﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Cihan Harbi &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/etiket/cihan-harbi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Fri, 01 Jul 2022 09:16:06 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.5</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>Cihan Harbi &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Lozan’da İngiltere’ye Bıraktığımız Bahşiş: Hân-ı Yağma Kıbrıs</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/lozanda-ingiltereye-biraktigimiz-bahsis-han-i-yagma-kibris/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Muhammed Mahmut Bakır]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 Jul 2022 09:16:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Ayastefanos Muahedesi]]></category>
		<category><![CDATA[Cihan Harbi]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet-i Aliyye]]></category>
		<category><![CDATA[II. Abdülhamid]]></category>
		<category><![CDATA[İngiliz]]></category>
		<category><![CDATA[Meclis-i Vükela]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı-Rus Harbi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8302</guid>

					<description><![CDATA[Tarihe 93 Harbi olarak geçen Osmanlı-Rus Harbi’ndeki mağlubiyet Devlet-i Aliyye için ödenmesi oldukça zor maddi ve manevî bir fatura ile karşılaşmak demekti. Yaşanan meşum kayıplardan anlaşılan; yakın bir gelecekte, kâh harbin galibi Rusya’nın kâh “Osmanlı’yı korumak” klişesine sığınan Avrupalı güçlerin, hasta adam olarak gördükleri imparatorluğu emsali kayıplara uğratmak için zorlayacaklarıydı. Bu bahiste “maslahat” vakte/konjonktüre uymuş, henüz mağlubiyetin şokunu atlatamayan Osmanlı’nın Doğu’dan gelecek bir Rus saldırısına karşı oluşan emniyetsizliği, İngiltere’nin Kıbrıs’ı elde etme arzusu ile aynı aynı skalaya oturmuştu. İngilizler Kıbrıs’ı ya işgal edecekler ya da Kars, Ardahan, Batum havalisinden gelmesi muhtemel bir Rus saldırısına karşı Osmanlı’yı korumak şartıyla Kıbrıs kendilerine&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Tarihe 93 Harbi olarak geçen Osmanlı-Rus Harbi’ndeki mağlubiyet Devlet-i Aliyye için ödenmesi oldukça zor maddi ve manevî bir fatura ile karşılaşmak demekti. Yaşanan meşum kayıplardan anlaşılan; yakın bir gelecekte, kâh harbin galibi Rusya’nın kâh “Osmanlı’yı korumak” klişesine sığınan Avrupalı güçlerin, hasta adam olarak gördükleri imparatorluğu emsali kayıplara uğratmak için zorlayacaklarıydı. Bu bahiste “maslahat” vakte/konjonktüre uymuş, henüz mağlubiyetin şokunu atlatamayan Osmanlı’nın Doğu’dan gelecek bir Rus saldırısına karşı oluşan emniyetsizliği, İngiltere’nin Kıbrıs’ı elde etme arzusu ile aynı aynı skalaya oturmuştu.</p>
<p>İngilizler Kıbrıs’ı ya işgal edecekler ya da Kars, Ardahan, Batum havalisinden gelmesi muhtemel bir Rus saldırısına karşı Osmanlı’yı korumak şartıyla Kıbrıs kendilerine tahsis edilecekti. Ayastefanos Muahedesi’nin (3 Mart 1878) ağır şartlarından kurtulmanın çaresini arayan Devlet-i Aliyye hem muahedeyi hafifletmek hem de Rusya’ya karşı yanına destek almak endişesiyle Kıbrıs’ın idaresini İngilizlere vermeyi kararlaştırmıştı. Her ne kadar Sultan II. Abdülhamid, İngilizlerin sözlerinde durmadıklarına ve Kıbrıs’ın idaresinin onlara verilmesinde çok mahzurlar bulunduğuna kani idiyse de1 işi havale ettiği Meclis-i Vükela’dan çıkan karar İngiltere ile tedafüî ittifak (müdafaa ittifakı) yapılması yönünde olmuştu (4 Haziran 1878).2 İttifak metninin3 tasdiki huzuruna gelen Sultan II. Abdülhamid, “Hukuk-ı şâhâneme asla halel gelmemek şartıyla muâhedenâmeyi tasdik ederim. 3 Temmuz [12]94 &#8211; Abdülhamid” yazarak, Kıbrıs’ın Osmanlı’ya aidiyeti hususunu garantiye almak istemişti. İngiliz Sefiri Sir Layard’dan ittifakı tasdik şartı olarak bu minvalde bir senet de alınmıştı.4  Kıbrıs’ın Osmanlı’ya aidiyetinin bir diğer veçhesi de vergi gelirleri, şer’î mahkemelerin idaresi vb. hususlarda Osmanlı’nın söz sahibi olmasıydı.</p>
