﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Habeşistan &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/etiket/habesistan/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Tue, 02 Nov 2021 07:47:21 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.5</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>Habeşistan &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Kabile Dayanışması Yerine Akide Dayanışması</title>
		<link>https://www.derintarih.com/ozel-dosya/kabile-dayanismasi-yerine-akide-dayanismasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Adnan Demircan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Nov 2021 07:47:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Özel Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Habeşistan]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Muhammed (sas)]]></category>
		<category><![CDATA[Mekke]]></category>
		<category><![CDATA[Mümin]]></category>
		<category><![CDATA[Zekat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7595</guid>

					<description><![CDATA[Dinî hayatın bireysel ve toplumsal kurtuluşa vesile kabul edildiği ilk dönem İslam toplumunun en göze çarpan hususiyetlerinden biri hak ve sorumlulukların paylaşılmasıydı. Dayanışma, yardımlaşma ve fedakârlık sosyal ilişkilerin temelini teşkil ederdi. Ne var ki Hz. Muhammed (sas) tebliğe başladıktan sonra ilk Müslümanlar, Mekkeli müşriklerden gördükleri baskı sebebiyle birlikte hareket etme imkânı bulamadılar. Bununla birlikte Hz. Peygamber’in talimatı doğrultusunda Mekke’den Habeşistan’a hicret ederek Arapların geleneksel kabileci dayanışmalarından farklı bir tavır ortaya koymuşlardır. Medineli Müslümanların davetinden sonra da şartları uygun olanlar hicret etti. Bu örnekler Müslümanların Cahiliye döneminde mevcut olan akrabalığa ve kan bağına dayalı dayanışma ve yardımlaşmadan farklı bir sosyal ilişki&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dinî hayatın bireysel ve toplumsal kurtuluşa vesile kabul edildiği ilk dönem İslam toplumunun en göze çarpan hususiyetlerinden biri hak ve sorumlulukların paylaşılmasıydı. Dayanışma, yardımlaşma ve fedakârlık sosyal ilişkilerin temelini teşkil ederdi. Ne var ki Hz. Muhammed (sas) tebliğe başladıktan sonra ilk Müslümanlar, Mekkeli müşriklerden gördükleri baskı sebebiyle birlikte hareket etme imkânı bulamadılar. Bununla birlikte Hz. Peygamber’in talimatı doğrultusunda Mekke’den Habeşistan’a hicret ederek Arapların geleneksel kabileci dayanışmalarından farklı bir tavır ortaya koymuşlardır. Medineli Müslümanların davetinden sonra da şartları uygun olanlar hicret etti. Bu örnekler Müslümanların Cahiliye döneminde mevcut olan akrabalığa ve kan bağına dayalı dayanışma ve yardımlaşmadan farklı bir sosyal ilişki düzeni inşa ettiklerini göstermektedir.</p>
<p>Müslümanlar arasında yardımlaşma ve dayanışma prensiplerinin vahiy ve sünnet çerçevesinde şekillendiği görülür. Yüce Allah, kişinin sevdiği malı infak etmesini iyi insanın vasıflarından biri saymıştır: “İyilik, yüzlerinizi doğudan ve batıdan yana çevirmeniz değildir. İyi olmak, insanın Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitaba ve peygamberlere inanması; sevdiği malı yakınlığı olanlara, öksüzlere, yoksullara, yolda kalmışlara, isteyen düşkünlere ve kölelere harcaması; namazı kılması, zekâtı vermesi; yaptıkları