﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Filistin &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/etiket/filistin/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Thu, 27 Jul 2023 13:06:48 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.5</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>Filistin &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Sayfanın Diğer Yüzü</title>
		<link>https://www.derintarih.com/editorden/sayfanin-diger-yuzu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Taha Kılınç]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 07 Sep 2022 12:56:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Editörden]]></category>
		<category><![CDATA[Filistin]]></category>
		<category><![CDATA[Kudüs]]></category>
		<category><![CDATA[Siyonizm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8538</guid>

					<description><![CDATA[İsrail’in kuruluşu, yol açtığı neticeler itibariyle, geçtiğimiz yüzyılın en dikkate değer hadiselerinden biridir. Filistinlilerin yüzyıllardır huzur içinde yaşadıkları topraklardan katliam ve tedhiş eylemleriyle sürgün edilerek, onlardan boşalan yerlere Yahudiler için şehir ve kasabaların kurulması, İsrail’in öyküsünün sadece bir yüzünü oluşturur. Sayfanın diğer yüzünde, 19’uncu yüzyıldan itibaren dünya çapında yürütülen çok yönlü propaganda ve lobi faaliyetleri, siyaset koridorlarında bitmek bilmeyen çekişmeler ve farklı ülkelerdeki Yahudi grupların “Filistin’e ve Kudüs’e yerleşme” hedefi etrafında birleştirilmesine dair çabalar yer alır. İşte bu, modern dönemde Theodor Herzl’in liderlik ettiği Politik Siyonizm’in serüvenidir. Birinci Siyonist Kongre’nin İsviçre’nin Basel kentinde 1897’de toplanmasının 125’inci yıldönümünde, Derin Tarih olarak,&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İsrail’in kuruluşu, yol açtığı neticeler itibariyle, geçtiğimiz yüzyılın en dikkate değer hadiselerinden biridir. Filistinlilerin yüzyıllardır huzur içinde yaşadıkları topraklardan katliam ve tedhiş eylemleriyle sürgün edilerek, onlardan boşalan yerlere Yahudiler için şehir ve kasabaların kurulması, İsrail’in öyküsünün sadece bir yüzünü oluşturur. Sayfanın diğer yüzünde, 19’uncu yüzyıldan itibaren dünya çapında yürütülen çok yönlü propaganda ve lobi faaliyetleri, siyaset koridorlarında bitmek bilmeyen çekişmeler ve farklı ülkelerdeki Yahudi grupların “Filistin’e ve Kudüs’e yerleşme” hedefi etrafında birleştirilmesine dair çabalar yer alır. İşte bu, modern dönemde Theodor Herzl’in liderlik ettiği Politik Siyonizm’in serüvenidir.</p>
<p>Birinci Siyonist Kongre’nin İsviçre’nin Basel kentinde 1897’de toplanmasının 125’inci yıldönümünde, <em>Derin Tarih</em> olarak, bu sayımızda Politik Siyonizm’in tarihine odaklandık. 2020’de 38’incisi düzenlenen Siyonist kongrelerin detaylarını, alınan kararları ve bu kararların hangi neticeleri doğurduğunu, tamamen kaynaklara ve arşiv belgelerine dayalı bir şekilde gözler önüne serdik.</p>
<p>Politik Siyonizm’in tarihi, aynı zamanda Yahudiler arasındaki çetin kavga ve gerilimlerin de tarihidir. Sayfaları çevirirken çok sayıda örneğini göreceğiniz üzere, her bir kongre bir başka ihtilafın başlangıcını teşkil etmiş, Filistin’i işgal hedefine odaklanan Siyonist Hareket, kendi içindeki düşmanlıklarla da boğuşmak durumunda kalmıştır. Siyonist Kongreler dosyamızın, özellikle bu noktada ufuk açıcı olacağı kanaatindeyiz.</p>
<p>İsrail’in resmî tezleriyle çarpışarak, Filistinlilere uygulanan kıyımı dünyanın dikkatine sunan Yahudi tarihçi Prof. Dr. Avi Shlaim, böylesine mühim bir dosya için kendisinden katkı istediğimizde, bütün yoğunluğuna rağmen ricamızı kırmadı. Eserleri Türkçeye de çevrilen Shlaim, Oxford Üniversitesi’nin dünyaca ünlü hocalarından biri olarak, yazdığı yetkin makaleyle dosyamızın ilmî derinliğini arttırdı. Kendisine özel teşekkürlerimizi sunuyoruz.</p>
<p>Yola çıkarken, “Tarih okuyan şaşırmaz” demiştik. Siyonist Kongreler dosyamızı okurken, tarihin detaylarına hâkim olmanın, bugünü anlamak ve yarına hazırlanmakta ne kadar hayatî bir fonksiyon icra ettiğini bir kez daha fark edeceksiniz.</p>
