﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>halife &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/etiket/halife/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Wed, 07 Sep 2022 12:26:29 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.5</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>halife &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Hilâfetin Kureyşîliği Meselesi Hindistan’da Nasıl Karşılık Buldu?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/mercek/hilafetin-kureysiligi-meselesi-hindistanda-nasil-karsilik-buldu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Deniz Çıkılı]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 07 Sep 2022 11:15:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mercek]]></category>
		<category><![CDATA[halife]]></category>
		<category><![CDATA[Hindistan]]></category>
		<category><![CDATA[II. Abdülhamid]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8512</guid>

					<description><![CDATA[İslâm’ın ilk asırlarından itibaren tartışılan hilâfetin Kureyşîliği meselesinin son asırlarda özellikle Hint alt kıtası’nda gündeme gelmesinde İngilizlerin etkisi açıktır. İngilizler önceleri hilâfetin nüfuzundan istifade etmeyi tercih ederken, II. Abdülhamid döneminden itibaren Osmanlı hilâfetini bir tehdit olarak algılamaya başladılar. Hindistan Müslümanları nazarında Osmanlı halifesinin itibarını zedelemek amacıyla da meşruiyetini tartışmaya açtılar. Buna karşılık bölgedeki Müslümanlar bu oyuna gelmedi&#8230; &#160; Devamı Derin Tarih Eylül Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İslâm’ın ilk asırlarından itibaren tartışılan hilâfetin Kureyşîliği meselesinin son asırlarda özellikle Hint alt kıtası’nda gündeme gelmesinde İngilizlerin etkisi açıktır. İngilizler önceleri hilâfetin nüfuzundan istifade etmeyi tercih ederken, II. Abdülhamid döneminden itibaren Osmanlı hilâfetini bir tehdit olarak algılamaya başladılar. Hindistan Müslümanları nazarında Osmanlı halifesinin itibarını zedelemek amacıyla da meşruiyetini tartışmaya açtılar. Buna karşılık bölgedeki Müslümanlar bu oyuna gelmedi&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-eylul-2022">Derin Tarih Eylül Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sivas Kongresi Kararlarına Resmî Tarih Sansürü</title>
		<link>https://www.derintarih.com/yakin-tarih/sivas-kongresi-kararlarina-resmi-tarih-sansuru/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Beytullah İmzaoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 07 Sep 2022 07:54:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yakın Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[halife]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[osmanli]]></category>
		<category><![CDATA[Sivas Kongresi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8471</guid>

					<description><![CDATA[4-11 Eylül 1919 tarihinde tertip edilen Sivas Kongresi’nin 7. maddesi olarak ilan edilen meşhur “Manda ve himaye kabul edilemez”, “Manda ve himaye kesin bir dille reddedilmiştir” cümlelerinin aslında kongre kararları mündericatında olmadığını; Osmanlı, hilafet, saltanat, İslâm ve Müslümanlık vurgularını ihtiva eden birçok maddenin de sansüre tâbi tutulduğunu biliyor muydunuz? &#160; Devamı Derin Tarih Eylül Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>4-11 Eylül 1919 tarihinde tertip edilen Sivas Kongresi’nin 7. maddesi olarak ilan edilen meşhur “Manda ve himaye kabul edilemez”, “Manda ve himaye kesin bir dille reddedilmiştir” cümlelerinin aslında kongre kararları mündericatında olmadığını; Osmanlı, hilafet, saltanat, İslâm ve Müslümanlık vurgularını ihtiva eden birçok maddenin de sansüre tâbi tutulduğunu biliyor muydunuz?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-eylul-2022">Derin Tarih Eylül Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Osmanlı Bir Vakıf Medeniyetidir, Ya Selçuklu?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/osmanli-bir-vakif-medeniyetidir-ya-selcuklu-2/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Alican]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Nov 2021 07:31:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Arapça]]></category>
		<category><![CDATA[cami]]></category>
		<category><![CDATA[çeşme]]></category>
