﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>felsefe &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/etiket/felsefe/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Fri, 02 Apr 2021 08:02:26 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.9</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>felsefe &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>İBRAHİM KALIN: AÇIK BİR UFKA DOĞRU BÜYÜK SORULARI YENİDEN SORMAMIZ LAZIM</title>
		<link>https://www.derintarih.com/soylesi/ibrahim-kalin-acik-bir-ufka-dogru-buyuk-sorulari-yeniden-sormamiz-lazim/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İbrahim Kalın]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 02 Apr 2021 07:02:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[1 Kitap 1 Yazar]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[dinamik]]></category>
		<category><![CDATA[Eflatun]]></category>
		<category><![CDATA[felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[modern]]></category>
		<category><![CDATA[statik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6938</guid>

					<description><![CDATA[KONUŞAN: MUNİSE ŞİMŞEK Hocam, öncelikle yeni kitabınız hayırlı olsun diyelim. Açık Ufuk çağın karanlığına karşı insanlığa yapılan bir isyan çağrısı, bir başkaldırı daveti diyebiliriz sanırım. İnsanı düşünmeye, felsefenin temel sorularını yeniden sormaya ve Eflatun’un mağarasından çıkmaya davet ediyorsunuz. Size göre içinde yaşadığımız çağı bu noktaya getiren, modern felsefeyi bu açıdan iş görmez kılan nedir? Teşekkür ederim. Kitap umarım ufkumuzun her daim açık kalmasına vesile olur. Her kitap bir davettir. İnsanı bir yolculuğa, bir seyr ü sefere, bir keşfe, bazen durup biraz soluklanmaya, bazen koşmaya, bazen aynada kendine bakmaya davet eder. Açık Ufuk da böyle bir davet olarak görülebilir. Bir kitabın&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>KONUŞAN: MUNİSE ŞİMŞEK</strong></p>
<p><strong>Hocam, </strong><strong>öncelikle yeni kitabınız hayırlı olsun diyelim. Açık Ufuk çağın karanlığına karşı insanlığa yapılan bir isyan çağrısı, bir başkaldırı daveti diyebiliriz sanırım. İnsanı düşünmeye, felsefenin temel sorularını yeniden sormaya ve Eflatun’un mağarasından çıkmaya davet ediyorsunuz. Size göre içinde yaşadığımız çağı bu noktaya getiren, modern felsefeyi bu açıdan iş görmez kılan nedir?</strong></p>
<p>Teşekkür ederim. Kitap umarım ufkumuzun her daim açık kalmasına vesile olur.</p>
<p>Her kitap bir davettir. İnsanı bir yolculuğa, bir seyr ü sefere, bir keşfe, bazen durup biraz soluklanmaya, bazen koşmaya, bazen aynada kendine bakmaya davet eder. Açık Ufuk da böyle bir davet olarak görülebilir.</p>
<p>Bir kitabın iyi olup olmadığını belirleyen niteliklerinden biri verdiği cevaplar kadar sorduğu soruların mahiyeti ve yerindeliğidir. Cevapları değişse de tarih boyunca değişmeyen sorular vardır. Mesela “iyi nedir?” sorusu böyle bir sorudur. “Ben neden varım? Varlığımın anlamı nedir?” soruları da tarih boyunca farklı düşünce iklimlerinde sorulmuş sorulardır. Cevapları dönem dönem değişmiştir ama sorular var olmaya hep devam etmiştir. Bu kitapta bu türden birkaç soru sordum ve elimden geldiğince cevaplamaya çalıştım.</p>
