﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Fatih &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/etiket/fatih/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Thu, 02 Mar 2023 13:10:33 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.5</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>Fatih &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Fatih’in Şeyhinin Bosna Hersek’teki Menzilhanesi: Hamza Dede Orloviç</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/fatihin-seyhinin-bosna-hersekteki-menzilhanesi-hamza-dede-orlovic/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mikail Türker Bal]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Mar 2023 13:10:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Bosna]]></category>
		<category><![CDATA[Derviş]]></category>
		<category><![CDATA[Fatih]]></category>
		<category><![CDATA[Hamza Dede]]></category>
		<category><![CDATA[şeyh]]></category>
		<category><![CDATA[Srebrenitsa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=9210</guid>

					<description><![CDATA[Fatih’in Bosna’nın fethi sırasında yanında getirdiği birçok şeyh ve dervişten biri olduğu tahmin edilen Hamza Dede, Srebrenitsa yakınlarındaki Orloviç köyünde yüce Allah’ın rızası için, gelip geçenlere hizmet etmek üzere kendi parasıyla bir tekke inşa eder. Padişahın onayıyla vakfa dönüştürülen tekkenin hiçbir zaman düzenli bir şeyh silsilesine sahip olmaması Bayramî-Melâmî meşrep üzere tasavvufî bir çizgide gittiğine işaret etmektedir. Yolunuz Bosna’ya düşerse Srebrenitsa’nın, orada da Hamza Dede Türbesi’nin selamını almadan dönmeyin. &#160; Devamı Derin Tarih Mart Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Fatih’in Bosna’nın fethi sırasında yanında getirdiği birçok şeyh ve dervişten biri olduğu tahmin edilen Hamza Dede, Srebrenitsa yakınlarındaki Orloviç köyünde yüce Allah’ın rızası için, gelip geçenlere hizmet etmek üzere kendi parasıyla bir tekke inşa eder. Padişahın onayıyla vakfa dönüştürülen tekkenin hiçbir zaman düzenli bir şeyh silsilesine sahip olmaması Bayramî-Melâmî meşrep üzere tasavvufî bir çizgide gittiğine işaret etmektedir. Yolunuz Bosna’ya düşerse Srebrenitsa’nın, orada da Hamza Dede Türbesi’nin selamını almadan dönmeyin.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mart-2023">Derin Tarih Mart Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>‘Millet Kütüphanesi Nâzırı’ Ali Emîrî Efendi</title>
		<link>https://www.derintarih.com/abide-sahsiyetler/millet-kutuphanesi-naziri-ali-emiri-efendi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dursun Gürlek]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 01 Jan 2022 05:28:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Abide Şahsiyetler]]></category>
		<category><![CDATA[Bombar]]></category>
		<category><![CDATA[Fatih]]></category>
		<category><![CDATA[Millet Kütüphanesi]]></category>
		<category><![CDATA[Seyyid Feyzullah]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan Reşad]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7800</guid>

					<description><![CDATA[Bir gün Fatih’deki Millet Kütüphanesi’nin yanından geçiyordum. Birlikte yürüdüğümüz arkadaşa “Şundaki güzelliğe bir bakar mısın?” diyerek tarihî binanın duvarındaki kuş evini gösterdim. Kadim dostum, böyle bir sanat ve mimari eserini temaşa ederek gözlerini dinlendirdikten sonra, “Hayret, her gün buradan geçtiğim halde hiç dikkatimi çekmemiş” diye şaşkınlığını dile getirdi. Ben de bu vesileyle görmekle bakmanın farkını bir kere daha kendisine hatırlattım. İşte cephesindeki kuş eviyle, hat sanatının en güzel örneklerinden birini yansıtan