﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>coğrafya &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/etiket/cografya/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Sat, 04 Feb 2023 09:11:53 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.5</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>coğrafya &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Kafkasların Muhafızları Hazarlar</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/kafkaslarin-muhafizlari-hazarlar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Altay Tayfun Özcan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 04 Feb 2023 09:11:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Asya]]></category>
		<category><![CDATA[Baltık Denizi]]></category>
		<category><![CDATA[coğrafya]]></category>
		<category><![CDATA[Dnyeper]]></category>
		<category><![CDATA[Hazar Denizi]]></category>
		<category><![CDATA[Karadeniz]]></category>
		<category><![CDATA[Kırım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=9120</guid>

					<description><![CDATA[Avrupa ile Asya kıtalarının birbirine karıştığı Karadeniz ve Hazar Denizi’nin Baltık Denizi ile buluştuğu bir coğrafya üzerinde kurulan Hazar Kağanlığı, 650’lerden 950’lere kadar devam eden 300 yıllık tarihine pek çok önemli tarihî hadise sığdırdı. Kimsenin karşısında duramadığı Araplar ordularının kuzeye çıkmasını engelleyen, İsveç’ten gelen Rusların Dnyeper ve İdil boylarında oyalayan ve Kırım’da Bizans İmparatorluğu’na kafa tutan Hazarlar Kırım bölgesinde kurulacak Altın Orda Devleti’nin de temelini atmışlardı. &#160; Devamı Derin Tarih Ocak Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Avrupa ile Asya kıtalarının birbirine karıştığı Karadeniz ve Hazar Denizi’nin Baltık Denizi ile buluştuğu bir coğrafya üzerinde kurulan Hazar Kağanlığı, 650’lerden 950’lere kadar devam eden 300 yıllık tarihine pek çok önemli tarihî hadise sığdırdı. Kimsenin karşısında duramadığı Araplar ordularının kuzeye çıkmasını engelleyen, İsveç’ten gelen Rusların Dnyeper ve İdil boylarında oyalayan ve Kırım’da Bizans İmparatorluğu’na kafa tutan Hazarlar Kırım bölgesinde kurulacak Altın Orda Devleti’nin de temelini atmışlardı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-subat-2023">Derin Tarih Ocak Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sadece İlmin Kapısı Hz. Ali’nin (Ra) Cevaplayabileceği Sorular</title>
		<link>https://www.derintarih.com/maziye-bir-nazar/sadece-ilmin-kapisi-hz-alinin-ra-cevaplayabilecegi-sorular/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ekrem Sakar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 02 Apr 2021 06:39:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Maziye Bir Nazar]]></category>
		<category><![CDATA[coğrafya]]></category>
		<category><![CDATA[Envârü'l-Aşıkîn]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[Mevlid]]></category>
		<category><![CDATA[Yazıcıoğlu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6926</guid>

					<description><![CDATA[Tarihî araştırmalara kaynaklık eden, aynı zamanda kendisi de bir tarihî araştırma mahsulü olan biyografik eserler genellikle mevzubahis edilen kimse hakkında ulaşılabilen bilgiler tüketilene kadar yazılır ve yazılabilecek yeni bir şey kalmayınca nihayet bulur. Lakin Hz. Muhammed’in (sas) biyografileri, yani siyerler her çağda yazılmaktadır. Burada amaç, daha önce dile getirilmemiş şeyleri gün yüzüne çıkarmak değildir. Maksat sadece malumat vermek olsaydı, işbu kaynaklarla iktifa edilirdi. O halde bu siyer üretme eyleminin, zamanın ve coğrafyanın sosyo-kültürel yapısı değiştikçe farklı bir peygamber anlatısına ihtiyaç duyulmasından ileri geldiğini söyleyebiliriz. Dolayısıyla her siyer yazarı kendi döneminin taleplerini göz önünde bulundurarak ve kendi birikimini yansıtarak alternatif bir&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Tarihî