﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Farsça &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/etiket/farsca/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Mon, 06 Jun 2022 08:33:32 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.5</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>Farsça &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Köprülü Ailesinin Türk Tarihçiliğine Armağanı: Fuad Köprülü</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/koprulu-ailesinin-turk-tarihciligine-armagani-fuad-koprulu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fahameddin Başar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Jun 2022 08:33:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Dârülfünunu]]></category>
		<category><![CDATA[Farsça]]></category>
		<category><![CDATA[Halid Ağa Konağı]]></category>
		<category><![CDATA[Hukuk Mektebi]]></category>
		<category><![CDATA[Köprülüzade]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmed Fuad]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8183</guid>

					<description><![CDATA[Ord. Prof. M. Fuad Köprülü (Köprülüzâde Mehmed Fuad) Türk edebiyatı tarihçiliğinin ilmî kurucusu olduğu gibi Cumhuriyet döneminde ülkemizde yetişen tarihçiler arasında da önemli bir yere sahiptir ve modern tarihçiliğimizin de kurucusu kabul edilir. Özellikle Osmanlı Devleti’nin kuruluş dönemine dair yaptığı çalışmalar yalnız ülkemizde değil, Batı bilim çevrelerinde de tanınmasını sağlamıştır. Nitekim merhum Halil İnalcık’ın ifadesiyle Köprülü, “Türkiye’de 1918-1950 döneminde edebî ve sosyal ilimler alanında Batı bilim ve araştırma metodunu başarıyla uygulayan ilk büyük bilim adamıdır”. Yine İnalcık’a göre Köprülü, “Osmanlı-Türk ilmini bilim dünyasında ilk defa hakkıyla temsil eden ve Avrupa’da ilim payelerine lâyık görülen ilk Türk bilim adamlarındandır”. Türk hukuk&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ord. Prof. M. Fuad Köprülü (Köprülüzâde Mehmed Fuad) Türk edebiyatı tarihçiliğinin ilmî kurucusu olduğu gibi Cumhuriyet döneminde ülkemizde yetişen tarihçiler arasında da önemli bir yere sahiptir ve modern tarihçiliğimizin de kurucusu kabul edilir. Özellikle Osmanlı Devleti’nin kuruluş dönemine dair yaptığı çalışmalar yalnız ülkemizde değil, Batı bilim çevrelerinde de tanınmasını sağlamıştır. Nitekim merhum Halil İnalcık’ın ifadesiyle Köprülü, “Türkiye’de 1918-1950 döneminde edebî ve sosyal ilimler alanında Batı bilim ve araştırma metodunu başarıyla uygulayan ilk büyük bilim adamıdır”. Yine İnalcık’a göre Köprülü, “Osmanlı-Türk ilmini bilim dünyasında ilk defa hakkıyla temsil eden ve Avrupa’da ilim payelerine lâyık görülen ilk Türk bilim adamlarındandır”. Türk hukuk tarihi ve vakıf müessesesi hakkında da önemli araştırmaları yayınlanmış olan Köprülü, 76 yıllık ömrünün yaklaşık 60 yılını Türk ilim hayatına ve Türk insanına hasretmiş; sayısı 200’ü bulan kitabı ve 1000 civarında makalesi sonraki araştırmacılara rehber olmuştur.</p>
