﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Çarlık Rusya &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/etiket/carlik-rusya/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Sat, 09 Oct 2021 07:53:10 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1.3</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>Çarlık Rusya &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Afganistan Batılılaşmada Mustafa Kemal’i Örnek Almıştı; Lakin&#8230;</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/afganistan-batililasmada-mustafa-kemali-ornek-almisti-lakin/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusuf Sami Kamadan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 09 Oct 2021 07:53:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Afganistan]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmed Şah Dürrânî]]></category>
		<category><![CDATA[Çarlık Rusya]]></category>
		<category><![CDATA[Cemaleddîn-i Efgânî]]></category>
		<category><![CDATA[Kaçarlar]]></category>
		<category><![CDATA[Timur Şah]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7472</guid>

					<description><![CDATA[Ahmed Şah Dürrânî tarafından kurulan Afganistan Devleti güçlü bir ordu teşkil etmiş, Hindistan içlerine düzenlenen çok sayıda askerî harekât bu sayede mümkün olabilmişti. Ahmed Şah 1773 yılında vefat ettiğinde, kendisinden sonra tahta geçen oğlu Timur Şah’a (1748-93) sınırları epeyce genişlemiş bir ülke bıraktı. Öyle ki, o dönemde Osmanlı’dan sonra en büyük yüzölçüme sahip ülke Afganistan’dı. Timur Şah babasından emanet aldığı toprakları muhafaza etmiş olsa da genişleme adına bir ilerleme kaydedemedi. Dahası, artık Hindistan’da dizginleri ele almaya başlayan İngiltere, Afganistan’daki yönetim için de büyük bir tehdit olmaya başlamıştı. İngiltere’nin bölgeyle ilgili emperyal niyetleri, bunun için İran’da hüküm süren Kaçarlar’ı kullanması, ayrıca&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ahmed Şah Dürrânî tarafından kurulan Afganistan Devleti güçlü bir ordu teşkil etmiş, Hindistan içlerine düzenlenen çok sayıda askerî harekât bu sayede mümkün olabilmişti. Ahmed Şah 1773 yılında vefat ettiğinde, kendisinden sonra tahta geçen oğlu Timur Şah’a (1748-93) sınırları epeyce genişlemiş bir ülke bıraktı. Öyle ki, o dönemde Osmanlı’dan sonra en büyük yüzölçüme sahip ülke Afganistan’dı.</p>
<p>Timur Şah babasından emanet aldığı toprakları muhafaza etmiş olsa da genişleme adına bir ilerleme kaydedemedi. Dahası, artık Hindistan’da dizginleri ele almaya başlayan İngiltere, Afganistan’daki yönetim için de büyük bir tehdit olmaya başlamıştı. İngiltere’nin bölgeyle ilgili emperyal niyetleri, bunun için İran’da hüküm süren Kaçarlar’ı kullanması, ayrıca Çarlık Rusyası’nın kuvvetlenmesi, aynı şekilde Hindistan’daki Sihlerin bir güç unsuru olarak belirginleşmesi gibi birçok sebep, sonraki süreçte Afganistan’daki iktidarın zayıflamasına yol açacaktı.</p>
<p>Zaman Şah döneminde (1793-1801) dedesi Ahmed Şah Dürrânî’nin kazandığı topraklar bir bir elden çıkmaya başladı. Yaşanan askerî hezimetlere bağlı olarak gerçekleşen toprak kayıpları, beraberinde benzer bir problemi yaşayan Osmanlı’daki ihtiyacı gündeme getirmişti: Orduda modernleşme… Bu sebeple Dost Muhammed Han dönemi (1823-63) askerî modernleşmenin başlangıcı olmuş, elbette İngilizler de burada başat rolü oynamışlardı. Modern silahların alımından başka, bu dönem İngilizlerle içli dışlı bir münasebet sürecini de beraberinde getirdi. Hiç şüphesiz, bu reform hareketleri askeriye ile sınırlı kalmadı. Zira Osmanlı ülkesinde Şeyhülislâm Hasan Fehmi Efendi tarafından tekfîr edilen Cemaleddîn-i Efgânî (1838-97), reformlarla alakalı fikirlerini, kendisine çok değer veren Afgan devlet adamlarına, özellikle de Dost Muhammed Han’ın oğlu Şer Ali Han’ın (1825-79) kulağına fısıldıyordu.</p>