araştırmalara kaynaklık eden, aynı zamanda kendisi de bir tarihî araştırma mahsulü olan biyografik eserler genellikle mevzubahis edilen kimse hakkında ulaşılabilen bilgiler tüketilene kadar yazılır ve yazılabilecek yeni bir şey kalmayınca nihayet bulur. Lakin Hz. Muhammed’in (sas) biyografileri, yani siyerler her çağda yazılmaktadır. Burada amaç, daha önce dile getirilmemiş şeyleri gün yüzüne çıkarmak değildir. Maksat sadece malumat vermek olsaydı, işbu kaynaklarla iktifa edilirdi. O halde bu siyer üretme eyleminin, zamanın ve coğrafyanın sosyo-kültürel yapısı değiştikçe farklı bir peygamber anlatısına ihtiyaç duyulmasından ileri geldiğini söyleyebiliriz. Dolayısıyla her siyer yazarı kendi döneminin taleplerini göz önünde bulundurarak ve kendi birikimini yansıtarak alternatif bir metin ortaya koymaktadır. Yani bir kez yaşanmış bir hayat, bin defa anlatılmıştır ve anlatılmaya devam edecektir.</p>
<p>Hz. Muhammed’in hayatını ele alan kaynakların başında delailü’n-nübüvve eserleri gelir. Peygamberin olağanüstü ve mucizevi hususiyetlerini öne çıkartan bu tarz eserler duygusal yoğunluk barındırmaları hasebiyle Müslümanlar arasında diğer biyografik türlere nazaran daha fazla rağbet bulmuştur. Tarihçiler kitaplarda geçen hadiselerin sıhhat derecesini sorgulamakla mükelleftirler; oysaki ahali için bu husus bir ehemmiyet teşkil etmez. Mezkûr eserler inananlara peygamber sevgisi aşılaması, inanmayanlara nübüvvet delilleri getirmesi özellikleriyle bir hayli işlevseldir.</p>
<p>Osmanlı halkının geleneksel İslâm anlayışının peygamber sevgisi üzerine kurulu olduğunu gösteren birçok karine mevcuttur. Mevlid olarak maruf <em>Vesîletü’n-Necât</em>, Yazıcıoğlu biraderlerin kaleme aldığı <em>Envârü’l-Aşıkîn</em> ve <em>Muhammediyye</em> gibi toplumda çokça rağbet gören bu eserlerin teması çoğunlukla “muhabbet-i Muhammedî”dir. Çok okunmakla beraber pek zikredilmeyen bir eser, <em>Altıparmak Tarihi</em> olarak meşhur olup Muhammed b. Muhammed Altıparmak’a aittir. Molla Miskîn’in Farsça telif ettiği <em>Meâricü’n-Nübüvve</em> adlı eserinin tercümesidir. Doktora çalışmamızda eserin yurt içi ve yurt dışında 150’ye yakın nüshasını tespit ettik ki bu ciddi bir sayıdır.</p>
<p>Bu eserdeki ilginç rivayetlerden birinde1  Hz. Muhammed’in vefatından sonra biri Hz. Ali’nin (ra) huzuruna gelir. “Sana birkaç sualim var ve bunu ancak peygamberin vasisi bilir” der. Malum olunduğu üzere tarih boyunca Hz. Ali ilmin kapısı olarak tavsif edilmiştir. Ona nispet edilen metinlerden oluşan <em>Nehcü’l-Belâga</em>, onun edebî, hikmetli ve veciz sözlerini ihtiva eden bir eserdir. Binaenaleyh bu soruların muhatabının Hz. Ali olması bizi şaşırtmamaktadır. Ardından Hz. Ali “Sor bakalım!” deyince adam sorularını sıralar. Bunlara geçmeden evvel okurlara bir kâğıt, bir de kalem hazırlamalarını öneriyoruz. Soruları okurken bir yandan da kendi cevaplarınızı not edebilirsiniz. Akabinde cevapları okuyarak kaçını doğru bildiğinizi göreceksiniz. Sözü geçen kişinin soruları şunlar:</p>
<p>Anasız ve babasız dünyaya gelen adam kimdir? Babasız ve anasız dünyaya gelen kadın kimdir? Babasız dünyaya gelen adam kimdir? İnsan, cin ve melek taifesinden olmayan elçi nedir? Sahibi ile gezen kabir nedir? Ashabını korkutan hayvan nedir? Yiyen ama içmeyen cisim nedir? Yaratıldığından beri yalnızca bir kere güneşin değdiği ve kıyamete kadar bir daha güneş görmeyecek olan toprak nedir? Kendinden diri doğan cansız cisim nedir? Üç saatte hem gebe olan hem de doğuran kadın kimdir? Hiçbir zaman hareket etmeyen iki şey nedir? Hiçbir zaman hareketsiz durmayan, devamlı hareket halinde olan iki şey nedir? Asla düşman olmayan iki dost nedir? Asla dost olmayan iki düşman nedir? “Şey” nedir? “Şey olmayan” nedir? En güzel şey nedir? En çirkin şey nedir? Ana rahminde ilk yaratılan şey nedir? Kabirde ilk çürüyen şey nedir?</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-nisan-2021">Derin Tarih Nisan Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gezi Amacıyla Saraydan Uzaklaşan İlk Padişah</title>
