﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Ermeni &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/etiket/ermeni/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Wed, 12 Oct 2022 11:30:23 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.5</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>Ermeni &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Ebulefez Elçibey</title>
		<link>https://www.derintarih.com/abide-sahsiyetler/ebulefez-elcibey/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İbrahim Bozbeşparmak]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 12 Oct 2022 11:30:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Abide Şahsiyetler]]></category>
		<category><![CDATA[Azerbeycan]]></category>
		<category><![CDATA[Ermeni]]></category>
		<category><![CDATA[Türk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8590</guid>

					<description><![CDATA[Ermeni mezaliminden kaçarak Nahcivan’ın Keleki köyüne hicret eden bir Azeri aile, 1938 yılında bir çocuk sahibi oldu. Hayvanlarını otlatmak için çıktıkları yaylada bir çadırda kucaklarına aldıkları bu bebeğin, tüm Azerilerin kaderini değiştireceğini elbette bilmiyorlardı. Ebulfez Elçibey, hayatını Azerbaycan’ın bağımsızlığı ve Türk dünyasında birliğin sağlanmasına adayacak, yürüteceği millî politikalar ve bilge kişiliğiyle gönüllerde taht kuracaktı. &#160; Devamı Derin Tarih Ekim Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ermeni mezaliminden kaçarak Nahcivan’ın Keleki köyüne hicret eden bir Azeri aile, 1938 yılında bir çocuk sahibi oldu. Hayvanlarını otlatmak için çıktıkları yaylada bir çadırda kucaklarına aldıkları bu bebeğin, tüm Azerilerin kaderini değiştireceğini elbette bilmiyorlardı. Ebulfez Elçibey, hayatını Azerbaycan’ın bağımsızlığı ve Türk dünyasında birliğin sağlanmasına adayacak, yürüteceği millî politikalar ve bilge kişiliğiyle gönüllerde taht kuracaktı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ekim-2022">Derin Tarih Ekim Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Emîru’ş-Şuarâ Ahmed Şevkî</title>
		<link>https://www.derintarih.com/abide-sahsiyetler/emirus-suara-ahmed-sevki/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İbrahim Bozbeşparmak]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 09 Oct 2021 06:21:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Abide Şahsiyetler]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmed Şevkî]]></category>
		<category><![CDATA[Cemaleddin Efendi]]></category>
		<category><![CDATA[Ermeni]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan II. Abdülhamid]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7429</guid>

					<description><![CDATA[Ermeni komitacılar Osmanlı toprakları üzerinde kurmak istedikleri devlete en büyük engel olarak gördükleri Sultan II. Abdülhamid’i ortadan kaldırmak istiyordu. Bir suikast tertibine karar verdiler. Her ayrıntısı inceden inceye hesaplanan suikast, padişahın mutat cuma selamlığı sırasında yapılacaktı. Padişahın geçeceği yola konulan bir bombalı araç, her cuma olduğu gibi sultanın camiden çıkıp arabaya bindiği anda tam 1 dakika 42 saniye içinde patlayacaktı. 21 Temmuz 1905 Cuma günü Yıldız Camii’nden çıkan II. Abdülhamid, Şeyhülislam Cemaleddin Efendi’nin bir sorusu üzerine biraz gecikince, bomba erken patladı. Sultan suikasttan en ufak bir yara almadan kurtulmuştu. İç ve dış kamuoyunda büyük yankı uyandıran bu suikast üzerine şiirler&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ermeni komitacılar Osmanlı toprakları üzerinde kurmak istedikleri devlete en büyük engel olarak gördükleri Sultan II. Abdülhamid’i ortadan kaldırmak istiyordu. Bir suikast tertibine karar verdiler. Her ayrıntısı inceden inceye hesaplanan suikast, padişahın mutat cuma selamlığı sırasında yapılacaktı. Padişahın geçeceği yola konulan bir bombalı araç, her cuma olduğu gibi sultanın camiden çıkıp arabaya bindiği anda tam 1 dakika 42 saniye içinde patlayacaktı. 21 Temmuz 1905 Cuma günü Yıldız Camii’nden çıkan II. Abdülhamid, Şeyhülislam Cemaleddin Efendi’nin bir sorusu üzerine biraz gecikince, bomba erken patladı. Sultan suikasttan en ufak bir yara almadan kurtulmuştu.</p>