kitabesiyle, yarıdan fazlası toprağa gömülen tarihî çeşmesiyle, Osmanlı medeniyetinin canlı tablolarından birini gözler önüne seren bu tarihî bina, 1701’de Şeyhülislam Seyyid Feyzullah Efendi tarafından kuruldu. O günden itibaren de&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bir gün Fatih’deki Millet Kütüphanesi’nin yanından geçiyordum. Birlikte yürüdüğümüz arkadaşa “Şundaki güzelliğe bir bakar mısın?” diyerek tarihî binanın duvarındaki kuş evini gösterdim. Kadim dostum, böyle bir sanat ve mimari eserini temaşa ederek gözlerini dinlendirdikten sonra, “Hayret, her gün buradan geçtiğim halde hiç dikkatimi çekmemiş” diye şaşkınlığını dile getirdi. Ben de bu vesileyle görmekle bakmanın farkını bir kere daha kendisine hatırlattım.</p>
<p>İşte cephesindeki kuş eviyle, hat sanatının en güzel örneklerinden birini yansıtan kitabesiyle, yarıdan fazlası toprağa gömülen tarihî çeşmesiyle, Osmanlı medeniyetinin canlı tablolarından birini gözler önüne seren bu tarihî bina, 1701’de Şeyhülislam Seyyid Feyzullah Efendi tarafından kuruldu. O günden itibaren de Feyziyye Medresesi adıyla anılmaya başlandı. Dünkü medeniyetimizin pırlanta bir örneği olarak arz-ı endam eden yapı, Sultan Reşad döneminde büyük bir tehlikeyle karşı karşıya geldi ve birkaç himmet erbabının gayretiyle yıkılmaktan son anda kurtuldu. Uzun ve hazin bir macera teşkil eden bu yıkım hareketinden birkaç cümleyle olsun söz edelim.</p>
<p>Devrin nüfuzlu belediye başkanlarından Operatör Doktor Cemil Topuzlu, sudan bazı gerekçelerle ecdat yadigârı bu tarihî binayı yıkmak istedi. Bir gün faytonla oradan geçen Fransız konsolosunun hanımı madam Bombar, ellerinde kazma kürek bulunan birtakım heriflerin binaya girip çıktıklarını gördü. Derhal durumu kocasına bildirdi, o da Sultan Reşad nezdinde harekete geçti ve “Feyzullah Efendi Medresesi” yıkılmaktan böylece kurtuldu.</p>
<p>İşte bu Fransız madamın da üyesi olduğu “İstanbul Muhipler Cemiyeti”, virane gönüller gibi harap olan “Dârü’l-Hadis”i, 1914 yılında restore ettirip kullanılır hale getirdi.</p>
<p>“Mekânı şereflendiren, orada bulunan insandır” sözüne uygun olarak, Feyzullah Efendi Medresesi, kitapların efendisi Ali Emîrî’nin oraya adımını atmasıyla hem şereflendi, hem şenlendi. Yakın tarihimizin en büyük kitabiyyat bilginlerinden olan merhumun vâki daveti üzerine, Vakıflar Nezâreti bu tarihî binayı kendisine kütüphane olarak tahsis etti. O da sayıları 15 bini bulan yazma ve matbu kitaplarını aşkla şevkle buraya yerleştirdi. Bir de mühür kazdırarak kendi kendini “Millet Kütüphanesi Nâzırı” ilan etti.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ocak-2022">Derin Tarih Ocak Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İlk Hava Şehitlerimiz Şam-ı Şerif’in Evliya Kokulu Toprağına Emanet</title>
		<link>https://www.derintarih.com/ozel-dosya/ilk-hava-sehitlerimiz-sam-i-serifin-evliya-kokulu-topragina-emanet/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Armağan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Dec 2020 06:48:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Özel Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Baron de Catters]]></category>
		<category><![CDATA[Fatih]]></category>
		<category><![CDATA[İâne-i Milliye]]></category>
		<category><![CDATA[Mahmud Şevket Paşa]]></category>
		<category><![CDATA[Pangaltı]]></category>
		<category><![CDATA[Prens Celaleddin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6608</guid>

