mektebi, imaret, kütüphane, hünkâr sofası, hünkâr mahfili ve muvakkithane eklenmiştir. Dolayısıyla günümüzdeki durumuyla Ayasofya bir Osmanlı Külliyesi kimliğine kavuşmuştur.</p>
<p>Mimarlık ve sanat tarihçileri, Ayasofya mabedinin plan şeması üzerinde bugüne kadar yeterince durmamışlardır. 6. yüzyılda inşa edilen bu mabedin öncesi ve sonrası var mıydı? Bunun Bizans mimarlık tarihi içinde başka bir varyantı olmadığı için, yer aldığı tarihî döneme ait bir kimliğe sahip görünmüyor. Mimarî açıdan nereden geldiği bilinmeyen Ayasofya, anakronist bir örnek olmasına rağmen, sanat tarihi literatüründe Bizans kilisesi olarak tanımlanıyor. Acaba bu tespit ne kadar inandırıcı ve ne kadar doğru olabilir?</p>
<p>6. yüzyılda ortaya çıkan Apostol Kiliseleri ve Ravenna’daki San Vitale Bazilikası’ndan uyarlanarak yapılan mabetler, Bizans mimarî tarzını temsil ediyorsa, Ayasofya’nın bunların arasında yeri neresidir? Belki de şöyle demek daha aydınlatıcı olur: Ayasofya Bizans mimarisini temsil eden bir yapı ise, Apostol ve San Vitale kilise tiplerini hangi kategoride ele alacağız? Ayasofya’nın mimarî kimliğini tespit etmeden önce, konuyu biraz daha irdelemek gerekir.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-agustos-2020">Derin Tarih Ağustos Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