<p>İç ve dış kamuoyunda büyük yankı uyandıran bu suikast üzerine şiirler de kaleme alındı. O günlerde buhrandan buhrana savrulan Tevfik Fikret suikastın başarısız oluşunu üzüntüyle karşılamıştı. “Bir lahza-i taahhür” adlı şiirinde hezeyanlarına yer veren şair, suikastçıyı “şanlı avcı” olarak tavsif etmiş, başarısız netice üzerine yaşadığı hayal kırıklığını dile getirmişti. Aynı günlerde Mısır’da da yankılanan suikast haberi Tevfik Fikret’in muasırı başka bir şairin zarif gönlünde çok daha farklı hisler uyandıracaktı. Sultanın kurtuluşuna çok sevinen o şair, duygularını şöyle dökmüştü mısralara: “Geçmiş olsun Ey Müminlerin Emiri, senin kurtuluşun yüce din için de bir kurtuluştur… Hz. Peygambere, Kur’an’a ve Müslümanlara da geçmiş olsun, senin hayatın onlar için de hayattır…” Bu mısraların sahibi Osmanlı ve hilafet aşığı, Arapların son dönemdeki en meşhur şairi Ahmed Şevkî’den başkası değildi.</p>
<p>Ahmed Şevkî 16 Eylül 1870’de Mısır Hıdivi İsmail Paşa’nın Kahire’deki sarayında hayata gözlerini açtı. Ailesi dedesinden itibaren Kavalalıların hizmetinde bulunmuş, itibar sahibi insanlardı. İsmini aldığı baba tarafından büyük dedesi Ahmed Şevkî Bey, Kavalalı Mehmed Ali Paşa döneminde yaşayan yüksek seviyeli bir memurdu. Babaannesi, nezaketiyle tanınan ama yine de sert mizaçlı Çerkes bir hanımdı. Anne tarafından dedesi Ahmed Halim en-Necdeli, Niğde’den Kahire’ye göçmüş bir Türk’tü. Anneannesi ise Mora savaşında esir edilmiş, daha sonra Kavalalı İbrahim Paşa tarafından azat edilmiş bir cariyeydi. Ahmed Şevkî’nin ailesinin etnik yapısı adeta Osmanlı toplumunun renkliliğinin bir özeti gibiydi. O bu durumu, yazdığı divanın önsözünde şöyle ifade eder: “Ben bir Arab, Türk, Yunan ve Çerkesim. Dört asıl, bir dalda toplanmıştır.”</p>
<p>Hem babası hem annesi tarafından varlıklı ve seçkin bir ailenin çocuğu olan Ahmed Şevkî, bu rahatlığın gölgesini ömrü boyunca üzerinde hissedecekti. Üç yaşında anneannesi tarafından Hıdiv İsmail Paşa’nın himayesine verildi, onun sarayında kültürel ve ilmî açıdan iyi bir şekilde yetişti. Dört yaşında mahalle mektebinde başladığı ilk ve orta düzey tahsilini 1885’te bitirdi. Aynı yıl Kahire’de yeni açılan hukuk mektebine başladı. Fakat hukukla yıldızı pek barışmadı. Fıtratına daha uygun gördüğü tercüme bölümüne geçmeye karar verdi. Bu tercih hayatının güzergâhını bütünüyle değiştirdi. Kendisi de bir şair olan Arapça hocası Şeyh Muhammed Besyunî, şiir yeteneğini fark ederek onu bu yönde teşvik etmişti.</p>
<p>1887’de tercüme bölümünden mezun olduğunda Ahmed Şevkî artık Fransızca ve Türkçeyi iyi derecede bilen, Arapçanın da derin vadilerinde gezinecek kadar dile hâkim, çiçeği burnunda bir şairdi. Mısır’ın meşhur gazetelerinde şiirleri yayınlanmaya başlamıştı. Özellikle <em>El-Vekai’ul Mısriyye</em> gazetesinde yayınlanan ve Hıdiv İsmail Paşa’nın oğlu Tevfik Paşa’yı övdüğü şiirler dikkat çekti. Daha sonraları babasının azliyle Mısır hıdivi olacak Tevfik Paşa, Şevkî’yi önce sarayında bir memuriyete tayin etti, ardından masrafları özel hazinesinden karşılanmak üzere onu edebiyat ve hukuk tahsili için Fransa’ya gönderdi.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ekim-2021">Derin Tarih Ekim Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ermenilerin 150 Yıllık Protez Tarih Tezi</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/ermenilerin-150-yillik-protez-tarih-tezi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Haluk Selvi]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 04 Jun 2021 08:52:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Agvan Hovsepyan]]></category>
		<category><![CDATA[Biden]]></category>
		<category><![CDATA[Ermeni]]></category>
		<category><![CDATA[Ermenistan]]></category>
		<category><![CDATA[Sarkisyan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7188</guid>

					<description><![CDATA[Son 50 yıldır Türkiye Cumhuriyeti’ni soykırım suçlamasıyla itham eden Ermenistan ve Ermeni diasporası, dünya kamuoyunun desteğini alarak isteklerine ulaşmaya çalışmaktadır. Ermeniler yalnızca Türkleri soykırımla suçlamakla yetinmiyor, aynı zamanda bunu inkâr edenleri baskı altında tutarak suçlu gösterip mümkün olursa mahkûm ettirmeye çalışıyorlar. 1915 olaylarının ABD Başkanı Biden tarafından soykırım olarak nitelendirildiği günümüzde Ermeniler hem devlet olarak hem de uluslararası örgütleri ile yaşananların soykırım olduğunu Türkiye’ye tanıtmaya gayret ederek taleplerini her geçen gün arttırıyorlar. 5 Temmuz 2013’te Ermenistan Cumhurbaşkanı Sarkisyan, “Ermeni soykırımının uluslararasında tanınması, kınanması ve sonuçlarının ortadan kaldırılması her zaman için gerekli olacaktır. Ermeni Devleti var oldukça bu tarihî gerçeği reddetmek&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Son 50 yıldır Türkiye Cumhuriyeti’ni soykırım suçlamasıyla itham eden Ermenistan ve Ermeni diasporası, dünya kamuoyunun desteğini alarak isteklerine ulaşmaya çalışmaktadır. Ermeniler yalnızca Türkleri soykırımla suçlamakla yetinmiyor, aynı zamanda bunu inkâr edenleri baskı altında tutarak suçlu gösterip mümkün olursa mahkûm ettirmeye çalışıyorlar.</p>