<p>Yeni sayımızda buluşuncaya kadar, hayırla kalınız.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Siyonist Kongrelerin İsrail’e Mirasi</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/siyonist-kongrelerin-israile-mirasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Avi Shlaim]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 07 Sep 2022 12:31:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Filistin]]></category>
		<category><![CDATA[İsrail]]></category>
		<category><![CDATA[Siyonist]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8532</guid>

					<description><![CDATA[Siyonist hareket hiçbir zaman homojen bir yapı arz etmedi. Siyonizmin strateji ve taktikleri hakkındaki tartışmalar kongrelere damgasını vuruyordu. 1948 yılında İsrail Devleti’nin kurulmasıyla birlikte kongrelerde gündemden düşmeyen başlıklar şöyleydi: Arap komşularla ilişkilerde askerî güce ağırlık vermek, dönemin büyük devleti ile ittifak, Filistin halkının millî haklarını tanımada isteksizlik ve daha fazla Filistin toprağına yayılmış bir Yahudi devleti… Oxford Üniversitesi St. Antony’s College’da Uluslararası İlişkiler profesörü olan ve Demir Duvar – İsrail ve Arap Dünyası (The Iron Wall: Israel and the Arab World) adlı kitabı Arap-İsrail meselesi üzerine yazılmış en objektif eserlerden biri olarak değerlendirilen Avi Shlaim’in kaleminden okuyoruz]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Siyonist hareket hiçbir zaman homojen bir yapı arz etmedi. Siyonizmin strateji ve taktikleri hakkındaki tartışmalar kongrelere damgasını vuruyordu. 1948 yılında İsrail Devleti’nin kurulmasıyla birlikte kongrelerde gündemden düşmeyen başlıklar şöyleydi: Arap komşularla ilişkilerde askerî güce ağırlık vermek, dönemin büyük devleti ile ittifak, Filistin halkının millî haklarını tanımada isteksizlik ve daha fazla Filistin toprağına yayılmış bir Yahudi devleti… Oxford Üniversitesi St. Antony’s College’da Uluslararası İlişkiler profesörü olan ve <em>Demir Duvar – İsrail ve Arap Dünyası</em> (<em>The Iron Wall: Israel and the Arab World</em>) adlı kitabı Arap-İsrail meselesi üzerine yazılmış en objektif eserlerden biri olarak değerlendirilen Avi Shlaim’in kaleminden okuyoruz</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Filistin’i İşgal Yarışı Türk Basınında Nasıl Yankılandı?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/filistini-isgal-yarisi-turk-basininda-nasil-yankilandi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fatma Türk Toksoy]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 07 Sep 2022 12:29:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Filistin]]></category>
		<category><![CDATA[gazete]]></category>
		<category><![CDATA[isail]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8529</guid>

					<description><![CDATA[İsrail’in kuruluşundan önceki 20 yılda, 1928-1948 arasında Filistin’e Yahudi göçlerinin ve Müslümanların elinden toprak koparma yarışının sürdüğü dönemde Türk gazeteleri zaman zaman Filistin’den yana tavır alsa da Yahudileri hoş gören veya sempatik gösteren yahut göçü zorunlulukmuş gibi sunan cümlelere de rastlıyoruz. Yani hükümetin denetimi altında, suya sabuna dokunmayan bir orta yolun izlendiğini söyleyebiliriz&#8230; &#160; Devamı Derin Tarih Eylül Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İsrail’in kuruluşundan önceki 20 yılda, 1928-1948 arasında Filistin’e Yahudi göçlerinin ve Müslümanların elinden toprak koparma yarışının sürdüğü dönemde Türk gazeteleri zaman zaman Filistin’den yana tavır alsa da Yahudileri hoş gören veya sempatik gösteren yahut göçü zorunlulukmuş gibi sunan cümlelere de rastlıyoruz. Yani hükümetin denetimi altında, suya sabuna dokunmayan bir orta yolun izlendiğini söyleyebiliriz&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-eylul-2022">Derin Tarih Eylül Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Naci El-Ali</title>