<p>Güneye inme niyetinde olan Ruslar karşısında İngilizlere sarılmak Afganistan için kaçınılmazdı. Devlet merkezini güçlendirmek için gerekli olan modern bir ordu kurmak da İngilizlerin desteğiyle mümkün olabilmişti. Modern silahlarla mücehhez 60 bin neferlik ordu, tek tip üniforma ile arz-ı endâm etmişti. Mustafa Kemal’in 1928 yılında Türkiye’ye gelen Afganistan Kralı Emânullah Han ve eşi şerefine verdiği yemekte de ifade ettiği gibi, “tarihin ne garip tecellileri, dünya olaylarının ne mânalı tesadüfî benzerlikleri var”dı.</p>
<p>Afganistan’da yaşananlar daha önce Osmanlı’da da yaşanmış, bir nevi aynı neticeler İslâm dünyasının farklı yerlerinde, birbirine yakın tarihlerde ortaya çıkmıştı. Bu bakımdan Osmanlı’da II. Mahmud döneminde görmeye başladığımız siyasî, askerî ve ictimâî düzenlemelerle Afganistan’daki süreç, aynı sebeplerden neş’et etmişti. İki ülke farklı coğrafyalarda adeta birbirine paralel bir düzlemde ilerlemişti.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ekim-2021">Derin Tarih Ekim Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Stalin’in Soykırım Vagonları</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/stalinin-soykirim-vagonlari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kemal Özcan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 04 May 2021 09:22:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[2.Dünya Savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[Çarlık Rusya]]></category>
		<category><![CDATA[Kırım Türkleri]]></category>
		<category><![CDATA[Kızılordu]]></category>
		<category><![CDATA[Sovyet ihtilali]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7094</guid>

					<description><![CDATA[Küçük Kaynarca Antlaşması (1774) ile Osmanlı’dan koparılan Kırım, 1783’de Çarlık Rusyası tarafından ilhak edilmişti. Sovyet ihtilaline kadar buradaki Türk nüfusun büyük bir kısmı Romanya, Bulgaristan ve Ak Topraklar adını verdikleri Anadolu’ya göç ettirildi. Bolşevik ihtilalinden sonra kurulan özerk cumhuriyette Kırım Türkleri aktif rol almışlarsa da Lenin’in ölümünden sonra başa geçen Stalin dönemi felaket yılları oldu. Aynı dönemde patlak veren ve Sovyetler Birliği sınırlarına da sıçrayan 2. Dünya Savaşı sırasında Kırım’da yaklaşık 1 milyon kişi yaşıyordu ve bunların içinde Kırım Türklerin sayısı yaklaşık 220 bin kişiydi. Nüfus olarak yarımadada Ruslardan sonra ikinci sırada Kırım Türkleri geliyordu. Savaş kısa sürede Kırım’da da&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Küçük Kaynarca Antlaşması (1774) ile Osmanlı’dan koparılan Kırım, 1783’de Çarlık Rusyası tarafından ilhak edilmişti. Sovyet ihtilaline kadar buradaki Türk nüfusun büyük bir kısmı Romanya, Bulgaristan ve Ak Topraklar adını verdikleri Anadolu’ya göç ettirildi. Bolşevik ihtilalinden sonra kurulan özerk cumhuriyette Kırım Türkleri aktif rol almışlarsa da Lenin’in ölümünden sonra başa geçen Stalin dönemi felaket yılları oldu. Aynı dönemde patlak veren ve Sovyetler Birliği sınırlarına da sıçrayan 2. Dünya Savaşı sırasında Kırım’da yaklaşık 1 milyon kişi yaşıyordu ve bunların içinde Kırım Türklerin sayısı yaklaşık 220 bin kişiydi. Nüfus olarak yarımadada Ruslardan sonra ikinci sırada Kırım Türkleri geliyordu.</p>