<p>1915 olaylarının ABD Başkanı Biden tarafından soykırım olarak nitelendirildiği günümüzde Ermeniler hem devlet olarak hem de uluslararası örgütleri ile yaşananların soykırım olduğunu Türkiye’ye tanıtmaya gayret ederek taleplerini her geçen gün arttırıyorlar. 5 Temmuz 2013’te Ermenistan Cumhurbaşkanı Sarkisyan, “Ermeni soykırımının uluslararasında tanınması, kınanması ve sonuçlarının ortadan kaldırılması her zaman için gerekli olacaktır. Ermeni Devleti var oldukça bu tarihî gerçeği reddetmek ve unutturmak için tüm çabalar başarısız olmaya mahkûmdur. Bu insanlığa karşı en büyük suçtur, her şeyden önce ve ilk olarak bizzat Türkiye tarafından tanınmalı ve kınanmalıdır” demiştir. “Soykırımın sonuçlarının ortadan kaldırılması” ifadesiyle kastedilen, tehcire uğramış Ermenilerin torunlarına tazminat ödenmesi, el konan Ermeni mallarının iade edilmesi ve Türkiye’den Ermenistan’a toprak verilmesidir.</p>
<p>Ermenistan Başsavcısı Agvan Hovsepyan, “Ermeni soykırımı kurbanlarının mirasçılarına” (tehcir edilenlerin torunlarına) maddî tazminat ödenmesi, kilise bina ve arazilerinin iade edilmesi ve kaybettiği toprakların Ermenistan Cumhuriyeti’ne geri verilmesi gerektiğini ifade etmiştir. Başsavcıya göre, Sevr Antlaşması hâlâ yürürlüktedir ve devletlerarasında imzalanmış olan Gümrü, Moskova ve Kars antlaşmaları hükümsüzdür. Avrupa tarafından Türkiye’den istenen, bu taleplerde bulunan Ermeni tarafı ile görüşmek ve barışmak yönündedir. Ancak Ermenistan Ermenilerinden daha fazla Türklere ve Türkiye’ye karşı kinle dolu olan başka bir grup daha var; bunlar dünyanın farklı ülkelerinde yaşayan ve “Diaspora Ermenileri” olarak isimlendirdiğimiz topluluklar.</p>
<p>Ekonomik bunalım içinde yaşayan Ermenistan Ermenileri açısından 1915 olayları gündelik hayata çok hâkim değil; fakat dünyanın dört bir tarafına dağılmış, ekonomik durumu iyi olan, en azından herhangi bir sıkıntı içinde bulunmayan Ermeniler için soykırım bir varoluş sebebi. Bunun inkârı ve belleklerden silinmesi Ermenilerin yaşadıkları toplum içinde erimelerine ve zamanla yok olmalarına sebep olacak bir olgu. Diaspora Ermenileri için bir varoluş sebebi haline gelen “soykırıma uğrayan millet” düşüncesi vazgeçilmez bir dayanak noktası teşkil etmektedir. Tabii ki tarihî süreklilik içinde bu yaklaşım, bir bütünün parçası olarak görülmelidir. Bin yıl önce Türklerle karşılaşmadan evvel de Ermenilerin aynı ruha sahip olduklarını görüyoruz. Bu yönüyle 150 yıllık Ermeni terörü ve iddiaları, Türklere karşı düşmanlık ruhu ile saptırılmış bir siyasî tarih tezine dayanıyor. Bu saptırılmış tarih tezini ve soykırım tarihini yazma geleneğini bir silsile içinde izah edebiliriz.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-haziran-2021">Derin Tarih Haziran Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>MAXİME GAUİN: ABD’DEKİ ERMENİ LOBİSİ GÜCÜNÜ ŞİDDETTEN ALIYOR</title>
		<link>https://www.derintarih.com/soylesi/maxime-gauin-abddeki-ermeni-lobisi-gucunu-siddetten-aliyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Özlem Kocukeli Özbay]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 04 Jun 2021 08:40:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[anahide Ter Minassian]]></category>
		<category><![CDATA[Avetis Aharonian]]></category>
		<category><![CDATA[Ermeni]]></category>
		<category><![CDATA[Hınçak]]></category>
		<category><![CDATA[Ketaib]]></category>
		<category><![CDATA[Ramkavar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7179</guid>