					<description><![CDATA[Fatih’te bir parkın içinde bulunan sessiz anıt, bize bir şeyler söylemek ister gibi huzursuzdur. Öğrencilik yıllarımdan beri önünden geçip gittiğim, ağaçlarının hışırtısını içtiğim bu parkın, bizi geçmişimize bağlayan en hüzünlü ama aynı zamanda en meraklı köprülerden biri olmak için yanıp tutuştuğunu sonraları öğrenecektim. Dünyada ilk uçağın 1903’ün Aralık ayında yerden yükselmeyi başardığını biliyoruz. Amerikalı Wright kardeşlerin açtığı bu çığır kısa zamanda Avrupalıların ilgi odağı haline gelmiş ve ilk uçuş denemeleri 1906’da gerçekleştirilmiştir. Osmanlı da ilgisiz kalmayacaktır buna. Tam üç yıl sonra, 1909’da yine bir Aralık günü Baron de Catters adlı Belçikalı bir asilzadenin İstanbul semalarındaki uçuş tecrübesini başarıyla tamamladığını öğreniriz.&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Fatih’te bir parkın içinde bulunan sessiz anıt, bize bir şeyler söylemek ister gibi huzursuzdur. Öğrencilik yıllarımdan beri önünden geçip gittiğim, ağaçlarının hışırtısını içtiğim bu parkın, bizi geçmişimize bağlayan en hüzünlü ama aynı zamanda en meraklı köprülerden biri olmak için yanıp tutuştuğunu sonraları öğrenecektim.</p>
<p>Dünyada ilk uçağın 1903’ün Aralık ayında yerden yükselmeyi başardığını biliyoruz. Amerikalı Wright kardeşlerin açtığı bu çığır kısa zamanda Avrupalıların ilgi odağı haline gelmiş ve ilk uçuş denemeleri 1906’da gerçekleştirilmiştir. Osmanlı da ilgisiz kalmayacaktır buna.</p>
<p>Tam üç yıl sonra, 1909’da yine bir Aralık günü Baron de Catters adlı Belçikalı bir asilzadenin İstanbul semalarındaki uçuş tecrübesini başarıyla tamamladığını öğreniriz. Ancak pilotların henüz acemilik yıllarıdır; kazalarla karşılaşılması normaldir. Baron’umuz tam üç defa ertelediği uçuşta Taksim Meydanı’ndan havalanmışsa da, uçağı Pangaltı’da bir evin damına çakılmıştır.</p>
<p>Sınırlarımız içindeki ilk uçak kazasıdır bu. Ancak ilk adım atılmıştır bir kere. Arkasının gelmesi kaçınılmazdır. Özellikle de devrin Genelkurmay Başkanı (Erkân-ı Harbiye Reisi) Mahmud Şevket Paşa işin peşinde olursa&#8230;</p>
<p>Havacı subaylar Almanya, İngiltere ve Fransa’da tahsil görürken, halktan İâne-i Milliye adı altında para toplanır ve Avrupa’dan iki adet uçak satın alınır. Birisi, doğrudan yardım kampanyasının adını almıştır (Muavenet-i Milliye), öbürüne ise Prens Celaleddin adı konulmuştur.</p>
<p>Derken yakınlarda boşaltılan Yeşilköy’deki Atatürk Hava Limanı’nın bulunduğu mahalde ilk uçak tesislerimiz yükselmeye başlar. Eylül 1913’e geldiğimizde Fransız Hava Kulübü’nden üç uçağın Osmanlı semalarında giriştikleri kıran kırana bir yarışa sahne oluruz. Çeşitli şehirleri gezerek Kahire’ye kadar ulaşan (yine bir Aralık ayında ama bu defa 1913’teyizdir) ve İslam âlemine moral pompalayan bu uçaklar, hiç işe yaramasa bile, Osmanlı ordusunun Balkan Harbi’nde yaralanmış gururunu tamir eder.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-aralik-2020">Derin Tarih Aralık Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye “Haçlı Kuşatması”nı Yaramasaydı Ayasofya’yı Açamazdı</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/turkiye-hacli-kusatmasini-yaramasaydi-ayasofyayi-acamazdi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nuh Albayrak]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 04 Aug 2020 06:07:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Asr-I Saadet]]></category>
		<category><![CDATA[Ayasofya Camii]]></category>
		<category><![CDATA[Fatih]]></category>
		<category><![CDATA[Konstantinopolis]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6239</guid>