<p>Savaş kısa sürede Kırım’da da etkisini gösterdi ve Alman orduları Ekim 1941’de Kırım’a girdiler. Almanların kısa sürede bölgenin geneline hâkim olduğu sırada Kırım Türk erkeklerinin büyük bir kısmı Kızılordu saflarında farklı cephelerde Sovyetler için mücadele ediyordu. Bir kısmı da Kırım’ı Almanlara karşı savunmak için oluşturulan partizan hareketlerde aktif olarak görev aldı. Bunun yanında bölgede yaşayanların bir kısmı baskıcı Sovyet idaresinden kurtuluş olarak gördükleri Almanları sevinç gösterileriyle karşılamış; Kırım Türklerinden bir grup da Almanlarla temasa geçerek Sovyet idaresinden kurtulmak için işbirliğine girişmişti. Bu temaslar neticesinde Alman ordusu bünyesinde kurulan askerî taburlarda bazı Kırım Türkleri yer aldı. “Gönüllü Nefsi Müdafaa Taburları” olarak da adlandırılan bu birliklere Alman esir kamplarında tutulan Kırım Türkleri zoraki dahil edilmişti.</p>
<p>Kırım Türklerinin bu mücadeleleri savaş sonrası Sovyet literatüründe karşılık bulmadı. Nihayet Sovyetler Birliği’nin son dönemlerinde yayınlanan eserlerde bu konulara yer verilmeye başlanmış, Almanlarla işbirliği yapanların aksine, Kırım Türklerinin çoğunluğunun “vatanlarına sadık kaldıkları” ifade edilmiştir. Bu mücadelede yer alan birçok Kırım Türkünün yüksek derecede madalya ve nişanlarla taltif edildiği de bilinmektedir. Bu mükâfatlardan biri ise savaş sırasında 30 tane Alman uçağını düşürdüğü iddia edilen ve bu kahramanlıklarından ötürü iki kere “Sovyetler Birliği Kahramanı” unvanı alan Ahmet Han Sultan’a takdim edilmiştir.</p>
<p>Almanların savaşı kaybetmeleri neticesinde Kızılordu birlikleri 10 Nisan 1944’te Kırım’a yeniden hâkim oldu. Sovyet hâkimiyetinin yeniden tesisinden sonra, savaş sırasında Almanların yapmış oldukları cinai faaliyetler ile onlarla işbirliği yapanları tespit etmek amacıyla Olağanüstü Devlet Komisyonu kuruldu. Bu komisyonun çalışmaları sonunda hazırlanan raporlar neticesinde Kırım Türklerinin Almanlarla işbirliği yaptıkları gerekçesiyle topluca sürgüne gönderilmelerine karar verildi. Bu itibarla, 13 Nisan 1944 tarihinde Kırım Özerk SSC’nin “Sovyet karşıtı unsurlardan temizlenmesi” hususunda bir genelge yayınlandı. Bu genelgeden yaklaşık bir ay sonra, 18 Mayıs 1944’te saat 03.00 civarında Kırım Türklerinin vatanlarından sürgünü operasyonu başladı.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mayis-2021">Derin Tarih Mayıs Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>PAUL ROBERT MAGOCSİ: NE DİYORDU STALİN: “HALK YOKSA PROBLEM DE YOK!”</title>
		<link>https://www.derintarih.com/soylesi/paul-robert-magocsi-ne-diyordu-stalin-halk-yoksa-problem-de-yok/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Özlem Kocukeli Özbay]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 04 May 2021 08:47:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Büyük Britanya]]></category>
		<category><![CDATA[Çarlık Rusya]]></category>
		<category><![CDATA[Karadeniz]]></category>
		<category><![CDATA[Moskova]]></category>
		<category><![CDATA[Rusya]]></category>
		<category><![CDATA[Tatar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7083</guid>

					<description><![CDATA[KONUŞAN: ÖZLEM KOCUKELİ ÖZBAY Kırım’ın 1774 Küçük Kaynarca Antlaşması’yla Osmanlı Devleti’ne bağlılığına son verilmesinin ardından 1783’te Rusya tarafından ilhakı hangi gerekçeye dayandırılmıştı? Osmanlı Devleti’nin bu süreçte yaşananlara karşı reaksiyonu ne oldu? Her şey jeopolitikle ilgilidir. Rusya İmparatorluğu’nun halefi olan Moskova Çarlığı (Rusya Çarlığı), karayla kuşatılmış, denize ulaşımı olmayan bir ülke idi. Moskova Knezliği’nin denize tek ulaşımı kuzeydendi; ancak o bölgede de sular yılın büyük bir kısmında donmuş haldeydi. Sıcak su limanlarına ulaşmak, Moskova Knezliği’nin ve daha sonra da Rusya’nın başlıca hedefi haline gelmişti. Rusya batıda Baltık Denizi’e eriştikten sonra, güneyde Karadeniz’e ulaşmak üzere işe koyuldu. Burada Osmanlı İmparatorluğu ile çatışması&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>KONUŞAN: ÖZLEM KOCUKELİ ÖZBAY</strong></p>
