﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Doğu Roma &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/etiket/dogu-roma/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Sat, 04 Feb 2023 08:53:57 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.5</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>Doğu Roma &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Kiyev Knyazlığı’nın Doğu Roma’yı Titreten Bozkırın Amansız Gücü Peçenekler</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/kiyev-knyazliginin-dogu-romayi-titreten-bozkirin-amansiz-gucu-pecenekler/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Muallâ Uydu Yücel]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 04 Feb 2023 08:49:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Doğu Roma]]></category>
		<category><![CDATA[II. Kağanlık]]></category>
		<category><![CDATA[Karadeniz bozkırları]]></category>
		<category><![CDATA[Türkistan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=9111</guid>

					<description><![CDATA[Peçenekler, Oğuzların Türkistan’a gelmeleriyle, hâkimiyet altına girmek istemediklerinden batıya, Karadeniz bozkırlarına yönelmişlerdir. Konargöçer hayat biçimlerine uygun olan bu sahada tarih sahnesinde boy göstermeye başlayan Peçenekler, sonraları biri günümüzdeki Ukrayna, diğeri Bulgaristan topraklarında yer alan iki kağanlık kurmuşlardır. Bölge halklarıyla da zaman zaman çekişmeli ilişkiler yürütmüşlerdir. I. Kağanlık döneminde Rusların uzun bir dönem güneye inmelerine engel olmuşlar, II. Kağanlık döneminde de âdeta Doğu Roma’yı Türklerin Anadolu’ya yerleşmesini seyretmek zorunda bırakmışlardır. &#160; Devamı Derin Tarih Ocak Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Peçenekler, Oğuzların Türkistan’a gelmeleriyle, hâkimiyet altına girmek istemediklerinden batıya, Karadeniz bozkırlarına yönelmişlerdir. Konargöçer hayat biçimlerine uygun olan bu sahada tarih sahnesinde boy göstermeye başlayan Peçenekler, sonraları biri günümüzdeki Ukrayna, diğeri Bulgaristan topraklarında yer alan iki kağanlık kurmuşlardır. Bölge halklarıyla da zaman zaman çekişmeli ilişkiler yürütmüşlerdir. I. Kağanlık döneminde Rusların uzun bir dönem güneye inmelerine engel olmuşlar, II. Kağanlık döneminde de âdeta Doğu Roma’yı Türklerin Anadolu’ya yerleşmesini seyretmek zorunda bırakmışlardır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-subat-2023">Derin Tarih Ocak Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Afrika&#8217;yı Parselleyen İngiliz Projesi</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/kara-kitayi-parselleyen-ingiliz-projesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ahmet Kavas]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Nov 2021 08:02:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Afrika]]></category>
		<category><![CDATA[Doğu Roma]]></category>
		<category><![CDATA[Etiyopya]]></category>
		<category><![CDATA[Hıristiyan]]></category>
		<category><![CDATA[İber Yarımadası]]></category>
		<category><![CDATA[Libya]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı Devleti]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7607</guid>

					<description><![CDATA[Sömürgeciliğin en başarılı hamlelerinden biri olarak tarihe geçen ve 1885 Şubat’ında Berlin’de düzenlenen konferansta bütün taraftarlarca imzalanan anlaşma ile Afrika fiilen parçalanma sürecine girecekti. Tahmin edilenler kadar beklenilmeyen durumlar da dâhil yaklaşık 20 yıl alan bir zamanda kıtada işgal edilemeyen üç bölge kalmıştı. Bunlardan biri, bugünkü Libya olup henüz Osmanlı Devleti’nin bir parçası olarak varlığını sürdürüyordu. İkincisi, Amerika Birleşik Devletleri tarafından azatlık verilip kıtaya geri gönderilen çok az sayıdaki eski kölelerin idaresinde korunup kollanan Liberya idi. Üçüncüsü, en