		<link>https://www.derintarih.com/osmanli-tarihi/gezi-amaciyla-saraydan-uzaklasan-ilk-padisah/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mahmut Yörük]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Feb 2021 05:40:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Osmanlı Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Atmeydanı]]></category>
		<category><![CDATA[Balkan]]></category>
		<category><![CDATA[coğrafya]]></category>
		<category><![CDATA[II. Mahmud]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı Devleti]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6727</guid>

					<description><![CDATA[Osmanlı Devleti’nde padişahlar Atmeydanı’nda düzenlenen düğün ve sünnet merasimleri ile çeşitli sebeplerle yapılan kutlamaların dışında ancak Cuma selamlığında ve tebdil-i kıyafet düzenlenen geziler sırasında halkla birebir muhatap olurlardı. Taşradaki halkın padişahla irtibat kurması ise ancak yazışmalarla mümkün olmuştur. Padişahlar saraydan sadece sefer ve av amacı ile çıkarlardı. 600 yıllık Osmanlı tarihinde saraydan sadece seyahat etmek ve tebaasını görmek amacıyla çıkan ilk padişah II. Mahmud olmuştur. 1830-39 yılları arasında beş defa memleket gezisine çıkmış, bu durum sonraki padişahlara da örnek olmuştur: oğlu Abdülaziz ilk defa Avrupa seyahati yapan padişahtır. Peki, Sultan II. Mahmud kendisine kadarki 5 asırlık devlet teamülünde mevcut olmayan&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Osmanlı Devleti’nde padişahlar Atmeydanı’nda düzenlenen düğün ve sünnet merasimleri ile çeşitli sebeplerle yapılan kutlamaların dışında ancak Cuma selamlığında ve tebdil-i kıyafet düzenlenen geziler sırasında halkla birebir muhatap olurlardı. Taşradaki halkın padişahla irtibat kurması ise ancak yazışmalarla mümkün olmuştur.</p>
<p>Padişahlar saraydan sadece sefer ve av amacı ile çıkarlardı. 600 yıllık Osmanlı tarihinde saraydan sadece seyahat etmek ve tebaasını görmek amacıyla çıkan ilk padişah II. Mahmud olmuştur. 1830-39 yılları arasında beş defa memleket gezisine çıkmış, bu durum sonraki padişahlara da örnek olmuştur: oğlu Abdülaziz ilk defa Avrupa seyahati yapan padişahtır. Peki, Sultan II. Mahmud kendisine kadarki 5 asırlık devlet teamülünde mevcut olmayan böyle radikal bir kararı nasıl vermiştir?</p>
<p>Bu seyahatleri Habermas’ın “kamusal alan” görüşü çerçevesinde değerlendirmek mümkün. II. Mahmud bu geziler sırasında tebaasını kuşatan bir kamusal alan oluşturmaya çalışarak mevcut ayrılıkçı fikirlere ve sosyo-ekonomik krizlere karşı toplumsal bir birliktelik inşa etmeyi amaçlamıştır.</p>
<p>Seyahatlerinin Balkan coğrafyasına yoğunlaştırması da bu açıdan oldukça manidardır. Geziler sırasında memleketin durumunu bizzat gözlemleme imkanı bulmuş, din ayırt etmeksizin bütün tebaasının arzu ve şikayetlerini dinlemiş, muhtaçlara yardım etmiş, bölgede görev yapan devlet adamlarını denetlemiştir. Ayrıca bu gezilerle, gerçekleştirilen reform hareketlerinin halk üzerindeki tesirini saptamak istemiş, imar faaliyetleri ve tersane inşaatlarını incelemiş, önemli şahsiyetlerinin kabirlerini ziyaret etmiştir. Gezi programları ile padişahın gücünün ve Devlet-i Aliyye’nin ihtişamının gösterilmek istendiğini de söyleyebiliriz. Padişahla birlikte iki geziye katılan vakanüvis Sahhaflar Şeyhizâde Mehmed Esad Efendi’nin eserlerinden gelişmeleri günbegün takip etmek mümkündür.</p>