<p><strong>Kırım’ın 1774 Küçük Kaynarca Antlaşması’yla Osmanlı Devleti’ne bağlılığına son verilmesinin ardından 1783’te Rusya tarafından ilhakı hangi gerekçeye dayandırılmıştı? Osmanlı Devleti’nin bu süreçte yaşananlara karşı reaksiyonu ne oldu?</strong></p>
<p>Her şey jeopolitikle ilgilidir. Rusya İmparatorluğu’nun halefi olan Moskova Çarlığı (Rusya Çarlığı), karayla kuşatılmış, denize ulaşımı olmayan bir ülke idi. Moskova Knezliği’nin denize tek ulaşımı kuzeydendi; ancak o bölgede de sular yılın büyük bir kısmında donmuş haldeydi. Sıcak su limanlarına ulaşmak, Moskova Knezliği’nin ve daha sonra da Rusya’nın başlıca hedefi haline gelmişti. Rusya batıda Baltık Denizi’e eriştikten sonra, güneyde Karadeniz’e ulaşmak üzere işe koyuldu. Burada Osmanlı İmparatorluğu ile çatışması gerekiyordu. Bu nedenle 17. yüzyıldan 18. yüzyılın sonlarına kadar Moskova/Rusya ile Osmanlı İmparatorluğu arasında bir dizi savaş gerçekleşti. Rusya er ya da geç Kırım Hanlığı dâhil Osmanlı topraklarının Çarlık Rusya’sı tarafından ilhak edileceğine inanıyordu.</p>
<p>İlhak yöntemleri farklılık gösterse de, sonuç kaçınılmaz olarak aynıydı. 1770’li yıllarda sahnelenen senaryo şu şekildeydi: Kırım hanı ve nüfuzlu Şirin aşireti, Rusya Çariçesi II. Katerina’ya bağlılıklarını bildirdiler. Çarlık orduları Kırım’ı işgal ettiler ve Kırım’ın bağımsız bir devlet olduğu ilan edildi. Osmanlılar Küçük Kaynarca Antlaşması ile Kırım’ın bağımsızlığını tanıdı. Ancak aradan 10 yıl geçmeden II. Katerina Kırım’ın Rusya’ya ilhakını emretti (1783). Son tahlilde bunlar yalnızca ayrıntıdan ibaretti. Zira Moskova Knezliği/Rusya daima sıcak su limanlarını elde etmeyi istiyordu. Bu ilhak ile Kırım’da ve Karadeniz’in kuzey kıyılarında birkaç limana sahip olmuşlardı.</p>
<p>Elbette Rusya Osmanlı İmparatorluğu’nu Avrupa’dan çıkarana kadar durmayacaktı. Belki de Katerina’nın “Yunan Projesi”ni -Rus imparatorluk hanedanı tarafından yönetilecek Bizans İmparatorluğu’nun yeniden kurulması- gerçekleştirebileceklerdi. Bu emeline ulaşamamasının nedeni, Büyük Britanya ve Fransa’nın yardımıyla, Osmanlı İmparatorluğu’nun 1. Dünya Savaşı’na kadar hayatta kalmayı başarabilmesiydi.</p>
<p><strong>1774’ten 1944’e kadar geçen 170 yılda Rusya Tatar topraklarında neyi hedefledi? Bu hedefe ulaşmak için takip ettiği sistematik program neyi içeriyordu? Bu süreçte Tatar kimliği, dili, kültürü ne tür yaralar aldı? </strong></p>
<p>1783 yılında başlayan Rus yönetimi altında, Kırım Tatarları ve kültürleri istikrarlı biçimde geriledi. 1775 yılında Tatarlar Kırım nüfusunun yüzde 88’ini oluştururken,  20. yüzyılın başlarında, Çarlık Rusya’sının son yıllarında bu oran yüzde 30’a kadar düştü. 1944 yılına gelindiğinde, çeyrek asırlık Sovyet Rusya’sı yönetimi sonrasında bu oran sıfıra inmiş, Kırım’da artık hiç Tatar kalmamıştı. İstikrarlı gerileme ve sonunda Tatarların Kırım’dan silinmesinin nedeni, birkaç göç dalgası idi. Bunların en büyüğü Kırım Savaşı’nın sona ermesinden (1854) sonraki 10 yıl içinde gerçekleşti ve bu göçte 140.000’den fazla Kırım Tatarı Osmanlı İmparatorluğu topraklarına, ya Balkanlara (günümüzün Romanya ve Bulgaristan’ı) veya Anadolu’ya göç etti.</p>