		<category><![CDATA[halife]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Peygamber (sas)]]></category>
		<category><![CDATA[iftar]]></category>
		<category><![CDATA[tasadduk]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7579</guid>

					<description><![CDATA[Arapçada “ve-ka-fe” mazi kökünden türeyen ve “durmak, durdurmak, sabit hale getirmek, alıkoymak” gibi anlamlara gelen vakıf kelimesi, temelde “bir maldan elde edilen yararın sonsuza dek belirli bir iyilik amacına tahsis edilmesi” mânâsını taşır. İslâm tarihinde özellikle kamusal hizmetlerin yürütülmesi için oluşturulan hayır kurumlarının işleyişini tarif etmek için kullanılan kelime, Hz. Peygamber (sas) döneminden itibaren İslâm toplumunda görülen hayır uygulamalarına karşılık gelir. Bununla birlikte, İslâm devletinin topraklarının genişlemesine, diğer sosyal, siyasal ve kültürel yapılarla kurulan temasların artmasına ve özellikle de siyasî kurumsallaşmanın gelişme sürecine paralel olarak vakıf olgusunun ve kavramının da tekâmül ettiğini not etmek gerekir. Vakıflar Hz. Peygamber ve ilk&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>A</strong>rapçada “ve-ka-fe” mazi kökünden türeyen ve “durmak, durdurmak, sabit hale getirmek, alıkoymak” gibi anlamlara gelen vakıf kelimesi, temelde “bir maldan elde edilen yararın sonsuza dek belirli bir iyilik amacına tahsis edilmesi” mânâsını taşır. İslâm tarihinde özellikle kamusal hizmetlerin yürütülmesi için oluşturulan hayır kurumlarının işleyişini tarif etmek için kullanılan kelime, Hz. Peygamber (sas) döneminden itibaren İslâm toplumunda görülen hayır uygulamalarına karşılık gelir. Bununla birlikte, İslâm devletinin topraklarının genişlemesine, diğer sosyal, siyasal ve kültürel yapılarla kurulan temasların artmasına ve özellikle de siyasî kurumsallaşmanın gelişme sürecine paralel olarak vakıf olgusunun ve kavramının da tekâmül ettiğini not etmek gerekir.</p>
<p>Vakıflar Hz. Peygamber ve ilk halifeler döneminde tasadduk/sadaka/hayır-hasenat kültürü olarak karşımıza çıkar. Zaman içerisinde belirli kurallar bütünüyle yapılandırılan, idarî anlamda bir tür devlet ya da şirketi andıran ve aynı zamanda hukukî bir çerçevesi olan, başlı başına bir hukuk alanına dönüşen karmaşık bir sistem haline gelmiştir.</p>
<p>İslâm tarihinde vakıf kültürünün “iyilik” olarak nitelendirilebilecek her şeye temas ettiği görülür. Açları doyurmak ve hastaları iyileştirmek için imaretler ya da şifahaneler tahsis etmek, ilmî faaliyetlerin yürütüleceği medreselerin kesintisiz bir biçimde işlemesini garanti altına almak için müderrislere maaş vermek vakıfların hedefleridir. Talebelere burs kaynakları yaratmak ya da cami, yol, çeşme vb. tabir yerindeyse belediyecilik hizmetleri için vakıf kurumunu devreye sokmak bütün Müslüman toplumlarında vaka-yı âdiyedendir.</p>
<p>Vakıfların hedef aldığı kitle birbirinden farklıdır fakat özü itibariyle “düşkünlere” yardımı esas alırlar. Mesela ekonomik sıkıntılar sebebiyle hac ibadetini yerine getiremeyenleri Hicaz’a gönderen ve maddî geliri olmayan gençleri evlendiren vakıflara sık rastlanır.  Fakir kızların çeyizini düzmek, esirleri özgürlüklerine kavuşturmak, şehre gelen misafirleri en güzel biçimde ağırlamak, bazı camilerde iftar vakti şerbet dağıtmak, soğuk kış aylarında vahşi hayvanların ve kuşların açlıktan ölmemesi için onlara yiyecek vermek gibi maksatlarla da vakıflar kurulmuştur.</p>
<p>8. yüzyıldan itibaren vakıf müesseseleri İslâm coğrafyasının her yanında sosyokültürel hayatın temel bir unsuru olarak temayüz etmeye başlamışlardır. Bütün Müslüman ülkelerde sosyal hizmetlerin belkemiğini bu kurumlar oluşturuyordu. Devletten bağımsız bir alana tekabül ettiği, daha doğrusu devleti de bağladığı için siyaset-üstü bir mahiyete sahipti. Devletler yıkılıp giderken vakıflar varlıklarını yüzlerce yıl devam ettirebiliyorlardı. Abbâsîlerden Eyyûbîlere, Selçuklulardan Osmanlılara kadar bütün İslam devletlerinde mevcudiyeti tespit edilebilen vakıflar, toplum içerisinde bir tür dayanışma inşa eden en önemli araçların başında geliyordu.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>7 Soruda Hilâfet Ve Kutsal Emanetler Konuşan: Resul Orman</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/7-soruda-hilafet-ve-kutsal-emanetler-konusan-resul-orman/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Alkan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Sep 2020 05:56:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Dört halife]]></category>