		<link>https://www.derintarih.com/abide-sahsiyetler/naci-el-ali/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İbrahim Bozbeşparmak]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 Jul 2022 07:49:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Abide Şahsiyetler]]></category>
		<category><![CDATA[Filistin]]></category>
		<category><![CDATA[Hanzala]]></category>
		<category><![CDATA[Hıristiyan]]></category>
		<category><![CDATA[Lübnan]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed Durra]]></category>
		<category><![CDATA[Yahudi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8248</guid>

					<description><![CDATA[Hanzala’nın yüzü, çocukluğumun en gizemli taraflarından biriydi. Bir gazete köşesinde mi, bir broşürde mi, yoksa bir televizyonda mı denk geldim, hiç hatırlamıyorum. Fakat karikatürdeki elleri arkasından bağlı, yalın ayaklı, herkese küsmüş o çocuğun yüzünü merak edip araştırmış, bulamamıştım. Biraz zaman geçip büyüdükçe zaten yüzünü niye bilmemem gerektiğini öğrenmiştim; Hanzala’nın niye bir yüzünün olmadığını da… Önce Gazze’de, sığındığı bir varilin arkasında, babasının kollarında öldürülen ve bunu tüm dünyanın seyrettiği Muhammed Durra’nın yüzü Hanzala’nın yüzü olmuştu benim için, sonra toprakları için cesurca tanklara taş atan tüm Filistinli çocuklar&#8230; Ömürlerinin en tatlı yıllarında toprağa düşen, kamplarda hayat mücadelesi veren, dövülen, kaçırılan; yavru kuşlar&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hanzala’nın yüzü, çocukluğumun en gizemli taraflarından biriydi. Bir gazete köşesinde mi, bir broşürde mi, yoksa bir televizyonda mı denk geldim, hiç hatırlamıyorum. Fakat karikatürdeki elleri arkasından bağlı, yalın ayaklı, herkese küsmüş o çocuğun yüzünü merak edip araştırmış, bulamamıştım. Biraz zaman geçip büyüdükçe zaten yüzünü niye bilmemem gerektiğini öğrenmiştim; Hanzala’nın niye bir yüzünün olmadığını da… Önce Gazze’de, sığındığı bir varilin arkasında, babasının kollarında öldürülen ve bunu tüm dünyanın seyrettiği Muhammed Durra’nın yüzü Hanzala’nın yüzü olmuştu benim için, sonra toprakları için cesurca tanklara taş atan tüm Filistinli çocuklar&#8230; Ömürlerinin en tatlı yıllarında toprağa düşen, kamplarda hayat mücadelesi veren, dövülen, kaçırılan; yavru kuşlar gibi çaresiz tüm çocuklar, Hanzala’ydı. Bir rengi yoktu, bir milleti yoktu onun. Bir gün Suriye’de bombalanan bir şehirde beliriyor, başka bir gün Afrika’da ayakta kalma mücadelesi veriyordu. İnsanlığın ilk günlerinden itibaren hikâyesi çalınan hangi çocuk varsa onun adına küsüyor, sırtını dönüyordu insanlığa. Hanzala bütün bunların yanı sıra çizeri Naci el-Alî’nin de Lübnan’daki bir mülteci kampında kaybolmuş çocukluğuydu.</p>
<p>Naci Selim el-Alî, ailesiyle birlikte Lübnan’daki Ayn el-Hilve Mülteci Kampı’na geldiğinde tıpkı Hanzala gibi 10 yaşındaydı. 1938 yılında doğduğu, Filistin’in Celile bölgesinde Şecere köyündeki evini, işgalci Siyonist çeteler zorla tahliye ettirmişlerdi. İşgalci çetelerin zorba istilalarından önce Şecere köyü; Müslüman, Hıristiyan ve Yahudilerin birlikte yaşadıkları, çocukların sokakta birlikte huzur içinde oyun oynayabildikleri şirin bir yerleşim yeriydi. Arapça büyük felaket günü anlamına gelen “Nekbe” adının verildiği 15 Mayıs 1948 tarihi, yüzlerce Filistin köyü gibi Naci el-Alî’nin Şecere’sinde de huzuru bitirecekti. İsrail’in ilk başbakanı olan David Ben Gurion ve beraberindeki 25 kişinin 14 Mayıs 1948’de Tel Aviv Müzesi’nde açıkladığı İsrail Bağımsızlık Bildirgesi, aynı zamanda yüz binlerce Filistinlinin vatanlarından tehcir edileceğinin de ilanıydı. Bağımsızlık bildirgesinden bir gün sonra gemi azıya alan Siyonist çeteler, Yahudilerin iskânı için önceden belirlenen Filistin köylerini bastı. Bu baskınlarda binlerce kişi öldürüldü. 675 köy ve kasaba yok edildi. 957 bin kişi doğdukları topraklardan zorla göç ettirildi. Filistin’in tarihî ve kültürel dokusu katledildi. Akranları gibi Naci el-Alî’nin trajedisi de burada başladı.</p>