<p>Bunların başında tabii ki anlam sorusu geliyor. Varlığın bir anlamı var mı? Neden yokluk değil de varlık var? Ben neden varım? Biz neden varız? Bu soruların ciddi ve hayati sorular olduğunu kavramak için de ciddi bir tefekkür çabasına ihtiyacımız var. Modern haz ve tüketim çağı büyük bir eğlence sektörünün kodlarını kullanarak bize bu tür soruların yersiz, lüzumsuz, alakasız ve önemsiz olduğunu telkin ediyor. Düşünmek yerine yapmayı, sorgulamak yerine kabul etmeyi, durup muhasebe yapmak yerine tüketmeyi salık veriyor. İnsanın kendini ancak modern tüketim mekanizmaları içinde ‘muteber bir tüketici’ olarak gerçekleştirebileceğini söylüyor. Böylece varlığın ve insan olmanın amacı, üretim-tüketim ilişkileri bağlamında tanımlanır hale geliyor.</p>
<p>Bu muazzam bir ufuk daralmasıdır. Ufkumuzun kapanması ve kararmasıdır. Zira varlığı maddeye, manayı işleve, insanı tüketime indirgemek demek insan olmanın anlamından, kültür, sanat ve medeniyet gibi değerlerden tamamen kopmak anlamına geliyor. Hiper modernitenin dayattığı haz, tüketim ve eğlence kültürü bizi yeniden Eflatun’un mağarasına hapsetmek istiyor. Burada mutlu olacağımızı söylüyor. Eflatun’un mağarasında gölgeler duvara yansıyordu. Şimdi gölgeler yaldızlı, albenili, parlak, elimizde tuttuğumuz ışıklı ekranlara yansıyor. Bize bu gölgelerin, imgelerin, resimlerin, yansımaların tek yahut en önemli gerçek olduğu söyleniyor. ‘Her şey burada elinin altında … kalkıp bir yere gitmene gerek yok’ deniyor. Çünkü ayağa kalktığımız anda ayaklarımıza vurulmuş prangaların farkına varacağımızı biliyor ve bundan korkuyorlar. Bizim hem ayaklarımıza vurulmuş prangalardan hem de zihinlerimize takılmış kelepçelerden kurtulmamız gerekiyor. Bunun için açık bir ufka doğru yeniden temel ve büyük soruları sormamız lazım.</p>
<p><strong>Kitap boyunca düşünme eylemini yola koyulmak/düşmek/çıkmak veya yolda olmak metaforlarıyla birlikte kullanmanızın bir sebeb-i hikmeti olsa gerek? </strong></p>
<p>Düşünmek dinamik bir süreçtir; tıpkı yola çıkmak gibi. İnsanın yeryüzü hayatı bir yolculuktur. Buradaki her eylemi bu yolculuğun bir parçasıdır. Düşünmek, bu yolculuğu anlamlandırma çabasıdır. Düşünce, bu çabayla uyum içerisinde olmalıdır. Nasıl varlık ve hayat dinamik bir akışsa, onun üzerine düşünmek de dinamik bir süreç olmalıdır. Gerçekliğin dinamik, düşüncenin statik olduğu bir yerde hakikate ulaşmanız mümkün değildir.</p>
<p>Her yolculuk bir hazırlanmayı gerektirir. Yola çıkmadan önce hedefinizi az-çok belirlemeniz gerekir. Zira her yere giden bir insan aslında hiçbir yere gidemiyor demektir. Yola çıkarken yanınıza azık olarak ne almanız gerektiğini bilmelisiniz. Dağa giderken yanınıza deniz malzemesi almazsınız. Yol, yolcu, azık ve size eşlik edecek şeyler bir uyum ve ahenk içinde olmalıdır. Yolda karşınıza sürprizler çıkabilir. Ovalar, vadiler, göller, tepeler çıkabilir. Aynı şekilde kuyular, uçurumlar, kaygan zeminler, tuzaklar da çıkabilir. Yolda olmak, her anın farkında olmak demektir. Yolda düşünmek demek, her daim teyakkuz halinde olmak demektir. Bu yüzden düşünceyi donduramazsınız. Eşyanın tabiatı dinamik olmayı gerektirir. Yol da, yolda olmak da, yoldayken tefekkür etmek de her an canlı, farkında ve müdrik olmanızı gerektirir.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-nisan-2021">Derin Tarih Nisan Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Duralı’ya Göre Tarih, Toplum Ruhunun Geniş Bir Zaman Yelpazesindeki Biçimlenişidir</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/duraliya-gore-tarih-toplum-ruhunun-genis-bir-zaman-yelpazesindeki-bicimlenisidir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ayhan Bıçak]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 01 Oct 2020 06:39:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[beşerleşmek]]></category>
		<category><![CDATA[cansız]]></category>
		<category><![CDATA[felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Kur’an]]></category>
