﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Cihad &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/etiket/cihad/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Fri, 03 Feb 2023 08:08:33 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1.3</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>Cihad &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>İspanyolların Aklından Çıkmayan Hezimet: Envâl Savaşı</title>
		<link>https://www.derintarih.com/iz-birakanlar/ispanyollarin-aklindan-cikmayan-hezimet-enval-savasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mükremin Gül]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Feb 2023 08:07:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İz Bırakanlar]]></category>
		<category><![CDATA[17 Temmuz 1921]]></category>
		<category><![CDATA[Abdülkerîm el-Hattâbî]]></category>
		<category><![CDATA[Cihad]]></category>
		<category><![CDATA[Fransız ve İspanyol işgali]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=9046</guid>

					<description><![CDATA[Geçtiğimiz yüzyılın başında bugünkü Fas ve çevresini işgal eden İspanyollar, Berberî komutan Abdülkerîm el-Hattâbî’nin başlattığı cihad hareketi karşısında çetin günler yaşadılar. 17 Temmuz 1921’de Abdülkerîm’in 3 bin kişiden müteşekkil küçük ordusu İspanyollara karşı saldırıya geçti. Envâl denilen mıntıkada yapılan ani baskınla İspanyolların iki saat içinde yüzlerce asker kaybettiği tarihî hezimeti General Damaso Berenguer, “Her şeyi kaybettik, onurumuzu bile” sözleriyle ifade etmişti. Hezimetin izleri hafızalarda tazeliğini korurken, Abdülkerîm, Kuzey Afrika’da Fransız ve İspanyol işgaline karşı silahlı mücadeleyi başlatan mücahit olarak hürmetle yâd ediliyor. &#160; Devamı Derin Tarih Ocak Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Geçtiğimiz yüzyılın başında bugünkü Fas ve çevresini işgal eden İspanyollar, Berberî komutan Abdülkerîm el-Hattâbî’nin başlattığı cihad hareketi karşısında çetin günler yaşadılar. 17 Temmuz 1921’de Abdülkerîm’in 3 bin kişiden müteşekkil küçük ordusu İspanyollara karşı saldırıya geçti. Envâl denilen mıntıkada yapılan ani baskınla İspanyolların iki saat içinde yüzlerce asker kaybettiği tarihî hezimeti General Damaso Berenguer, “Her şeyi kaybettik, onurumuzu bile” sözleriyle ifade etmişti. Hezimetin izleri hafızalarda tazeliğini korurken, Abdülkerîm, Kuzey Afrika’da Fransız ve İspanyol işgaline karşı silahlı mücadeleyi başlatan mücahit olarak hürmetle yâd ediliyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-subat-2023">Derin Tarih Ocak Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hindistan’in Ezher’i: Dâru’l-Ulûm Diyobend</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dogudan-batiya/hindistanin-erheri-darul-ulum-diyobend/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Deniz Çıkılı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 01 May 2022 04:08:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Doğu'dan Batı'ya]]></category>
		<category><![CDATA[Cihad]]></category>
		<category><![CDATA[Ganj Nehri]]></category>
		<category><![CDATA[II. Bahadır Şah]]></category>
		<category><![CDATA[Kanpûr]]></category>
		<category><![CDATA[Muzaffernagar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8024</guid>