anlaşmaları yerine getirmeleri, zorlukta, darlıkta ve savaş anında sabretmeleridir. İşte bunlar doğru olanlardır ve işte (Allah’tan) sakınanlar da bunlardır” (Bakara, 177). “Sevdiğiniz şeylerden vermedikçe asla iyiliğe erişemezsiniz. Ne verirseniz, Allah onu bilir” (Al-i İmran, 92). Bunları yapamayan Müslümanlardan ise hiç olmazsa iyilikle muamele etmeleri ve güzel söz söylemeleri istenmiştir: “Rabbinden umduğun bir rahmeti beklediğin için hak sahiplerinden yüz çevirecek olursan (hiç değilse) onlara hoş söz söyle” (İsra, 28).</p>
<p>Allah rızası için yapacağı infakın karşılığında, Müslümana dünyada başka rızkın verileceği, “De ki: Rabbim kullarından dilediğinin rızkını genişletir ve dilediğine de bir ölçüye göre verir. (İyilik için) harcadığınız herhangi bir şeyin yerine, O başkasını verir. O, rızık verenlerin en iyisidir” (Sebe, 39) ayetiyle ifade edilir. Yüce Allah, “Kim Allah’a güzel bir ödünç verirse, (Allah) ona, onun karşılığını kat kat artırır. Allah hem darlaştırır, hem bollaştırır. Hepiniz O’na döneceksiniz” (Bakara, 245) ayetinde ise infakta bulunan kimsenin rızkını artıracağını ifade eder.</p>
<p>Müminleri her fırsatta yardımlaşmaya teşvik eden Hz. Peygamber “Mal, sadaka ile eksilmez’” (Müslim, “Birr”, 19; Tirmizi, “Birr”, 82) buyurmaktadır. Yüce Allah, “İnanan kullarıma söyle, namazı kılsınlar; alışveriş ve dostluğun olmayacağı günün gelmesinden önce kendilerine verdiğimiz rızıktan açık ve gizli infak etsinler” (İbrahim, 31) buyurur. Bir Müslümanın malını Allah yolunda harcamaktan uzak durması ise insanın kendisini tehlikeye atması olarak görülmüştür: “Allah yolunda harcamada bulunun. Kendi elinizle kendinizi tehlikeye atmayın. İyi davranın; Allah iyi davrananları sever” (Bakara, 195). Bir başka ayette, “Ey inananlar! Alışverişin, dostluğun ve şefaatin olmayacağı gün gelmeden önce, size verdiğimiz rızıklardan infak edin. İnkâr edenler ancak haksızlık yapanlardır” (Bakara, 254) buyurulur. Hz. Peygamber de bu hususta, “Sizden kim, yarım hurma ile de olsa ateşten korunabilirse, bunu yapsın’” diyerek Müslümanları ikaz etmektedir (Buhârî, “Zekât”, 10). Zikrettiğimiz bu ayet ve hadisler İslâm toplumunda dayanışma ve yardımlaşma kültürünü biçimlendirmiş, ileriki asırlarda ortaya çıkacak binlerce vakfın da fikrî zeminini inşa etmiştir.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-kasim-2021">Derin Tarih Kasım Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kabile Dayanışmasının Yerine Akide Dayanışması Konuldu</title>
		<link>https://www.derintarih.com/islam-tarihi/kabile-dayanismasinin-yerine-akide-dayanismasi-konuldu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Adnan Demircan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Dec 2020 06:16:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Al-i İmran]]></category>
		<category><![CDATA[Bakara 177]]></category>
		<category><![CDATA[Habeşistan]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[Mekkeli]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6585</guid>

