﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Hamidullah &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/etiket/hamidullah/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Wed, 09 Mar 2022 07:36:04 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.5</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>Hamidullah &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Muhammed Tayyip Okiç</title>
		<link>https://www.derintarih.com/abide-sahsiyetler/muhammed-tayyip-okic/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İbrahim Bozbeşparmak]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 09 Mar 2022 07:36:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Abide Şahsiyetler]]></category>
		<category><![CDATA[Graçanitsa]]></category>
		<category><![CDATA[Hamidullah]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed Tayyip Okiç]]></category>
		<category><![CDATA[Tuzla Sancağı]]></category>
		<category><![CDATA[Yayçalı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7956</guid>

					<description><![CDATA[Sınırların kuşatamadığı bazı insanlar vardır. Onların ufukları bir ülkenin, bir dilin dar sahasına sıkıştırılamayacak kadar geniştir. Elleri farklı farklı memleketlerdeki insanların ellerinden tutar, sözleri her renkten insanın gönüllerinde karşılık bulur. Bariyersiz ufukları nedeniyle düşünce dünyaları derin, idrakleri keskin ve gönüllerinin kapısı farklı fikirlerden insanlara ardına kadar açıktır. Boşnak İslâm âlimi Muhammed Tayyip Okiç her şeyiyle tamı tamına bu insanlardan biriydi. Ancak o, tüm bunlara ek olarak gerçek anlamda ülkelerin ulus temelli çizilen sunî sınırlarına sığamamış, haymatlos (vatansız) bir dünya vatandaşı statüsünde yaşamıştı. Tıpkı geniş gönlü, hudutsuz ufuklarıyla kendine benzeyen meşhur siyer âlimi Muhammed Hamîdullah gibi. Tayyip Okiç’in hayat yolculuğu, 1&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sınırların kuşatamadığı bazı insanlar vardır. Onların ufukları bir ülkenin, bir dilin dar sahasına sıkıştırılamayacak kadar geniştir. Elleri farklı farklı memleketlerdeki insanların ellerinden tutar, sözleri her renkten insanın gönüllerinde karşılık bulur. Bariyersiz ufukları nedeniyle düşünce dünyaları derin, idrakleri keskin ve gönüllerinin kapısı farklı fikirlerden insanlara ardına kadar açıktır. Boşnak İslâm âlimi Muhammed Tayyip Okiç her şeyiyle tamı tamına bu insanlardan biriydi. Ancak o, tüm bunlara ek olarak gerçek anlamda ülkelerin ulus temelli çizilen sunî sınırlarına sığamamış, haymatlos (vatansız) bir dünya vatandaşı statüsünde yaşamıştı. Tıpkı geniş gönlü, hudutsuz ufuklarıyla kendine benzeyen meşhur siyer âlimi Muhammed Hamîdullah gibi.</p>
<p>Tayyip Okiç’in hayat yolculuğu, 1 Aralık 1902’de, o zamanlar Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun sınırları içerisinde bulunan Bosna-Hersek’in, ismi Türkçe olan Balkan şehirlerinden Tuzla Sancağı’nda başladı. Babası İstanbul’da dinî eğitim görmüş, ilmî alt yapısı sağlam bir âlim olan Yayçalı Mehmet Tevfik Efendi’ydi. Annesi Hasibe Hanım saliha bir Boşnak hanımefendisiydi. İlk çocukluğunu anne-babasının gözetiminde doğum yeri olan Tuzla’nın Graçanitsa kasabasında geçiren küçük Tayyip, babası Mehmet Tevfik Efendi’nin, bizdeki diyanet işleri başkanı yardımcısının Bosna Hersek’teki muadili reisü’l-ulemâ muavinliğine getirilmesiyle, eğitimine Saraybosna’da devam etmek durumunda kaldı. Bosnalı Müslümanlar uzun yıllar mücadele ederek Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’ndan din ve vakıf işleri konusunda muhtariyet almışlardı. Bu nispi rahatlama ortamında Mehmet Tevfik Efendi de müderrisi olduğu Kaptan Medresesi’nden ayrılarak reisü’l-ulema muavinliğinin yanı sıra başka bazı önemli dinî vazifeler de yüklenmek üzere ailesiyle beraber Saraybosna’ya taşınmıştı.</p>
