﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Darülfünun &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/etiket/darulfunun/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Fri, 29 Apr 2022 12:17:55 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.5</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>Darülfünun &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Şeyhü’l-Muallimîn Ziyâ Şükûn ve Lügati</title>
		<link>https://www.derintarih.com/mechul-meshurlar/seyhul-muallimin-ziya-sukun-ve-lugati/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dursun Gürlek]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 01 May 2022 04:18:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Meçhûl Meşhurlar]]></category>
		<category><![CDATA[Darülfünun]]></category>
		<category><![CDATA[Ferhengi Ziya]]></category>
		<category><![CDATA[garâbate]]></category>
		<category><![CDATA[Hüseyin Kâzım Kadri]]></category>
		<category><![CDATA[osmanli]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8050</guid>

					<description><![CDATA[Çocuğunu büyütürken bin bir türlü zahmete katlanan, fakat bütün bu sıkıntıları ve meşakkatleri canına minnet bilen şefkatli bir anne gibi, yazar da eserini kaleme alırken akla hayale gelmedik zorluklarla karşılaşabilir. Ama bir yandan da, kelimenin tam anlamıyla ortaya “eser” koymanın hazzını, üretmenin zevkini yaşar. İşte bu manevî haz ve zevk müellife her müşkili unutturur ve kendisini mutlu eder. Bizde kaliteli eserlere, kıymetli kitaplara, önemli sözlüklere imza atan bazı değerli yazarlar en büyük zorluğu -şu veya bu sebepten dolayı- Cumhuriyet’in ilk yıllarında yaşadılar. Böyle üzücü bir manzaranın ortaya çıkmasında harf inkılabı, Darülfünun’un üniversiteye dönüşmesi, Osmanlı bakiyesi müderrislere köhne bir zihniyetin temsilcileri&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çocuğunu büyütürken bin bir türlü zahmete katlanan, fakat bütün bu sıkıntıları ve meşakkatleri canına minnet bilen şefkatli bir anne gibi, yazar da eserini kaleme alırken akla hayale gelmedik zorluklarla karşılaşabilir. Ama bir yandan da, kelimenin tam anlamıyla ortaya “eser” koymanın hazzını, üretmenin zevkini yaşar. İşte bu manevî haz ve zevk müellife her müşkili unutturur ve kendisini mutlu eder.</p>
<p>Bizde kaliteli eserlere, kıymetli kitaplara, önemli sözlüklere imza atan bazı değerli yazarlar en büyük zorluğu -şu veya bu sebepten dolayı- Cumhuriyet’in ilk yıllarında yaşadılar. Böyle üzücü bir manzaranın ortaya çıkmasında harf inkılabı, Darülfünun’un üniversiteye dönüşmesi, Osmanlı bakiyesi müderrislere köhne bir zihniyetin temsilcileri olarak bakılması, eğitim sistemindeki yeni düzenlemeler büyük rol oynadı. İstanbul Darülfünun’unda sevilen, sayılan, saygı ve hürmet gören bir hocayken tasfiye hareketleriyle açığa alınan ve tabii ki geçim derdine çare bulmak üzere hiç değilse ortaokullarda olsun öğretmenlik yapabilmek maksadıyla türlü çarelere başvuran muallimlere, ayrıca böyle rencide edici uygulamalar dolayısıyla küsüp inzivaya çekilen muhterem ilim adamlarına en çok işte bu dönemde rastlandı.</p>
<p>Türk kültürünün anıt eserleri olan bazı kitaplar da yarısı Arap harfleriyle, yarısı Latin harfleriyle olmak üzere yine bu devirde neşredildi. Mesela merhum Hüseyin Kâzım Kadri Bey’in şaheseri olan <em>Büyük Türk Lügati</em> de böyle bir garâbate maruz kaldı. Yaklaşık dört bin sayfayı bulan bu dev sözlüğün, ilk iki cildi Arap alfabesiyle, üçüncü ve dördüncü ciltleri ise Latin harfleriyle yayımlandı. Halbuki müellifi, Türk Dil Kurumu tarafından basılan bu muazzam eserinin tamamen Arap harfleriyle neşredilmesini istiyordu.</p>
<p>İşte o dönemde üç ciltlik Farsça bir sözlük hazırlayan, fakat böyle kıymetli bir lügati bastırabilmek için birçok badire atlatan, türlü türlü zorluklarla karşılaşan kalem erbabından biri de gözde eğitimcilerimizden merhum Ziya Şükûn Bey’di. Onun <em>Gencine-i Güftar-Ferhengi Ziya</em> adındaki bu sözlüğünü nasıl kaleme aldığını, bastırmak için hangi çarelere başvurduğunu ve hayatıyla ilgili bilgileri biz daha çok kendisiyle Cemaleddin Bildik Bey’in yaptığı ve 17 Nisan 1948 tarihli <em>Yedigün</em>’de yayımladığı mülakat ve Suat Aray’ın <em>Bir Galatasaraylının Hatıraları</em> isimli kitabından öğreniyoruz. Şimdi isimleri geçen bu iki kaynağı esas almak suretiyle merhum bilginimizi daha yakından tanımaya çalışalım.</p>