<p>1948 kışının başlangıcında gasbedilmiş topraklarını geride bırakan küçük Naci ve ailesi, ellerindeki her şeyi kaybetmiş bir şekilde Lübnan’ın güneyindeki Sayda şehrine sığındılar. Burada yerleştikleri Ayn el-Hilve kampında, zorlu kış şartlarında bir çadırda hayata tutunmaya çalıştılar. Onların hikâyeleri Suriye’ye, Ürdün’e ve Lübnan’ın diğer şehirlerine sığınan hemşehrilerinden çok da farklı değildi. Yurtlarını kaybetmişler, sığındıkları ülkelerde de ikinci sınıf insan muamelesi görmüşlerdi. Yine de Naci el-Alî kaldığı kampı seviyordu. Burayı ikinci vatanı olarak görüyordu. Büyüyünce ressam olmak istiyordu. Bu nedenle ilk resimlerini de kaldığı kampın duvarlarına çizmeye başladı. Eğitimini kamplarda kurulan derme çatma okullarda aldı. Resme olan yatkınlığını da ilk burada geliştirdi.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-temmuz-2022">Derin Tarih Temmuz Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şeyh İzzeddîn El Kassâm</title>
		<link>https://www.derintarih.com/abide-sahsiyetler/seyh-izzeddin-el-kassam/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İbrahim Bozbeşparmak]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Nov 2021 06:35:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Abide Şahsiyetler]]></category>
		<category><![CDATA[Ekrem Zuayter]]></category>
		<category><![CDATA[el-Kassâm]]></category>
		<category><![CDATA[Filistin]]></category>
		<category><![CDATA[Lazkiyye]]></category>
		<category><![CDATA[Şeyh İzzeddîn]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7527</guid>

					<description><![CDATA[“Naaşlar omuzlarda götürülürken on binlerce kişi Allâhuekber diye bağırıyor, kadınlar evlerinin önlerinde, balkonlarda, pencerelerde dilleriyle zılgıt çekiyor, marşlar söyleniyordu. Birden ‘intikam, intikam, intikam, intikam!’ diye bir ses yükseldi. Aman Allah’ım, on binlerce kişi tek bir ağızdan yeri-göğü intikam yeminleriyle inletiyordu. Bu şekilde tekbir ve yeminlerle cenazeyi taşıyan kalabalık, şehrin içinden geçerken Yahudi ve İngilizlerin bulunduğu bir karakolu taş yağmuruna tutup harap ettiler. Herkesin tüyleri diken diken olmuştu. Yoluna devam eden kalabalık karşısına çıkan bir manga İngiliz askerini de linç etmeye kalkıştı. Askerler canlarını zor kurtardılar. Aslında cenazeler kabristana arabalarla götürülecekti. Ne var ki kalabalığın heyecanı buna müsaade etmedi. Beş kilometre&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Naaşlar omuzlarda götürülürken on binlerce kişi Allâhuekber diye bağırıyor, kadınlar evlerinin önlerinde, balkonlarda, pencerelerde dilleriyle zılgıt çekiyor, marşlar söyleniyordu. Birden ‘intikam, intikam, intikam, intikam!’ diye bir ses yükseldi. Aman Allah’ım, on binlerce kişi tek bir ağızdan yeri-göğü intikam yeminleriyle inletiyordu. Bu şekilde tekbir ve yeminlerle cenazeyi taşıyan kalabalık, şehrin içinden geçerken Yahudi ve İngilizlerin bulunduğu bir karakolu taş yağmuruna tutup harap ettiler. Herkesin tüyleri diken diken olmuştu. Yoluna devam eden kalabalık karşısına çıkan bir manga İngiliz askerini de linç etmeye kalkıştı. Askerler canlarını zor kurtardılar. Aslında cenazeler kabristana arabalarla götürülecekti. Ne var ki kalabalığın heyecanı buna müsaade etmedi. Beş kilometre yol boyunca omuzlarda taşınan şehitler kabristana ancak 3,5 saatte varabildi. Yıllar sürecek Filistin’in varoluş mücadelesinin ilk kahramanları kanlı elbiseleriyle defnedildiler. Herkesin dilinde iki kelime vardı: İntikam ve Allâhuekber.”</p>
<p>Filistinli yazar Ekrem Zuayter, büyük mücahid İzzeddîn el-Kassâm’ın cenazesini böyle anlatıyordu. Defnedildiği mezarından Filistinlilerin kalbine mücadele azmi ve cihad heyecanı olarak dönecek Şeyh İzzeddîn, kanlara bulanan sarığıyla direnişin de ilk adımını atmıştı.</p>