					<description><![CDATA[KONUŞAN: ÖZLEM KOCUKELİ ÖZBAY Tarihçi Anahide Ter Minassian Ermeni diasporanın büyük bir diaspora olmasının altında “soykırım” gerçeğinin yattığını, Ermeni diasporasının hayatta kalmak için kullandığı 1915 olaylarıyla ilgili iddiaların, bütün Ermenilerin isteklerinin kesişme noktasını oluşturduğunu belirtiyor. Bu açıdan bakınca, Ermenilerin ulusal kimliği ile soykırım argümanı arasında ne tür bir bağ var? Diğer deyişle, soykırım meselesinin Ermeniler için psikolojik anlamı nedir? Lozan Antlaşması imzalanmadan önce bile asimilasyon korkusu açıkça görülüyordu: ARF lideri Avetis Aharonian, 1923 yılı Mart ayında, Fransız Dışişleri Bakanına -başka bir seçeneği olmadığı için- 25.000 Ermeni çocuğunu alma teklifini kabul ettiğini bildirmişti. Bu çocuklar ABD okullarında tamamen asimile edildiler. Dilin&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>KONUŞAN: ÖZLEM KOCUKELİ ÖZBAY</strong></p>
<p><strong>Tarihçi Anahide Ter Minassian Ermeni diasporanın büyük bir diaspora olmasının altında “soykırım” gerçeğinin yattığını, Ermeni diasporasının hayatta kalmak için kullandığı 1915 olaylarıyla ilgili iddiaların, bütün Ermenilerin isteklerinin kesişme noktasını oluşturduğunu belirtiyor. Bu açıdan bakınca, Ermenilerin ulusal kimliği ile soykırım argümanı arasında ne tür bir bağ var? Diğer deyişle, soykırım meselesinin Ermeniler için psikolojik anlamı nedir?</strong></p>
<p>Lozan Antlaşması imzalanmadan önce bile asimilasyon korkusu açıkça görülüyordu: ARF lideri Avetis Aharonian, 1923 yılı Mart ayında, Fransız Dışişleri Bakanına -başka bir seçeneği olmadığı için- 25.000 Ermeni çocuğunu alma teklifini kabul ettiğini bildirmişti. Bu çocuklar ABD okullarında tamamen asimile edildiler. Dilin kaybedilmekte olduğunun çok açık biçimde ortaya çıktığı 1960’ların ortalarına gelindiğinde bu korku daha da güçlü idi. Ayrıca 1960’lı yıllarda -Eichmann’ın Kudüs ilk mahkemesinde (1961) ve daha sonra da temyiz mahkemesinde (1962) yargılanması bağlamında, ABD’deki siyahîler hareketlerinin doğuşunda, Afrika’nın sömürgelikten kurtuluşunda, Altı Gün Savaşlarında (1967) vs.- kimlik olarak kurban olmanın ve bu noktadaki rekabetin uluslararası fenomen haline geldiğini vurgulamak gerekir.</p>
<p>1945-48 yıllarında, Kars ve Ardahan’ı talep eden Stalinist kampanya esnasında, Ermeni diaspora grupları tarafından “soykırım” kavramı zaman zaman kullanılıyordu, ama sınırlı kalmıştı. Kavramın yaygın kullanımı 1960’ların ortasında başladı. NATO’nun istikrarını bozmak isteyen Sovyetler Birliği ile (Sovyet füzelerinin Küba’dan çekilmesi karşılığında ABD nükleer füzelerinin Türkiye’den çekilmesiyle çözülen Küba nükleer krizini hatırlayın) Avrupa Topluluğu’nun (Türkiye’nin adaylık başvurusu 1959 yılında yapıldı ve ilk ortaklık anlaşması 1963 yılında imzalandı) çıkar çatışmasının bir sonucuydu. Aynı zamanda Ermeni diasporası (Ermeni Devrimci Federasyonu, Hınçak Ramkavar, Gregoryen Kilisesi) asimilasyondan kurtulmayı arzuluyordu (örneğin Gregoryen Kilisesi, Katolik Kilisesi’nden farklı olarak millî bir kilisedir). Bu asimilasyon korkusu açıkça dile getirildi. Hatta radikal unsurlar bunu “beyaz soykırımı” olarak adlandırdı. Daha doğrusu asimilasyon korkusu, yalnızca dilin kaybı ve kilisenin ağırlığının azalması değil, aynı zamanda (1920’lerde Türkiye dışına yerleşmiş Ermeniler ve torunlarının) diğer milletlerle evliliklerinin artmasının bir neticesiydi. ABD’de ve daha çok Lübnan’da Ermeni milliyetçilerinin, bilhassa Ermeni Devrimci Federasyonu’nun (ARF) duruşu çok güçlüydü. ARF o tarihlerde Lübnan’ın çoğunluk partisi Ketaib’in ortağı idi (ancak 1975-90 yılları arasındaki iç savaş Lübnan’ı önemsizleştirdi). ABD’de sayısız güçlüklere rağmen 1960’ların ortalarında partinin Moskova yanlısı tavra dönmesine kadar, ARF, SSCB’ye karşı CIA ile bağlantılıydı ve güçlü bir militan tabanına sahipti. Üstelik Ermenilerin oyu 1960’ların başı gibi erken bir tarihte Amerika’da bir realite idi. Bu nedenle oldukça hızlı bir biçimde taraftar bulabiliyordu.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-haziran-2021">Derin Tarih Haziran Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dökülen Kanın Vebali Taşnak Partisi’ne Aitti</title>
		<link>https://www.derintarih.com/kesifler/dokulen-kanin-vebali-tasnak-partisine-aitti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Natalia Chernichenkina]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Dec 2020 06:02:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Keşifler]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Arşivi]]></category>