<p>Muhammed Tayyip, eğitimine ilk olarak Saray-Bosna’da başladı. Burada aldığı resmî temel eğitimine bir tür yüksekokul olan Okruzna Medresesi’yle devam etti. On dokuz yaşında yazdığı şiirler ve Arapçadan yaptığı bazı edebî tercümeler gazetelerde yayınlandı. Okiç, Okruzna Medresesi’nden sonra 1925’te ilahiyat mektebini de bitirdi. Zagreb’de Latin dili ve edebiyatı imtihanlarında başarılı oldu ve diploma aldı. Yine Zagreb’de hukuk eğitimine başladı. Bir süre Saray-Bosna’da öğretmenlik yaptı. 1927’den itibaren eğitim hayatını Paris’e taşıyan Tayyip Okiç, burada daha sonraları Türkiye’den Nurettin Topçu gibi önemli isimlerin de eğitim göreceği Sorbonne’da edebiyat ve şark dilleri fakültelerinde tahsil gördü. Arap, Türk ve Fars dili edebiyatı alanlarında mezuniyet elde etti. Bosna uleması üzerine yaptığı doktora tezini tamamlamasına rağmen, babasının ani rahatsızlığı nedeniyle Bosna’ya dönmek zorunda kaldığı ve tezi basılamadığı için doktor unvanını alamadı. Tezinin bulunduğu bina 2. Dünya Savaşı’nda büyük zarar gördüğünden dolayı bir daha tezine ulaşılamayacaktı.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mart-2022">Derin Tarih Mart Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yüksek İslâm Enstitüsü’ndeki Eğitim Programı İçin Muhammed Hamidullah’ın Teklifleri</title>
		<link>https://www.derintarih.com/tarihin-taniklari/yuksek-islam-enstitusundeki-egitim-programi-icin-muhammed-hamidullahin-teklifleri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kâmil Yeşil]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Nov 2021 06:29:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tarihin Tanıkları]]></category>
		<category><![CDATA[Celâleddin Ökten Hoca]]></category>
		<category><![CDATA[Hamidullah]]></category>
		<category><![CDATA[imam hatib]]></category>
		<category><![CDATA[Kemal Edip Kürkçüoğlu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7524</guid>

					<description><![CDATA[Türk eğitim tarihi için, 10 Haziran 1959, dönüm noktalarından biridir. Çünkü bu tarih Türkiye’de meclis tarafından 7344 sayılı kanunla İstanbul Yüksek İslâm Enstitüsü’nün açılmasının karara bağlandığı gündür. Yeni açılan bu enstitünün lokomotifi Celâleddin Ökten Hoca’dır. Ömer Nasuhi Bilmen, Mahir İz, Üsküdarlı Hafız Kurra Ali Efendi, Ahmed Davutoğlu, Ali Nihat Tarlan, Bekir Sadak, M. Zekai Konrapa, Nihat Sami Banarlı, Kemal Edip Kürkçüoğlu, Celal Saraç, Nihad Çetin, Halil Can, Yaman Dede gibi üstatlardır. İstanbul Yüksek İslâm Enstitüsü’nün açılışından sonra, imam hatib okullarının da idarî işlerini, kadro meselelerini ve eğitim programlarını yürütmek için, Millî Eğitim Bakanlığı bünyesinde Din Eğitimi Dairesi kurulur ve genel&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türk eğitim tarihi için, 10 Haziran 1959, dönüm noktalarından biridir. Çünkü bu tarih Türkiye’de meclis tarafından 7344 sayılı kanunla İstanbul Yüksek İslâm Enstitüsü’nün açılmasının karara bağlandığı gündür. Yeni açılan bu enstitünün lokomotifi Celâleddin Ökten Hoca’dır. Ömer Nasuhi Bilmen, Mahir İz, Üsküdarlı Hafız Kurra Ali Efendi, Ahmed Davutoğlu, Ali Nihat Tarlan, Bekir Sadak, M. Zekai Konrapa, Nihat Sami Banarlı, Kemal Edip Kürkçüoğlu, Celal Saraç, Nihad Çetin, Halil Can, Yaman Dede gibi üstatlardır.</p>
<p>İstanbul Yüksek İslâm Enstitüsü’nün açılışından sonra, imam hatib okullarının da idarî işlerini, kadro meselelerini ve eğitim programlarını yürütmek için, Millî Eğitim Bakanlığı bünyesinde Din Eğitimi Dairesi kurulur ve genel müdür olarak da Kemal Edip Kürkçüoğlu tayin edilir.</p>
