﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Hasan Âli Yücel &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/etiket/hasan-ali-yucel/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Fri, 02 Apr 2021 07:39:49 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.5</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>Hasan Âli Yücel &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Nene Hatun</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/nene-hatun/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Metin Taha Yılmaz]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 02 Apr 2021 07:39:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Ermeni katliamı]]></category>
		<category><![CDATA[Hasan Âli Yücel]]></category>
		<category><![CDATA[Hasankale]]></category>
		<category><![CDATA[hekat]]></category>
		<category><![CDATA[Kafkasya Cephesi]]></category>
		<category><![CDATA[mücahid]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6967</guid>

					<description><![CDATA[Anam bana kırmızı başlıklı kızı hiç anlatmadı. Diğer meşhur masalları da&#8230; Hem zaten Erzurum’da masal yoktur hekat (hikâye) vardır. Uzun ve soğuk gecelerde -Rus işgalleri ve peşi sıra gelen Ermeni katliamlarında erleri şehit düşmüş- kadınların yalnız kalmamak için çocuklarıyla vakit geçirmelerinin en iyi yoludur hekat. Yani maksat çocuğu uyutmak değil yalnız kalmamaktır. Elbette yegane maksat yalnızlığa derman aramak da değildir. Şimdilerde moda olan tabirle değerler eğitimidir de&#8230; Hekatlarda kahramanlar kadını, erkeği ve balasıyla (çocuk) dadaşlardır. Mekan ise son 150 sene üç Rus işgali ve onlarca Ermeni katliamı görmüş Erzurum’dur&#8230; Hekat kahramanlarının pek azı hayalîdir. Çoğu işgal yıllarında, harplerde, kıtlık zamanlarında&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Anam bana kırmızı başlıklı kızı hiç anlatmadı. Diğer meşhur masalları da&#8230; Hem zaten Erzurum’da masal yoktur hekat (hikâye) vardır. Uzun ve soğuk gecelerde -Rus işgalleri ve peşi sıra gelen Ermeni katliamlarında erleri şehit düşmüş- kadınların yalnız kalmamak için çocuklarıyla vakit geçirmelerinin en iyi yoludur hekat. Yani maksat çocuğu uyutmak değil yalnız kalmamaktır. Elbette yegane maksat yalnızlığa derman aramak da değildir. Şimdilerde moda olan tabirle değerler eğitimidir de&#8230;</p>
<p>Hekatlarda kahramanlar kadını, erkeği ve balasıyla (çocuk) dadaşlardır. Mekan ise son 150 sene üç Rus işgali ve onlarca Ermeni katliamı görmüş Erzurum’dur&#8230; Hekat kahramanlarının pek azı hayalîdir. Çoğu işgal yıllarında, harplerde, kıtlık zamanlarında şecaat ve cömertlikle nam salan yiğit vatan evlatları ya da yine aynı zamanlarda  cebânet ve namertlikleriyle öne çıkan vatanın hayırsız evlatlarından mürekkeb hakikî kimselerdir. Bir kısmı mübalağalı da olsa anlatılanlar aslında bu kimselerin ya da onları tanıyanların  hatıralarıdır. Kendimden misal verecek olursam; anamın Sarıkamış’ta şehit olan amcasının mektuplarını, yine anamın Ermeniler tarafından başı kesilen dedesinin ecel-i mübremine giderken söylediği son sözleri ve savaştan yaralı dönen dedemin şehit olan arkadaşlarına dair elim hatıralarını sayabilirim. Bir de erkekler savaştayken Ermeni çetecilere karşı mücadele veren iffetli kadınların hatıralarını&#8230; Bu çetecilerin bir kısmı tanıdıktır üstelik. Mesela anneannemin bir komşusunun ırzına göz diken Ermeni çeteci onlarla aynı mahallenin sakinidir. Kadıncağızın kocasının harbe gidişini fırsat bilip ona musallat olan çeteciyi mahallenin müslüman kadınlarının nasıl tepelediğini anneannem pek keyifle anlatırmış. Yürekleri soğurmuş. Anam da bize yine keyifle naklederdi arsız çetecinin layıkı veçhile cehenneme postalanmasını. Yüreğimiz soğurdu. Erzurum’un sayısız mücahidelerinden biri de Nene Hatun’dur. Anaların hekatlarında evlatlarına en çok anlattığı hakikî kahramanlardan biri. Yürekleri soğuttuğu için&#8230;</p>