<p>Cihan Harbi patlak verene kadar bu minvalde seyreden ahval, harbin başlaması ile birlikte yeniden civcivlenmişti. Muharip olduğu devletlerle yaptığı antlaşmaları fesheden Osmanlı için Kıbrıs “de facto” bir işgal ile karşı karşıyaydı. Üstelik harbin son demlerinde, Mondros Mütarekesi (30 Ekim 1918) ile silah bırakan Devlet-i Aliyye için Kıbrıs’ı savunmak bir kenara, payitaht dahi artık tehlike altındaydı. Bu konjonktürde Millî Mücadele (1919-22), Osmanlı’nın tarih sahnesinden tasfiyesi (1 Kasım 1922) ve Cumhuriyet Türkiye’sine geçiş (29 Ekim 1923) vetiresi yaşanmış ve yakın tarihimizin en mühim antlaşmalarından olan Lozan Muahedesi imzalanmıştı (24 Temmuz 1923).</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-temmuz-2022">Derin Tarih Temmuz Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kemalizmi Tedirgin Eden Roman: Yılanların Öcü</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/kemalizmi-tedirgin-eden-roman-yilanlarin-ocu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Önder]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 04 Jan 2021 06:34:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Akçaköy]]></category>
		<category><![CDATA[Cihan Harbi]]></category>
		<category><![CDATA[Fakir Baykurt]]></category>
		<category><![CDATA[Hasan Âli Yücel]]></category>
		<category><![CDATA[Köy Enstitüleri]]></category>
		<category><![CDATA[Yılanların Öcü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6690</guid>

					<description><![CDATA[Kişi, olay ve düşünceleri anlamak yerine putlaştırmayı tercih eden bir toplum olarak, meselelerin gerçek mahiyetini öğrenmeyi çoğunlukla tercih etmeyiz. Köy Enstitüleri de toplumun bir kısmı için eleştirilemez, eleştirilmesi teklif dahi edilemez statüdeyken, bir kısmı için de bir dönemin olumsuzluklarının tek nedenidir. Köy Enstitüleri gerçeğini daha iyi anlamak için dönemin örneklerini incelemekte fayda olacaktır. Bu anlamda Köy Enstitülerinin simge ismi Fakir Baykurt’u ve onun Yılanların Öcü adlı romanını ele alacağız. Baykurt hem Köy Enstitüsü mezunu hem de ülkemiz edebiyatı için önemli bir isim. Köy Enstitülerinde okuduğu yıllara dair derlediği anı kitabı ve en önemli eseri olarak kabul edilen Yılanların Öcü romanı&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kişi, olay ve düşünceleri anlamak yerine putlaştırmayı tercih eden bir toplum olarak, meselelerin gerçek mahiyetini öğrenmeyi çoğunlukla tercih etmeyiz. Köy Enstitüleri de toplumun bir kısmı için eleştirilemez, eleştirilmesi teklif dahi edilemez statüdeyken, bir kısmı için de bir dönemin olumsuzluklarının tek nedenidir. Köy Enstitüleri gerçeğini daha iyi anlamak için dönemin örneklerini incelemekte fayda olacaktır. Bu anlamda Köy Enstitülerinin simge ismi Fakir Baykurt’u ve onun <em>Yılanların Öcü </em>adlı romanını ele alacağız. Baykurt hem Köy Enstitüsü mezunu hem de ülkemiz edebiyatı için önemli bir isim. Köy Enstitülerinde okuduğu yıllara dair derlediği anı kitabı ve en önemli eseri olarak kabul edilen Yılanların Öcü romanı bu yazının ana sahası olacaktır.</p>
