﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Cemil Meriç &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/etiket/cemil-meric/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Thu, 01 Oct 2020 06:11:03 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.7</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>Cemil Meriç &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Cemil Meriç Hata Yapar Mı?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/intikad/cemil-meric-hata-yapar-mi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Armağan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 01 Oct 2020 06:11:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İntikad]]></category>
		<category><![CDATA[Cemil Meriç]]></category>
		<category><![CDATA[müdâhale]]></category>
		<category><![CDATA[Mukadderat]]></category>
		<category><![CDATA[referans]]></category>
		<category><![CDATA[üstad]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6438</guid>

					<description><![CDATA[Geçenlerde Yücel dergisinin eski sayılarını karıştırırken Cemil Meriç’in bir yazısı dikkatimi çekti. Derginin Eylül 1946 tarihli 119. sayısında basılan “1944’te öldürülen Voltaire” adlı kitap eleştirisini okuduktan sonra, içimde bu metni yeniden yayınlama arzusu uyandı. Ne var ki, Cemil Meriç’in eleştirdiği Mukadderat çevirisine yakından bakınca gördüm ki, üstad alıntı yaptığı metni ya eksik ya hatalı ya da dikkatsizce aktarıyor, bilimsel aktarma kurallarına büyük ölçüde riayet etmiyordu. Üstüne üstlük kendi sahası kabul edilen Fransızca orijinalden alıntı yaptığı yerlerde dahi, bir kısım atlama ve yanlış aktarmalar göze çarpıyordu ki, bunlar, Meriç metinleri adına üzerinde yeniden düşünülmesi gereken istifham bulutları taşıyordu. Titizliğiyle maruf Cemil&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Geçenlerde <em>Yücel</em> dergisinin eski sayılarını karıştırırken Cemil Meriç’in bir yazısı dikkatimi çekti. Derginin Eylül 1946 tarihli 119. sayısında basılan “1944’te öldürülen Voltaire” adlı kitap eleştirisini okuduktan sonra, içimde bu metni yeniden yayınlama arzusu uyandı. Ne var ki, Cemil Meriç’in eleştirdiği <em>Mukadderat</em> çevirisine yakından bakınca gördüm ki, üstad alıntı yaptığı metni ya eksik ya hatalı ya da dikkatsizce aktarıyor, bilimsel aktarma kurallarına büyük ölçüde riayet etmiyordu. Üstüne üstlük kendi sahası kabul edilen Fransızca orijinalden alıntı yaptığı yerlerde dahi, bir kısım atlama ve yanlış aktarmalar göze çarpıyordu ki, bunlar, Meriç metinleri adına üzerinde yeniden düşünülmesi gereken istifham bulutları taşıyordu.</p>
<p>Titizliğiyle maruf Cemil Meriç’in sonraki metinlerinde görülen hatalar belki kâtiplerinin dikkatsizliğine yorulabilirdi; ama henüz gözlerinin kapanmasına 10 yıl varken bizzat kaleme aldığı bir yazıda karşımıza çıkan hatalar nasıl yorumlanmalıydı?</p>
<p>Muhtemelen 1940’lı yılların bilimsel aktarım tekniğinin bugünkünden farklı olduğunu ve bu yazının, metinlerin biraz daha “mirî malı” kabul edildiği bir dönemde kaleme alındığını söyleyerek teselli bulabiliriz. Lâkin yine de işi metin eleştirisi olan ve çevirmeni titiz olmadığı için kıyasıya eleştiren bir münekkidin, eleştirdiği metni daha dikkatli aktarmasını bekliyor insan. Çünkü sonuçta aktardığımız kalıyor okurun aklında. Herkesin ilk metinlerle karşılaşma imkânı sınırlı. Kaldı ki, karşılaşanların da metni ne kadar dikkatle okuyup aktardıkları ayrı bir mesele.</p>