<p>Enstitü yeni kurulduğu için ders programları, programların muhtevası konusunda müzakereler yürütülmekte, teklifler alınmaktadır. Zamanın Kemal Edip Bey de bu hususta, o sırada Paris’te yaşayan Hindistanlı âlim Prof. Dr. Muhammed Hamidullah’ın fikrini sorar. Hamidullah, bu isteğe binaen Paris’ten uzun bir mektup yazar. Adı geçen mektup, bir dönem Din Eğitimi Genel Müdürlüğü’nde görev yapan merhum Cemal Cebeci tarafından kayda geçirilmiştir (Doksan Üç Yılın Ardından, s. 151-160).</p>
<p>Mektup, çok az kişinin bilgisi dâhilinde kalmış olmalı ki Hamidullah’ın eserleri içinde yer almamıştır ve ehlince de tartışılmamıştır. Bu mektup aslında Türkiye’deki dinî eğitimin geçirdiği serencamın ve arayışların da tarihidir.</p>
<p>Mevzu, yeni kurulan Yüksek İslâm Enstitüsü’nün dersleri, derslerin muhtevası, kaç yıl okutulacağı gibi hususlardır. Bu husus, enstitü çevresinde, siyasiler arasında, basında, dini hayat ve tahsil ile ilgilenen çevrelerde tartışılmış ve son nokta konulamamıştır. Kemal Edip Kürkçüoğlu da “yetkili merci” olarak gördüğü Hamidullah Hoca’dan fikrini sorar.</p>
<p>Dikkat edilirse, yukarıda adı geçen Yüksek İslâm Enstitüsü hocaları içinde, ders vermek vazifesi ile gelen birkaç hoca dışındaki hocalar akademik aşamadan geçmemişlerdir. Medrese sistemi ile yetişen bu eşhâsın diğer bir özelliği “İnsan, insanın gölgesinde yetişir.” anlayışı ile; ârif ve mutasavvıf kişiler olmaları, birçok âlimin rahle-i tedrisinden geçmeleridir. Branşı kimya olan Mahir İz’in tasavvuf derslerine girmesi, bunun en tipik örneğidir. Eskilerin “mütebahhir” dedikleri bu zevat, talebelere de bu yönleri ile tesir etmişlerdir. Adı geçen hocalarla, okuttukları dersler ve ders araçları arasında bir tutarlık varsa da bu, dönemin bütün ihtiyaçlarını karşılayacak nitelikte değildir. Çünkü muhteva, sınırlar, anlayışlar ve yorumlar hocalar ve eserleri ile sınırlıdır. Oysa “yeni şeyler söylemek lâzım”dır.  Bir spekülasyon olsun diye değil; bir tespit olarak söylüyorum ki; Türkiye’de son 70 yıldır din eğitimini, dini yorum ve anlayışı büyük oranda bu kadro ve bu kadronun şekillendirdiği nesil belirlemiştir. Ankara İlahiyat Fakültesi, İstanbul Yüksek İslâm Enstitüsü’nden önce açılmasına rağmen neden orası değil de burası? Çünkü Ankara İlahiyat Fakültesi’nden böyle bir beklenti yoktur. Bu fakülte o günkü Türk toplumunun dini düşünce ve hayatındaki ihtiyaçları karşılama beklentisinden ziyade, siyasi mülahazalarla açılmıştır.  O kadar ki Ankara İlahiyat Fakültesi dediğimiz eğitim kurumunda esas dersler arasında Kur’an-ı Kerim yoktur. Fakültenin talebeleri Kur’an okumayı kendi kendine, aile büyüklerinden ya da Ankara’daki cami görevlilerinden vs. öğrenmiştir.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-kasim-2021">Derin Tarih Kasım Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hindîler Tekkesi</title>
		<link>https://www.derintarih.com/iz-birakanlar/hindiler-tekkesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Deniz Çıkılı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 09 Oct 2021 07:01:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İz Bırakanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Bâbürlü]]></category>
		<category><![CDATA[Bâbürname]]></category>
		<category><![CDATA[Hamidullah]]></category>
		<category><![CDATA[Hülâgû]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed İkrâm]]></category>
		<category><![CDATA[sufi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7444</guid>