		<category><![CDATA[Ermeni]]></category>
		<category><![CDATA[Gence]]></category>
		<category><![CDATA[Nuhi]]></category>
		<category><![CDATA[Peçanis]]></category>
		<category><![CDATA[Şuşa]]></category>
		<category><![CDATA[Zengezur]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6573</guid>

					<description><![CDATA[20. yüzyılın sebebi ve nasıl başladığı bir türlü aydınlatılamayan hadiselerinden biri Gence’nin Şuşa kazasında 1905-06 yıllarında yaşanan Ermeni-Azerbaycanlı çatışmalarıdır. Her iki taraf da, yani Türkler ve Ermeniler, saldırıyı karşı tarafın başlattığını ileri sürerek birbirlerini suçladılar. Ancak Rusya Devlet Tarih Arşivi (RGİA) ve Rusya Federasyonu Devlet Arşivi’nde (GARF) bulunan belgeler söz konusu hadiselerin üzerindeki sis perdesini aralamıştır. Arşivdeki mahkeme kayıtlarının ve yerel kuvvetler (jandarma) tarafından hazırlanan tutanakların çatışmaların sorumlularını ortaya çıkardığını görüyoruz. Hatta o dönemde Gence Bölge Mahkemesi’nde görev yapan savcı Arseniy Skulskiy’nin raporları bile tek başına Şuşa’da neler yaşandığını gözler önüne sermektedir. İsterseniz yakından bakalım neler olduğuna. Şuşa o dönemde&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>20. yüzyılın sebebi ve nasıl başladığı bir türlü aydınlatılamayan hadiselerinden biri Gence’nin Şuşa kazasında 1905-06 yıllarında yaşanan Ermeni-Azerbaycanlı çatışmalarıdır. Her iki taraf da, yani Türkler ve Ermeniler, saldırıyı karşı tarafın başlattığını ileri sürerek birbirlerini suçladılar. Ancak Rusya Devlet Tarih Arşivi (RGİA) ve Rusya Federasyonu Devlet Arşivi’nde (GARF) bulunan belgeler söz konusu hadiselerin üzerindeki sis perdesini aralamıştır. Arşivdeki mahkeme kayıtlarının ve yerel kuvvetler (jandarma) tarafından hazırlanan tutanakların çatışmaların sorumlularını ortaya çıkardığını görüyoruz. Hatta o dönemde Gence Bölge Mahkemesi’nde görev yapan savcı Arseniy Skulskiy’nin raporları bile tek başına Şuşa’da neler yaşandığını gözler önüne sermektedir. İsterseniz yakından bakalım neler olduğuna.</p>
<p>Şuşa o dönemde Gence’nin sekiz ilçesinden biriydi. 1897 nüfus sayımına göre şehirde 138.771 kişi yaşıyordu. Bunların yüzde 58,2’si Ermeni, yüzde 41,5’i Azerbaycanlı ve yüzde 0,3’ü de Rus’tu. Azerbaycanlılar nüfus sayımında “Azerbaycan Tatarları” olarak kaydedilmişti ve bu yüzden arşiv belgelerinde onlardan “Tatar” olarak bahsedilmektedir. 1905-06 yılları arasında Güney Kafkasya’da patlak veren Ermeni-Azerbaycanlı (Tatar) çatışmaları Şuşa’ya da sıçradı ve şiddetli çatışmalar sırasında şehir birkaç defa yandı.</p>
<p>Belgelere göre 1 Aralık 1905’te Zengezur ilçesine bağlı Peçanis köyünden bir grup Azerbaycanlı Kürt, Şuşa’ya bağlı Geybalikent adındaki Ermeni köyüne saldırmıştı. Şuşa ilçe amiri tarafından çekilen telgrafta olayda iki Ermeni’nin öldürüldüğü, iki Ermeni’nin yaralandığı ve dört samanlığın yakıldığı haber veriliyordu. Muhafız ve Kazak ekibinin zamanında gelmiş olması, köyün daha fazla tahrip edilmesini engellemişti. Gence’de başlayan Ermeni-Tatar çatışmaları, 1905’in Aralık ayına gelindiğinde -Nuhi hariç- bütün ilçelere sıçradı. Etnik temelli bu çatışmalar bölgede büyük bir kargaşaya yol açtı. Haberleşme ağları kesildi, şehirlerarası seyahat imkânsız hale geldi. Cinayetler, soygunlar ve baskınlar birbirini takip etti. Kundaklama vakaları gün geçtikçe artıyordu. Düzelmek şöyle dursun, vaziyet gün geçtikçe kötüye gidiyordu. Kendine güvenen kalabalık çeteler resmî görevlilere ve askerî birliklere saldırmaya başladı. Sadece Ermenilerin yaşadığı Karakent bölgesine güvenlik görevlileri ve vergi memurları korkudan giremez olmuşlardı. Otonom haline gelen bölgeye Ermeniler kendi amirlerini atadılar.</p>
<p>1905 yılının yaz aylarında başlayan silahlı çatışmalar sonbaharda da devam etti. Üstelik Askeran kalesinden başlayarak Şuşa’nın bütün dağlık kısmı Ermenilerin eline geçti. Buradaki bütün Azerbaycanlı köyleri yıkılıp ateşe verildi. Ermeniler Askeran kalesinin yakınındaki bir darboğazı tutarak yoldan geçenleri soydular ve Şuşa’ya girmelerine izin vermediler.</p>