<p>İzzeddîn el-Kassâm’ın hayat hikâyesi, 1882 yılında, Suriye’nin sahil şehirlerinden Lazkiyye’nin hemen güneyinde bulunan Ceble beldesinde başladı. Mütevazı, ilim ehli ve mütedeyyin bir aileye mensuptu. Baba tarafından dedesi Mustafa Irak’tan gelmiş, ilim-irfan sahibi, itibarlı bir Kadirî şeyhiydi. Yine ilim erbabı olan babası Abdulkadir, medresede müderrislik yapıyor, beraberinde şeriat mahkemesi üyeliğini de yürütüyordu. Annesi Halime, ilimle iştigal eden bir ailenin kızıydı. Tam mânasıyla bir ilim yuvasında büyüyen İzzeddîn el-Kassâm, ilk eğitimini aile ortamında aldı. Ceble civarında tanınan âlimlerin derslerine katıldı, medreselere gitti. 14 yaşına kadar süren bu tahsil hayatında gösterdiği iştiyak, babasını heyecanlandırmıştı. Onun iyi bir âlim olmasını isteyen baba Abdulkadir el-Kassâm, gençliğinin hemen başlarında olan İzzeddîn’i ve diğer kardeşi Fahreddîn’i, Kahire’deki meşhur ilim merkezi Ezher’e göndermeye karar verdi.</p>
<p>1896 yılında Suriye’den bindikleri avcı vapurunun güvertesinde, uzun bir süre ayrı kalacakları memleketlerini son kez seyreden genç ilim taliplerinin yanında, annelerinin diktiği bez çanta içinde bir Mushaf, ufak-tefek bazı kitaplar ve yol harçlığı vardı sadece. Bu sadelik ve tevazu İzzeddîn’i ömrü boyunca takip edecekti. Kassâm kardeşler, Ezher Camii civarında Şamlılar yurduna yerleştiler. Suriye, Mısır gibi ilim merkezlerinde uzak beldelerden gelen talebeler genellikle kendi hemşerileriyle bir arada kalıyorlardı. İzzeddîn için de bu böyle oldu. Yaklaşık 10 yıl kaldığı Ezher’de, klasik İslâmî ilimleri okuyarak ilmî altyapısını geliştiren Kassâm, Mısır’ın karışık sosyal yapısından ve çalkantılı siyasî hayatından da çok etkilendi. Bulunduğu atmosfer onu her açıdan yetiştirdi. O yıllarda Mısır’da, İngilizlere karşı direniş gösteren Ahmed Urâbî Paşa rüzgârları esiyordu. Urâbî Paşa, her ne kadar başarısız olsa da giriştiği mücadele Araplar için bir dönüm noktası olmuştu. Mısır ve Sudan İngilizler tarafından Urâbî Paşa’nın faaliyetleri gerekçe gösterilerek fiilen işgal edildi. Yine de onun başlattığı siyasî ve askerî hareket benzerleri için örnek olacaktı. İzzeddîn’in talebelik günleri de bu siyasî atmosferin gölgesinde geçti. İngilizler ve Osmanlı taraftarlığı, Mısır’ın yerli halkı, yeni yeni baş göstermeye başlayan Arap milliyetçiliği gibi farklı görüşler ve bunlar arasındaki mücadele zihnine çokça ibret tablosu kazıdı.</p>
<p>İzzeddîn el-Kassâm, Kahire’de devrinin önemli isimlerinden dersler aldı. Suriyeli meşhur âlim Ali Tantâvî başta olmak üzere önemli bazı simalarla dost oldu. İyi geçen, verimli bir tahsil sürecinin ardından icazetini alarak memleketine dönen Kassâm, babasının medresesinde müderris olarak göreve başladı. Ardından, kendisine dört güzel evlat verecek ve her koşulda destek olacak Emine Hanım’la evlendi. Aynı günlerde imamı olduğu İbrahim Bin Edhem Camii ve Mansuri Camii’nde vaizliğe başladı. Adeta ilim seferberliği için kolları sıvamıştı. Beldesini kapı kapı geziyor, insanları ilim tahsiline çağırıyor, halkalar kuruyor ve etkili vaazlar veriyordu. Kısa sürede ismi geniş bir çevrede duyulmuştu. Halk uzaklardan gelerek onu dinliyordu. Fakirlikle mücadele için çalışmayı, cehaletle mücadele için ilmi, tembellik ve durağanlıkla mücadele için de cihadı teşvik ediyordu. Ayrıca bu teşvikler sözde kalmıyordu elbette.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-kasim-2021">Derin Tarih Kasım Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Her Şey Bitmiş Gibiydi, Ama&#8230;</title>
		<link>https://www.derintarih.com/editorden/her-sey-bitmis-gibiydi-ama/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Taha Kılınç]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Sep 2021 05:30:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Editörden]]></category>
		<category><![CDATA[Abbâsîler]]></category>
		<category><![CDATA[Asya]]></category>
		<category><![CDATA[Ayn Calut]]></category>
		<category><![CDATA[Filistin]]></category>
		<category><![CDATA[Hülâgû]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7401</guid>

