﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Haliç &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/etiket/halic/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Tue, 07 Dec 2021 12:35:01 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1.3</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>Haliç &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>SEMAVİ EYİCE: 100 YIL EVVEL HALİÇ VE BOĞAZİÇİ SULARINDAKİ RENKLİ HAYAT</title>
		<link>https://www.derintarih.com/soylesi/semavi-eyice-100-yil-evvel-halic-ve-bogazici-silarindaki-renkli-hayat/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Semavi Eyice]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Dec 2021 11:48:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Bizans]]></category>
		<category><![CDATA[Bostancı]]></category>
		<category><![CDATA[Haliç]]></category>
		<category><![CDATA[Karaköy]]></category>
		<category><![CDATA[osmanli]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7643</guid>

					<description><![CDATA[KONUŞAN: TOLGAHAN SAÇIKARA Bizans döneminde halk sahillere, kıyılara inebiliyor muydu? Bizanslıların denize ne kadar girdiğini bilmiyoruz. Bu hususta bir kayda rastlamadım. Öte yandan Bizans’ı korumak için İstanbul’u kuşatan surlar vardı. Fakat gemiler hava bozulduğunda mecburen çevredeki küçük limanlara sığınıyordu. Bu limanlardan Fenerbahçe’de var, Kalamış’ta var, Caddebostan’ında var. Bir de Bostancı’da var. Bu limanlara koskoca kara taşlar yığılmış ve rıhtım yapılmıştır. İstanbul’u kuşatmaya gelen Arap gemileri o taşların arkasına sığınıyordu. Çünkü kuşatmalar bazen 7-8 sene sürüyordu. Bu sebeple kıyılarda genellikle ticaret ve harp limanları vardı. Mesela Galata büyük bir ticaret limanıydı. İçinde Bizans’ın harp gemilerinin olduğu Haliç zaten bir harp limanıydı.&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>KONUŞAN: TOLGAHAN SAÇIKARA</strong></p>
<p><strong>Bizans döneminde halk sahillere, kıyılara inebiliyor muydu?</strong></p>
<p>Bizanslıların denize ne kadar girdiğini bilmiyoruz. Bu hususta bir kayda rastlamadım. Öte yandan Bizans’ı korumak için İstanbul’u kuşatan surlar vardı. Fakat gemiler hava bozulduğunda mecburen çevredeki küçük limanlara sığınıyordu. Bu limanlardan Fenerbahçe’de var, Kalamış’ta var, Caddebostan’ında var. Bir de Bostancı’da var. Bu limanlara koskoca kara taşlar yığılmış ve rıhtım yapılmıştır. İstanbul’u kuşatmaya gelen Arap gemileri o taşların arkasına sığınıyordu. Çünkü kuşatmalar bazen 7-8 sene sürüyordu. Bu sebeple kıyılarda genellikle ticaret ve harp limanları vardı. Mesela Galata büyük bir ticaret limanıydı. İçinde Bizans’ın harp gemilerinin olduğu Haliç zaten bir harp limanıydı. O yüzden sahilde yüzmeye, eğlenceye ayrılmış alanları pek görmüyoruz.</p>
<p><strong>Ancak Osmanlı döneminde İstanbul’da deniz hamamları olduğunu biliyoruz, öyle değil mi?</strong></p>
<p>Bizans’ın deniz hamamı var mıydı yok muydu en ufak bir bilgimiz yok. Deniz hamamından kastettiğimiz şey, denizin içindeki etrafı kapalı olan bir bölmedir. Genellikle kadınlar girer. Erkekler için olanı da vardır. Mesela Karaköy köprüsünün Haliç tarafında böyle bir hamam vardı. Orada bir dönem denize giriliyormuş. Fotoğrafını görmüştüm. Bir defa da orada denize giren birisiyle karşılaşmıştım. Daha talebeyken bisikletime plaka almam gerekti. O kadar eziyet ediyorlar ki adama, bir tanıdık bulmak zorunda kaldım. Uzaktan akrabamız olan Unkapanı Polis Merkezi’nin baş komiserine gittim. O dönemde de hayatımda oralara gitmişliğim yok. Evden sabah çıktım ve yarım gün karakolu aradım. Meğer orayı Küçükpazar diye aramam lazımmış. Atatürk Köprüsü’nün başındaydı o karakol. Sonra onu da yıktılar. Komiseri orada buldum. İşlerimi halletti. Yanıma da bir polis verdi. Karakoldan trafik müdürlüğüne gidiyoruz. O tarihte trafik müdürlüğü Tünel’de bir ara sokaktaydı. O sırada polisle sandalla karşıya geçerken, “Biz gençken burada denize girerdik” dedi. Hatta bir arkadaşının orada öldüğünü de anlatmıştı. Yani oradan da biliyorum ki Haliç’te herkes suya giriyor, yüzüyordu.</p>
<p><strong>Haliç o dönemde yüzülecek kadar temizdi öyleyse? </strong></p>
<p>Bir fotoğraf gördüm, halkın güzel bir espri ile tuzluk biberlik dediği, önü arkası yuvarlak küçük vapurlar vardı. Kaldırılmış olmaları da başlı başına bir hatadır. Nasıl Venedik’in vaporetto denilen gemileri vardır, onun gibi bu vapurlar da İstanbul’a özgü olarak yaşatılabilirdi. Çok şirin bir şeydi onlar. Eyüp’e kadar giderdi. Hatta Kâğıthane deresinin ağzında bir tane iskelesi vardı. Yani o fotoğrafta gördüğümüz kadarıyla insanlar vapurla giderken Haliç’te denize girebiliyordu.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-aralik-2021">Derin Tarih Aralık Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Demir Kiliseyi Eritip Yunan Heykeli Yapmak</title>