az beş asırdır Müslüman yöneticilerin büyük çoğunluğu hâkimiyetinde iken Hıristiyan Etiyopya krallığının denetimindeki bölge idi. Avrupalı sömürgeci yedi devletin, kendilerine ait gördükleri&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sömürgeciliğin en başarılı hamlelerinden biri olarak tarihe geçen ve 1885 Şubat’ında Berlin’de düzenlenen konferansta bütün taraftarlarca imzalanan anlaşma ile Afrika fiilen parçalanma sürecine girecekti. Tahmin edilenler kadar beklenilmeyen durumlar da dâhil yaklaşık 20 yıl alan bir zamanda kıtada işgal edilemeyen üç bölge kalmıştı. Bunlardan biri, bugünkü Libya olup henüz Osmanlı Devleti’nin bir parçası olarak varlığını sürdürüyordu. İkincisi, Amerika Birleşik Devletleri tarafından azatlık verilip kıtaya geri gönderilen çok az sayıdaki eski kölelerin idaresinde korunup kollanan Liberya idi. Üçüncüsü, en az beş asırdır Müslüman yöneticilerin büyük çoğunluğu hâkimiyetinde iken Hıristiyan Etiyopya krallığının denetimindeki bölge idi. Avrupalı sömürgeci yedi devletin, kendilerine ait gördükleri bölgeleri istedikleri gibi idare edebilmek için de yaklaşık 20 yıllık bir süreye daha ihtiyaçları vardı.</p>
<p>Nasıl olmuştu da bu devasa kıta, hiç beklenmedik şekilde, sözlü toprak iddialarını fiilî işgallerine çevirmişti? Gerçek anlamda dört dörtlük bir idareden bahsedilebilir miydi? Afrika gerçekten parçalanmış olabilir miydi ve eğer bu gerçekleşmişse, kullanılan yöntem neydi? Küçücük Avrupa’da asırlarca birbirleri ile savaşan, akan kanın hesabının sorumlusu milletler tarih boyunca belirgin olmayan farklı coğrafyalarda sınırları hangi usullerle çizeceklerdi? Bu ve benzeri birçok sorunun cevabı henüz tam anlamıyla verilebilmiş değil. Belki de hiçbir zamanda ikna edici açıklamalar olmayacak. Sebebi de herhangi bir mantık içinde belirlenmedikleri için ikna edici sonuçlara varılamayacak olmasıdır.</p>
<p>Avrupalı sömürgeci devletlerin Afrika sevdası ne zaman başlamıştı ve neden bu tarz bir girişimi dünyayı modernleştirdiklerini iddia ettikleri bir dönemece girerken uyguladılar? Bilhassa Büyük Roma’nın en gözde eyaletlerinin bugünkü Kuzey Afrika coğrafyasında olduğu, sıradan tarih bilgisine sahip Avrupalı insanca malumdu. Hatta bir ara yine kendilerinden bir kavim olan Vandallar tarafından 5. yüzyılda yağmalansa da kıtanın bu bölgesi bu defa da Doğu Roma, yani Bizans’ın idaresine geçmişti. Epeyce yerleşim yeri, önemsedikleri şahsiyet ve yaşayış biçimi, özellikle de gıda depoları konumunda bulunan araziler buradaydı. Fakat İslâmiyet’in 7. yüzyılda Arap Yarımadası’ndan Mısır’da başlayan tüm Berberi yurtlarına yayılması 70 yıl kadar sürerken, neredeyse 700/800 yıllık göz kamaştırıcı antik çağ da bütün değerleriyle kapanıyordu. Müslümanlar için altın bir çağ başlarken, onlar için içine düştükleri dogmalarla boğuştukları karanlık devrelere girilmiş oldu.</p>
<p>İber Yarımadası olarak da ifade edilen bugünkü İspanya ve Portekiz’in tamamını, kısmen de Fransa içinde ve Sicilya adası gibi İtalya’ya ait yerlerde etkin olan ve özellikle Endülüs ile insanlık medeniyetinin zirvesine ulaşma becerisi gösteren Müslümanlar asırlarca elde ettikleri üstünlükleri aralarında yaşadıkları gerginliklerle kaybettiler. Son idari merkez Gırnata’daki Beni Ahmer Hanedanlığı da 1492 yılında yıkılınca, adeta zincirden boşanmış gibi önce Portekizliler, ardından İspanyollar gidebildikleri her yere gitmeyi vazife bildiler. Birinciler daha çok Batı Afrika sahillerinde dolaşmaya başlamışlar ve 1470’li yıllarda Gine Körfezinde Sao Tome ve Principe adalarına kadar ulaşmışlardı. İspanyollar ise daha ziyade Akdeniz’de etkinlik alanı açıyor, özellikle Endülüs’ün adeta en büyük insan ve ekonomik kaynağı olan Kuzey Afrika’ya yapabilecekleri tüm hamleleri yapıyorlardı. Burada Mısır’da Memlükler, Libya ve Tunus’ta Hafsiler, Cezayir’de Zeyyaniler ve Fas’ta Sadiler gibi dört güçlü hanedan devleti vardı. Ancak Müslümanların İber Yarımadası’ndaki iktidarlarını kaybetmelerine sebep olan taht kavgaları ve Hıristiyan güçlerle birbirlerine karşı kurdukları ittifaklar İspanya’nın burada da işine yaradı. Zaten perdenin arkasında her türlü gelişmeyi yönlendiren Papalık da büyük beklentiler içerisindeydi.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-kasim-2021">Derin Tarih Kasım Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cumhuriyet’in En Büyük Malazgirt Projesi</title>