		<category><![CDATA[Teoman Duralı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6457</guid>

					<description><![CDATA[Teoman Duralı düşüncelerini kökenden başlatarak temellendirdiği için onun tarih anlayışı, evrenin ve dünyanın oluşumu, insanın ortaya çıkışı, kültürlerin oluşumu, devletleşme, medeniyetleşme süreçlerini içeren bir bütünlüktür. Duralı insanın tarihliliğini ruh, beşer ve insanlaşmak bağlamlarında temellendirmiştir. Ona göre etten kemikten olmayana, maddeleşip bedenleşmemiş olana ruh denir. Beşerleşmek biyolojik bir olayken, insanlaşmak, biyolojik olanı aşar. Felsefe bilim bağlamında yürütülen araştırmalar, edinilen veriler, oluşun, sıralı yol alan bir yaradılış dizisi doğrultusunda yürüdüğünü göstermektedir. Buna göre, cansız-cisimsiz- biçimsiz düzlem ile takatten/enerjiden cansız–cisimli dünyaya, maddi yapılanmaya, oradan da canlı cisimli âleme intikalin bahis konusu olduğu görülür. Sözü edilen dizinin son aşaması insandır. Kur’an’daki yaratılış tasarımında insan,&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Teoman Duralı düşüncelerini kökenden başlatarak temellendirdiği için onun tarih anlayışı, evrenin ve dünyanın oluşumu, insanın ortaya çıkışı, kültürlerin oluşumu, devletleşme, medeniyetleşme süreçlerini içeren bir bütünlüktür.</p>
<p>Duralı insanın tarihliliğini ruh, beşer ve insanlaşmak bağlamlarında temellendirmiştir. Ona göre etten kemikten olmayana, maddeleşip bedenleşmemiş olana ruh denir. Beşerleşmek biyolojik bir olayken, insanlaşmak, biyolojik olanı aşar. Felsefe bilim bağlamında yürütülen araştırmalar, edinilen veriler, oluşun, sıralı yol alan bir yaradılış dizisi doğrultusunda yürüdüğünü göstermektedir. Buna göre, cansız-cisimsiz- biçimsiz düzlem ile takatten/enerjiden cansız–cisimli dünyaya, maddi yapılanmaya, oradan da canlı cisimli âleme intikalin bahis konusu olduğu görülür. Sözü edilen dizinin son aşaması insandır. Kur’an’daki yaratılış tasarımında insan, sıraca, melek ile cinin, gökler ile yerin, dağlar ile taşların, nihayet öteki canlıların ardından evrende Allah’a halife olsun diye yaratılmıştır. O değerce öteki bütün yaratıklardan üstündür. İnsanın ayırıcı özelliklerinin başında akıl gelmektedir. Akıl, ilahi buyruk ile talimatları gönülde dillendirir. Akıl, insanın Allah’a içtiği ilk asli andını hatırlar. Bu ant, insanın tercihini hep iyiden yana kullanmasını şart koşar. Fakat salt manevi varlıklardan farklı olarak insanın beşeri yanı, ilk asli andın gerektirdiği akıl-vicdan yolunda seyretmesinde -sırat-ı müstakim- kişiye pürüzler çıkarır. Bu teorik temellendirme, canlılığın evrimi ile insanın tarihliliği ilkeleriyle desteklenmiştir.</p>
<p>Duralı, temel konularından biri olan canlılığı açıklamak için dünyanın nasıl bir süreçten geçtiğini, söz konusu sürecin sonunda, canlılığın evriminin nasıl seyrettiğini ele almaktadır. Canlı, ‘yaşanandan önceki zaman’a bağlı olduğundan tarihlidir. Her canlının iki çeşit tarihliliği vardır. Bunlardan biri, doğum dediğimiz,kuvvenin fiile dönüşmesi evresiyle başlayan bireyoluş sürecidir. Diğeri genetik yapının sürekliliğini sağlayan soyoluştur. İnsanın bireyliliği, başka hiçbir canlıda görülmeyen, ben biçiminde tezahür etmektedir. Ben, artık dirim birimi değil, o, anlama gücünün verisidir. Böylelikle maddi bağımlı olmayıp manevi esaslıdır. Bedenini, bünyesini duyulmayan beşerden kendini anlayarak başkalarından ayırt edebilen insana geçilmektedir. İlkin duyulmayarak/hissederek, bilahare anlayarak kendini başkalarından ayırt edebilen insanın temel varlık birimi <em>ben</em>dir. Zaman içerisinde oluşan duyma, anlama ile başkalarından ayırt etme kabiliyeti ile birikimi, o belirli benin tarihidir. Ben, tarihin verisi, bir varolandır. Tarih kesintiye uğrar, tarihliliğini unutursa, o insanın benliği sarsılır, giderek çöker. İnsanın olmadığı yerde tarihten bahsolunamaz.