<p>Köy Enstitüsü savunucularının sürekli dillendirdikleri “Köy Enstitüleri çok partili hayata geçildiği için kapandı ve kapatan da karşı devrimci Demokrat Parti kadrolarıdır” söylemini Fakir Baykurt’un Unutulmaz Köy Enstitüleri kitabından bir alıntıyla izah edelim: “… Dünya inişli yokuşlu denir. Üçten dörde geçtik. Ankara’nın rüzgarları döndü. Yücel’i, Tonguç’u görevlerinden uzaklaştırdılar. Savaş bitti, bir başka savaş başladı sanki: Enstitülerde solculuk yapılıyormuş da, zararlı kitaplar okunuyormuş da, kız-erkek bir arada okumak Türk töresine aykırıymış da; Aaa! Kızlar önce ayrı sınıflara, sonra ayrı enstitülere. Anlaşılmaz sıkılıklar başladı. Müdürümüz değişti, öğretmenler ayıklandı. Sık sık dolaplar aranıyor, kitaplarımız alınıyor. Enstitüleri kuranlar kötüleniyor. Her derste komünizmin zararları anlatılıyor… Dergilerde şiirlerim, yazılarım çıktığı için en çok ben denetleniyorum. Ama ne yapıp yaptım, diplomayı canavarın ağzından kaptım. Anam saçını kınaladı, Akçaköy’ün içinde adak üleştirdik…” (Baykurt, <em>Unutulmaz Köy Enstitüleri</em>).</p>
<p>2. Cihan Harbi sonrası değişen siyaset anlayışıyla birlikte ülkemizde de Baykurt’un ifadesiyle rüzgâr dönmüş, Tek Parti rejimi son demlerini yaşamaya başlamıştır. 1946’da gerçekleşen hileli seçim sonrası CHP’nin hükümet kadrosundaki değişiklikle birlikte Hasan Âli Yücel’in yerine Millî Eğitim Bakanlığı’na Reşat Şemsettin Sirer getirilmiştir. Sirer, Köy Enstitülerinin kurucusu İsmail Hakkı Tonguç ve arkadaşlarını tasfiye etmiş, hatta Köy Enstitülü eğitmenlere, geçimlerine katkı ve köylülere örnek olması için dağıtılan arazileri de geri almıştır.</p>
<p>Anlaşılacağı üzere dönemin CHP kadrosu tarafından Köy Enstitülerine o güne kadar verilen imtiyazlar birer birer geri alınmaktadır. Baykurt’un hatıralarında bahsettiği gibi bu kararları CHP yönetimine aldıran en önemli etkenlerden biri Kemalizm karşısında ciddi bir tehlike olarak görülen komünizmle mücadeledir. 1920’de Mustafa Suphi ve arkadaşlarının suikastı ile başlayıp, ardından yine M. Kemal’in emriyle 1923, 1925, 1927, 1929, 1933, 1944, 1945 ve 1947 tevkifatlarıyla komünizm avı devam ederken, Köy Enstitülerinin komünist yetiştirdiği iddiasının ve İsmail Hakkı Tonguç’un komünizme yakın olduğu dedikodularının CHP içinde de kabul görmesi, Köy Enstitülerinin tasfiye sürecini başlatmıştır. Nazım Hikmet’i hapishanelerde çürüten, Sabahattin Ali’yi katleden zihniyetin şimdi bu isimlere sahip çıkması örneğinde olduğu gibi, Köy Enstitülerini kapatma kararı alan ama bu kararı uygulayacak vakit bulamayanların bugün Köy Enstitülerine de sahip çıkmaları manidardır.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ocak-2021">Derin Tarih Ocak Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Müze Kararını Kabullenemeyen Kırgın Subaylar Bir Daha Ayasofya’nın Önünden Geçmek İstemedi</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/muze-kararini-kabullenemeyen-kirgin-subaylar-bir-daha-ayasofyanin-onunden-gecmek-istemedi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Aykut Kazancıgil]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 04 Aug 2020 06:15:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Cihan Harbi]]></category>
		<category><![CDATA[Dr. Osman Remzi]]></category>
		<category><![CDATA[Miralay]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Kemal]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6249</guid>

					<description><![CDATA[Bizim aile renkli simalardan oluşurdu. O dönemlerde “aile” şimdikiler gibi az kişiden oluşan cılız bir yapı değildi. Sadece büyük anneler-büyük babalar, halalar, teyzeler değil, büyük amcalar teyzeler de aile içindeydi. Bizim ailenin renkli simaları arasında en çok ilgimi çeken iki kişi vardı: Büyük amcam ve büyük dayım. Biri dedem Dr. Osman Remzi’nin erkek kardeşi, diğeri babaannemin erkek kardeşi büyük dayım. Bu iki büyük karakter subaydı. Her ikisinin evlerinin salonlarında göğüslerinde İstiklal madalyası bulunan fotoğrafları asılıydı. Arif dayım Kadıköy tarafında, Asım amcam Beşiktaş’ta otururdu. Mütevazı evlerinin küçük bahçeleri çiçekten geçilmezdi. Büyük amcam, eski tabirle Miralay Mustafa Asım Bey’in iki oğlu, iki&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bizim aile renkli simalardan oluşurdu. O dönemlerde “aile” şimdikiler gibi az kişiden oluşan cılız bir yapı değildi. Sadece büyük anneler-büyük babalar, halalar, teyzeler değil, büyük amcalar teyzeler de aile içindeydi.</p>