					<description><![CDATA[Hint alt kıtasının geçen asırda yetiştirdiği velûd âlimlerden biri olan Muhammed Hamidullah, İslâm Peygamberi adlı eserindeki bazı yaklaşımlarında da görüleceği üzere yetişme tarzı bakımından akılcı birisidir. Hukukî çalışma ve incelemelerin kendisine inandırıcı bir şekilde tarif ve ispat edilmeyen her şeyi reddettirdiğini söyledikten sonra Hamidullah, oldukça dikkat çekici bir tespitte bulunur ve der ki: “Batı toplumunda, Paris gibi bir muhitte yaşamaya başladığım zamandan beri hayretle görmekteyim ki, Hıristiyanların İslâmiyet’i kabulü, onları İslâm’ı kabule sevk eden, fıkıh ve kelâm âlimlerinin görüşleri değil, İbn-i Arabî ve Mevlânâ gibi sufilerdir. Bu konuda benim de şahsî müşahedelerim olmuştur. İslâmî bir konuda benden bir izah istendiği&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hint alt kıtasının geçen asırda yetiştirdiği velûd âlimlerden biri olan Muhammed Hamidullah, İslâm Peygamberi adlı eserindeki bazı yaklaşımlarında da görüleceği üzere yetişme tarzı bakımından akılcı birisidir. Hukukî çalışma ve incelemelerin kendisine inandırıcı bir şekilde tarif ve ispat edilmeyen her şeyi reddettirdiğini söyledikten sonra Hamidullah, oldukça dikkat çekici bir tespitte bulunur ve der ki: “Batı toplumunda, Paris gibi bir muhitte yaşamaya başladığım zamandan beri hayretle görmekteyim ki, Hıristiyanların İslâmiyet’i kabulü, onları İslâm’ı kabule sevk eden, fıkıh ve kelâm âlimlerinin görüşleri değil, İbn-i Arabî ve Mevlânâ gibi sufilerdir. Bu konuda benim de şahsî müşahedelerim olmuştur. İslâmî bir konuda benden bir izah istendiği zaman, benim verdiğim aklî delillerle dayanan cevap, soranı tatmin etmiyordu. Fakat tasavvufî izah meyvesini vermekte gecikmiyordu. Bu konuda tesir gücümü gittikçe kaybettim. Şimdi inanıyorum ki, Hülâgû’nün yakıp yıkan istilalarından sonra Gazan Han zamanında olduğu gibi, bugün de en azından Avrupa ve Afrika’da İslâm’a hizmet edecek olan, ne kılıç, ne de akıldır; fakat kalp, yani tasavvuftur<em>.”</em></p>
<p>İslâm’ın daha geniş kitlelere ve nesillere ulaştırılmasında mutasavvıfların başrolde olduğu gerçeği Hint alt kıtası dediğimiz devasa coğrafya için de geçerlidir. Alt kıtadaki tasavvuf mektepleri tarafından yürütülen tebliğ faaliyetleri belli bir plan ve hedef çerçevesinde olması, Hindistan’daki tasavvuf ekolleri arasında dünyevî manada çekişme ve mücadelenin vuku bulmaması Hintli sûfileri bu hususta başarılı kılan nedenler arasındadır. Pakistan kültür tarihi araştırmacısı Muhammed İkrâm, Hint alt kıtasının İslâmlaşma sürecinde tasavvufun rolünü şu sözlerle özetler: “Hindistan’da başlangıçtan beri İslâm’a tasavvufun rengi o kadar işlemiştir ki, 20. asrın başına kadar hiçbir kimse herhangi bir tasavvufî yola girmeksizin İslâm’ın feyz ve bereketinden istifade edilebileceğini düşünememiştir.” Tasavvuf, alt kıtaya öylesine sirayet etmiştir ki etkilerini ve izlerini hemen her yerde görmek mümkün. Bâbürlü İmparatorluğu’nun kurucusu Bâbür Şah’ın <em>Bâbürname</em> adlı eserini açıp okuduğunuzda babası Ömer Mirzâ’yı anlatırken onun tasavvufî hayatına ilişkin şu bilgileri verdiğini görürsünüz: “Hanefî mezhebinden olup temiz itikâdlı bir adamdı. Beş vakit namazını bırakmazdı. Kazaya kalanları da hayatta iken kılmıştır. Çok defa yüksek sesle Kur’an okurdu. Hoca Ubeydullah Hazretleri’nin müridi idi ve sohbetleriyle çok müşerref olmuştu. Hoca Hazretleri de ona ‘Oğlum’ diye hitap ederdi.”</p>
<p>Tasavvufî faaliyetlerin icra edildiği mekânlar olan tekkeler (ki farklı coğrafyalarda zâviye, hankah, tevhidhâne olarak da adlandırılır) tasavvufî hayatın yoğun bir şekilde yaşandığı Hindistan’da da büyük önem atfedilen yerlerdir. Biz de bu yazımızda Hint alt kıtası ile Anadolu coğrafyası arasındaki bağlantıyı sağlayan İstanbul’daki meşhur Hindîler Tekkesi üzerinde durarak genel bir perspektif çizmeye çalışacağız.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ekim-2021">Derin Tarih Ekim Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