					<description><![CDATA[İktisadî, siyasî ve dinî sonuçları dikkate alındığında Hint Alt Kıtası tarihinde dönüm noktası olan 1857 Hint Ayaklanmasının sembolik de olsa son Bâbürlü imparatoru II. Bahadır Şah’ın liderliğinde gerçekleşmesi, İngilizleri söz konusu ayaklanmanın yegâne sorumlusunun Müslümanlar olduğu düşüncesine sevk etmiştir. Ayaklanma sonrasında kurulan askerî mahkemenin karar metninde yer alan ifadeler, İngilizlerin Müslümanları nasıl hedef haline getirdiklerini ve hadiseye sübjektif baktıklarını gözler önüne sermektedir. 1857 Hint Ayaklanması, doğurduğu sonuçlar itibariyle Hint Alt Kıtası’ndaki Müslümanlar açısından kelimenin tam anlamıyla bir felaket olmuştur. Ayaklanmayı bahane eden İngilizlerin sadece Kanpûr’da yaklaşık 30 bin masum insanı topa tutması, bir kısmını meşhur Ganj Nehri’ne atarken ulema ve&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İktisadî, siyasî ve dinî sonuçları dikkate alındığında Hint Alt Kıtası tarihinde dönüm noktası olan 1857 Hint Ayaklanmasının sembolik de olsa son Bâbürlü imparatoru II. Bahadır Şah’ın liderliğinde gerçekleşmesi, İngilizleri söz konusu ayaklanmanın yegâne sorumlusunun Müslümanlar olduğu düşüncesine sevk etmiştir. Ayaklanma sonrasında kurulan askerî mahkemenin karar metninde yer alan ifadeler, İngilizlerin Müslümanları nasıl hedef haline getirdiklerini ve hadiseye sübjektif baktıklarını gözler önüne sermektedir.</p>
<p>1857 Hint Ayaklanması, doğurduğu sonuçlar itibariyle Hint Alt Kıtası’ndaki Müslümanlar açısından kelimenin tam anlamıyla bir felaket olmuştur. Ayaklanmayı bahane eden İngilizlerin sadece Kanpûr’da yaklaşık 30 bin masum insanı topa tutması, bir kısmını meşhur Ganj Nehri’ne atarken ulema ve meşayihten pek çok kişiyi diri diri yakması, 1909’da aradan geçen 50 seneye rağmen bu meseleyi hatırlayan her Hintlinin olay yeni vuku bulmuş gibi kahrolup intikam hırsına kapılması1 yaşanan felaketin boyutları hakkında yeterince fikir vermektedir. 1857’de hezimeti yaşayan ve İngilizlere karşı cephede yürütülecek bir mücadelede başarılı olmanın neredeyse imkânsız olduğunu anlayan Müslümanlar, eğitim faaliyetlerine ağırlık vermeleri gerektiğini düşündüler. Bu sebeple de geleneksel, yarı modern ve modern tarzda eğitim müesseseleri kurdular.  1857 sonrasında geleneksel düşüncenin temsilcisi olarak kurulan ilk ve ciddi medrese ise yazımızın konusunu teşkil eden Dâru’l-Ulûm Diyobend’dir.</p>
<p>10 Mayıs 1857 tarihinde Mirat’ta İngiliz Doğu Hindistan Şirketi ordusundaki sipahilerin isyanı ile başlayan Hint Ayaklanması, kısa sürede başta Delhi olmak üzere pek çok bölgeye sıçradı. Ayaklanmanın yayıldığı bölgelerden biri de Muzaffernagar’a bağlı Tehânebihûn’dur. İmdâdullah Tehânevî, Muhammed Kâsım Nânevtevî, Reşîd Ahmed Gangôhî, Hâfız Muhammed Zemîn gibi önemli isimlerden oluşan Meclis-i Şûrâ durum değerlendirmesi yapmak üzere Tehânebihûn’da toplandı ve toplantıdan İngilizlere karşı cihad edilmesi kararı çıktı. Bu kararın alınmasında Nânevtevî’nin, “İngilizlerin tepemize çöktüklerinin farkında değil misiniz? Ülke çapında bir tuzak kurdular. Savaşa hazır olun. Ya paramparça edileceğiz ya da onlara karşı sonuna kadar savaşacağız. İngilizlerin bu ülkede yaşamalarına izin vermeyeceğiz.”2 şeklindeki sözleri etkili olmuştur.</p>
<p>Toplantı sırasında İngilizlere karşı başlatılacak cihad hareketine kimin önderlik edeceği hususu da gündeme gelmiş ve toplantıya katılan isimlerin hemen hemen tamamının ittifakıyla Tehânevî cihad emiri ilan edilmiş; Muhammed Kâsım Nânevtevî, Reşîd Ahmed Gangôhî ve Hâfız Muhammed Zemîn Tehânevî’ye biat etmişlerdir. Tehânevî cihad emiri seçildikten sonra ulemanın nasıl bir savaş planı yaptığına dair malumat bulunmamakla birlikte Tehânevî’nin hareketin lideri olarak Tehânebihûn’da kaldığı bilinmektedir.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mayis-2022">Derin Tarih Mayıs Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Arap İsyanı Mı, Şerif Hüseyin İsyanı Mı?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/arap-isyani-mi-serif-huseyin-isyani-mi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Süleyman Beyoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Jul 2020 11:10:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[1. Dünya Savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[Cihad]]></category>