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ekim-2020">Derin Tarih Ekim Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tarih Felsefesi Bir Medeniyetin Kimlik Çetelesidir</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/tarih-felsefesi-bir-medeniyetin-kimlik-cetelesidir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Elife Kılıç]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 01 Oct 2020 06:23:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Antik Yunan]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[filozof]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[Teoman Duralı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6447</guid>

					<description><![CDATA[Filozoflar, felsefeyi sevenler veya bilgelik peşinde koşanlar, hakikati bulmak amacıyla yola çıksalar da aslında bunun çok zor olduğunun bilincindedir. Nitekim kesin doğrular, değişmez hakikatler bulmak amacıyla çıkılan bu yolda, savunulan görüşlerin, her zaman eleştirileceği ve farklı alternatif yolların geliştirileceği bilinen bir gerçektir. Ancak bu yine de verilen çabanın kıymetinden zerre eksiltmez, aksine bu yepyeni çıkış yolları insanlığın yolunu aydınlatan önemli adımlar olarak tarihte yer almaktadır. Öte yandan bir filozofu anlatmak, onun görüşlerini, düşüncelerini ortaya koymak da aynı şekilde meşakkatlidir. Yüzlerce yıldır bazı filozofları anlamaya ve açıklamaya çalışıyoruz, fakat onlar üzerine yapılan çalışmalar hala devam etmektedir. O halde, bir filozofu, alelhusus&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Filozoflar, felsefeyi sevenler veya bilgelik peşinde koşanlar, hakikati bulmak amacıyla yola çıksalar da aslında bunun çok zor olduğunun bilincindedir. Nitekim kesin doğrular, değişmez hakikatler bulmak amacıyla çıkılan bu yolda, savunulan görüşlerin, her zaman eleştirileceği ve farklı alternatif yolların geliştirileceği bilinen bir gerçektir. Ancak bu yine de verilen çabanın kıymetinden zerre eksiltmez, aksine bu yepyeni çıkış yolları insanlığın yolunu aydınlatan önemli adımlar olarak tarihte yer almaktadır.</p>
<p>Öte yandan bir filozofu anlatmak, onun görüşlerini, düşüncelerini ortaya koymak da aynı şekilde meşakkatlidir. Yüzlerce yıldır bazı filozofları anlamaya ve açıklamaya çalışıyoruz, fakat onlar üzerine yapılan çalışmalar hala devam etmektedir. O halde, bir filozofu, alelhusus hocanız olan bir düşünürü anlatmak daha da zordur. Fakat bu çalışmaların yapılması hem zaruri hem de çok kıymetlidir. Zira Ş. Teoman Duralı, felsefeyle bu kadar hemhal olmuş, Türkiye’de birçok önemli felsefe hocasının ve felsefe öğrencisinin yetişmesinde katkı sağlamış, bu coğrafyanın yetiştirdiği kıymetli filozof ve hocalardan biridir. Onun öğrencisi olma mutluluğunu yaşayanlardan biri olarak felsefeyi hayat rehberi olarak benimsemesine her zaman şahit oldum. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde verdiği derslerin şöhreti, farklı fakültelerde eğitim gören öğrencilere ulaşmış ve çoğu zaman derslerine misafir olmuşlardır. Amfiden taşan öğrenciler, elbette sadece felsefe tarihi bilgisi edinmek için gelmezdi. Onları cezbeden Duralı’nın felsefeyi anlatışı, güçlü hitabeti ve felsefeyi kültürle, tarihle, bilimle yoğurarak, hatta yer yer hayatla pekiştirerek vermesi olmuştur. Zira Duralı felsefeyi dinamikleştirerek ve zenginleştirerek anlatır. Bu hem iyi bir hoca, hem de iyi bir filozof olmanın getirdiği bir sonuçtur. Tabii buna felsefeyi, Antik Yunan’daki has anlamıyla severek yapmayı da eklemek gerekir.</p>