<p>10 Kasım’da sığırlarını otlaktan eve götüren Geshchi köyü sakinleri, beş silahlı Azerbaycanlı tarafından saldırıya uğradı. Çobanlar çırılçıplak soyulmuş ve hançerle öldürülmüşlerdi. Dahası, onlardan sonra sığırları da katledilmişti. 18 Kasım’da Seidli köyü sakinlerinden Mihail Kerbela Celil oğlu ve Eahtiar Meidanali oğlu, arabaları ile Ağdam’dan Han Bahçelerine arpa taşıyorlardı. Askeran haçı yakınında Ermeniler tarafından yakalanan bu kişilerden bir daha haber alınamayacaktı.</p>
<p>19 Kasım’da Hanazah köyü Ermenilerinden 15 kişi sınır komşuları olan Mamed Ali Abrahanov’un evine saldırdı. Malikâne müdürü Abdurrahim Maşadi Zeigal Abdinoğlu, mülkte bulunan Abrahanov’un iki hizmetkârının derhal yerel çavuşa gitmelerini ve durumu anlatmalarını istedi. Azerbaycanlılar topraklarını terk etmek istemeyince Ermenilerin saldırısına uğradılar ve kaçmak zorunda kaldılar. Ardından Ermeniler evi yağmalayarak ne varsa aldılar. Benzer şekilde aynı gün Azerbaycanlı bir topluluk da Pahlul Ermeni köyüne saldırdı. Taraflar arasında çıkan çatışmada köyün sakinlerinden Hakob Sarkisov yaralandı. Nihayetinde Azerbaycanlılar 34 büyükbaş hayvanla birlikte kaçabildiler.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-aralik-2020">Derin Tarih Aralık Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>1920’de Karabağ’da Azerbaycanlı Kanı Niçin Döküldü?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/1920de-karabagda-azerbaycanli-kani-nicin-dokuldu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Recep Kankal]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Nov 2020 06:54:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Askeran]]></category>
		<category><![CDATA[Azerbaycan]]></category>
		<category><![CDATA[Cevanşir]]></category>
		<category><![CDATA[Ermeni]]></category>
		<category><![CDATA[Hankendi]]></category>
		<category><![CDATA[malik]]></category>
		<category><![CDATA[Zengezor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6534</guid>

					<description><![CDATA[1920’de önce silahlı Ermenilerin saldırı ve baskınları, ardından Bolşevik istilası karşısında Azerbaycan halkının gösterdiği çetin direnişi, metanet ve dirayeti Azerbaycanlı bir askerin hatıratından okuyoruz. Tercümesine yer verdiğimiz yazı, Azeri Türk dergisinin, Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti’nin 28 Mayıs 1918’de kuruluşunun 10. sene-i devriyesine mahsusen hazırlanan sayısında “istiklal devri hatıraları” başlığı altında neşredilmiş. “1920’de Karabağ’da niçin Azerbaycanlı kanı döküldü?” sorusuna oldukça dokunaklı bir dille cevap getiren metinde, aynı zamanda Türkiye-Azerbaycan arasındaki dostluk, kardeşlik ve birlik bağına, iki ülkenin cephedeki müşterek ruhunun bir asır öncesindeki tezahürlerine de şahit oluyoruz. “Millet benliğine malik ve istiklaline sahip olmuştu. Bunu yaşatmak için hududu dâhilindeki zararlı unsurları temizlemek&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>1920’de önce silahlı Ermenilerin saldırı ve baskınları, ardından Bolşevik istilası karşısında Azerbaycan halkının gösterdiği çetin direnişi, metanet ve dirayeti Azerbaycanlı bir askerin hatıratından okuyoruz. Tercümesine yer verdiğimiz yazı, <em>Azeri Türk</em> dergisinin, Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti’nin 28 Mayıs 1918’de kuruluşunun 10. sene-i devriyesine mahsusen hazırlanan sayısında “istiklal devri hatıraları” başlığı altında neşredilmiş. “1920’de Karabağ’da niçin Azerbaycanlı kanı döküldü?” sorusuna oldukça dokunaklı bir dille cevap getiren metinde, aynı zamanda Türkiye-Azerbaycan arasındaki dostluk, kardeşlik ve birlik bağına, iki ülkenin cephedeki müşterek ruhunun bir asır öncesindeki tezahürlerine de şahit oluyoruz.</p>
<p>“Millet benliğine malik ve istiklaline sahip olmuştu. Bunu yaşatmak için hududu dâhilindeki zararlı unsurları temizlemek mecburiyetinde idi. Karabağ’da azınlıkta bulunan Ermeniler, dışarıdan gelen destek ve teşviklerle hükümete itaat etmek istemiyordu. Bunları yola getirmek için bir baba şefkatiyle siyasî ve idarî ne yapabilmek lazım ise hiçbirinden çekinilmemişti. Onlar Azeri hudutları dâhilinde aynı his ile müteessir ve karşılıklı fayda sağlamak ile duygulu bir vatandaş olduklarını unutacak kadar taşkınlıklar gösteriyorlardı. Bunları ısındırmak için millet her türlü münasebetsiz hareketlerini mülayim bir şekilde karşılıyordu. Hükümetin adilane hareketi, bu şımarık Ermeniler üzerinde karşı hareket göstermeye başladı. Milletin şefkatini aczine hamlettiler. Her tarafta isyan emareleri görünüyordu. Birçok silah ve cephane