<p>O zaman ne yapmak gerekiyor?</p>
<p>Benim kanaatim, ilk yazılarından itibaren yeniden yayınlanacak olan Cemil Meriç külliyatının kesinlikle tek kişi tarafından değil, bir uzmanlar grubu tarafından incelenmesi ve gerektiğinde metne yapılan müdâhale ve düzeltmelerin dipnotlarla açıklanmasıdır. Tabii birazdan göreceğimiz gibi bizzat Cemil Meriç’ten kaynaklanan hataların da belirtilmesi şarttır. Yani artık Cemil Meriç araştırmalarında orijinal metin anlayışında bir değişikliğe gitmek gerekiyor.</p>
<p>Henüz kitaplaşmamış yazıları üzerinde çalışanlara teklifim şu: Gelin, bu yazıların dergilerdeki orijinal hâllerini tıpkıbasım olarak yayınlayalım. Böylece hem gelecekteki araştırmacılara sağlam bir referans bırakmış oluruz, hem de ondan aktarma yapacakların düşebilecekleri hataların denetlenmesini mümkün hâle getiririz.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ekim-2020">Derin Tarih Ekim Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Alparslan Türkeş’in Kemalizmle İmtihanı</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/alparslan-turkesin-kemalizmle-imtihani/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Armağan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Oct 2019 08:28:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Cemil Meriç]]></category>
		<category><![CDATA[devrimcilik]]></category>
		<category><![CDATA[marksizm]]></category>
		<category><![CDATA[Obskürantizm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=5084</guid>

					<description><![CDATA[Aklın ve mantığın dersine kulak verirsek şu sonuca varırız: Türkiye Cumhuriyeti 1950 Mayısında kurulmuştur. ~Nihal Atsız Merhum Cemil Meriç vefatından beş yıl önce kendisine yöneltilen “Obskürantizm nedir?” sorusuna o muhteşem üslubuyla şöyle cevap vermiş: “Yarasanın karanlığa sığınışı… Her ümide, her canlanışa duyulan husumet. Obskürantizm bir çeşit bukalemun hastalığıdır. Kendini korumak için her renge bürünür. Obskürantizm şahsiyetsizliktir. Düşünceden, kitaptan, güzelden, insanı insan yapan bütün vasıflardan iğreniştir.” Arkasından kavramı fikir planına aktaran Meriç, obskürantizmin İslamiyetin, yani “gerçek imanın zıddı” olduğunu, hiçbir mukaddesi (kutsalı) olmadığını, “ebedi ve şifasız bir korku” içinde bocalayıp durduğunu tespit eder ve şunları ekler sözlerine: “Bu mel’un marazı teşhis&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Aklın ve mantığın dersine kulak verirsek şu sonuca varırız: Türkiye Cumhuriyeti 1950 Mayısında kurulmuştur.</em></p>
<p><em>~Nihal Atsız</em></p>
<p>Merhum Cemil Meriç vefatından beş yıl önce kendisine yöneltilen “Obskürantizm nedir?” sorusuna o muhteşem üslubuyla şöyle cevap vermiş:</p>
<p>“Yarasanın karanlığa sığınışı… Her ümide, her canlanışa duyulan husumet. Obskürantizm bir çeşit bukalemun hastalığıdır. Kendini korumak için her renge bürünür. Obskürantizm şahsiyetsizliktir. Düşünceden, kitaptan, güzelden, insanı insan yapan bütün vasıflardan iğreniştir.”</p>
<p>Arkasından kavramı fikir planına aktaran Meriç, obskürantizmin İslamiyetin, yani “gerçek imanın zıddı” olduğunu, hiçbir mukaddesi (kutsalı) olmadığını, “ebedi ve şifasız bir korku” içinde bocalayıp durduğunu tespit eder ve şunları ekler sözlerine:</p>
<p>“Bu mel’un marazı teşhis etmek son derece güç. Çünkü her kılığa bürünebilir. Kâh marksizm olur, kâh anti-marksizm. Daha çok devrimcilik maskesine bürünür ama devrim düşmanı olduğu da sık sık görülür.”</p>