<p>İlim adamlığı yanında Cumhuriyet döneminde ülkemizde yetişen önemli siyaset ve devlet adamlarından biri olan Mehmed Fuad Köprülü, Osmanlı döneminde sadrazamlık yapmış olan Köprülü ailesine mensuptur. 4 Aralık 1890’da İstanbul Sultanahmet’te Halid Ağa Konağı’nda dünyaya gelir. İlk tahsilini Ayasofya Merkez Rüşdiyesi’nde yapar, daha sonra Mercan İdadîsi’ne devam eder. İlk zamanlar daha çok fen bilimlerine meraklı iken sonraları edebiyata ve ardından tarihe ilgi duymaya başlayan Köprülü, iyi derecede Farsça ve okuduğunu anlayacak kadar da Arapça öğrenmiş, aynı zamanda Fransızcadan tercümeler yaparak küçük yaşta Fransız edebiyatı ve fikir hayatı ile tanışmıştır. Daha sonra İstanbul Dârülfünûnu Hukuk Mektebi’ne devam etmişse de “hem tedrisatını beğenmediği, hem de ilme merakı” dolayısıyla bu mektebi bitirmeden ayrılır ancak çalışmalarına aralıksız devam eder. Küçük yaştan itibaren sürekli olarak edebiyat, tarih ve sosyolojiye dair eserler okuduğunu, Fransızcadan tercümeler yaptığını biliyoruz. Yayın hayatına da çok erken başlamış, 13-14 yaşlarında ilk şiirleri ile edebiyat, sanat, sosyoloji ve tenkit konularındaki makaleleri <em>Mehâsin</em> ve <em>Servet-i Fünûn</em> mecmualarında yayımlanmıştır.</p>
<p>Meslek hayatına Mercan, Kabataş, İstanbul ve Galatasaray liselerinde edebiyat öğretmenliği yaparak başlayan Köprülü’nün Balkanlar’da bozgunların yaşandığı sırada Ziya Gökalp’in de etkisiyle Türkçülük davasını savunanlar arasında yer aldığını görüyoruz. Nitekim o sırada milliyet ve Türkçülük fikirlerini araştırmalara dayanarak yayma amacı ile 1908’de kurulan Türk Derneği’nin, 1911’de kurulan Türk Yurdu Cemiyeti’nin ve bunun devamı olarak 1912’de çalışmalarına başlayan Türk Ocağı’nın üyeleri arasında Köprülü de vardı. Türkiye’nin içinde bulunduğu o karanlık günlerde ilk manzum eseri olan <em>Türk’ün Duası</em>’nı yazmış ve bu eser yayımlandığı yıl (1913) İzmir’de sahneye konmuştur.</p>
<p>Çok genç yaşta edebiyat, sanat, sosyoloji konularında kaleme aldığı makaleleri ve fikirleriyle dikkat çeken Mehmed Fuad Köprülü, 1913 yılı sonunda İstanbul Dârülfünûnu Türk edebiyatı tarihi müderrisliğine tayin olunmuş, Türk ilim tarihinde belki de bir ilk olarak, 23 yaşında müderris (profesör) olmuştur. Üniversitedeki hocalığıyla birlikte artık hem kendi ilmî çalışmaları için hem de yetiştireceği genç nesillere yol gösterme hususunda daha elverişli bir göreve getirilmiştir.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-haziran-2022">Derin Tarih Haziran Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dinle Neyden, Ne Hikâyet Etmede</title>
		<link>https://www.derintarih.com/hos-sada/dinle-neyden-ne-hikayet-etmede/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Tahir Günay]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 04 Jun 2021 07:19:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hoş Sadâ]]></category>
		<category><![CDATA[auolos]]></category>
		<category><![CDATA[Farsça]]></category>
		<category><![CDATA[İbn Sînâ]]></category>
		<category><![CDATA[Safiyüddin]]></category>
		<category><![CDATA[syrinks]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7134</guid>