		<category><![CDATA[harekât]]></category>
		<category><![CDATA[manevî]]></category>
		<category><![CDATA[milliyetçi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6120</guid>

					<description><![CDATA[1. Dünya Savaşı’na giden süreçte İstanbul’a gidip gelen Faysal ve Abdullah, Suriye’deki Arap milliyetçileri ve dernekleriyle sık sık temaslarda bulundu. Babaları Mekke Emiri Şerif Hüseyin ise İttihat ve Terakki yönetiminden son derece rahatsızdı. Bölge ve eyaletlerden gelen özerklik taleplerini, iktidarın otoriterleştiği ve merkezî bir idare kurmaya çalıştığı iddiasıyla destekliyordu. (…) Çok geçmeden Sultan Reşad cihad çağrısında bulundu. Bu bağlamda Mekke Emirinin manevî gücünden yararlanmak isteyen İttihat ve Terakki Hükümeti de cihada katılması için birçok kez çağrıda bulundu. Ancak Şerif Ali komutasında hazırlanan kuvvetler Medine’den öteye geçmedi. Bu sırada Hicaz demiryolu ve Arabistan yarımadasında 24 bin civarında Osmanlı kuvveti vardı. Savaşın&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>1. Dünya Savaşı’na giden süreçte İstanbul’a gidip gelen Faysal ve Abdullah, Suriye’deki Arap milliyetçileri ve dernekleriyle sık sık temaslarda bulundu. Babaları Mekke Emiri Şerif Hüseyin ise İttihat ve Terakki yönetiminden son derece rahatsızdı. Bölge ve eyaletlerden gelen özerklik taleplerini, iktidarın otoriterleştiği ve merkezî bir idare kurmaya çalıştığı iddiasıyla destekliyordu. (…)</p>
<p>Çok geçmeden Sultan Reşad cihad çağrısında bulundu. Bu bağlamda Mekke Emirinin manevî gücünden yararlanmak isteyen İttihat ve Terakki Hükümeti de cihada katılması için birçok kez çağrıda bulundu. Ancak Şerif Ali komutasında hazırlanan kuvvetler Medine’den öteye geçmedi. Bu sırada Hicaz demiryolu ve Arabistan yarımadasında 24 bin civarında Osmanlı kuvveti vardı. Savaşın hemen başında açılan Sarıkamış cephesi çökmüş, Almanların etkisiyle Süveyş kanalı harekâtı başlatılmıştı. Bu harekâtı yürütmek üzere Suriye’deki 4. Ordu Komutanlığına Bahriye Nazırı Cemal Paşa getirildi. Hazırlıkları yapılan Süveyş seferine Vali Vehib Bey Hicaz tümeniyle katıldı. Necid Emiri İbn Suud ve Hail Emiri İbn Reşid de sefere çok sayıda deve gönderdi.</p>
<p>Harekâta katılan Vehib Bey’in yerine Hicaz’a vali olarak 5 Nisan 1915’te, daha ılımlı olan Galib Paşa atandı. Aynı günlerde Şerif Hüseyin hem Hicaz aşiretlerini devlete karşı kışkırtıyor, hem de Suriye’de Arap milliyetçilerinin desteğini almaya çalışıyordu. Ancak Arapların ileri gelenlerinin çoğunun Osmanlı’dan ayrılma düşüncesine sıcak baktığı söylenemez. Cemal Paşa’nın gelmesinden kısa süre sonra Beyrut Fransız Konsolosluğu’nda bazı Arap siyasetçi ve din adamlarının Suriye sahillerine yapılacak bir Fransız çıkarmasında düşmanla işbirliği yapacaklarıyla ilgili belgeler bulundu. İşbirlikçi Araplardan 13 kişi askerî mahkemelerin kararıyla idam edildi. 70 kadar kişi ise gıyabî idama mahkûm edildi. Böylece Suriye’deki ayrılıkçı hareket kısa sürede bastırıldı.</p>