					<description><![CDATA[İnsanoğlu “zaman” denilen tünelde ilerledikçe asr-ı saadetten uzaklaşmaktadır. Ama 86 yıl önce, Fatih’in yadigârına kilit vuruluşunu hüzünle izleyenler, bugünleri görmeyi çok isterlerdi herhalde. 10 Temmuz 2020 günü verilen müjde, zaten hiç unutulmayan Ayasofya’yı tekrar gündemin göbeğine taşıdı. Ama açılış kararıyla birlikte tartışmaların muhtevası da değişti. Yıllardır ‘sahte’kârlıkla kapatıldığını tartışıyorduk. Bu kararla birlikte, “Neden şimdi?” sorusuna cevap arandığını görüyoruz. Ayasofya Camii’nin şimdiye kadar neden açılamadığını anlayabilmek için nasıl kapatıldığını iyi anlamak gerekir. Hıristiyan âleminin “Ayasofya sızısı” 1453’ten başlar. Camiye çevrilmesi bizim için “Fethin sembolü” iken, onlar için de 13 asırdır devam eden Konstantinopolis destanının sonu anlamına geliyordu. Ayasofya’nın tekrar kilise olması,&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İnsanoğlu “zaman” denilen tünelde ilerledikçe asr-ı saadetten uzaklaşmaktadır. Ama 86 yıl önce, Fatih’in yadigârına kilit vuruluşunu hüzünle izleyenler, bugünleri görmeyi çok isterlerdi herhalde.</p>
<p>10 Temmuz 2020 günü verilen müjde, zaten hiç unutulmayan Ayasofya’yı tekrar gündemin göbeğine taşıdı. Ama açılış kararıyla birlikte tartışmaların muhtevası da değişti. Yıllardır ‘sahte’kârlıkla kapatıldığını tartışıyorduk. Bu kararla birlikte, “Neden şimdi?” sorusuna cevap arandığını görüyoruz.</p>
<p>Ayasofya Camii’nin şimdiye kadar neden açılamadığını anlayabilmek için nasıl kapatıldığını iyi anlamak gerekir.</p>
<p>Hıristiyan âleminin “Ayasofya sızısı” 1453’ten başlar. Camiye çevrilmesi bizim için “Fethin sembolü” iken, onlar için de 13 asırdır devam eden Konstantinopolis destanının sonu anlamına geliyordu. Ayasofya’nın tekrar kilise olması, “Konstantinopolis” umudunu da beraberinde getirecekti. Ancak Osmanlı’nın Ayasofya’ya gösterdiği itina sebebiyle bu sızıyı asırlarca içlerinde saklamak zorunda kaldılar.</p>
<p>Nitekim nesilden nesle aktardıkları bu ortak hedef, “hasta adam”ın son dönemlerinde, “derin İngiliz” Lord Curzon tarafından, “Ayasofya bir kiliseydi, elbette gene eski durumuna getirilecektir” şeklinde ilan edilmiştir. 1 İstanbul’un işgalinde “çakma fatih” olma sevdasına kapılan Fransız komutanın Ayasofya kapısına dayanması da aynı birikmiş arzunun tezahürüydü.</p>
<p>Ama Osmanlı henüz ölmemişti…</p>
<p>Vahdettin Han şahsını korumakla görevli 700 askerle önceden aldığı tedbir sayesinde Ayasofya’ya çan takılmasına mani olmuştu.</p>
<p><strong>“Kilise olmuyorsa müze olsun”</strong></p>
<p>Fransız komutan o gün muradına erememiş olsa da, Osmanlı Devleti’nin 1. Dünya Savaşı’nda mağlup olması Haçlı dünyasını çok umutlandırmıştı. Artık Türkleri Avrupa’dan atacak; Ayasofya’yı da esaretten kurtaracaklardı! Nitekim 22 Aralık 1919’da Londra’da yapılan Sevr mutabakatındaki ana konulardan biri buydu. İngiltere, Rusya, Fransa ve Yunanistan Ayasofya Camii’nin kiliseye dönüştürülmesinde anlaşmışlardı.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-agustos-2020">Derin Tarih Ağustos Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“İnönü Toplumun Gelişmesini Yavaşlattı”</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/inonu-toplumun-gelismesini-yavaslatti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kemal Karpat]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Jul 2020 12:00:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Abdülhamid]]></category>
		<category><![CDATA[Avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[Fatih]]></category>
		<category><![CDATA[Namık Kemal]]></category>
		<category><![CDATA[osmanli]]></category>
		<category><![CDATA[Timar]]></category>
		<category><![CDATA[Ziya Paşa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6167</guid>