<p>Bizim ailenin renkli simaları arasında en çok ilgimi çeken iki kişi vardı: Büyük amcam ve büyük dayım. Biri dedem Dr. Osman Remzi’nin erkek kardeşi, diğeri babaannemin erkek kardeşi büyük dayım. Bu iki büyük karakter subaydı. Her ikisinin evlerinin salonlarında göğüslerinde İstiklal madalyası bulunan fotoğrafları asılıydı. Arif dayım Kadıköy tarafında, Asım amcam Beşiktaş’ta otururdu. Mütevazı evlerinin küçük bahçeleri çiçekten geçilmezdi. Büyük amcam, eski tabirle Miralay Mustafa Asım Bey’in iki oğlu, iki kızı vardı. Hepsi büyümüş, iş güç sahibi insanlardı fakat subay değillerdi. Amcam bahçesine çok meraklıydı. Kadıköy’de oturan, o da eski tabirle Miralay olan Arif Uysal’ın çocuğu yoktu. Onun da küçük mütevazı bahçesi rengarenk çiçeklerle bezenmişti. Bu iki kişinin hayatı ve başlarından geçenler, benim hayallerimi süsleyen tükenmez hikâyelerdi&#8230;</p>
<p>Mustafa Asım Bey askerî okulda Mustafa Kemal’den 5-6 sınıf küçüktü. Subay olduktan sonra Balkanlardaki bitmez tükenmez çete harplerine katılmış, zamanla rütbesi yükselmişti. Üsküp’te yaşayan, yine bir subay ailesinin kızıyla evlenmiş ve bu evlilikten ailenin en iyi şekilde okumaları için büyük emek verdiği beş çocukları olmuştu. 1. Cihan Harbi çıkınca türlü cephelerde çarpışmış, bu arada Yemen’e tayin olmuş, İstanbul’dan ayrılırken ailesini büyük abisi dedem Dr. Osman Remzi Bey’e emanet etmişti. Yıllar süren savaşlar ve esaret döneminden sonra 1918’de İstanbul’a dönmüş, ailesine kavuşmuştu.</p>
<p>Kemal Tahir’in bir romanında anlattığı gibi kendisiyle beraber savaştan dönen diğer subaylarla haftanın 2-3 günü Ayasofya Camii’nin önündeki meşhur kahveye gider, sonra da eski silah arkadaşlarıyla buluşurmuş. Hepsi Mustafa Kemal’i tanıyor, seviyor ve sayıyorlardı.</p>
<p>Nihayet Ankara’dan malum hazırlık işaretleri gelince bütün subaylar gibi Ayasofya’da namaz kılıp Ankara’ya giderler. Giderken yine ailesini dedeme emanet eder.</p>
<p>Ben çok meraklı olduğumdan bu hikâyelerin ayrıntılarını çok defa sorup dinlemiştim. Yengeme hep şu suali sormuşumdur:</p>
<p>&#8211; “Yenge, ikinci defa tekrar savaşa gitmesine niye müsaade ettin?” Yengem her seferinde</p>
<p>&#8211; “Oğlum! O zabitti, tabii ki harbe gidecekti. Onun işi bu” cevabını verirdi.</p>
<p>Bu arada büyük amcam Sakarya muharebesinde yaralanmış, göğsünde iki kurşun kalmış. Savaş meydanından hastaneye nakledilirken kendisini taşıtan doktora,</p>
<p>&#8211; “Sen hangi sınıftansın oğlum?” demiş. Hekim sınıfını söylediğinde büyük amca yattığı yerden gürlemiş,</p>
<p>-“Ben Tevfik’in amcasıyım, dikkat et” demiş ve bayılmış&#8230;</p>
<p>Yıllar sonra babamın neslinin tanınmış hocalarından, aynı zamanda benim de hocam olan bu genç hekim, her karşılaşmamızda bana, “Amcana selam söyle, ellerinden öperim” derdi.</p>
<p>Büyük amcam iyileşir iyileşmez cephedeki görevine geri döner. Savaş bittikten, çeşitli yerlerde subay olarak görev yaptıktan sonra 1930’lu yılların sonlarına doğru emekli olur. Beşiktaş’taki evinin salonuna göğsündeki İstiklal madalyasıyla çekildiği resmi asar. Sivil hayatını orada sürdürürken, biz ailenin gençlerine unutulmaz savaşları anlatırdı. Fakat Ankara’ya gitme lafı edilince Ayasofya’daki kahveyi, arkadaşları ile beraber orada aldıkları kararı mutlaka ayrıntıyla anlatırdı.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-agustos-2020">Derin Tarih Ağustos Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Derin Tarih’e Özel Sayılar</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/derin-tarihe-ozel-sayilar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Samet Tınas]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Jul 2020 12:20:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Cihan Harbi]]></category>