					<description><![CDATA[Hülâgû Han komutasındaki Moğol ordusunun, tam 13 gün süren bir kuşatmanın sonunda 10 Şubat 1258’de Bağdat’a girişi, tarihin dönüm noktalarından biriydi. Sonraki hafta boyunca, Abbâsîlerin eski görkemli başkenti, korkunç bir yıkıma ve yağmaya sahne oldu. Rivayetler muhtelif, ancak “yüz binlerce” insanın katledildiği, kütüphanelerin ateşe verildiği, taş üstünde taşın bırakılmadığı bir kıyımdan söz ediyoruz. Hülâgû’nun bizzat kendisinin bile ceset kokusu sebebiyle şehirde uzun süre konaklayamadığı, akbabaların aylar boyunca Bağdat semalarından eksik olmadığı, Dicle’nin masmavi renginin kan ve mürekkep karışımına döndüğü kaynaklarda kayıtlı. Moğolların yaptığı baskınla yalnızca İslâm tarihinin en mamur şehirlerinden Bağdat -eski ihtişamına bir daha hiç kavuşmamak üzere- tarihin tozlu&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hülâgû Han komutasındaki Moğol ordusunun, tam 13 gün süren bir kuşatmanın sonunda 10 Şubat 1258’de Bağdat’a girişi, tarihin dönüm noktalarından biriydi. Sonraki hafta boyunca, Abbâsîlerin eski görkemli başkenti, korkunç bir yıkıma ve yağmaya sahne oldu. Rivayetler muhtelif, ancak “yüz binlerce” insanın katledildiği, kütüphanelerin ateşe verildiği, taş üstünde taşın bırakılmadığı bir kıyımdan söz ediyoruz. Hülâgû’nun bizzat kendisinin bile ceset kokusu sebebiyle şehirde uzun süre konaklayamadığı, akbabaların aylar boyunca Bağdat semalarından eksik olmadığı, Dicle’nin masmavi renginin kan ve mürekkep karışımına döndüğü kaynaklarda kayıtlı.</p>
<p>Moğolların yaptığı baskınla yalnızca İslâm tarihinin en mamur şehirlerinden Bağdat -eski ihtişamına bir daha hiç kavuşmamak üzere- tarihin tozlu sayfalarına gömülmekle kalmamış, aynı zamanda henüz 45 yaşındaki Abbâsî halifesi Musta’sim-Billâh’ın katliyle Müslümanların derunî hafızasında bir devir de sona ermişti.</p>
<p>Ta Asya içlerinden başlayıp, önlerine çıkan her şeyi devirerek, nice İslâm şehirlerini dümdüz ederek ve katliamlara katliam ekleyerek Bağdat’a kadar gelen Moğollar, sonrasında bugünkü Ortadoğu mıntıkasının merkezine doğru yollarına devam etmişti. İslâm dünyası ve Müslümanlar açısından, adeta her şey bitmiş gibiydi. Halep’in ve Şam’ın da tarumar edilmesinin ardından, sıra Kudüs ve Kahire’deydi.</p>
<p>Derken… Kimsenin ummadığı bir şey oldu: 3 Eylül 1260’da Filistin topraklarındaki Ayn Calut’ta gerçekleşen zorlu bir savaş, Moğol akınının önüne set çekmeyi başardı. “Yenilmez” diye düşünülen Moğol ordusunu mağlup ederek tarihin akışını değiştirenler Memlüklerdi.</p>
<p><em>Derin Tarih</em>’in bu ayki kapak konusunu seçerken hiç zorlanmadık. Çünkü Ayn Calut Savaşı, sonrasındaki bütün gelişmeleri doğrudan etkileyen, çok mühim bir dönemeçti. Kıymetli okurlarımıza, savaşı bütün boyutlarıyla anlatmayı ve bu sayede o dönemin kahramanlarını yeniden hatırlatmayı istedik. Sahasında uzman isimlerin birbirinden kıymetli katkılarıyla, Ayn Calut için “kaynak” olacak derecede kapsamlı ve derinlikli bir sayı hazırladığımızı düşünüyorum.</p>
<p>Son olarak, detaylara dikkat kesilmeyi seven okurlarımız için teknik bir izahta bulunmak isterim: Savaşın gerçekleştiği mekânın ismini yazarken “Ayn Calut” şeklindeki düz telaffuzu tercih ettik. “Ayn Câlût” veya “Aynicâlût” şeklinde alternatif yazılışlar da mevcut.</p>
<p>Yeni sayılarımızda, hayırla görüşmek üzere.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Filistin Kurtuluş Örgütü 55 Yaşında!</title>
		<link>https://www.derintarih.com/oteki-tarih/filistin-kurtulus-orgutu-55-yasinda/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Olcay Can Kaplan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Jul 2019 07:54:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öteki Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Filistin]]></category>
		<category><![CDATA[ortadogu]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı Devleti]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=4667</guid>