<p>Kırım’da kalan Tatarlar ise çeşitli ayrımcılıklara maruz kaldılar. Camileri ve diğer kültür eserleri çürümeye terk edildi, zira çarlık otoriteleri Kırım’ı Ortodoks Hıristiyan toprağına çevirmeyi amaçlıyordu. Hersonesos (günümüzün Sivastopol’u) 10. asırda Kiev Büyük Prensi Vladimir’in vaftiz edildiği yer olması itibariyle, Çarlık Rusya’sının Kırım’ı Hıristiyanlaştırma amacının başladığı yer oldu. Çarlık Rusya’sındaki Hıristiyanlık ideolojisinin yerini Sovyet Rusya’sının ateist Marksist-Leninist ideolojisi aldı. İdeoloji değişikliğine rağmen Kırım Tatarlarının durumu daha da kötüleşti.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mayis-2021">Derin Tarih Mayıs Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Men Bu Yerde Yaşalmadım, Yaşlığıma Toyalmadım”</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/men-bu-yerde-yasalmadim-yasligima-toyalmadim/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Zafer Karatay]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 04 May 2021 08:24:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Çarlık Rusya]]></category>
		<category><![CDATA[Kırım Savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[Kırım Türkleri]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı Devleti]]></category>
		<category><![CDATA[Sibirya]]></category>
		<category><![CDATA[Urallar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7066</guid>

					<description><![CDATA[Kırım Türklerinin 18 Mayıs 1944 günü, bir günlük bebekten yürüyemeyecek haldeki ihtiyarlara kadar istisnasız hepsinin sürgün edilmesi, 1783 yılında Çarlık Rusya’sı tarafından işgal ve ilhak edilmesinden sonra Kremlin’in yürüttüğü Kırım’ı Türksüzleştirme siyasetinin son ve en dehşetli halkasıdır. Çarlık Rusya’sının sıcak denizlere inme politikasının tarihteki Türk-Rus savaşlarının temel sebeplerini oluşturduğu bilinir. Kremlin’in bu tarihî hedefinin önündeki en büyük engellerden biri Kırım Hanlığı idi. 1774 Küçük Kaynarca Antlaşması’yla Osmanlı Devleti’nden ayırdığı Kırım’ı 1783 yılında ilhak ettikten sonra, Çarlık Rusya’sının hızla ilerleyerek Karadeniz’in batısından Yeşilköy’e kadar; Kafkasları, Azerbaycan’ı, Doğu Karadeniz’i ve Doğu Anadolu topraklarını ele geçirdiğini unutmamak gerekir. Çeşitli baskılarla, propagandalarla toprakları ellerinden&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kırım Türklerinin 18 Mayıs 1944 günü, bir günlük bebekten yürüyemeyecek haldeki ihtiyarlara kadar istisnasız hepsinin sürgün edilmesi, 1783 yılında Çarlık Rusya’sı tarafından işgal ve ilhak edilmesinden sonra Kremlin’in yürüttüğü Kırım’ı Türksüzleştirme siyasetinin son ve en dehşetli halkasıdır. Çarlık Rusya’sının sıcak denizlere inme politikasının tarihteki Türk-Rus savaşlarının temel sebeplerini oluşturduğu bilinir. Kremlin’in bu tarihî hedefinin önündeki en büyük engellerden biri Kırım Hanlığı idi. 1774 Küçük Kaynarca Antlaşması’yla Osmanlı Devleti’nden ayırdığı Kırım’ı 1783 yılında ilhak ettikten sonra, Çarlık Rusya’sının hızla ilerleyerek Karadeniz’in batısından Yeşilköy’e kadar; Kafkasları, Azerbaycan’ı, Doğu Karadeniz’i ve Doğu Anadolu topraklarını ele geçirdiğini unutmamak gerekir.</p>
<p>Çeşitli baskılarla, propagandalarla toprakları ellerinden alınan Türkler göç ettirilirken, Rusların iskân edilmesiyle 1500 yıllık Türk yurdu Kırım hızla Slavlaştırılmaya başlandı. Kırım’ın Rusya’nın hâkimiyetine girmesi, Osmanlı Devleti için ağır bir travmaydı. Çünkü silme Müslüman tebaanın yaşadığı, kaybedilen ilk toprak parçasıydı. 1853-56 Kırım Savaşı Osmanlı Devleti’nin ve müttefikleri İngiltere ve Fransa’nın galibiyetiyle sonuçlandı. Ancak bu zaferin sonuçları Osmanlı Devleti ve Kırım için sanki mağlup edilmişçesine ağır ve yıkıcı oldu. Osmanlı Devleti’ne savaşta yardım edenlerin Urallara ve Sibirya’ya sürgün edileceği söylentileri üzerine büyük göç dalgaları yaşandı ve Kırım Tatarları kendi vatanlarında azınlık durumuna düştüler. 1783’ten 1923’e kadar Osmanlı Devleti topraklarına, Dobruca ve Anadolu’ya göç edenlerin sayısını Prof. Dr. Kemal Karpat 1.800.000 olarak vermektedir.</p>