<p>Bir filozof, çoğu zaman, bütünü ve o bütün içinde kendini görmeye çalışır. Bu bağlamda, eğer kendi medeniyetinizi, kültürünüzü anlamak istiyorsanız sadece kendinizi tanımak, bilmek yetmez, medeniyetinizin dünya içindeki yerini de anlamak gerekir. İşte bu kaygıyla Duralı, sadece Türkiye coğrafyası ve tarihiyle değil, dünya tarihi ve coğrafyasıyla da ilgilenmiş, bu ilgisini hem ülkemize hem dünyanın birçok yerine yaptığı seyahatlerle derinleştirerek, diğer kültürleri tanımayı, anlamayı da son derece mühim bir iş olarak görmüştür. Kendi toplumundan uzak, geçmişine, kültürüne sırt çevirmiş bir filozof ilgilendiği sorunlara sağlam çözümler bulamaz. Duralı bu çerçevede insanın mekân ve zaman ile bağlılığının farkında olup, kendini burada gerçekleştiren insanı, daha iyi anlamak için onun varoluş koşullarının ehemmiyetinin bilincinde olmuştur. Bu bağlamda, bir yandan Doğu ve Batı medeniyetlerini anlamaya çalışması ve bu konuda önemli eserler1 sunması ile diğer yandan -her ne kadar biyoloji felsefesiyle insanın biyolojik yapısını çalışmış olsa da onun asıl dimağını şekillendiren- kültüre ve maneviyata da o derece ehemmiyet vermesi ile ülkemiz felsefe, bilim ve kültür çalışmalarına önemli katkıları olmuş bir filozoftur.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ekim-2020">Derin Tarih Ekim Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye’de Biyoloji Felsefesine Açılan Kapıdır Teoman Duralı</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/turkiyede-biyoloji-felsefesine-acilan-kapidir-teoman-durali/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Esra Kartal Soysal]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 01 Oct 2020 06:19:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[biyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Hoca]]></category>
		<category><![CDATA[İhsan Fazlıoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Opus magnum]]></category>
		<category><![CDATA[Teoman Duralı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6444</guid>

					<description><![CDATA[Teoman Duralı sadece felsefeye derinden gönül verenlerin değil, ona ucundan kıyısından merak salmış olanların dahi hayatına mutlaka uğramış bir isimdir. Bu ülkede yaşayıp, felsefeyle bir şekilde hemhal olup da ondan haberdar olmamak mümkün değildir. Popüler bir figür olmamasına karşın etki ve nüfuz gücü öyle yüksektir ki neresinden yakalanırsanız düşüncesine, uzun süre tesiri altında kalırsınız ve külliyatına en azından göz atarsınız. Teoman Hoca, İstanbul Medeniyet Üniversitesi Felsefe Bölümü’nde 2017’de tamamladığım “Genetikten Epigenetiğe: İnsan Doğası Kavramının Biyolojik İçerimleri” başlıklı doktora tezimi değerlendiren hocalarımdan biri idi. Kendisi aslen hocamın (tez danışmanım İhsan Fazlıoğlu) hocasıdır. Tezimle ilgili kendisiyle doğrudan çalışma şansım olamadı, o dönemde&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Teoman Duralı sadece felsefeye derinden gönül verenlerin değil, ona ucundan kıyısından merak salmış olanların dahi hayatına mutlaka uğramış bir isimdir. Bu ülkede yaşayıp, felsefeyle bir şekilde hemhal olup da ondan haberdar olmamak mümkün değildir. Popüler bir figür olmamasına karşın etki ve nüfuz gücü öyle yüksektir ki neresinden yakalanırsanız düşüncesine, uzun süre tesiri altında kalırsınız ve külliyatına en azından göz atarsınız. Teoman Hoca, İstanbul Medeniyet Üniversitesi Felsefe Bölümü’nde 2017’de tamamladığım “Genetikten Epigenetiğe: İnsan Doğası Kavramının Biyolojik İçerimleri” başlıklı doktora tezimi değerlendiren hocalarımdan biri idi. Kendisi aslen hocamın (tez danışmanım İhsan Fazlıoğlu) hocasıdır. Tezimle ilgili kendisiyle doğrudan çalışma şansım olamadı, o dönemde biraz rahatsızdı. Ancak tezimle ilgili yönlendirmelerine, sağın eleştirilerine, takdir ve tebriklerine, en ziyade de gürce cesaretlendirmesine mazhar oldum, müteşekkirim.</p>
