﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Erzurum &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/etiket/erzurum/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Thu, 01 Oct 2020 05:49:36 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.5</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>Erzurum &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Tek Partinin Kuran ve Ezan Avı</title>
		<link>https://www.derintarih.com/sozlu-tarih/tek-partinin-kuran-ve-ezan-avi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Armağan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 01 Oct 2020 05:49:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sözlü Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[asker]]></category>
		<category><![CDATA[Erzurum]]></category>
		<category><![CDATA[Karayazı]]></category>
		<category><![CDATA[Kürtçe]]></category>
		<category><![CDATA[Malazgirt]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6423</guid>

					<description><![CDATA[1341 Malazgirt doğumlu (Nüfus İdaresinden sorgulattığımda karşıma 1 Temmuz 1925 tarihi çıktı, 18 Ocak 2020 tarihinde vefat etmiş), Erzurum’un Karayazı ilçesine bağlı Yiğityolu köyünden. YO7 seri no 740615 nolu nüfus cüzdanı 39973238486 TC kimlik no sahibi, Sabri ve Zarife’den doğma. Haber dinleyecek herhangi bir araç veya cihazımız yoktu. Dergi, gazete gibi şeyleri bilmiyorduk. Babalarımız Erzurum’a gidip geliyorlardı. Hem erzak ve yiyecek getiriyorlar, hem de ülke ile ilgili olup bitenleri haber alıyorlardı. Haber alma imkânlarımız o kadar güç ve zordu ki yan köyde biri ölse ancak bir haftada öğreniyorduk. Ülke ile ilgili olup bitenleri, çıkan kanunları, inkılapları ya büyüklerimizden bu şekilde&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>1341 Malazgirt doğumlu (Nüfus İdaresinden sorgulattığımda karşıma 1 Temmuz 1925 tarihi çıktı, 18 Ocak 2020 tarihinde vefat etmiş), Erzurum’un Karayazı ilçesine bağlı Yiğityolu köyünden. YO7 seri no 740615 nolu nüfus cüzdanı 39973238486 TC kimlik no sahibi, Sabri ve Zarife’den doğma.</p>
<p>Haber dinleyecek herhangi bir araç veya cihazımız yoktu. Dergi, gazete gibi şeyleri bilmiyorduk. Babalarımız Erzurum’a gidip geliyorlardı. Hem erzak ve yiyecek getiriyorlar, hem de ülke ile ilgili olup bitenleri haber alıyorlardı. Haber alma imkânlarımız o kadar güç ve zordu ki yan köyde biri ölse ancak bir haftada öğreniyorduk.</p>
<p>Ülke ile ilgili olup bitenleri, çıkan kanunları, inkılapları ya büyüklerimizden bu şekilde öğreniyorduk ya da köye gelen askerlerden&#8230;</p>
<p>Doğuda devlet diye bir şey yoktu. Görevli askerler istediklerini yapıyor; yakıyor, yıkıyor ve devlet adına hareket ediyorlardı. Kimse karşı gelemiyor, dur diyemiyordu. Kendilerini devlet yerine koyuyor, öyle hareket ediyorlardı. Çoğunlukla şahsi davranıyor, haksız muameleler yapıyorlardı.</p>
<p>Yoksulluğun ve fakirliğin en kötüsünü yaşıyorduk. Bulduğumuz iki şey vardı; biri ekmek, diğeri bulgur. Üstüne üstlük devlet tarafından baş vergisi alınıyordu. Hatta malın (hayvanların-MA) kendisi vergisini karşılayamıyordu. Ekip biçtiklerimiz kendimize yetmezken bir de devlet bizi zor durumda bırakıyordu. Hal böyleyken köye gelen asker ve komutanlar da olanca yiyeceğimizi alıyordu.</p>
<p>Asker ve komutanlar genelde muhtarın evine gelirlerdi. Köy ağasını çağırır, ona türlü türlü hakaretler yaparlardı. Onu devlete karşı gelmekle, isyan etmekle suçlarlardı. O gece sabaha kadar herkes el pençe divan durur, hizmet ederdik. İstenilen bir şey evimizde bulunmasa da yok diyemezdik. Yediğimiz dayak ve falakaların hiçbirinin sebebini bilemez ve soramazdık.</p>
<p>Şöyle bir olay yaşanmıştı: Yan köyden iki kardeşi bizim köye getirdiler ve “bunlar eşkıyalara yardım ediyor, yiyecek veriyor” diye suçladılar. Onlar suçsuz olduklarını, eşkıyaların silah zoruyla yiyeceklerini ellerinden aldıklarını söyleseler de ölmekten kurtulamadılar. Öldürüldüklerini görmesem de cenazelerine şahit oldum.</p>
<p>Askerler gidişlerinde köyde işlerine yarar ne var, ne yok toplayıp götürüyorlardı. Binek hayvanlarımıza biner, sorgusuz sualsiz alıp giderlerdi. Hakkımızı hiçbir şekilde arayamıyorduk. Özellikle ana dilimizin Kürtçe olması işimizi iyice zorlaştırıyordu. Halimizi, derdimizi anlatamıyorduk. Köyde okul, öğretmen yani eğitim adına hiçbir şey yoktu.</p>