toplamış oldukları anlaşıldı. Taşkınlığa mani olmak için araştırma yapılmıyor, barışçıl hareketlerle işin teskini yoluna gidiliyordu. Bu sırada Karabağ kumandanlığının merkezi Hankendi idi. Burada birinci Cevanşir piyade alayının bir taburu, ikinci Karabağ süvari alayı ve iki bataryalı bir topçu taburu var idi. Vilayet merkezi olan Şuşa’da Cevanşir alayının bir tabur ve bir makineli bölüğü ikamet ediyordu. Zengezor’da aynı alayın iki bölük piyade ile bir topçu takımı bulunuyordu. Askeran’da bir piyade bölüğü vardı. Bu birlikler talim ve terbiyelerle meşgul olmakla beraber düşman karşısında bulunmuş gibi daima emniyet tertibatı almak mecburiyetinde bulunuyordu.</p>
<p>Martın dokuzuncu gecesi sabaha karşı henüz ortalık aydınlanmamıştı, kışlalarda askerlerimiz derin bir sükûnet içerisinde uyuyorlardı. Bu sükûnet her tarafta Ermeni asilerinin silah ve sedaları ile ihlal edilmişti. Artık her tarafta baskına uğramıştık. Hayret içinde silahına sarılan askerimiz dışarı fırlayarak kahpece hayatına suikast edenlerle boğaz boğaza çarpışmaya başladı. Asiler muntazam bir plan dâhilinde hareket ediyordu. Gün ağarmağa başlamış ve ortalık kesif bir sisle kapanmıştı. Birliklerin kumandanları kısa sürede kuvvetlerini bir noktada toplamış ve düşmanlarının üzerine saldırmaya, canavar sürülerini her tarafta dağıtmağa muvaffak olmuşlardı. Asilerin yapmış olduğu baskının hedefi yalnız asker değildi, bu sırf Azeri Türkü’ne idi. Korkak düşman kaçmaya başladı, fakat aman verilmeksizin takip edildi. Kendileriyle sürükledikleri Şuşa ve Hankendi civarındaki Ermenilerle birlikte hadleri bildirilerek itaate getirildi. Artık Karabağ Azerbaycan’a bağlı bir vilayet olmuştu.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-kasim-2020">Derin Tarih Kasim Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ermeni Soykırımı Tezini Reddettiğim İçin Cezam Ne Olur?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/ermeni-soykirimi-tezini-reddettigim-icin-cezam-ne-olur/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Norman Stone]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Jul 2020 11:55:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Akçam]]></category>
		<category><![CDATA[Bernard Lewis]]></category>
		<category><![CDATA[Ermeni]]></category>
		<category><![CDATA[İngiltere]]></category>
		<category><![CDATA[Soykırım]]></category>
		<category><![CDATA[Talat Paşa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6164</guid>

					<description><![CDATA[‘Soykırım’ tezine karşı çıkan akademisyenler, dobra dobra söylemek gerekirse A takımıdırlar, Princeton’dan Bernard Lewis, Justin McCarthy, College de France’tan Gilles Veinstein, Amherst’ten Guenter Lewy (burada sadece en önde gelenleri sayabiliyorum), çok dilli kaynaklara erişimleri olan birinci sınıf tarihçiler. Karşılarında ise B takımı var: Kendinden menkul ‘soykırım akademisyenleri derneği’ üyeleri. Bunlar Ruanda ya da Bosna hakkında fikir sahibi oldukları için Osmanlı Türkiye’siyle ilgili akham kesebileceklerini düşünüyorlar. Ancak bu teze karşı çıkmak için ciddi kanıtlar mevcut. İstanbul dört yıl boyunca İngiltere’nin işgali altında olmasına ve bu sırada arşivlere tam erişim mümkün olmasına rağmen soykırım niyetinin ortaya konduğu hiçbir belge bulunamadı. Ortada bir&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>‘Soykırım’ tezine karşı çıkan akademisyenler, dobra dobra söylemek gerekirse A takımıdırlar, Princeton’dan Bernard Lewis, Justin McCarthy, College de France’tan Gilles Veinstein, Amherst’ten Guenter Lewy (burada sadece en önde gelenleri sayabiliyorum), çok dilli kaynaklara erişimleri olan birinci sınıf tarihçiler. Karşılarında ise B takımı var: Kendinden menkul ‘soykırım akademisyenleri derneği’ üyeleri. Bunlar Ruanda ya da Bosna hakkında fikir sahibi oldukları için Osmanlı Türkiye’siyle ilgili akham kesebileceklerini düşünüyorlar.</p>
<p>Ancak bu teze karşı çıkmak için ciddi kanıtlar mevcut. İstanbul dört yıl boyunca İngiltere’nin işgali altında olmasına ve bu sırada arşivlere tam erişim mümkün olmasına rağmen soykırım niyetinin ortaya konduğu hiçbir belge bulunamadı. Ortada bir dizi sahte belge var; özellikle 1920 yılında Fransa’da bir lisede bir araya getirilen ve artık abes düzeyde kurmaca olduğu kabul edilen (orijinal belgeler ortada yok) belgeler var. İngilizler ve daha sonra Alman mahkemeleri bunları kullanmayı reddetti.</p>