<p>Nene Erzurum’un Hasankale ilçesinin Çeperli köyünde doğdu. Doğum tarihi -bir röportajında söylediği “270 senesinde kuzular doğarken ben de doğmuşum” ifadesinden hareketle- 1854 olarak kabul edilir. Kabul edilir diyoruz zira resmî kayıtlarda net bir bilgi mevcut değil. Çocukluğu kardeşi Hasan’la beraber köyünde, annesi Zeliha ve babası Hüseyin’in dizi dibinde, emniyet ve saadet içinde geçti. 17 yaşındayken köylüsü Mehmet Efendi ile evlendi. Rus ordusunun Kars üzerinden Erzurum’a doğru ilerlediği duyulunca Nene’ninki de dahil Çeperli’de yaşayan pek çok aile Erzurum’a göç etti. Taşmescit Mahallesi’ne yerleşen Nene, vatan uğruna, tarihin en güzel kahramanlık destanlarından Aziziye Müdafaası’nın sembol isimlerinden biri olacağından bihaberdi.</p>
<p>Aynı günlerde Ahmed Muhtar Paşa’nın kumanda ettiği Kafkasya Cephesi’nde Ruslara karşı amansız bir mücadele veriliyordu. Kaybedilen topraklar bir bir geri alınıyor, Gedikler muharebesinde olduğu gibi Yahniler’de de Ruslar püskürtülüyor ve düşman ağır kayıplar veriyordu. Ahmed Muhtar Paşa “Gazi” ünvanıyla taltif ediliyor ve hem askerin hem de halkın morali dersaadetin de iltifatlarıyla hak ettiği şekilde yüksek tutuluyordu. Ne var ki 15 Ekim 1877’deki Alacadağ mağlubiyeti hem Kafkasya Cephesi için hem de harbin geneli için bir kırılma noktası olacaktı. Düşmanın destek kuvvetleriyle birlikte sertleşen taarruzu karşısında ordumuz ricat etmek zorunda kalmıştı. Bu ricat arkasına bakmadan kaçmak şeklinde bir ricat değildi elbette. İmkan bulunan her fırsatta yeni bir hat oluşturuluyor, etrafta yaşayan sivillerin de desteğiyle Ruslar’ın ilerleyişi yavaşlatılıyordu. Ne acıdır ki 4 Kasım 1877’de Deveboynu’nda cereyan eden çarpışmada aralarında ihlas ile cihad eden çok sayıda sivil dadaşın da yer aldığı pek çok mücahid şehit oldu. Bu defa Erzurum’a kadar geri çekilmek topyekûn yok olmamak için kaçınılmaz olmuştu. Ancak Erzurum’da bulunan istihkâmların durumu da pek iç açıcı değildi. Aziziye tabyalarının durumu da diğer bütün tabyalarla aşağı yukarı aynıydı. Tam o sırada Rusların Kafkasya Cephesi Kumandanı Mihail Loris-Melikov, Gazi Ahmed Muhtar Paşa’ya teslim olması istikametinde bir mektup göndermişti. Haberler Erzurum’a ulaşmıştı. Özellikle Ermeniler türlü tezviratla halkın maneviyatını sarsmak ve muhtemel bir direnişi zayıflatmak gayesindeydi. Ancak hiçbir kara haber “dağlara baş eğmemiş” dadaşların çelik iradelerini sarsamadı. Birkaç hane dışında şehri terkeden de olmadı.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-nisan-2021">Derin Tarih Nisan Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kemalizmi Tedirgin Eden Roman: Yılanların Öcü</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/kemalizmi-tedirgin-eden-roman-yilanlarin-ocu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Önder]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 04 Jan 2021 06:34:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Akçaköy]]></category>
		<category><![CDATA[Cihan Harbi]]></category>
		<category><![CDATA[Fakir Baykurt]]></category>
		<category><![CDATA[Hasan Âli Yücel]]></category>
		<category><![CDATA[Köy Enstitüleri]]></category>
		<category><![CDATA[Yılanların Öcü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6690</guid>