		<category><![CDATA[İttihat ve Terakki]]></category>
		<category><![CDATA[muhafazakâr]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı İmparatorluğu]]></category>
		<category><![CDATA[tenbihnâme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6185</guid>

					<description><![CDATA[Türkiye için bir dergi çöplüğü derler. Gerçekten binlerce dergi gelmiş geçmiş; kimisi uzun ömürlü olurken kimisi bir sayı çıkabilmiş ancak. Muhafazakâr-milliyetçi camianın hissiyatına tercüman olacak olan Derin Tarih dergisi de Nisan 2012’de bu dergi deryasında yerini almıştı. Yalnız derginin bu 100 sayıdan ibaret olmadığını takipçileri çok iyi bilir. Aylık mutad sayılarına ilâveten Kasım 2014’ten itibaren Özel Sayılar da çıkartmaya başladı. Bu sayılar çoğunlukla bir bilimsel editörün nezaretinde ve salt bir konu, kişi veya hadiseye inhisar etmiş surette neşredildi. İlk Özel Sayı Osmanlı İmparatorluğu’nun Birinci Dünya Savaşı’na girmesinin 100. yılı olması sebebiyle Cihan Harbi’ne tahsis edildi. “Osmanlı’nın Cihan Harbi–Casuslar Savaşı ve&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye için bir dergi çöplüğü derler. Gerçekten binlerce dergi gelmiş geçmiş; kimisi uzun ömürlü olurken kimisi bir sayı çıkabilmiş ancak. Muhafazakâr-milliyetçi camianın hissiyatına tercüman olacak olan <em>Derin Tarih</em> dergisi de Nisan 2012’de bu dergi deryasında yerini almıştı. Yalnız derginin bu 100 sayıdan ibaret olmadığını takipçileri çok iyi bilir. Aylık mutad sayılarına ilâveten Kasım 2014’ten itibaren Özel Sayılar da çıkartmaya başladı. Bu sayılar çoğunlukla bir bilimsel editörün nezaretinde ve salt bir konu, kişi veya hadiseye inhisar etmiş surette neşredildi.</p>
<p>İlk Özel Sayı Osmanlı İmparatorluğu’nun Birinci Dünya Savaşı’na girmesinin 100. yılı olması sebebiyle Cihan Harbi’ne tahsis edildi. “Osmanlı’nın Cihan Harbi–Casuslar Savaşı ve Teşkilat-ı Mahsusa” başlığını taşıyan sayının bilimsel editörlüğünü Gültekin Yıldız üstlendi. İttihat ve Terakki hükümetinin dış siyaset vizyonundan Osmanlı-Alman ittifakının perde arkasına, halifenin ‘cihad’ çağrısının karşılık bulup bulmadığından Filistin Cephesi’nin anlatılmayan gerçeklerine kadar birçok mevzuun işlendiği bu ilk tecrübenin, okuyucudan oldukça ziyadesiyle karşılık bulduğunu söyleyelim.</p>
<p>Bu defa Cihan Harbi’nin tarihimizde en çok konuşulan cephesine, Çanakkale’ye odaklandı dergi. Hem de yine 100. yılına denk getirerek, tam da Mart ayında&#8230; Lokman Erdemir vardı dosya editörlüğünde ve birbirinden değerli belge ve fotoğraflar eşliğinde bir tarih şölenine yolculuk yapıldı. ‘Çanakkale mahşeri’nin acısı hissettirildi yüreklerde.</p>
<p>Üçüncü Özel Sayı için takvimler Temmuz 2015’i gösteriyordu. “Abdülhamid’i Anlamak Türkiye’yi Anlamaktır” diyecekti Derin Tarih bu defa. Sultan II. Abdülhamid’in Harem halkına tenbihnâmesini içeren mektubu Osmanlıca aslı ve tercümesiyle birlikte hediye ederken dönem hakkında en önde gelen isimlerin kapısı çalındı. Sayı editörlüğünü Mustafa Armağan’ın yaptığı sayfalarda kimler yoktu ki? Şükrü Hanioğlu, Ahmet Uçar, Mehmet Ali Beyhan, Ömer Hakan Özalp, Kemal Karpat, Mim Kemal Öke&#8230;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-temmuz-2020">Derin Tarih Temmuz Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