<p>Teoman Hoca biyoloji felsefesi alanının öncüsüdür Türkiye’de. Felsefenin yanında biyoloji eğitimi de alarak ilk telif üretimleri gerçekleştirmiştir bir alan açıcı olarak. Biyoloji felsefecisi olmak için öncelikle felsefeci (mutlaka felsefe doktoralı) olmak gerekir. Hoca da öncelikle ve daima saf felsefecidir, lakin aldığı biyoloji bilim eğitimi alanda fark yaratmasını sağlamıştır. Ben de kimya lisans eğitiminden geliyorum; biyolojiyle sonrasında hiç kopmayan ilgim de lisans dönemime dayanıyor. Felsefe doktora tezimde elbette onun -çalıştığım dönemin 30 yıl öncesinde yayınlanmış olan- <em>Canlılar Sorununa Giriş ve Biyoloji Felsefesi</em> isimli kitaplarından istifade ettim. Tezi 2017’de bitirdiğimde onun biyoloji felsefesi alanındaki kâmil eseri <em>Hayatın Anatomisi &amp; Canlılar Felsefesi – Evrim ve Ötesi</em> kitabı yayımlanmamıştı. Hoca yoğun bir mesai ile bu kitabın nihayetlenmesi için çalışıyordu. Kitap bir <em>opus magnum</em> olarak 2018’de ilgilisine takdim edildi ve yine alandaki en yetkin telif eser olma payesini yüklendi.</p>
<p>Hoca genç biyoloji felsefecilerinin görüşlerine başvurmadan yola çıkamayacakları ama yol alırken argümanlarını eleştirip geliştirmeleri beklenen biridir. Yetkin felsefe emeği, efsane hocalığı, yetiştirdiği onca öğrencinin yanında Türkiye için yeni bir alanın 35 yıl önce kurulmasındaki ileri görüşlü ve üstün çabasından dolayı hakiki bir incelemeyi ve takdiri hak etmektedir. Tez savunmamda latifesi bol mizacıyla “Prusya Alman subayı”na benzetmişti beni. Tezi dört dörtlük bulduğunu, yazdığım gibi yaşadığımı gördüğünü ifade etmişti; titiz, dakik… O halde ben de latifeyi sürdüreyim: Tezden sonra bir Türk gibi yayılamayınca Hoca yine haklı mı ne diye düşünmeden edemedim. Galiba ben bir subaydım (Türklerle ilgili yapılan tembellik esprilerini hicvediyorum, yoksa kendimi bildim bileli çok -hatta fazla- çalışkan bir Türküm).</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ekim-2020">Derin Tarih Ekim Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Girişimcilik, Din ve Hukuk</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dogudan-batiya/girisimcilik-din-ve-hukuk/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Özel]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 01 Oct 2020 05:54:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Doğu'dan Batı'ya]]></category>
		<category><![CDATA[Din]]></category>
		<category><![CDATA[felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[filozof]]></category>
		<category><![CDATA[İbn Haldun]]></category>
		<category><![CDATA[Kedar]]></category>
		<category><![CDATA[Mukaddime]]></category>
		<category><![CDATA[ticaret]]></category>
		<category><![CDATA[Yunan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6426</guid>