		<link>https://www.derintarih.com/selcuklu-tarihi/cumhuriyetin-en-buyuk-malazgirt-projesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Alican]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Sep 2020 05:25:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Selçuklu Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Bizans İmparatorluğu]]></category>
		<category><![CDATA[çalıştay]]></category>
		<category><![CDATA[Doğu Roma]]></category>
		<category><![CDATA[müjde]]></category>
		<category><![CDATA[Recep Tayyip Erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[Türk-İslam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6312</guid>

					<description><![CDATA[Henüz 40 yıllık bir mazisi bile olmayan Büyük Selçukluların, tarihin gördüğü en büyük siyasî teşekküllerden biri olan Doğu Roma (Bizans) İmparatorluğu’nu dize getirdiği Malazgirt Savaşı, yalnızca Türk ve İslam tarihinin değil, dünya tarihinin de en önemli hadiselerinden biridir. 1071 Ağustos’unda meydana gelen bu savaştan sonra tarih yeni bir ilerleme hattına girmiş, asırları biçimlendiren Türk-İslam çağı başlamış, tarihteki hiçbir şey artık daha öncesindeki gibi olmamıştır. Fakat aynı zamanda Anadolu Türkiye’sinin kurucu hadisesi de olan Malazgirt zaferine 2010’lu yıllara dek lâyık olduğu önemin verildiğini söylemek mümkün değildir. Bir başka ifadeyle, Malazgirt ve ihtiva ettiği anlam uzun yıllar boyunca ihmâl edilmiş, büyük zaferin&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Henüz 40 yıllık bir mazisi bile olmayan Büyük Selçukluların, tarihin gördüğü en büyük siyasî teşekküllerden biri olan Doğu Roma (Bizans) İmparatorluğu’nu dize getirdiği Malazgirt Savaşı, yalnızca Türk ve İslam tarihinin değil, dünya tarihinin de en önemli hadiselerinden biridir. 1071 Ağustos’unda meydana gelen bu savaştan sonra tarih yeni bir ilerleme hattına girmiş, asırları biçimlendiren Türk-İslam çağı başlamış, tarihteki hiçbir şey artık daha öncesindeki gibi olmamıştır. Fakat aynı zamanda Anadolu Türkiye’sinin kurucu hadisesi de olan Malazgirt zaferine 2010’lu yıllara dek lâyık olduğu önemin verildiğini söylemek mümkün değildir. Bir başka ifadeyle, Malazgirt ve ihtiva ettiği anlam uzun yıllar boyunca ihmâl edilmiş, büyük zaferin hem Türkiye’nin, hem de bölgemizin tarihî varoluşu açısından sahip olduğu ehemmiyet yeterince değerlendirilememiştir.</p>
<p>2000’lerden itibaren Türk siyasetinde kendini göstermeye başlayan ve 2010’lu yılların ortalarında yoğunluk kazanan “Türkiye’nin 2071 vizyonu” vurgusu ile ülkemizdeki Malazgirt kavrayışının köklü bir dönüşüme uğradığı söylenebilir. Bu süreçte Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın özel bir alâka gösterdiği Malazgirt zaferi daha evvel hiç olmadığı kadar güçlü bir biçimde gündeme gelmiş, her yıl geniş katılımlı anma ve kutlama faaliyetleri icra edilmeye başlanmış, konu ile ilgili hem akademi içinden, hem de akademi dışından birçok kitap kaleme alınmış; sempozyum, çalıştay ve konferanslar düzenlenmiş, belgeseller çekilmiş, bilimsel ve kültürel etkinlikler yapılmıştır. Türk siyasetinin 21. yüzyılda evrildiği noktayı göstermesi bir yana, Malazgirt zaferine ve Selçuklulara dair bilginin kitleselleşmesi anlamına da gelen bu gelişmelerin, unutulmuş değerlerimizin yeniden keşfedilmesi bakımından ziyadesiyle kıymetli olduğu açıktır. Malazgirt ile ilgili bu sevindirici sürecin, geçtiğimiz Haziran ayında başlayan geniş ölçekli ve disiplinlerarası bir yüzey araştırması projesiyle taçlandırıldığı müjdesini buradan vermiş olalım.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-eylul-2020">Derin Tarih Eylül Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Asırlık Plan: Uluslararası İstanbul Devleti</title>