<p>Bundan başka Şerif Abdullah hatıralarında Osmanlı ordusunun Kanal seferinin başarısız olduğu günlerde Doğu İşleri Sekreteri Storrs’tan bir mektup aldığını kaydeder. Bakın neler yazılıdır: “Osmanlı Devleti, Büyük Britanya ile kadim dostluğunu rafa kaldırıp Britanya’nın düşmanı Almanya’nın safına geçmiş olduğundan Britanya da Türkiye ile arasındaki kadim dostluk bağlarını koparma hakkını kendinde görmektedir. Siz ve saygıdeğer babanız, Arapların tam bağımsızlığa kavuşmalarıyla sonuçlanacak girişim hakkında önceden sahip olduğunuz görüşünüzü muhafaza ediyor musunuz? Eğer siz ve saygıdeğer babanız hâlâ bu görüşteyseniz Büyük Britanya Arap ayaklanmasını desteklemek için kendisine ihtiyaç duyulan her alanda yardım etmeye hazır olduğunu bildirir.”</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-temmuz-2020">Derin Tarih Temmuz Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Kudüs İşgal Altındayken Bir Müslüman Nasıl Gülebilir?”</title>
		<link>https://www.derintarih.com/izdusum/kudus-isgal-altindayken-bir-musluman-nasil-gulebilir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurettin Taşkesen]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 28 Feb 2019 21:44:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İzdüşüm]]></category>
		<category><![CDATA[Cihad]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet]]></category>
		<category><![CDATA[Kudüs fethinin şifreleri]]></category>
		<category><![CDATA[Mescid-i Aksa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=4291</guid>

					<description><![CDATA[Kudüs fethinin şifrelerini hayatının içinde saklayan mücahit Sultan, 55 yıllık kısa ömrüne 100 yıllık icraatları sığdırdı. Hayatı, şu üç kelimenin derin mânâsı içinde özetlenebilir: İlim, Cihad, Devlet. Çocukluk ve gençliği ilim meclislerinde, Kudüs hasreti ve Mescid-i Aksa sevdasıyla geçen Selahaddin Yusuf’un, birlikte çıktıkları Mısır seferinde amcası Şirkuh’un vefatından sonra Fatımî veziri olması çok önemli bir merhaledir. Tabii ki babası Necmeddin Eyyub’un dostu İmadüddin Zengi ve oğlu Nureddin Zengi’nin iltifat ve teveccühleri, Selahaddin’in (1138-93) askerî ve siyasî geleceği açısından çok önemli bir destektir. Fatımî hilafetinin ve devletinin ilga edilmesi, onu görünüşte Zengi’nin naibi yapmış ama gerçekte Mısır Sultanı olarak ona Hicaz,&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Kudüs fethinin şifrelerini hayatının içinde saklayan mücahit Sultan, 55 yıllık kısa ömrüne 100 yıllık icraatları sığdırdı. Hayatı, şu üç kelimenin derin mânâsı içinde özetlenebilir: İlim, Cihad, Devlet. Çocukluk ve gençliği ilim meclislerinde, Kudüs hasreti ve Mescid-i Aksa sevdasıyla geçen Selahaddin Yusuf’un, birlikte çıktıkları Mısır seferinde amcası Şirkuh’un vefatından sonra Fatımî veziri olması çok önemli bir merhaledir. Tabii ki babası Necmeddin Eyyub’un dostu İmadüddin Zengi ve oğlu Nureddin Zengi’nin iltifat ve teveccühleri, Selahaddin’in (1138-93) askerî ve siyasî geleceği açısından çok önemli bir destektir. Fatımî hilafetinin ve devletinin ilga edilmesi, onu görünüşte Zengi’nin naibi yapmış ama gerçekte Mısır Sultanı olarak ona Hicaz, Yemen ve Mağrib gibi geniş bir coğrafyada devlet idaresi tecrübesi kazandırmıştır. 1174 yılında Nureddin Zengi’nin vefatı Selahaddin Eyyûbî için bir dönüm noktası olur. Ufku geniştir, hedefi büyük bir sultan olmaktır. Mevcut topraklardaki hâkimiyetini kendine, kardeşlerine ve oğullarına kâfi görüp Filistin, Suriye ve Irak’taki zor ve yıpratıcı mücadeleye hiç girişmez önceleri. Çünkü Nureddin Zengi’nin 11 yaşındaki oğlu Melik es-Salih Halep’te, kardeşi Seyfeddin Gazi ise Musul’da hâkim durumdadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Devamı&nbsp;<a href="http://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mart-2019">Derin Tarih Mart Sayısında…</a>&nbsp;﻿</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