					<description><![CDATA[Din ile felsefe ticarî girişimciliğe çoğu zaman kaş çatmış gibidirler. Eski Yunan filozofları genel olarak tüccara karşı mesafeliydiler. “Ilımlı kazanç” normal sayılsa da, Eflatun veya Aristo gibi filozoflar başta olmak üzere, Yunan dünyasının düşünürleri ticaret karşıtı bir erdem anlayışına sahiptiler. Girişimci, onların gözünde hep kuşkulu bir kişilikti. Aynı kuşkulu tutumu, Ortaçağ İslam dünyasının en önemli düşünürlerinden biri olan İbn Haldun’da da görüyoruz. Mukaddime yazarına göre büyük kişisel servetler çalışmakla, dürüst ekonomik yollarla elde edilemez. Dolayısıyla, girişimciler esastan şüpheli tiplerdir. Fakat Müslüman bilginler genelde ticaret ve girişimciliğe olumlu bakmışlardır. Sebebi basit: Toplumları dinamik kılan en önemli nitelik “uzmanlaşma”dır. Sosyal hayatta yetkinlik&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Din ile felsefe ticarî girişimciliğe çoğu zaman kaş çatmış gibidirler. Eski Yunan filozofları genel olarak tüccara karşı mesafeliydiler. “Ilımlı kazanç” normal sayılsa da, Eflatun veya Aristo gibi filozoflar başta olmak üzere, Yunan dünyasının düşünürleri ticaret karşıtı bir erdem anlayışına sahiptiler. Girişimci, onların gözünde hep kuşkulu bir kişilikti. Aynı kuşkulu tutumu, Ortaçağ İslam dünyasının en önemli düşünürlerinden biri olan İbn Haldun’da da görüyoruz. <em>Mukaddime</em> yazarına göre büyük kişisel servetler çalışmakla, dürüst ekonomik yollarla elde edilemez. Dolayısıyla, girişimciler esastan şüpheli tiplerdir. Fakat Müslüman bilginler genelde ticaret ve girişimciliğe olumlu bakmışlardır.</p>
<p>Sebebi basit: Toplumları dinamik kılan en önemli nitelik “uzmanlaşma”dır. Sosyal hayatta yetkinlik büyük ölçüde uzmanlaşmanın eseridir. Uzmanlaşma, ticareti zorunlu kılar. Medenî hayat ticaretsiz tasavvur edilemez. Piyasasız ticaret olabilir, ama ticaretsiz medeniyet mümkün değildir. Anadolu’nun büyük bir bölümünü, Mezopotamya ve Doğu Akdeniz’i içine alan Bereketli Hilal, muhtemelen ilk medeniyet merkezidir. Çok eski çağları bir yana bırakırsak, “milattan önce 800 ila milattan sonra 200 arası binyılda bu bölgenin ve topyekûn Akdeniz dünyasının ulaştığı ekonomik gelişme düzeyi, Avrupa’da ancak 12. yüzyıldan sonra aşılabildi. Bu başarının kaynağı, son derece gelişmiş bir ticaret ve piyasalar ağının mümkün kıldığı yaygın işbölümüydü.” Kitab-ı Mukaddes Doğu Akdeniz’deki ticarî hareketliliği bir tarih kitabından çok daha canlı biçimde tasvir etmektedir:</p>
<p>“Ve sen, âdem oğlu, Sur için mersiye oku; ve Sur’a de: Ey deniz kapılarında oturan, çok (uzak) adalara kadar kavimlerle alışveriş eden şehir, sende hikmetli adamlar vardı, senin kılavuzların onlardı. Mallarınla değişmek için, denizin bütün gemileri gemicileriyle beraber sende idiler. Her çeşit malın çokluğundan ötürü Tarşiş senin tacirindi; senin pazarlarına gümüş, demir, kalay ve kurşun verirlerdi. Yavan, Tubal ve Meşek senin tacirlerindiler; senin mallarını insan canları ve tunç kaplarla değiş ederlerdi. Togarma hanedanından olanlar senin pazarlarına atlar ve cenk atları ve katırlar verirlerdi. Dedan Oğulları senin tacirlerindiler; çok adaların ticareti senin elinde idi; karşılık olarak sana fildişi ve abanoz getirirlerdi. Senin el işlerinin çokluğundan ötürü, Suriye senin tacirindi; senin pazarlarına zümrüt, erguvanî ve renk renk işlemeliler, ince keten ve mercanla yakutlar verirlerdi. Yahuda ile İsrail diyarı senin tacirlerindiler; senin mallarına karşılık buğday, pide, bal ve yağ ve merhem verirlerdi. Arab ili ve bütün Kedar beyleri senin tacirindi; kuzu ve koçlarla gelirlerdi. Şeba ve Raama tacirleri senin pazarlarına baharat, her türlü kıymetli taş ve altın verirlerdi. Senin malların için kervanlar Tarşiş gemileriydi; ve seni doldurdular ve denizin bağrında çok izzetli oldun”.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ekim-2020">Derin Tarih Ekim Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