		<link>https://www.derintarih.com/maziye-bir-nazar/asirlik-plan-uluslararasi-istanbul-devleti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Budak]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 31 Oct 2018 21:35:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Maziye Bir Nazar]]></category>
		<category><![CDATA[Çarlar şehri]]></category>
		<category><![CDATA[Doğu Roma]]></category>
		<category><![CDATA[payitahtı İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Şehirlerin kraliçesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=3896</guid>

					<description><![CDATA[“Dünya İmparatorluğu kuracak olsam payitahtı İstanbul yapardım.” Bu söz Fransa İmparatoru Napolyon’a ait. Hiç şüpheniz olmasın; İstanbul’a göz diken sadece Napolyon değildi. İstanbul Helen, Pers, Makedon, Roma, Hun, Avar, Peçenek, Sasânî, Arap, Rus gibi birçok devlet veya imparatorluk tarafından defalarca kuşatılmış ve en sonunda Osmanlılar tarafından fethedilmişti. Bu arada dört defa tekrarlanan Haçlı Seferleri’ni unutmayalım. Rusların Çargrad (Çarlar şehri) dedikleri İstanbul, siyaseten “Üçüncü Roma”, Helenlere göre “Büyük Helen İmparatorluğu’nun başkenti” olması hedeflenen bir dünya şehri, Doğu Roma/Bizans açısından “Şehirlerin kraliçesi” idi. Bir başka ifadeyle, “dünyanın merkezi”. Kurucusu Constantin’den hareketle Bizans’ın Konstantinopol’u olan bu kutlu şehir, Türklerin fethinden sonra İslambol/ İstanbul&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Dünya İmparatorluğu kuracak olsam payitahtı İstanbul yapardım.” Bu söz Fransa İmparatoru Napolyon’a ait. Hiç şüpheniz olmasın; İstanbul’a göz diken sadece Napolyon değildi. İstanbul Helen, Pers, Makedon, Roma, Hun, Avar, Peçenek, Sasânî, Arap, Rus gibi birçok devlet veya imparatorluk tarafından defalarca kuşatılmış ve en sonunda Osmanlılar tarafından fethedilmişti. Bu arada dört defa tekrarlanan Haçlı Seferleri’ni unutmayalım. Rusların Çargrad (Çarlar şehri) dedikleri İstanbul, siyaseten “Üçüncü Roma”, Helenlere göre “Büyük Helen İmparatorluğu’nun başkenti” olması hedeflenen bir dünya şehri, Doğu Roma/Bizans açısından “Şehirlerin kraliçesi” idi.</p>
<p>Bir başka ifadeyle, “dünyanın merkezi”. Kurucusu Constantin’den hareketle Bizans’ın Konstantinopol’u olan bu kutlu şehir, Türklerin fethinden sonra İslambol/ İstanbul olmuştu. Türkler ayrıca İstanbul’u payitaht yaptıktan sonra bu yedi tepeli şehre Âsitâne, Dârü’s-saade, Dersaadet, Deraliyye, Darü’l-hilafetü’l-aliyye gibi isimler verdiler. Ama İstanbul’un eski ismi Konstantiniyye’yi kullanmaktan da çekinmediler. 20. yüzyıla gelindiğinde İstanbul’un dünya siyasetindeki ehemmiyeti azalmadı; aksine, İtilaf Devletleri Çanakkale’yi geçememeleri ve dolayısıyla savaşın en az iki yıl uzamasından Türkleri mes’ul tuttular. Onlara göre bunun bedelini Türkler ödemeliydi. Bu bedel de İstanbul ve Boğazların bekçiliğinden Türkleri azat etmekti. Bundan dolayıdır ki Osmanlı Devleti’ne dikte ettikleri Mondros Mütarekesi’nin ilk dört maddesi Boğazların askerî açıdan kontrolü ile ilgiliydi. Zaten çok geçmeden (mütarekeden iki hafta sonra) 13 Kasım 1918’de İstanbul’u fiilen işgal ettiler. Bu arada Musul (3 Kasım) ve İskenderun gibi stratejik yerleri de ele geçirdiler.</p>
<p><strong>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-kasim-2018">Derin Tarih Kasım Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