<p><strong>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ekim-2019">Derin Tarih Ekim Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ak Parti’nin Tekrar Kemalist Yaptığı (!) Bir Anti-Kemalist: Yalçın Küçük</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/ak-partinin-tekrar-kemalist-yaptigi-bir-anti-kemalist-yalcin-kucuk/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Armağan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 04 Sep 2019 09:12:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Antakya]]></category>
		<category><![CDATA[Cemil Meriç]]></category>
		<category><![CDATA[Hatay]]></category>
		<category><![CDATA[misal-i musaggar]]></category>
		<category><![CDATA[Yalçın Küçük]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=4974</guid>

					<description><![CDATA[Bu Antakya’nın mayasında bir şeyler var zahir. Anavatandan 21 yıl ayrı kaldığından mıdır yoksa Osmanlı’daki etnik ve dinî çeşitliliği bir şehir çapında misal-i musaggar olarak temsil etmesinden midir bilinmez, aykırı adamlar çıkarmakta üstüne yok. 150’liklerden Sorbon doktoralı edebiyat öğretmeni Ali İlmi Fani ve yılmaz Nazım Hikmet müdafii sendikacı Kemal Sülker gibileri bir yana, önümüzde iki çarpıcı kişilik duruyor: Cemil Meriç ve Yalçın Küçük. Cemil Meriç aykırı bakışlarıyla nasıl Türk aydını içerisinde bir tür pirincin içindeki taş muamelesi görmüşse, Yalçın Küçük de solda, sosyalist çevrede aynı muameleye tabi tutulmuştu. Çünkü Türk solunun ve entelektüellerinin yaşadığı Kemalizasyon veya Kemalist dönüşüme direniyor ve&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bu Antakya’nın mayasında bir şeyler var zahir. Anavatandan 21 yıl ayrı kaldığından mıdır yoksa Osmanlı’daki etnik ve dinî çeşitliliği bir şehir çapında misal-i musaggar olarak temsil etmesinden midir bilinmez, aykırı adamlar çıkarmakta üstüne yok. 150’liklerden Sorbon doktoralı edebiyat öğretmeni Ali İlmi Fani ve yılmaz Nazım Hikmet müdafii sendikacı Kemal Sülker gibileri bir yana, önümüzde iki çarpıcı kişilik duruyor: Cemil Meriç ve Yalçın Küçük. Cemil Meriç aykırı bakışlarıyla nasıl Türk aydını içerisinde bir tür pirincin içindeki taş muamelesi görmüşse, Yalçın Küçük de solda, sosyalist çevrede aynı muameleye tabi tutulmuştu. Çünkü Türk solunun ve entelektüellerinin yaşadığı Kemalizasyon veya Kemalist dönüşüme direniyor ve itirazlarını sosyalist/Marksist temellerden kışkırttığı “tezler”le dillendiriyordu. Bağımsız Hatay Devleti’nin kurulduğu yıl dünyaya gelen, Hatay’ın “ana vatan” Türkiye’ye iltihakı ve Türkiye tarafından ilhakında henüz bir yaşında olan Küçük, yetiştiği yıllarda müthiş bir sosyal laboratuvar olan Antakya mozaiğinin kendi formasyonunu nasıl etkilediğini şu sözlerle anlatmaktadır: “Bugün de özlemini duyduğum benim çocukluğumdaki en sevdiğim arkadaşımın adı Züheyir’di, bir Arap çocuğu. Bir George, Aldo, Michael, tabii Güngör de var. Böyle bir toplumun çocuğuyum&#8230; Böyle bir söz uygunsa çok karışık bir kentte büyüdüm ben. O bir avantaja dönüştü, dezavantaja da dönüşebilirdi. Bütün halkları seviyorum.”</p>
<p><strong>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-eylul-2019">Derin Tarih Eylül Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kadir Mısıroğlu’nun Dünya Görüşü</title>
		<link>https://www.derintarih.com/kapak-dosyasi/kadir-misiroglunun-dunya-gorusu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Samet Tınas]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 31 May 2019 23:35:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kapak Dosyası]]></category>