		<category><![CDATA[halife]]></category>
		<category><![CDATA[Moğollar]]></category>
		<category><![CDATA[Orhan Gazi]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı Devleti]]></category>
		<category><![CDATA[Yavuz Sultan Selim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6338</guid>

					<description><![CDATA[1) Yavuz Sultan Selim’in Mısır seferine kadar Osmanlı’nın Hilâfet kurumu ile teması ve ilişkisi hakkında ne söyleyebiliriz? Osmanlı Devleti’nin kurucuları Osman Bey ve oğlu Orhan Bey zamanında Cuma ve Bayram hutbelerinde padişahın adından önce, Konya’da bulunan Selçuklu sultanı ile Kahire’deki Abbasî halifesinin adı zikredilmiştir. İslam devletlerinde “hutbe” hâkimiyet sembolüdür. 1335’te Moğolların Anadolu hâkimiyeti son bulana kadar Osmanlı Devleti ve hükümdarlarının Selçuklulara, sonra da Moğollara (İlhanlılara) bağlılığı kabul edilmektedir. 1335 yılından 1516’ya kadar ise padişahın adından önce sadece Kahire’deki Abbasî halifesinin adının zikredildiğini biliyoruz. Bununla birlikte, hilâfet bir müessese olarak Osmanlılara geçmeden önce de padişahlar için “halife” unvanının çeşitli vesilelerle kullanıldığı&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>1) Yavuz Sultan Selim’in Mısır seferine kadar Osmanlı’nın Hilâfet kurumu ile teması ve ilişkisi hakkında ne söyleyebiliriz?</strong></p>
<p>Osmanlı Devleti’nin kurucuları Osman Bey ve oğlu Orhan Bey zamanında Cuma ve Bayram hutbelerinde padişahın adından önce, Konya’da bulunan Selçuklu sultanı ile Kahire’deki Abbasî halifesinin adı zikredilmiştir. İslam devletlerinde “hutbe” hâkimiyet sembolüdür. 1335’te Moğolların Anadolu hâkimiyeti son bulana kadar Osmanlı Devleti ve hükümdarlarının Selçuklulara, sonra da Moğollara (İlhanlılara) bağlılığı kabul edilmektedir. 1335 yılından 1516’ya kadar ise padişahın adından önce sadece Kahire’deki Abbasî halifesinin adının zikredildiğini biliyoruz. Bununla birlikte, hilâfet bir müessese olarak Osmanlılara geçmeden önce de padişahlar için “halife” unvanının çeşitli vesilelerle kullanıldığı kayıtlara yansımıştır. Bunlar Yavuz Sultan Selim’den sonraki evrensel Hilâfet iddiasından ziyade, güç ve istiklâl sahibi olan Müslüman bir hâkimin siyasî idarede Hz. Peygamber’in (sas) takipçisi olması veya Araplardaki “emîr” anlamında ulemâ çevrelerinin literatür tercihinden ibarettir. Nitekim Orhan Gazi’nin oğlu Sultan I. Murad’ın akıncı beyi Evrenos Gazi’ye verdiği “sancak” beratında, “<em>Ol vilâyetler, Hak subhanehû ve teâlâ hazretlerinindir, ondan sonra Resûlünündür, ondan sonra Allah subhânehû ve teâlâ hazretlerinin emr-i şerifiyle Resûl Aleyhisselâm’dan sonra halifesinindir</em>” ibaresi kullanılmıştır. Buradaki “halife”nin, “emîr” anlamında Sultan Murad’a nispet ettiği açıktır. Öyle ki, daha sonra Sultan Murad Hüdavendigâr Mısır’a gönderdiği elçi aracılığıyla, Mısır/Abbasî halifesinden hükümetinin şer‘î, yani İslamî kurallara uygun olduğuna dair icazetnâme, kendisine de “Sultan-ı Rûm” unvanı verilmesini istemiştir. Halife de ona istediği icazetnâmeyi verdiği gibi, devletine Devlet-i Aliyye-i Osmaniyye, saltanat sülâlesine de Hânedân-ı Âl-i Osman denildiğine dair gerekli menşûr ve ber‘atı göndermiştir. Bu geleneğin Yavuz Sultan Selim devrine kadar değişik vesilelerle tekrarlandığı kayıtlara yansır. Dahası, Osmanlı padişahları, Mısır/Abbasî halifeleri ile bir rekabete girmemişlerdir. Osmanlı-Memlûk rekabeti ancak Sultan I. Mehmed (1412-21) devrinden görülmeye başlanır. Fatih Sultan Mehmed’in İstanbul’u fethinden sonra ise fetih, Hilâfet’i bile gölgelemiştir. Fatih’ten itibaren Osmanlı-Memlûk rekabeti zaman zaman savaşlara sebep olmuş, ancak Osmanlı sultanları ile Mısır/Abbasî halifeleri arasında bir rekabet görülmemiştir. Zaten Mısır/Abbasî halifelerinin siyasî güçleri söz konusu olmayıp varlıkları manevîdir. Yavuz Sultan Selim ile Osmanlı padişahları hilâfeti kılıç hakkı olarak kendi unvanları arasına katmış, padişahların hilâfeti, Dört Halife (Hulefâ-yı Râşidîn)’den sonra kurumun kazandığı siyasî görünümden ibaret olmuştur.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-eylul-2020">Derin Tarih Eylül Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