					<description><![CDATA[Klasik musikimizin en önemli nefesli sazı hiç şüphesiz neydir. Farsçada kamış anlamına gelen “nây” kelimesi, dilimize geçtikten sonra incelerek “ney” şeklini almıştır. Malzemesi olan kamışın her yerde bulunabilir olması ve yapısının görece basitliği, insanlık tarihinin en eski, en yaygın ve en çok çeşide sahip sazının ortaya çıkmasını sağlamıştır. Yazılı tarihin başlangıcı, ney hakkındaki ilk bilgileri de vermektedir. Sümerlerin ni / na / kagı gibi kelimelerle isimlendirdikleri kamış sazlar antik dünyanın dört bir yanına dağılmış ve kendi müzik iklimini oluşturmayı başarmıştır. Ney, Mısır veya Uygur kabartmalarından antik Yunan’ın mitolojik enstrümanı “auolos” ve “syrinks”e kadar bütün kültürlerin musiki coğrafyasında kendisine yer edinmiştir.&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Klasik musikimizin en önemli nefesli sazı hiç şüphesiz neydir. Farsçada kamış anlamına gelen “nây” kelimesi, dilimize geçtikten sonra incelerek “ney” şeklini almıştır. Malzemesi olan kamışın her yerde bulunabilir olması ve yapısının görece basitliği, insanlık tarihinin en eski, en yaygın ve en çok çeşide sahip sazının ortaya çıkmasını sağlamıştır. Yazılı tarihin başlangıcı, ney hakkındaki ilk bilgileri de vermektedir. Sümerlerin ni / na / kagı gibi kelimelerle isimlendirdikleri kamış sazlar antik dünyanın dört bir yanına dağılmış ve kendi müzik iklimini oluşturmayı başarmıştır. Ney, Mısır veya Uygur kabartmalarından antik Yunan’ın mitolojik enstrümanı “auolos” ve “syrinks”e kadar bütün kültürlerin musiki coğrafyasında kendisine yer edinmiştir.</p>
<p>Antik dönemde felsefenin anlaşılabilmesi için öğrenilmesi istenilen bilimler arasında aritmetik, geometri ve astronominin yanında musiki de vardır. Bu nedenle Pisagor’dan Kindî’ye, Aristo’dan İbn Sînâ’ya, Philo’dan Fârâbî’ye kadar birçok filozofun müzik ve nazariyatı hakkında eserleri mevcuttur. Nitekim neyle ilgili ilk bilgilere de Meşşailik ekolünün kurucusu sayılan Kindî’de (ö. 873?) rastlamaktayız. El-kassabe, mizmar ve nây-ı Rûmî ale’z-zıkk olarak bahsettiği sazlardan el-kassabe uzun ney, mizmar Araplarda ve İbranilerde kamıştan yapılan her türlü nefesli saz, nây-ı Rûmî ale’zzıkk ise Rumların keseli neyi (gayda, tulum) anlamında kullanılmıştır. İbn Sînâ’nın (ö. 1037) <em>Kitâbü’ş-Şifâ</em>’sında ney anlamında “yerâa” ifadesi yer alırken, ayrıca “sûr-nây”dan da söz edilir (sûrnây, zurna). Safiyüddin (ö. 1294) ise neyin özelliklerini açıklamakla kalmaz; kamıştan yapılan nefesli sazların delikler arasındaki mesafeye ve üfleme şiddetine bağlı olarak tiz ve pes sesleri verebileceğini açıklayarak Fârâbî’nin bu konudaki yorumlarına da itiraz eder.</p>
<p>Ney hakkında en geniş bilgiyi hiç şüphesiz Abdulkâdir Merâgî’nin eserlerinde buluyoruz. Merâgî, Türk musikisinin gerçek kurucusudur. Aynı zamanda hanende ve bestekâr olan ve bazı besteleri günümüze kadar ulaşan Hâce Abdulkâdir’in başta <em>Câmiu’l-Elhân</em> ve <em>Makāsidu’l-Elhân</em> olmak üzere altı kitabı bulunmaktadır. Kitaplarında ney ve çeşitlerinden bahseden Merâgî’ye göre nây, nây-ı balaban, nây-ı sefîd, nây-ı çâvur, zemr-i siyeh-nây, nây-ı hiyk (tulum), srnây (zurna) yanı sıra bâk, mûsikâr ve cicek gibi farklı özellikler taşıyan neyler bulunur. Ayrıca 15. yüzyılda Ömer Rûşeni Dede’nin 1082 beyitlik <em>Neynâme</em>’sinde de neyin özelliklerini görebiliriz.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-haziran-2021">Derin Tarih Haziran Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bizans Tarihi Tercümeleriyle Literatürde Çığır Açtı: Prof. Dr. Fikret Işıltan</title>