					<description><![CDATA[&#160; Dinî hayatın bireysel ve toplumsal kurtuluşa vesile kabul edildiği ilk dönem İslam toplumunun en göze çarpan hususiyetlerinden biri hak ve sorumlulukların paylaşılmasıydı. Dayanışma, yardımlaşma ve fedakârlık sosyal ilişkilerin temelini teşkil ederdi. Ne var ki Hz. Muhammed (sas) tebliğe başladıktan sonra ilk Müslümanlar, Mekkeli müşriklerden gördükleri baskı sebebiyle birlikte hareket etme imkânı bulamadılar. Bununla birlikte Hz. Peygamber’in talimatı doğrultusunda Mekke’den Habeşistan’a hicret ederek Arapların geleneksel kabileci dayanışmalarından farklı bir tavır ortaya koymuşlardır. Medineli Müslümanların davetinden sonra da şartları uygun olanlar hicret etti. Bu örnekler Müslümanların Cahiliye döneminde mevcut olan akrabalığa ve kan bağına dayalı dayanışma ve yardımlaşmadan farklı bir sosyal&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>Dinî hayatın bireysel ve toplumsal kurtuluşa vesile kabul edildiği ilk dönem İslam toplumunun en göze çarpan hususiyetlerinden biri hak ve sorumlulukların paylaşılmasıydı. Dayanışma, yardımlaşma ve fedakârlık sosyal ilişkilerin temelini teşkil ederdi. Ne var ki Hz. Muhammed (sas) tebliğe başladıktan sonra ilk Müslümanlar, Mekkeli müşriklerden gördükleri baskı sebebiyle birlikte hareket etme imkânı bulamadılar. Bununla birlikte Hz. Peygamber’in talimatı doğrultusunda Mekke’den Habeşistan’a hicret ederek Arapların geleneksel kabileci dayanışmalarından farklı bir tavır ortaya koymuşlardır. Medineli Müslümanların davetinden sonra da şartları uygun olanlar hicret etti. Bu örnekler Müslümanların Cahiliye döneminde mevcut olan akrabalığa ve kan bağına dayalı dayanışma ve yardımlaşmadan farklı bir sosyal ilişki düzeni inşa ettiklerini göstermektedir.</p>
<p>Müslümanlar arasında yardımlaşma ve dayanışma prensiplerinin vahiy ve sünnet çerçevesinde şekillendiği görülür. Yüce Allah, kişinin sevdiği malı infak etmesini iyi insanın vasıflarından biri saymıştır: “İyilik, yüzlerinizi doğudan ve batıdan yana çevirmeniz değildir. İyi olmak, insanın Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitaba ve peygamberlere inanması; sevdiği malı yakınlığı olanlara, öksüzlere, yoksullara, yolda kalmışlara, isteyen düşkünlere ve kölelere harcaması; namazı kılması, zekâtı vermesi; yaptıkları anlaşmaları yerine getirmeleri, zorlukta, darlıkta ve savaş anında sabretmeleridir. İşte bunlar doğru olanlardır ve işte (Allah’tan) sakınanlar da bunlardır” (Bakara, 177). “Sevdiğiniz şeylerden vermedikçe asla iyiliğe erişemezsiniz. Ne verirseniz, Allah onu bilir” (Al-i İmran, 92). Bunları yapamayan Müslümanlardan ise hiç olmazsa iyilikle muamele etmeleri ve güzel söz söylemeleri istenmiştir: “Rabbinden umduğun bir rahmeti beklediğin için hak sahiplerinden yüz çevirecek olursan (hiç değilse) onlara hoş söz söyle” (İsra, 28).</p>
<p>Allah rızası için yapacağı infakın karşılığında, Müslümana dünyada başka rızkın verileceği, “De ki: Rabbim kullarından dilediğinin rızkını genişletir ve dilediğine de bir ölçüye göre verir. (İyilik için) harcadığınız herhangi bir şeyin yerine, O başkasını verir. O, rızık verenlerin en iyisidir” (Sebe, 39) ayetiyle ifade edilir. Yüce Allah, “Kim Allah’a güzel bir ödünç verirse, (Allah) ona, onun karşılığını kat kat artırır. Allah hem darlaştırır, hem bollaştırır. Hepiniz O’na döneceksiniz” (Bakara, 245) ayetinde ise infakta bulunan kimsenin rızkını artıracağını ifade eder.</p>