					<description><![CDATA[Osmanlı Devleti’nin Batılı devletler tarafından ortadan kaldırılmasının ardından Arap yarımadasının geçirdiği travmanın izleri bugün dahi silinebilmiş değil. Hiç şüphesiz Osmanlı Devleti’nin parçalanması projesi en çok Filistinlileri etkilemiştir. Filistinliler için var olma mücadelesi İsrail’in 1948 yılında kurulmasıyla başlar. İsrail’in kurulmasını kabul etmeyen Arap ülkelerinin İsrail’e karşı giriştikleri harekâtlarda başarılı olamamaları Filistinlilerin kaderini de olumsuz yönde etkileyecektir. İşte ümitsizliğin dalga dalga Ortadoğu’ya yayıldığı günlerde Cemal Abdünnasır’ın büyük desteğiyle 2 Haziran 1964’te Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) kuruldu. Arap devletleri tarafından oluşturulan Filistin Millî Fonu ile finanse edilen örgüt kısa süre sonra patlak verecek 1967 Arap-İsrail Savaşı’nda önemli bir rol oynayacaktı. 1968’de örgütün silahlı&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Osmanlı Devleti’nin Batılı devletler tarafından ortadan kaldırılmasının ardından Arap yarımadasının geçirdiği travmanın izleri bugün dahi silinebilmiş değil. Hiç şüphesiz Osmanlı Devleti’nin parçalanması projesi en çok Filistinlileri etkilemiştir. Filistinliler için var olma mücadelesi İsrail’in 1948 yılında kurulmasıyla başlar. İsrail’in kurulmasını kabul etmeyen Arap ülkelerinin İsrail’e karşı giriştikleri harekâtlarda başarılı olamamaları Filistinlilerin kaderini de olumsuz yönde etkileyecektir.<br />
İşte ümitsizliğin dalga dalga Ortadoğu’ya yayıldığı günlerde Cemal Abdünnasır’ın büyük desteğiyle 2 Haziran 1964’te Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ)<br />
kuruldu. Arap devletleri tarafından oluşturulan Filistin Millî Fonu ile finanse edilen örgüt kısa süre sonra patlak verecek 1967 Arap-İsrail Savaşı’nda önemli bir rol oynayacaktı. 1968’de örgütün silahlı kanadı resmileşti ve Filistin Kurtuluş Ordusu adını aldı. FKÖ Filistinlilerin vatanlarını savunma hakkını her platformda anlatmak gerektiğini benimsemiş bir örgüttü ama işgal altındaki yerlerin yeniden Filistin toprağı olabilmesi için mutlaka silahlı mücadeleye ihtiyaç olacaktı. Bunun için silahlı birlikler kurulması elzemdi. Arapların 20. yüzyılda çıkardığı efsanevî şahsiyetlerden biri olan Yaser Arafat, 1969’da FKÖ Yürütme Kurulu Başkanlığına getirildi. Arafat, FKÖ içinde<br />
faaliyet gösteren el-Fetih adlı silahlı örgütün lideri konumundaydı. İsrail ile savaşmadan kurtuluş çok zordu… Filistinlilere bu zor savaş şartlarında komuta etme hususunda en isabetli kişi de gerek tecrübesi, gerek liderlik rolüyle Arafat’tan başkası olamazdı.</p>
<p><strong>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-temmuz-2019">Derin Tarih Temmuz Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>19 Mayıs’ın Fikrî Zemini Nasıl İnşa Edilebilir?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/kapak-dosyasi/19-mayisin-fikri-zemini-nasil-insa-edilebilir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Metin Hülagü]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 30 Apr 2019 21:59:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kapak Dosyası]]></category>
		<category><![CDATA[19 Mayıs]]></category>
		<category><![CDATA[Filistin]]></category>
		<category><![CDATA[Hilafet]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[petrol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=4484</guid>

					<description><![CDATA[Her bilimin kendine özgü çetrefil konuları vardır. Bu konuları nihai çözüme ulaştırmak bazen oldukça uzun zamanın geçmesini gerektirebilir. Matematikte bazı soruların çözümü için bazen bir asırdan daha fazla bir zamanı beklemek gerektiği gibi diğer sahalardaki birtakım soruların cevaplanması için de belki biraz sabırlı olmak gerekecektir. Tabii ki bütün sosyal bilimlerin bütün şubeleri ile yakın bir ilgi içinde olan ve özellikle siyaset ve uluslararası ilişkiler ile bütünüyle ve ayrılmaz surette bir birliktelik oluşturan tarih biliminin de kendine özgü çetrefil konuları vardır. Tarihin bu türden konularını çözmek matematikteki çözümsüz gözüken soruları çözmekten galiba çok daha zordur. Çünkü tarihi inşa edenler fanidir. Hadiselerin&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p align="justify"><span style="font-family: Times New Roman, serif;">Her bilimin kendine özgü çetrefil konuları vardır. Bu konuları nihai çözüme ulaştırmak bazen oldukça uzun zamanın geçmesini gerektirebilir. Matematikte bazı soruların çözümü için bazen bir asırdan daha fazla bir zamanı beklemek gerektiği gibi