<p>Sultan II. Mahmud seyahatlerinden ilkini 9-30 Aralık 1830 tarihinde Büyükçekmece’ye gerçekleştirdi. Oradan Tekirdağ’a geçen padişah burada bir gece konakladı. Halkın sorunlarını dinledi, vakit bulunca avlandı. 33 gün süren ikinci seyahatini 3 Haziran 1831’de Çanakkale ve Edirne’ye yaptı. Çanakkale’nin Gelibolu vilayetinde Yazıcıoğlu Mehmed, Ahmed Bican’ın ve Balkan Fatihi Süleyman Paşa’nın kabirlerini ziyaret ederek Kur’an-ı Kerim okutturdu. Fakir fukaraya ve gayrimüslim tebaaya ihsanda bulunarak gönüllerini kazanmaya çalıştı. Ayrıca Gelibolu Mevlevihanesine misafir olarak ibadete iştirak etmiştir. Daha sonra bölgedeki tutukluların ve sürgünle cezalandırılan kişilerin suçlarını bağışladı.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-subat-2021">Derin Tarih Şubat Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>TÜLAY METİN: ANADOLU’YU TÜRKİYE YAPAN, SELÇUKLULARIN İSKÂN VE ŞEHİRLEŞME PO-LİTİKALARIYDI</title>
		<link>https://www.derintarih.com/soylesi/tulay-metin-anadoluyu-turkiye-yapan-selcuklularin-iskan-ve-sehirlesme-po-litikalariydi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Tülay Metin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 04 Jan 2021 05:51:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[20. yüzyıl]]></category>
		<category><![CDATA[coğrafya]]></category>
		<category><![CDATA[Selçuklu]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6661</guid>

					<description><![CDATA[KONUŞAN: MUNİSE ŞİMŞEK Kitabın giriş bölümünde “Selçuklu şehir tarihçiliğinin Türk tarihçiliğinin en zayıf halkalarından biri” olduğuna dikkat çekiyorsunuz. İsterseniz buradan başlayalım. Bu bir ihmal mi, kaynak eksikliğinden mi kaynaklanıyor? Her ne kadar eskiye nazaran son zamanlarda sayıları artsa da esasen genel anlamda Selçuklu şehir tarihi çalışmalarının az olduğu bilinen bir gerçektir. Elbette kaynak yetersizliğini en önemli sebeplerden biri olarak gösterebiliriz. Bu dönemi anlamamızı sağlayan kronik olarak bilinen yazılı kaynaklar genellikle siyasî olaylara ışık tutmaktadır. Şehir ve bölge tarihi çalışmak çok geniş bir alanı kapsamaktadır. Siyasî, coğrafî, sosyal, ekonomik, kültürel ve mimarî tüm bilgilere ulaşmak için incelenen döneme ait kaynakların hepsini&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>KONUŞAN: MUNİSE ŞİMŞEK</strong></p>
<p><strong>Kitabın giriş bölümünde “Selçuklu şehir tarihçiliğinin Türk tarihçiliğinin en zayıf halkalarından biri” olduğuna dikkat çekiyorsunuz. İsterseniz buradan başlayalım. Bu bir ihmal mi, kaynak eksikliğinden mi kaynaklanıyor?</strong></p>
<p>Her ne kadar eskiye nazaran son zamanlarda sayıları artsa da esasen genel anlamda Selçuklu şehir tarihi çalışmalarının az olduğu bilinen bir gerçektir. Elbette kaynak yetersizliğini en önemli sebeplerden biri olarak gösterebiliriz. Bu dönemi anlamamızı sağlayan kronik olarak bilinen yazılı kaynaklar genellikle siyasî olaylara ışık tutmaktadır. Şehir ve bölge tarihi çalışmak çok geniş bir alanı kapsamaktadır. Siyasî, coğrafî, sosyal, ekonomik, kültürel ve mimarî tüm bilgilere ulaşmak için incelenen döneme ait kaynakların hepsini gözden geçirmek gerekiyor. Müelliflerin verdiği en ufak bir bilgi, tarihçi için çok değerli olabilir. Coğrafya eserleri, seyahatnameler, vakfiyeler, kitabeler, monografiler, menâkıbnâmeler, biyografiler (hal tercümeleri), paralar ve müzelerdeki eserler dikkatle ve titizlikle incelenmelidir. Hatta bir önceki ve bir sonraki dönemin kaynakları da değerli bilgiler içerebilir. Mesela Osmanlı arşiv belgelerinde Selçuklu dönemine ait bilgilere ulaşmak mümkündür. Bununla birlikte şehir ve bölge tarihi çalışmalarında mekânı bizzat görmek çokönemlidir. Tarihçinin mekânda çalışabilmesi için maddî ve manevî zahmet ve zorlukların üstesinden gelmesi gerekir. Tarihçiler için üzerinde durulması gereken bir husus da az bilgiyle çok şey yazabilmektir. Söz konusu şehir hayatı ise hayal gücünü de biraz konuşturmak gerekebilir. Burada kastettiğim olmayanı yazmak değil. Demek istediğim, bir konuda tereddütte kalan tarihçinin önceki ve sonrasıyla, aynı zamanda muasırı diğer şehirlerle ilgili bilgileri karşılaştırma ve kıyaslama (compare&amp;contrast) metodundan istifade etmesidir. Ayrıca şehir tarihi çalışmaları oldukça genç