<p>Ziya Şükûn veya Yusuf Ziyâüddin Efendi 1869 yılında İzmir’de doğdu. İlk eğitimini babası Kıbrıslı Hoca Mehmed Kâmil Efendi’den aldı. Yirmi iki yaşındayken İstanbul’a geldi. Hadis muallimi Hafız Mehmed Efendi’nin derslerine devam etti. Girdiği imtihanı kazanarak Darülmualliminiâli’ye, yani yüksek Öğretmen Okulu’na kaydoldu. Babasının ölümü üzerine İzmir Muallim Mektebi’nde göreve başladı. Aradan bir iki yıl geçtikten sonra, babasının açtığı Mekteb-i Terakki binasında “Dârüledeb” okulunu hizmete hazır hale getirdi.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mayis-2022">Derin Tarih Mayıs Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Masalını Arayan Türkiye</title>
		<link>https://www.derintarih.com/derin-kitap/masalini-arayan-turkiye/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Halil Solak]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 31 Dec 2016 22:11:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Derin Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Hamdi Tanpınar]]></category>
		<category><![CDATA[Darülfünun]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Yahya Kemal]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=1882</guid>

					<description><![CDATA[Ahmet Hamdi Tanpınar, Darülfünun’un Edebiyat şubesinde öğrenciyken 1919 Kasım’ında bir gün Zeynep Hanım Konağı’nın koridorlarında elinde “gizlemeyi unuttuğu” bir kitap olduğu halde Yahya Kemal’le karşılaşır. Kitabı eline alan Kendi Gök Kubbemiz şairi, “gençliğinden bir şeylere bakar gibi” bakmış ve talebesine şu ikazda bulunmuştur: “Güzel, ama sizin için daha erken. Klasikleri okuyun, sırasıyla okuyun. Ve her muharriri tekmil okuyun!” Tanpınar, yıllar sonra kaleme aldığı Yahya Kemal monografisinde hocasının bu ikazını,  onun yolunu kısaltma çabası olarak yorumlayacaktı. D. Mehmet Doğan’ın “muhabbetle” imzalayıp gönderdiği Neden Klasiklerimiz Yok? adlı son kitabını elime alınca aklıma Tanpınar ile üstadının arasında geçen yukarıdaki hadise geldi. Bugün de&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ahmet Hamdi Tanpınar, Darülfünun’un Edebiyat şubesinde öğrenciyken 1919 Kasım’ında bir gün Zeynep Hanım Konağı’nın koridorlarında elinde “gizlemeyi unuttuğu” bir kitap olduğu halde Yahya Kemal’le karşılaşır. Kitabı eline alan Kendi Gök Kubbemiz şairi, “gençliğinden bir şeylere bakar gibi” bakmış ve talebesine şu ikazda bulunmuştur:</p>
<p>“Güzel, ama sizin için daha erken. Klasikleri okuyun, sırasıyla okuyun. Ve her muharriri tekmil okuyun!”</p>
<p>Tanpınar, yıllar sonra kaleme aldığı Yahya Kemal monografisinde hocasının bu ikazını,  onun yolunu kısaltma çabası olarak yorumlayacaktı.</p>
<p>D. Mehmet Doğan’ın “muhabbetle” imzalayıp gönderdiği Neden Klasiklerimiz Yok? adlı son kitabını elime alınca aklıma Tanpınar ile üstadının arasında geçen yukarıdaki hadise geldi.</p>
<p>Bugün de gençlere verilen nasihat aşağı yukarı aynı: “Önce klasikleri okuyun, sonra diğerlerini.” İyi ama hangi klasikleri? Ya da klasikler meselesinin Türkiye macerasına baktığımızda soruyu şöyle değiştirmemiz gerekiyor: Kimin klasikleri?</p>
<p>Klasikler mevzuu, Efendibabamız Ahmed Midhat Efendi’den beri, yani 100 yıldır entelektüel gündemimizde.</p>
<p>Bu arada bu bahiste hemen herkesin aklına ilk anda Maarif Vekili Hasan Âli Yücel’in 1940’larda yaptığı klasiklerin neşri hamlesi gelecektir. Bu dönemde Yücel, büyük bir tercüme faaliyetiyle klasikleri Türkçeye kazandırmıştır. Ancak bu dizide tercüme edilen eserler hala tartışılıyor. Yapacağımız kısa bir muhasebe bize tartışmanın seyri hakkında bilgi verecektir.</p>
<p><strong>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derintarih-ocak2017">Derin Tarih Ocak Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