<p>Bu yıl 170. doğum yılını kutladığımız İsmail Gaspıralı’nın başlattığı “Türk dünyasında aydınlanma” hareketiyle millî uyanışlarını gerçekleştiren Kırım Türkleri kısa sürede muhteşem bir başarı elde ettiler. İsmail Gaspıralı’nın Kırım’ın Çarlık Rusya’sının esaretine düşmesinin 100. yılında, <em>Tercüman</em> gazetesini yayınlamaya başladığı 1883 yılından sadece 34 yıl sonra, kadınların Türk-İslam dünyasında ilk defa seçme ve seçilme haklarını kullandığı seçimlerle millî kurultaylarını topladılar. Kırım Tatar millî kurultayı 26 Aralık 1917’de Kırım Ahali Cumhuriyeti’ni ilân etti ve hükümetin başına daha önce Kırım, Ukrayna, Lehistan ve Litvanya Baş Müftüsü seçilen Numan Çelebi Cihan seçildi. Kırım Türkleri uzun yıllar süren esaret döneminden sonra büyük bir heyecanla bağımsızlıklarını sağlamlaştırmak, millî medeniyetlerini yükseltmek için çalışmaya başladılar. Bu, daha önce Kırım’dan göç etmek mecburiyetinde bırakılan Dobruca ve Türkiye’deki Kırım Türkleri arasında da büyük heyecan yarattı. Kırım Tatar aydınları, Romanya’dan ve İstanbul’dan hizmet için heyecanla, umutla ülkelerine gittiler.</p>
<p>Ne yazık ki, Akyar’da (Sivastopol) bulunan Bolşevik denizciler Kırım Türklerine saldırdılar. Bahçesaray ve Akmescit’i ele geçirdiler, Numan Çelebi Cihan’ı tutuklayıp Akyar hapishanesine götürdüler.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mayis-2021">Derin Tarih Mayıs Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Muktedirlerin Gözünde Değil Halkın Gönlünde Yer Buldu</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/muktedirlerin-gozunde-degil-halkin-gonlunde-yer-buldu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Muammer Cengil]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Feb 2021 07:31:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Aristo]]></category>
		<category><![CDATA[Çarlık Rusya]]></category>
		<category><![CDATA[filozof]]></category>
		<category><![CDATA[İmam Gazi Muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[İmam Hamzat]]></category>
		<category><![CDATA[Kafkas]]></category>
		<category><![CDATA[Platon]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6800</guid>

					<description><![CDATA[Kafkas halkları tarafından Çarlık Rusya’ya karşı yürütülen mücadelede Rus ordusunu dize getiren ve İslamiyetin Kafkasya’da yeniden ihyası için büyük mücadele veren Şeyh Şamil tarihin yazdığı güçlü liderlerden biri. Kafkas halkları tarafından rehber bir imam olarak kabul görmesinde şahsiyet özelliklerinin rolü tartışılmaz. Savaş Sanatı’nın yazarı Sun Tzu’dan Homeros’a, Platon’dan Aristo’ya pek çok filozof ve düşünür bir liderin sahip olması gereken özellikler hakkında görüşlerini belirtmiştir. Bunlar ışığında Şeyh Şamil’i güçlü bir lider yapan özellikleri nelerdir, birlikte inceleyelim. Şüphesiz yetiştirilme tarzı ve eğitim bir liderin ortaya çıkmasında ehemmiyet arz eder. Küçük yaştan itibaren ata binme, kılıç kuşanma eğitimleri yanında döneminin en bilgili zatlarından&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kafkas halkları tarafından Çarlık Rusya’ya karşı yürütülen mücadelede Rus ordusunu dize getiren ve İslamiyetin Kafkasya’da yeniden ihyası için büyük mücadele veren Şeyh Şamil tarihin yazdığı güçlü liderlerden biri. Kafkas halkları tarafından rehber bir imam olarak kabul görmesinde şahsiyet özelliklerinin rolü tartışılmaz. <em>Savaş Sanatı</em>’nın yazarı Sun Tzu’dan Homeros’a, Platon’dan Aristo’ya pek çok filozof ve düşünür bir liderin sahip olması gereken özellikler hakkında görüşlerini belirtmiştir. Bunlar ışığında Şeyh Şamil’i güçlü bir lider yapan özellikleri nelerdir, birlikte inceleyelim.</p>