<p>1915 yılında Talat Paşa’nın başında olduğu İçişleri Bakanlığı Ermenilere iyi muamele edilmesini salık veren emirler yayımladı. 1916’da yaklaşık 1500 Osmanlı memuru yargılandı ve bunlardan aralarında bir valinin de bulunduğu 50 tanesi Ermenilere karşı işledikleri suçlar sebebiyle idam edildiler.</p>
<p>İyi bilindiği üzere İstanbul, İzmir ve Halep’teki Ermenilere neredeyse hiç dokunulmadı ve pek çok başka Ermeni de tehcirden hariç tutuldu. Haliyle Akçam’ın da dolaylı kanıtlar -örneğin gizli emirler- bulması gerekiyor. Bu tez çok sayıda Batılı okuru ikna etti ancak Osmanlı Türkçesi bilmedikleri için bir yargıya da varamıyorlardı. Osmanlı Türkçesi (ve Rusça) bilen Erman Şahin adlı genç bir akademisyen Akçam’a pek çok sarsıcı eleştiri getirdi. Kelimelere yanlış anlamlar yüklenmiş (örneğin “pillage” [bozgunculuk, yağma] kelimesi “massacre” [katliam] olarak çevrilmişti); kişilerin kimlikleri yanlış saptanmış, kronolojiyle oynanmış, alıntılardaki önemli kelime ve ifadeler çıkarılmıştı. Şahin son üç yıldır saygın dergilerde yazılar kaleme alıyor ama Akçam eleştirileri hiçbir zaman cevaplamadı. Bir başka diaspora lideri Vahakn Dadrian da Guenther Lewy tarafından Alman kaynaklarını yanlış kullandığı gerekçesiyle kıyasıya eleştirildi ama o da hiçbir zaman bu suçlamalara cevap vermedi.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-temmuz-2020">Derin Tarih Temmuz Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“France Vilayetü”nün Soykırım Galerisi</title>
		<link>https://www.derintarih.com/sifir-noktasi/france-vilayetunun-soykirim-galerisi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmed Fatih Can]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Jul 2019 08:19:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sıfır Noktası]]></category>
		<category><![CDATA[Batı]]></category>
		<category><![CDATA[Ermeni]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=4697</guid>

					<description><![CDATA[Siyaset bilimci ve demograf Rudolph J. Rummel sadece 19. ve 20. yüzyıllarda Batı’nın giriştiği soykırımlarda kaba ve spesifik tekniklerle yok edilen insan sayısının 170 milyon civarında olduğunu belirtir. Eğer soykırım tarifinin içine örgütlü yapıların savunmasız insanlara reva gördüğü her türlü öldürme şenaeti dahil edilirse bu rakamın 300 milyonu bulacağını tespit eder. Avrupalının (istisnalar hariç) insanlığın yüzünü karaya boyadığı bu tabloda hangi Frenk kavme kaç ceset düştüğünün hesabı da bellidir; lakin hacmi bu yazının sınırlarını aşacağı ve bağlamının şimdilik saded dışı olmaklığı sebebiyle hedefe matuf bir tahsis yapmak zorundayım. Bu tahsisi de fırsat addettiği her gelişmeyi kullanarak mürai sesini yükselten ve&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Siyaset bilimci ve demograf Rudolph J. Rummel sadece 19. ve 20. yüzyıllarda Batı’nın giriştiği soykırımlarda kaba ve spesifik tekniklerle yok edilen insan sayısının 170 milyon civarında olduğunu belirtir. Eğer soykırım tarifinin içine örgütlü yapıların savunmasız insanlara reva gördüğü her türlü öldürme şenaeti dahil edilirse bu rakamın 300 milyonu bulacağını tespit eder.</p>
<p>Avrupalının (istisnalar hariç) insanlığın yüzünü karaya boyadığı bu tabloda hangi Frenk kavme kaç ceset düştüğünün hesabı da bellidir; lakin hacmi bu yazının sınırlarını aşacağı ve bağlamının şimdilik saded dışı olmaklığı sebebiyle hedefe matuf bir tahsis yapmak zorundayım. Bu tahsisi de fırsat addettiği her gelişmeyi kullanarak mürai sesini yükselten ve suret-i haktan görünerek zayıf bellediklerine nizamat verme gayretkeşliğinde ön sırayı kimseye kaptırmamaya çalışan “Françe kavmi”ne mahsus kılmayı düşünüyorum.</p>
<p>Malum her Nisan ayı geldiğinde istismar etmeye alıştığı “Ermeni Tehciri” meselesini diline dolayan vükelası ve vüzerasıyla bilcümle hükeması açıklama üstüne açıklama yapmakta, bize ayar vermeye çalışmakta… Türklerin Ermenilere soykırım uyguladığından tutun da PKK’nın terör örgütü sayılamayacağına dönük laf salataları ve bir sürü atraksiyon sudur etmekte… İyi de, atalarımız “Dinime dahleden bari Müselman olsa…” dememiş miydi?</p>
<p><strong>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-temmuz-2019">Derin Tarih Temmuz Sayısında…</a> </strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