		<link>https://www.derintarih.com/abide-sahsiyetler/bizans-tarihi-tercumeleriyle-literaturde-cigir-acti-prof-dr-fikret-isiltan/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fahameddin Başar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 04 Sep 2019 09:13:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Abide Şahsiyetler]]></category>
		<category><![CDATA[Farsça]]></category>
		<category><![CDATA[Halid Bey]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Şark İdâdîsi]]></category>
		<category><![CDATA[Ortaçağ Avrupa Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Aubin]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Santifaller]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Spies]]></category>
		<category><![CDATA[Türkoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=4888</guid>

					<description><![CDATA[15 Şubat 1915 tarihinde İstanbul-Beykoz’da dünyaya geldi. Babası Halid Bey askerî mümeyyiz ve Beykoz Kundura Fabrikası başkâtibi idi. İlkokula İstanbul Çamlıca’da Kısıklı İlk Mektebi’nde başladı. Birinci sınıfı burada okuduktan sonra babasının mesleği dolayısıyla diğer sınıfları Adapazarı, Hendek, Eskişehir ve tekrar Adapazarı’nda okudu. Beşinci sınıfı İstanbul Şark İdâdîsi’nde tamamladı. Ortaokulun birinci sınıfını yine Şark İdâdîsi’nde okuduktan sonra Kabataş Erkek Lisesi’ne geçti ve buradan 1933 yılında mezun oldu. 1933 yılı sonlarında kısa bir süre Mülkiye Mektebi’ne devam ettiyse de o sırada açılan Devlet Avrupa İmtihanını kazanarak aynı yılın sonunda yükseköğrenim yapmak üzere Almanya’ya gönderildi. Ülkemizde Dârülfünun’dan üniversiteye geçilip bu konuda reformların yapıldığı&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>15 Şubat 1915 tarihinde İstanbul-Beykoz’da dünyaya geldi. Babası Halid Bey askerî mümeyyiz ve Beykoz Kundura Fabrikası başkâtibi idi. İlkokula İstanbul Çamlıca’da Kısıklı İlk Mektebi’nde başladı. Birinci sınıfı burada okuduktan sonra babasının mesleği dolayısıyla diğer sınıfları Adapazarı, Hendek, Eskişehir ve tekrar Adapazarı’nda okudu. Beşinci sınıfı İstanbul Şark İdâdîsi’nde tamamladı. Ortaokulun birinci sınıfını yine Şark İdâdîsi’nde okuduktan sonra Kabataş Erkek Lisesi’ne geçti ve buradan 1933 yılında mezun oldu. 1933 yılı sonlarında kısa bir süre Mülkiye Mektebi’ne devam ettiyse de o sırada açılan Devlet Avrupa İmtihanını kazanarak aynı yılın sonunda yükseköğrenim yapmak üzere Almanya’ya gönderildi. Ülkemizde Dârülfünun’dan üniversiteye geçilip bu konuda reformların yapıldığı yıl Avrupa’ya giden Fikret Işıltan, bir yıl kadar Berlin-Straussberg Lisesi’nde dil eğitimi gördükten sonra 1934-35 kış sömestrinde Berlin Üniversitesi Felsefe Fakültesi’nde yüksek öğrenimine başladı. Aynı yıl Berlin ve ertesi yıl Leipzig Üniversitelerinde Ortaçağ Tarihi, Arapça, Farsça ve Türkoloji derslerini takip etti. 1936-37 kış sömestrinde, kendisine doktora konusunu vermiş olan Prof. Dr. H. W. Duda’nın tayini dolayısıyla eğitimine Breslau Üniversitesi’nde devam etti. Burada bir yandan doktora tezine çalışıyor, bir yandan da Prof. Dr. Aubin’den Ortaçağ Avrupa Tarihi, Prof. Dr. Duda’dan Türkoloji ve Farsça, Prof. Dr. Spies’den Sâmî Dilleri ve Prof. Dr. Santifaller’in yanında vesika tetkiki konularında dersler alıyordu.</p>
<p><strong>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-eylul-2019">Derin Tarih Eylül Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