					<description><![CDATA[Osmanlı modernleşmesini nasıl yorumluyorsunuz? Burada iki kavram var: Biri modernleşme, diğeri değişme. Toplumsal değişme Osmanlı’nın kuruluşundan hemen sonra başlamış, sonra da bizzat kendi içinden gelen güçlerle, baskılarla devam etmiştir. Çünkü toplumlar durmadan değişirler. Bu, Osmanlı için de böyledir, Avrupa için de. Önemli olan, değişmenin sebebi. Kim ve niçin değiştiriyor? Osmanlı’da sosyal ve ekonomik değişme var dedik. Fatih’le yeni bir döneme giriliyor. Timar sisteminin yerleşmesi ve başka kanunlarla bu değişme belli bir yol takip eder. Ama Fatih ve Kanuni’nin kanunnameleri bir yerde yetersiz kalıyor. Çünkü toplum iç dinamiklerine göre değişince yeni kanunlar istiyor. Osmanlı’nın en büyük eksikliği, bu değişmelerin sebebini doğru&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Osmanlı modernleşmesini nasıl yorumluyorsunuz?</strong></p>
<p>Burada iki kavram var: Biri modernleşme, diğeri değişme. Toplumsal değişme Osmanlı’nın kuruluşundan hemen sonra başlamış, sonra da bizzat kendi içinden gelen güçlerle, baskılarla devam etmiştir. Çünkü toplumlar durmadan değişirler. Bu, Osmanlı için de böyledir, Avrupa için de. Önemli olan, değişmenin sebebi. Kim ve niçin değiştiriyor?</p>
<p>Osmanlı’da sosyal ve ekonomik değişme var dedik. Fatih’le yeni bir döneme giriliyor. Timar sisteminin yerleşmesi ve başka kanunlarla bu değişme belli bir yol takip eder. Ama Fatih ve Kanuni’nin kanunnameleri bir yerde yetersiz kalıyor. Çünkü toplum iç dinamiklerine göre değişince yeni kanunlar istiyor. Osmanlı’nın en büyük eksikliği, bu değişmelerin sebebini doğru dürüst tespit edememiş olması. Araştırmış mıdır? Araştırmıştır elbette. Mesela 17. yüzyılda devletin zayıflaması birçok risalenin yazılmasına sebep olmuştur.</p>
<p><strong>Avrupa’ya, Avrupa’yı tanımak için giden Namık Kemal, Ziya Paşa gibi isimlerin 19. yüzyıldan önce gidenlerden farkı nedir?</strong></p>
<p>19. yüzyıldan önce Avrupa’ya gidenler Avrupa’dan bir şey almadan dönmüşlerdir. Çünkü Osmanlı o zaman kendi benliğine güvenerek hareket ediyordu. Bu isimler ise Avrupa’yı taklit etmemiş, oradan ilham almış ve etkilenmişlerdir. Fakat kendi kültür, tarih ve devletlerinin de bilincindedirler. Neden? Çünkü bunlar Osmanlı orta sınıfının ilk temsilcileri. Osmanlı’da da yerel bir orta sınıf doğmaktadır. O halde ne oluyor? Osmanlı bilerek veya bilmeyerek kendine mahsus bir modernleşme meydana getiriyor. Fakat unutmayınız ki, burada Osmanlı ile Batı’yı birleştiren, bir yerde kapitalizmin doğurduğu bir orta sınıf var. Bu orta sınıfın kültürü, dini ayrıdır. Fakat çıkarları, düşünce tarzı birbirine yakındır. Bunun temeli menfaattir. Sonunda Osmanlı yavaş yavaş kendine mahsus bir modernleşme yolu arıyor. Bu yol II. Abdülhamid zamanında tartışılmaya başlanıyor. Ancak bu arada çok daha önemli bir şey oluyor: Yeni bir “millet” doğuyor. İşte bu “millet” bugünkü Türkiye’dir.</p>
<p><strong>Yani Abdülhamid döneminde mi doğuyor Türkiye?</strong></p>
<p>Daha evvel oluşmaya başlamıştır fakat ana şeklini Abdülhamid devrinde almıştır. Bir yandan dil, yavaş yavaş birinci derecede kimlik tayin etmeye başlıyor. Diğer taraftan din var. Osmanlı’da din her zaman önemli olmuştur. Devlet daima bir Müslüman ülke olarak kendini muhafaza etmiştir. Türkiye’nin meydana gelişini yeni tarihî ve sosyolojik kavramlarla incelememiz lazım. Çünkü bunlar bir bakıma Batı’nın etkisiyle oluşmuş hadiseler. Fakat Osmanlı daha başlangıçta kendine mahsus, tarihine, kimliğine, geleneğine uygun bir yol takip etmiş, Batı modernleşmesine esas olan bazı unsurları almamıştır. Biz o unsurlara ancak demokrasi devrinde kavuşabilmişizdir.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-temmuz-2020">Derin Tarih Temmuz Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