		<link>https://www.derintarih.com/yakin-tarih/demir-kiliseyi-eritip-yunan-heykeli-yapmak/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Metin Taha Yılmaz]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 04 Jun 2021 07:30:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yakın Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Balat]]></category>
		<category><![CDATA[Fatih Sultan Mehmed]]></category>
		<category><![CDATA[Fener]]></category>
		<category><![CDATA[Haliç]]></category>
		<category><![CDATA[papazhane]]></category>
		<category><![CDATA[Stefan Bogoridi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7140</guid>

					<description><![CDATA[Yolu düşenler bilir. Balat’tan Fener’e giderken Haliç’in kıyısında, inci gibi parlayan ihtişamlı bir yapı vardır. Bu yapı; mimari ve üslup özellikleri, cephesindeki bezemeleri, dik saçakları, ters duran heykellere benzeyen küçük kuleleri ve bunların üstünde keskin hatlı çan kulesiyle gotik batı kiliselerine benzer. Bu göz alıcı eser Fener Rum Patrikhanesi’nden bağımsız bir Bulgar Kilisesi hayaliyle tam da patrikhanenin yanı başına “dikkatlice yerleştirilen” Sveti Stefan Kilisesidir. Demir Kilise olarak şöhret bulan mabedin hikayesi, Prens Stefan Bogoridi’nin eski evinin arsasını Bulgar cemaatine bağışlaması ve Osmanlı Devleti’nin de buraya bir papazhane yapılmasına müsaade etmesiyle başlar. O zamanlar Fatih Sultan Mehmed’in, fetihten sonra İstanbul’da yeni&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yolu düşenler bilir. Balat’tan Fener’e giderken Haliç’in kıyısında, inci gibi parlayan ihtişamlı bir yapı vardır. Bu yapı; mimari ve üslup özellikleri, cephesindeki bezemeleri, dik saçakları, ters duran heykellere benzeyen küçük kuleleri ve bunların üstünde keskin hatlı çan kulesiyle gotik batı kiliselerine benzer. Bu göz alıcı eser Fener Rum Patrikhanesi’nden bağımsız bir Bulgar Kilisesi hayaliyle tam da patrikhanenin yanı başına “dikkatlice yerleştirilen” Sveti Stefan Kilisesidir. Demir Kilise olarak şöhret bulan mabedin hikayesi, Prens Stefan Bogoridi’nin eski evinin arsasını Bulgar cemaatine bağışlaması ve Osmanlı Devleti’nin de buraya bir papazhane yapılmasına müsaade etmesiyle başlar.</p>
<p>O zamanlar Fatih Sultan Mehmed’in, fetihten sonra İstanbul’da yeni bir Yahudi ya da Hıristiyan mabedi inşa etmeyi yasaklaması nedeniyle kilise yapmak mümkün değildi. Bu yüzden Fener Rum Patrikhanesi’nin tahakkümünden kurtulmak isteyen Bulgarlar kilise yapamadıklarından -Sadaretin de akıl vermesiyle- Fatih’in hükmünü çiğnemeyen bir formül geliştirerek papazhane yapmaya karar verdiler. 18 Ağustos 1849’da, arsayı bağışlayan Stefan Bogoridi’nin de katılımıyla papazhanenin temeli kazılmaya başladı. Seneler süren çalışmaya rağmen dört başı mamur bir eser ortaya çıkarılamadı. Bunun bir sebebi Haliç’in zemininin bu türden inşaatlara müsaade etmemesiydi. Diğeri ise yapılacak binanın gerçek bir kilise olmamasıydı. En nihayetinde bir papazhane için daha fazla gayrete gerek yoktu. Hem Rum Patrikhanesi de baskılarının şiddetini arttırdı. Neredeyse bütün Bulgarlar sindirilmiş, direnenler ya öldürülmüş ya da ağır şartlarda hapse mahkum edilmişti. Hatta Bulgar Metropolit Hilaryon Makaryopolski Aynaroz’da hapsedildi ve ağır işkencelere maruz kaldı. Ancak bu esaretin sonunda Makaryopolski Bulgarlar tarafından büyük bir önder olarak görülmeye başlandı ve Rum Patrikhanesine karşı isyan bayrağını çekti. 1860’ın Paskalya Ayini’nde sıra Rum Patriği’nin adının zikredilmesine geldiğinde Ortodoks Bulgarların “Patriği anma! Sultanı an!” tezahüratları arasında Hilaryon önce Sultan Abdülmecid’in adını andı sonra da patriğin yerine eski Bulgar piskoposların adlarını sıraladı. Bu Rum Patrikhanesini hiçe sayan ilk mühim adımdı.</p>
<p>On yıl sonra hem İstanbul’da yaşayan Bulgarlar hem de Fener Rum Patrikhanesi için bir başka mühim gelişme yaşandı. Sultan Abdülaziz’in 28 Şubat 1870 tarihli fermanı ile İstanbul’da bir Eksarhhane kurulması mümkün oldu. Bu ferman on yıl içinde ikinci şamarı yiyen Rumlar için ağır bir hezimet, onların tahakkümünden ayrılmak için mücadele eden Bulgarlar içinse hem büyük bir galibiyet hem de bağımsız kiliseleri için bizzat sultan tarafından verilmiş bir işaretti.</p>
<p><strong> </strong><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-haziran-2021">Derin Tarih Haziran Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