bir disiplindir. Türkiye’de şehir tarihi çalışmalarını ancak 20. yüzyılın başlarına kadar götürebiliriz. Hüseyin Hüsameddin tarafından yazılan Amasya Tarihi ve Halil Ethem Eldem’in Kayseri Şehri isimli eserleri şehir tarihçiliğinin ilk örneklerindendir. Kayseri Şehri Selçuklular ve Anadolu Türk Beylikleri tarihi ile ilgili önemli bilgiler içermektedir. Ancak bu eserlerde daha çok siyasî ve askerî olaylara yer verilmiştir. Selçuklular tarihi ile ilgili yapılan ilk çalışmalarda idarî, siyasî ve askerî tarihe öncelik vermek devleti tanımak ve genel bir çerçeve çizmek için önemlidir. Aynı durum Avrupa tarih yazımı için de geçerlidir. Şehir tarihi gibi sosyal ve kültürel tarih çalışmaları Annales okuluyla birlikte önem kazanmıştır. Daha öncesinde literatüre siyasî tarihin hâkim olduğunu görmekteyiz. Elbette tarih yazımındaki son gelişmeler Türkiye’deki yerel tarih yazımını da etkilemiştir. Böylece Türkiye’de toplumun sosyal, ekonomik ve kültürel hayatının geçtiği şehir, köy ve mahalle tarihini konu edinen yerel tarih çalışmalarına yönelme olmuştur. Bu çalışmalar arasında Selçuklu şehir tarihi ile ilgili çalışmaların az yer kapladığı bilinmektedir. Ancak son zamanlarda Selçuklu şehir tarihine dair gerek tez çalışmaları, gerekse müstakil çalışmaların sayısının arttığını söyleyebiliriz.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ocak-2021">Derin Tarih Ocak Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Osmanlı Casuslarına Nasıl Bakardı</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/osmanli-casuslarina-nasil-bakardi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ahmet Yüksel]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 01 Aug 2019 08:29:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[coğrafya]]></category>
		<category><![CDATA[İstihbarat]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı İmparatorluğu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=4835</guid>

					<description><![CDATA[İstihbarat tarihin en eski dönemlerinden itibaren istifade edilen bir iktidar ve güç vasıtasıdır. Alabildiğine geniş bir coğrafya ve zamana yayılmış olan Osmanlı İmparatorluğu’nu yönetenlerin de daha ilk devirlerden itibaren o vasıtadan istifade ettikleri tarihî kayıtlarla sabittir. Başlangıçta, Osmanlılarda daha ziyade düşmanların askerî hazırlıklarından ve komşuların durumundan haberdar olmak esası üzerine bina edilmiş bir istihbarat ağının, sonraki süreçte ve şartların zorlamasıyla ülke içinde ve dışındaki bütün gelişmeleri öğrenmek arzusuyla genişletildiğini görmekteyiz. Dikkat çekilen genişleme istihbarat ağı içerisinde faaliyet gösteren bilgi kanalları için de geçerli olmuş, farklı dinî ve etnik kökene mensup kimseler birer istihbarat elemanı olarak Osmanlı İmparatorluğu’na hizmet etmişlerdir. Bahsedilen&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İstihbarat tarihin en eski dönemlerinden itibaren istifade edilen bir iktidar ve güç vasıtasıdır. Alabildiğine geniş bir coğrafya ve zamana yayılmış olan Osmanlı İmparatorluğu’nu yönetenlerin de daha ilk devirlerden itibaren o vasıtadan istifade ettikleri tarihî kayıtlarla sabittir. Başlangıçta, Osmanlılarda daha ziyade düşmanların askerî hazırlıklarından ve komşuların durumundan haberdar olmak esası üzerine bina edilmiş bir istihbarat ağının, sonraki süreçte ve şartların zorlamasıyla ülke içinde ve dışındaki bütün gelişmeleri öğrenmek arzusuyla genişletildiğini görmekteyiz. Dikkat çekilen genişleme istihbarat ağı içerisinde faaliyet gösteren bilgi kanalları için de geçerli olmuş, farklı dinî ve etnik kökene mensup kimseler birer istihbarat elemanı olarak Osmanlı İmparatorluğu’na hizmet etmişlerdir. Bahsedilen bilgi kanallarının başında casuslar gelmekteydi. Onlar Osmanlı tarihinin her döneminde istihbaratın görünmeyen sahnesinin en önünde yer almışlardı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