diğer sahalardaki birtakım soruların cevaplanması için de belki biraz sabırlı olmak gerekecektir. Tabii ki bütün sosyal bilimlerin bütün şubeleri ile yakın bir ilgi içinde olan ve özellikle siyaset ve uluslararası ilişkiler ile bütünüyle ve ayrılmaz surette bir birliktelik oluşturan tarih biliminin de kendine özgü çetrefil konuları vardır. Tarihin bu türden konularını çözmek matematikteki çözümsüz gözüken soruları çözmekten galiba çok daha zordur. </span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Times New Roman, serif;">Çünkü tarihi inşa edenler fanidir. Hadiselerin çözümü için gerekli olan vesikalar ise telafisi mümkün olamayacak bir surette yok olmaya ve yok edilmeye her zaman ve zeminde müsaittir. Son dönem Osmanlı tarihi azami derecede karmaşık olduğu kadar, olayları ve uygulamaları ile günümüzdeki yapının ortaya çıkma sürecinin de ilk evresini oluşturmaktadır. Yakın dönem Osmanlı Devleti’nin temelde meşgul olmak zorunda kaldığı en önemli siyasî meselelerden bazıları Hilafet, petrol ve Filistin konularıydı.</span></p>
<p align="justify"><strong>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mayis-2019">Derin Tarih Mayıs Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>10 Soruda Filisten’e Duyarlılık Testi</title>
		<link>https://www.derintarih.com/kapak-dosyasi/10-soruda-filistene-duyarlilik-testi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ahmet Varol]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 31 Jul 2017 21:20:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kapak Dosyası]]></category>
		<category><![CDATA[Filistin]]></category>
		<category><![CDATA[Filistin davası]]></category>
		<category><![CDATA[Siyonizm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=2597</guid>

					<description><![CDATA[Türkiye’de Filistin davasına duyarlılığın, 30-40 yıl öncesine nispetle oldukça arttığını söyleyebiliriz. Bunda bilinçlenmenin etkisi tartışılmaz. Ayrıca sivil toplum kuruluşlarının Filistin davasına gösterdikleri ilginin, konuyu gündemde tutma çabalarının da tesiri büyük. Bir diğer faktör, resmî politikanın büyük ölçüde değişmesi ve bugün Filistin halkının meşru haklarını savunan, haklı mücadelesinde ona destek veren bir politika izlenmesi. Yakın zamana kadar Türkiye’de resmî politikanın çizgisini, Siyonist işgal rejimiyle ilişkilerin zarar görmemesi yönündeki tutumun belirlediğini düşünürsek, bu hususun önemi daha iyi anlaşılır. Yine de meseleye ilginin arzulanan düzeyde olduğu söylenemez. Yaklaşım ve bakış açısında değişiklik olmasına rağmen problem geniş kitleler tarafından sahiplenilmiyor. Hassasiyet dar bir kesime&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’de Filistin davasına duyarlılığın, 30-40 yıl öncesine nispetle oldukça arttığını söyleyebiliriz. Bunda bilinçlenmenin etkisi tartışılmaz. Ayrıca sivil toplum kuruluşlarının Filistin davasına gösterdikleri ilginin, konuyu gündemde tutma çabalarının da tesiri büyük. Bir diğer faktör, resmî politikanın büyük ölçüde değişmesi ve bugün Filistin halkının meşru haklarını savunan, haklı mücadelesinde ona destek veren bir politika izlenmesi. Yakın zamana kadar Türkiye’de resmî politikanın çizgisini, Siyonist işgal rejimiyle ilişkilerin zarar görmemesi yönündeki tutumun belirlediğini düşünürsek, bu hususun önemi daha iyi anlaşılır. Yine de meseleye ilginin arzulanan düzeyde olduğu söylenemez. Yaklaşım ve bakış açısında değişiklik olmasına rağmen problem geniş kitleler tarafından sahiplenilmiyor. Hassasiyet dar bir kesime mahsus olduğu gibi gelişmeleri yakından takip edenlerin sayısı oldukça sınırlı. Bazılarının ilgisi de bilgiden yoksun bir tarafgirlikten öteye geçemiyor. Filistin halkının ne gibi muamelelerle karşı karşıya kaldığını ve problemin kaynağının ne olduğunu bilmediğimiz gibi öğrenme kaygımız da yok. Bazıları da meseleye hâlâ Batı’nın ve Siyonizmin penceresinden bakmakta ısrar ediyorlar.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derintarih-agustos2017">Derin Tarih Ağustos Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