<p>Şüphesiz yetiştirilme tarzı ve eğitim bir liderin ortaya çıkmasında ehemmiyet arz eder. Küçük yaştan itibaren ata binme, kılıç kuşanma eğitimleri yanında döneminin en bilgili zatlarından ve en iyi belagat ustalarından olan Molla Cemaleddin’in tedrisinden geçmiş olması, dinî ilimler yanında fen ilimlerinde de kendisini yetiştirmesi liderliğine güç katan hususlardandır. Nitekim bu altyapı, onun ilmî ve fikrî müktesebatı yanında barut, silah, top gibi kendi lojistiğini tedarik edebilecek düzenli askerî teşkilatlar kurmasına imkân sağlamıştır. Ayrıca Rus işgaline direnişin önemli isimleri olan İmam Mansur, İmam Gazi Muhammed ve İmam Hamzat ile silsilenin son halkası olması onun savaşçı liderliğinin tesadüf olmayacağına işaret eder. Yine Fransız komutan Napolyon’a karşı galibiyet elde etmiş olan Mikhail S. Vorontsov’u mağlup etmesi de askerî dehâ ve liderliğinin göstergesidir.</p>
<p>Şeyh Şamil’in liderlik uygulamalarında tıpkı Hz. Ömer’in (ra) liderliğinde olduğu gibi insana ve yapıya yönelik bir ayrım görülmemektedir. Her ikisine de Allah rızasına uygunluğu oranında eşit mesafede durmuştur. Halkın gönlünü kazanacak icraatlara önem vermiş; dindar, ahlâklı ve dürüst kişiliğiyle bölgedeki Müslüman halkların saygısını kazanmıştır. Ordusunda görev yapan askerlerin ihtiyaçlarıyla yakından ilgilenmiş, aralarında adaletle hükmetmiş, ayrım gözetmemiştir. Öyle ki, ordusunda yalnızca Müslüman Kafkas halkları yer almamış, Moskova yönetimine karşı çıkan ve Rus ordusundan ayrılan binlerce Hıristiyan askeri de Çarlık Rusya’nın zulmüne karşı birleştirebilmiştir. Diğer yandan, ümmeti bir araya getirmek için mücadele vermiştir. Halkın dertleriyle dertlenmiş, komutan ve askerleriyle bir arkadaş gibi konuşup herkesin fikrini söylemesine imkân tanımıştır. Fiedler’in durumsallık modeli açısından bakarsak, lider ve takipçileri arasındaki ilişki karşılıklı sevgi ve saygıya dayanan bir uyum arz ederse, vazifeler iyi tanımlanmış olup üyeler tarafından biliniyorsa ve liderin mevkii güçlüyse lider için uygun zemin oluşmuş demektir.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-subat-2021">Derin Tarih Şubat Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Azerbaycan Ermenistan’ın Karabağ’daki 30 Yıllık Statükosunu Nasıl Kırdı?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/azerbaycan-ermenistanin-karabagdaki-30-yillik-statukosunu-nasil-kirdi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa İnal]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Nov 2020 07:00:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Çarlık Rusya]]></category>
		<category><![CDATA[Ebulfeyz Elçibey]]></category>
		<category><![CDATA[Enver Paşa]]></category>
		<category><![CDATA[Kafkaslar]]></category>
		<category><![CDATA[Nuri Paşa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6538</guid>