<p>Köyler harabe şeklindeydi. Asker çık derse köyden çıkıyorduk, dön derse tekrar köye dönüyorduk. Köyde bir aile ile diğer aile arasında bir sürtüşme, bir kavga olsa tüm aileler toplanıyor, karakola götürülüyordu. Orada herkes dövülüyor, suçlu da suçsuz da ayakta duramayacak kadar dayak yiyordu.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ekim-2020">Derin Tarih Ekim Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Suriye Sınırımızın Tartışmalı Tarihi</title>
		<link>https://www.derintarih.com/oteki-tarih/suriye-sinirimizin-tartismali-tarihi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Budak]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 Nov 2019 05:30:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öteki Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Cerablus]]></category>
		<category><![CDATA[Erzurum]]></category>
		<category><![CDATA[İtilaf Devletleri]]></category>
		<category><![CDATA[Kerkük]]></category>
		<category><![CDATA[Meclis-i Mebusan]]></category>
		<category><![CDATA[Misak-ı Millî]]></category>
		<category><![CDATA[Mondros Mütarekesi]]></category>
		<category><![CDATA[mütarekenâme]]></category>
		<category><![CDATA[ortadogu]]></category>
		<category><![CDATA[Sivas]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=5159</guid>

					<description><![CDATA[30 Ekim 1918’de imzalanan Mondros Mütarekesi’nde sınırlarla ilgili açık hüküm bulunmamaktadır. Buna rağmen Erzurum ve Sivas kongreleri beyannamelerinin birinci maddesinde yer alan “mütarekenâmenin imza olunduğu 30 Teşrin-i evvel 334 tarihindeki hududumuz dahilinde” ifadesi açıktan olmasa da bir sınırın “tasavvur ve kabul” edildiğini ortaya koymaktadır. Bunun daha açık ifadesi, “İtilâf devletleri tarafından işgal edilmemiş topraklar” olduğu idi. Bu sınırın Wilson ilkeleri ile İtilâf Devletleri’nin Ortadoğu’daki çıkarları göz önünde bulundurularak düşünüldüğü, açıkça belirtilmese de muhakkak idi. Ancak Misâk-ı Millî Beyannamesi’nde daha da ileri gidilerek bu işgal edilmemiş toprakların dışına çıkılarak yeni bir sınır tasavvuru yapılmıştı. Nitekim, 3 Ocak 1920’de Osmanlı Meclis-i Meb’ûsanı’ndaki&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>30 Ekim 1918’de imzalanan Mondros Mütarekesi’nde sınırlarla ilgili açık hüküm bulunmamaktadır. Buna rağmen Erzurum ve Sivas kongreleri beyannamelerinin birinci maddesinde yer alan “mütarekenâmenin imza olunduğu 30 Teşrin-i evvel 334 tarihindeki hududumuz dahilinde” ifadesi açıktan olmasa da bir sınırın “tasavvur ve kabul” edildiğini ortaya koymaktadır. Bunun daha açık ifadesi, “İtilâf devletleri tarafından işgal edilmemiş topraklar” olduğu idi. Bu sınırın Wilson ilkeleri ile İtilâf Devletleri’nin Ortadoğu’daki çıkarları göz önünde bulundurularak düşünüldüğü, açıkça belirtilmese de muhakkak idi. Ancak Misâk-ı Millî Beyannamesi’nde daha da ileri gidilerek bu işgal edilmemiş toprakların dışına çıkılarak yeni bir sınır tasavvuru yapılmıştı. Nitekim, 3 Ocak 1920’de Osmanlı Meclis-i Meb’ûsanı’ndaki özel toplantılarda ortaya konulan görüşlere baktığımızda, Misâk-ı Millî’nin sınırlarla ilgili hükümlerini anlamak mümkündü. Çünkü söz konusu milletvekilleri, bir “coğrafî vahdet” kavramından hareket ederek yeni Türkiye’nin güney sınırlarını belirlemekte ve bu sınırın “Anadolu’nun Irak’a uzanmış bir kolunu teşkil eden havali” dedikleri Birecik, Ayıntap, Maraş, Halep ve Kuzey Irak’ı içine aldığını söylemekteydiler. Diğer taraftan, Mustafa Kemal Paşa, 27 Aralık 1919’da Ankara’ya geldikten bir gün sonra Ankaralı ileri gelenlere yaptığı konuşmada, Türkiye’nin güney sınırı için bir sınır tesbiti yapmış ve bu sınır, Kerkük’ü de dahil etmesinden dolayı -çünkü, mütarekede Kerkük, düşman işgali altndaydı- “işgal edilmemiş topraklar” kriterinin dışına çıkan bir tesbit olmuştu. Buna göre sınır “İskenderun körfezi cenubundan Antakya’dan Halep ile Katma istasyonu arasında Cerablus cenubunda Fırat nehrine mülaki olur. Oradan Deyr-i Zor’a iner. Ba’dehu, şarka temdit edilerek Musul, Kerkük ve Süleymaniye’yi ihtiva eder.”</p>
<p><strong>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-kasım-2019">Derin Tarih Kasım Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