		<category><![CDATA[Cemil Meriç]]></category>
		<category><![CDATA[Kadir Mısıroğlu]]></category>
		<category><![CDATA[tarihçi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=4622</guid>

					<description><![CDATA[Ramazan’ın ilk günü âlem-i âhirete göçen üstâdımız Kadir Mısıroğlu’na Allah rahmet eylesin. Bendeniz de yakınında bulunmuş bir talebesi olarak büyük bir boşluğa ve hüzne gark oldum herkes gibi. Üstâd, Cemil Meriç’in tâbiriyle “bir hakikat adamıydı.” Bu güzel bir tavsif ancak bendeniz kendisini bir fikir adamı, zihninde inşâ ettiği dünyâyı modern zamanlarda yaşamaya çalışan bir Osmanlı olarak tanımlamayı tercih ederim. Üstâd’ı bir fikir adamı olarak görmeyen üç tip insan var tespit edebildiğim kadarıyla. Birincisi zâten din ve târih aleyhinde olanlar, ikinci grup onu salt târihçi olarak değerlendirenler, üçüncüsü ise kitaplarını okumadan ismini bile yanlış telâffuz eden kibir âbidesi akademisyenler. Evvelâ şunu&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p align="justify"><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Times New Roman, serif;"><span style="font-size: medium;">Ramazan’ın ilk günü âlem-i âhirete göçen üstâdımız Kadir Mısıroğlu’na Allah rahmet eylesin. Bendeniz de yakınında bulunmuş bir talebesi olarak büyük bir boşluğa ve hüzne gark oldum herkes gibi. Üstâd, Cemil Meriç’in tâbiriyle “bir hakikat adamıydı.” Bu güzel bir tavsif ancak bendeniz kendisini bir fikir adamı, zihninde inşâ ettiği dünyâyı modern zamanlarda yaşamaya çalışan bir Osmanlı olarak tanımlamayı tercih ederim.</span></span></span></p>
<p align="justify"><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Times New Roman, serif;"><span style="font-size: medium;">Üstâd’ı bir fikir adamı olarak görmeyen üç tip insan var tespit edebildiğim kadarıyla. Birincisi zâten din ve târih aleyhinde olanlar, ikinci grup onu salt târihçi olarak değerlendirenler, üçüncüsü ise kitaplarını okumadan ismini bile yanlış telâffuz eden kibir âbidesi akademisyenler.</span></span></span></p>
<p align="justify"><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Times New Roman, serif;"><span style="font-size: medium;">Evvelâ şunu söylemek gerekiyor ki Kadir Mısıroğlu târihçi olmak için târihle uğraşmadı. Onun dünyasında zamana ve mekâna hâkim olması gereken bir dünyâ görüşü olmalıydı ki, bu İslâm dünyâ görüşüdür, bunun yolu da târihten geçiyordu. Temel felsefesi Batı Aydınlanma düşüncesine karşı modern dünyâda mümkün mertebe geleneğe bağlı yaşamaktı. Kendisi Yahyâ Kemâl’in “Zihnim bu şehirden, bu devirden çok uzakta/Tanbûrî Cemil Bey çalıyor eski plâkta” beytinin müşahhas hâliydi.</span></span></span></p>
<p align="justify"><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Times New Roman, serif;"><span style="font-size: medium;">Bu dünyasını önce 1981’de kaleme aldığı İslâmcı Gençliğin </span></span></span></p>
<p align="justify"><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Times New Roman, serif;"><span style="font-size: medium;">El Kitabı ile satırlara döktü. Burada belirtmek isterim ki kullanılan “İslâmcı” tâbiri “siyasal İslâmcılar” ile anlatılmak istenen şey değildir. Burada İslâmcı denilmesinin sebebi İslâm’ı dört duvar arasına, mevsim itibâriyle de Ramazan’dan Ramazan’a yaşayanları dışarıda tutmak, 24 saatini bu mukaddes dâvâ uğrunda yaşayanları ifâde etmektir. Daha sonra bu eserin ikinci kısmı olan “İslâmcı Gençliğin Mes’eleleri’ni genişleterek 2005 yılında Hayat Felsefesi Yahud Yaşamak Sanatı’nı yayınladı. Bu eserde seviyeli bir ömür geçirmek için düşünce ve davranışta bir muhafazakâr gencin dikkat etmesi gereken hususları kaleme aldı.</span></span></span></p>