					<description><![CDATA[1917’de Çarlık Rusya’da devrim başlayınca Rus askerleri Kafkasları boşaltıp ülkelerine döndüler. Böylece Gürcistan, Ermenistan ve Azerbaycan bağımsız hale geldi. Ancak bir süre sonra Ermeniler tüm Azerbaycan’ı işgal ederek katliamlara başladı. Bunun üzerine Enver Paşa kardeşi Nuri Killigil Paşa’yı Kafkas İslam Ordusu’nu kurmak üzere bölgeye gönderdi. Nuri Paşa 25 Mayıs 1918’de Gence’ye girdi ve kısa sürede bölgeyi Ermenilerden temizledi. 28 Mayıs 1918’de Mehmed Emin Resulzade Gence’de Azerbaycan Cumhuriyeti’ni kurdu. Nuri Paşa ise art arda yaptığı saldırılar sonunda Karabağ ve Dağıstan’ı da kurtarıp 15 Eylül 1918’de Bakü’ye girdi. Ancak Azerbaycan Cumhuriyeti’nin ömrü çok kısa sürdü. 24 Nisan 1920’de Kızıl Ordu Bakü’yü işgal&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>1917’de Çarlık Rusya’da devrim başlayınca Rus askerleri Kafkasları boşaltıp ülkelerine döndüler. Böylece Gürcistan, Ermenistan ve Azerbaycan bağımsız hale geldi. Ancak bir süre sonra Ermeniler tüm Azerbaycan’ı işgal ederek katliamlara başladı. Bunun üzerine Enver Paşa kardeşi Nuri Killigil Paşa’yı Kafkas İslam Ordusu’nu kurmak üzere bölgeye gönderdi. Nuri Paşa 25 Mayıs 1918’de Gence’ye girdi ve kısa sürede bölgeyi Ermenilerden temizledi. 28 Mayıs 1918’de Mehmed Emin Resulzade Gence’de Azerbaycan Cumhuriyeti’ni kurdu. Nuri Paşa ise art arda yaptığı saldırılar sonunda Karabağ ve Dağıstan’ı da kurtarıp 15 Eylül 1918’de Bakü’ye girdi.</p>
<p>Ancak Azerbaycan Cumhuriyeti’nin ömrü çok kısa sürdü. 24 Nisan 1920’de Kızıl Ordu Bakü’yü işgal etti. Ardından Ermenistan ve Gürcistan’a ilerleyerek bölgeyi Sovyetler Birliği’ne kattı. Stalin Türkiye’nin Türk dünyası ile fizikî bağını kesmek için İran’dan getirilen Ermenileri yerleştirerek Ermenistan topraklarını suni olarak İran sınırına kadar uzattı. Ayrıca Dağlık Karabağ bölgesine planlı olarak Ermenileri yerleştirerek 1923’te bu bölgeyi “özerk” hale getirdi.</p>
<p>1989’da Sovyetler Birliği’nin çökmesi üzerine uzun süredir muhalefet hareketinin liderliğini yapan Ebulfeyz Elçibey Azerbaycan Halk Cephesini kurdu. 1990 yılında Azerbaycan’da bağımsızlık gösterilerinin artınca Rus ordusu halka ateş açtı ve Bakü’de 2 bin civarında Azerbaycanlı şehit edildi. Sonunda 18 Ekim 1991 günü Azerbaycan bağımsızlığını ilan etti ve bunu ilk tanıyan ülke Türkiye oldu. Davanın lideri Ebulfeyz Elçibey ise cumhurbaşkanı seçildi. Ancak Ermeniler kısa süre sonra, 26 Şubat 1992’de Hocalı’da büyük bir katliam gerçekleştirerek 613 Azerbaycanlıyı katlettiler, Karabağ ve etrafındaki yedi yerleşim birimini işgal ettiler. Sonuç olarak Ermeniler, henüz bir ordu kurmaya fırsat bulamayan Azerbaycan Cumhuriyeti’nin topraklarının %20’sini işgal etti. Bölgedeki Azerbaycanlılar göç etmek zorunda kalırken, Ermeniler Karabağ ve işgal ettikleri 7 yerleşim yerinde “Dağlık Karabağ Cumhuriyeti” ni kurdular.</p>
<p>Durumun bu hale gelmesi üzerine 24 Mart 1992’de Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) devreye girdi. Soruna çözüm bulmak için aralarında Türkiye, Azerbaycan ve Ermenistan’ın da olduğu bir grup ülke ile “Minsk Grubu” mekanizması kuruldu. Çözüm yolu ise ABD, Rusya ve Fransa’nın eş başkanlığı altında bu üç ülkeye bırakıldı. 1994’de iki taraf da ateşkesi kabul etti. Aradan geçen sürede AGİT’in sorunun kalıcı çözümünde başarılı olamaması üzerine, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu 14 Mart 2008’de Azerbaycan’ın toprak bütünlüğünü onaylayarak Ermeni güçlerin işgal ettikleri tüm topraklardan derhal çıkmasını isteyen bir karar tasarısını kabul etti. Ancak Ermenistan bu karara uymadı. 1 Nisan 2016’da Ermenistan’ın bir saldırısından sonra Azerbaycan ordusu derhal karşılık verdi ve bir miktar toprağını geri alabildi. 5 Nisan 2016 da Viyana’da yapılan görüşmelerde yine ateşkes kararı alındı.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-kasim-2020">Derin Tarih Kasim Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