<p>Müminleri her fırsatta yardımlaşmaya teşvik eden Hz. Peygamber “Mal, sadaka ile eksilmez’” (Müslim, “Birr”, 19; Tirmizi, “Birr”, 82) buyurmaktadır. Yüce Allah, “İnanan kullarıma söyle, namazı kılsınlar; alışveriş ve dostluğun olmayacağı günün gelmesinden önce kendilerine verdiğimiz rızıktan açık ve gizli infak etsinler” (İbrahim, 31) buyurur. Bir Müslümanın malını Allah yolunda harcamaktan uzak durması ise insanın kendisini tehlikeye atması olarak görülmüştür: “Allah yolunda harcamada bulunun. Kendi elinizle kendinizi tehlikeye atmayın. İyi davranın; Allah iyi davrananları sever” (Bakara, 195). Bir başka ayette, “Ey inananlar! Alışverişin, dostluğun ve şefaatin olmayacağı gün gelmeden önce, size verdiğimiz rızıklardan infak edin. İnkâr edenler ancak haksızlık yapanlardır” (Bakara, 254) buyurulur. Hz. Peygamber de bu hususta, “Sizden kim, yarım hurma ile de olsa ateşten korunabilirse, bunu yapsın’” diyerek Müslümanları ikaz etmektedir (Buhârî, “Zekât”, 10). Zikrettiğimiz bu ayet ve hadisler İslam toplumunda dayanışma ve yardımlaşma kültürünü biçimlendirmiş, ileriki asırlarda ortaya çıkacak binlerce vakfın da fikrî zeminini inşa etmiştir.</p>
<p><strong> </strong><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-aralik-2020">Derin Tarih Aralık Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>4 Asırlık Trablusgarb Savunmamız</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/4-asirlik-trablusgarb-savunmamiz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ahmet Kavas]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 01 Feb 2020 04:05:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Antik Çağ]]></category>
		<category><![CDATA[Habeşistan]]></category>
		<category><![CDATA[Kıptîler ülkesi]]></category>
		<category><![CDATA[Mezopotamya]]></category>
		<category><![CDATA[Nil havzaları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=5567</guid>

					<description><![CDATA[İlk tarih kitaplarında Mezopotamya ve Nil havzaları, insanlığın medeniyet adına kalıcı izler bıraktıkları yerler olarak anılır. Antik Çağ’dan kalan sayılı isimler arasında Asya, Avrupa ve Libya kelimeleri kaç kişinin hafızasında yer tutmaktadır acaba? Afrika kıtası özelinde bu isimlendirme dışında Kıptîler ülkesi (Egypt) Mısır, Etiyopya, Eritre ve Habeşistan dediğimiz Abysinia ve Nümidya ile Moritanya, genel anlamda kıtayı tarif ederken zikredilirlerdi. Libya kuvvetle muhtemel Afrika kelimesinden daha önce bilinen ve sıkça kullanılan bir isimdi ve bu devasa kıtanın Güney Akdeniz sahillerinde, Mısır’ın batısındaki bölgenin tamamına şamildi. Halkına Libîler denmekteydi. Zamanla “üç şehir” anlamında Trablus adı öne çıktı. Doğu Akdeniz’deki aynı isimle karışmasın&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İlk tarih kitaplarında Mezopotamya ve Nil havzaları, insanlığın medeniyet adına kalıcı izler bıraktıkları yerler olarak anılır. Antik Çağ’dan kalan sayılı isimler arasında Asya, Avrupa ve Libya kelimeleri kaç kişinin hafızasında yer tutmaktadır acaba? Afrika kıtası özelinde bu isimlendirme dışında Kıptîler ülkesi (Egypt) Mısır, Etiyopya, Eritre ve Habeşistan dediğimiz Abysinia ve Nümidya ile Moritanya, genel anlamda kıtayı tarif ederken zikredilirlerdi. Libya kuvvetle muhtemel Afrika kelimesinden daha önce bilinen ve sıkça kullanılan bir isimdi ve bu devasa kıtanın Güney Akdeniz sahillerinde, Mısır’ın batısındaki bölgenin tamamına şamildi.</p>