<p align="justify"><strong>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-haziran-2019">Derin Tarih Haziran Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Necmettin Şahiner: Şerif Mardin Risale-i Nurları Baştan Sona Defalarca Okudu</title>
		<link>https://www.derintarih.com/soylesi/necmettin-sahiner-serif-mardin-risale-i-nurlari-bastan-sona-defalarca-okudu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Samet Tınas]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 30 Sep 2017 21:55:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Cemil Meriç]]></category>
		<category><![CDATA[Nur talebele­ri]]></category>
		<category><![CDATA[Said Nursî’]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=2783</guid>

					<description><![CDATA[Şerif Mardin’le tanışma hikâyenizi anlatır mısınız? Tam 56 yıldır Said Nursî ile ilgili çalışmalar yapıyo­rum. Üstad hakkında yayınlanmış 30 kitabım var. Said Nursî hakkında farklı kesimlerden insanlarla pek çok anket yaptım. İlk anketim 1975 yılındaydı. Tam 150 in­sanın kapısını çalmış, bu arada müstesna bir fazilet abi­desi olan Cemil Meriç’le tanışmıştım. Bana bir gününü ayırdı. Ondan sonra 12 sene boyunca, her Perşembe gü­nü rahmetli olana kadar kendisine Göztepe’deki evi­ne misafir oldum. Namaz kılar, yemek yer, risale okur, sohbet ederdik. Tanışmamızdan iki yıl sonra, 1977’de bana, “Evlâdım keşke dün gelseydin, Şerif Mardin bu­radaydı. Senin bana sorduğun Said Nursî hakkındaki sualleri ona sordum”&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Şerif Mardin’le tanışma hikâyenizi anlatır mısınız?</strong></em></p>
<p>Tam 56 yıldır Said Nursî ile ilgili çalışmalar yapıyo­rum. Üstad hakkında yayınlanmış 30 kitabım var. Said Nursî hakkında farklı kesimlerden insanlarla pek çok anket yaptım. İlk anketim 1975 yılındaydı. Tam 150 in­sanın kapısını çalmış, bu arada müstesna bir fazilet abi­desi olan Cemil Meriç’le tanışmıştım. Bana bir gününü ayırdı. Ondan sonra 12 sene boyunca, her Perşembe gü­nü rahmetli olana kadar kendisine Göztepe’deki evi­ne misafir oldum. Namaz kılar, yemek yer, risale okur, sohbet ederdik. Tanışmamızdan iki yıl sonra, 1977’de bana, “Evlâdım keşke dün gelseydin, Şerif Mardin bu­radaydı. Senin bana sorduğun Said Nursî hakkındaki sualleri ona sordum” dedi. Ne sorsa, “Bilmiyorum” diye cevap verince Cemil Meriç de “Böyle sosyoloji olur mu? Said Nursî ve <em>Risale-i Nur </em>Türkiye’nin bir meselesidir. Si­zin gibi bir sosyolog bunu bilmeli” demiş.</p>
<p><em><strong>Şerif Mardin Nurculukla bundan sonra mı ilgilenmiş?</strong></em></p>
<p>Evet. Cemil Meriç’e çok itibar ettiği için Nur talebele­riyle tanışacağına ve bu konuyu çalışacağına söz veriyor. Ben de Cemil Meriç’e “Üstad, herkes Said Nursî’nin aley­hinde yazıyor ve kampanya yapıyor. Bu kişi de öyle yapma­sın” dedim. İki gözü de görmeyen merhum hoca iki elini masaya vurarak ayağa fırladı. “Yok evlâdım, Şerif Mardin ciddi bir ilim adamıdır” dedi, “doğrudan şaşmaz, namuslu bir insandır”.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derintarih-ekim2017">Derin Tarih Ekim Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