<p>Halkına Libîler denmekteydi. Zamanla “üç şehir” anlamında Trablus adı öne çıktı. Doğu Akdeniz’deki aynı isimle karışmasın diye o “Şam” ekiyle Trablusşam, bu da “Garp” ilavesiyle Trablusgarb olarak tanındılar. Bugün ülkenin güneyi Fizan, doğusu ise geçmişte Sireneyka, İslamî fetihlerle birlikte ise Bingazi adıyla bilinmektedir. Fenikeliler, Eski Yunanlar, Persler, Büyük Roma, Bizans, Vandallar, Müslüman Araplar ve Türkler gibi tamamı kıta dışından gelerek Kuzey Afrika’nın en hayatî konumlarına sahip olan Tunus ve Libya gibi yerleri alıp önemli merkezler kurdular.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-subat-2020">Derin Tarih Şubat Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Harem Ağaları</title>
		<link>https://www.derintarih.com/osmanli-tarihi/harem-agalari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nermin Taylan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 28 Feb 2018 21:48:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Osmanlı Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Habeşistan]]></category>
		<category><![CDATA[köle tüccarları]]></category>
		<category><![CDATA[Orta Afrika]]></category>
		<category><![CDATA[siyahi çocuklar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=3228</guid>

					<description><![CDATA[Osmanlı tarihine dair vazife, mahiyet ve akıbetleri her dem merak edilen fakat tam olarak idrak edilemeyen zümrelerin başında gelir harem ağaları. Kendilerini kısaca tanıtmaya çalışalım. Habeşistan ve Orta Afrika’da dünyaya gelen siyahî çocuklar küçük yaştayken umumiyetle hadım edilir, sonra da köle tüccarlarının eline geçerlerdi. Mısır, Kuzey Afrika, Endülüs gibi yerlerde idarecilik ve kumandanlık gibi görevlerde bulunanları olmakla birlikte çoğu hiçbir hukukî hakkı olmaksızın yaşardı. Osmanlı sarayına gelenlerin ise akıbetleri değişir; cihan devleti onlara ikbal kapılarını açardı. Saray sadece gündelik hayatlarında huzur ve konfor bulacakları bir yer değil, aynı zamanda ilim yuvası ve ahiretlerini kazanabilecekleri bir dünya mescidi halini alırdı. Osmanlı’ya&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Osmanlı tarihine dair vazife, mahiyet ve akıbetleri her dem merak edilen fakat tam olarak idrak edilemeyen zümrelerin başında gelir harem ağaları. Kendilerini kısaca tanıtmaya çalışalım.</p>
<p>Habeşistan ve Orta Afrika’da dünyaya gelen siyahî çocuklar küçük yaştayken umumiyetle hadım edilir, sonra da köle tüccarlarının eline geçerlerdi. Mısır, Kuzey Afrika, Endülüs gibi yerlerde idarecilik ve kumandanlık gibi görevlerde bulunanları olmakla birlikte çoğu hiçbir hukukî hakkı olmaksızın yaşardı. Osmanlı sarayına gelenlerin ise akıbetleri değişir; cihan devleti onlara ikbal kapılarını açardı. Saray sadece gündelik hayatlarında huzur ve konfor bulacakları bir yer değil, aynı zamanda ilim yuvası ve ahiretlerini kazanabilecekleri bir dünya mescidi halini alırdı.</p>
<p>Osmanlı’ya esir düşerek yolları sarayla kesişenler “Ağa” namıyla anılırlar; belirli eğitimlerden geçerek Dârüssaâde Ağalığına yükselenler ise teşrifatta, idarî işlerde en yetkili kişiler olan Sadrazam ve Şeyhülislamdan sonra gelirlerdi. Serüvenleri Ağalar Ocağı’na getirilerek başlar, daha önce saraya gelmiş olan siyahî hadım ağaları tarafından yetiştirilirlerdi. Enderun Mektebindeki eğitimlerine evvela Türkçe öğrenmekle başlayan siyahî çocuklara genellikle sümbül, karanfil gibi çiçek isimleri verilirdi.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derintarih-mart2018">Derin Tarih Mart Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