					<description><![CDATA[Kişi, olay ve düşünceleri anlamak yerine putlaştırmayı tercih eden bir toplum olarak, meselelerin gerçek mahiyetini öğrenmeyi çoğunlukla tercih etmeyiz. Köy Enstitüleri de toplumun bir kısmı için eleştirilemez, eleştirilmesi teklif dahi edilemez statüdeyken, bir kısmı için de bir dönemin olumsuzluklarının tek nedenidir. Köy Enstitüleri gerçeğini daha iyi anlamak için dönemin örneklerini incelemekte fayda olacaktır. Bu anlamda Köy Enstitülerinin simge ismi Fakir Baykurt’u ve onun Yılanların Öcü adlı romanını ele alacağız. Baykurt hem Köy Enstitüsü mezunu hem de ülkemiz edebiyatı için önemli bir isim. Köy Enstitülerinde okuduğu yıllara dair derlediği anı kitabı ve en önemli eseri olarak kabul edilen Yılanların Öcü romanı&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kişi, olay ve düşünceleri anlamak yerine putlaştırmayı tercih eden bir toplum olarak, meselelerin gerçek mahiyetini öğrenmeyi çoğunlukla tercih etmeyiz. Köy Enstitüleri de toplumun bir kısmı için eleştirilemez, eleştirilmesi teklif dahi edilemez statüdeyken, bir kısmı için de bir dönemin olumsuzluklarının tek nedenidir. Köy Enstitüleri gerçeğini daha iyi anlamak için dönemin örneklerini incelemekte fayda olacaktır. Bu anlamda Köy Enstitülerinin simge ismi Fakir Baykurt’u ve onun <em>Yılanların Öcü </em>adlı romanını ele alacağız. Baykurt hem Köy Enstitüsü mezunu hem de ülkemiz edebiyatı için önemli bir isim. Köy Enstitülerinde okuduğu yıllara dair derlediği anı kitabı ve en önemli eseri olarak kabul edilen Yılanların Öcü romanı bu yazının ana sahası olacaktır.</p>
<p>Köy Enstitüsü savunucularının sürekli dillendirdikleri “Köy Enstitüleri çok partili hayata geçildiği için kapandı ve kapatan da karşı devrimci Demokrat Parti kadrolarıdır” söylemini Fakir Baykurt’un Unutulmaz Köy Enstitüleri kitabından bir alıntıyla izah edelim: “… Dünya inişli yokuşlu denir. Üçten dörde geçtik. Ankara’nın rüzgarları döndü. Yücel’i, Tonguç’u görevlerinden uzaklaştırdılar. Savaş bitti, bir başka savaş başladı sanki: Enstitülerde solculuk yapılıyormuş da, zararlı kitaplar okunuyormuş da, kız-erkek bir arada okumak Türk töresine aykırıymış da; Aaa! Kızlar önce ayrı sınıflara, sonra ayrı enstitülere. Anlaşılmaz sıkılıklar başladı. Müdürümüz değişti, öğretmenler ayıklandı. Sık sık dolaplar aranıyor, kitaplarımız alınıyor. Enstitüleri kuranlar kötüleniyor. Her derste komünizmin zararları anlatılıyor… Dergilerde şiirlerim, yazılarım çıktığı için en çok ben denetleniyorum. Ama ne yapıp yaptım, diplomayı canavarın ağzından kaptım. Anam saçını kınaladı, Akçaköy’ün içinde adak üleştirdik…” (Baykurt, <em>Unutulmaz Köy Enstitüleri</em>).</p>
<p>2. Cihan Harbi sonrası değişen siyaset anlayışıyla birlikte ülkemizde de Baykurt’un ifadesiyle rüzgâr dönmüş, Tek Parti rejimi son demlerini yaşamaya başlamıştır. 1946’da gerçekleşen hileli seçim sonrası CHP’nin hükümet kadrosundaki değişiklikle birlikte Hasan Âli Yücel’in yerine Millî Eğitim Bakanlığı’na Reşat Şemsettin Sirer getirilmiştir. Sirer, Köy Enstitülerinin kurucusu İsmail Hakkı Tonguç ve arkadaşlarını tasfiye etmiş, hatta Köy Enstitülü eğitmenlere, geçimlerine katkı ve köylülere örnek olması için dağıtılan arazileri de geri almıştır.</p>
<p>Anlaşılacağı üzere dönemin CHP kadrosu tarafından Köy Enstitülerine o güne kadar verilen imtiyazlar birer birer geri alınmaktadır. Baykurt’un hatıralarında bahsettiği gibi bu kararları CHP yönetimine aldıran en önemli etkenlerden biri Kemalizm karşısında ciddi bir tehlike olarak görülen komünizmle mücadeledir. 1920’de Mustafa Suphi ve arkadaşlarının suikastı ile başlayıp, ardından yine M. Kemal’in emriyle 1923, 1925, 1927, 1929, 1933, 1944, 1945 ve 1947 tevkifatlarıyla komünizm avı devam ederken, Köy Enstitülerinin komünist yetiştirdiği iddiasının ve İsmail Hakkı Tonguç’un komünizme yakın olduğu dedikodularının CHP içinde de kabul görmesi, Köy Enstitülerinin tasfiye sürecini başlatmıştır. Nazım Hikmet’i hapishanelerde çürüten, Sabahattin Ali’yi katleden zihniyetin şimdi bu isimlere sahip çıkması örneğinde olduğu gibi, Köy Enstitülerini kapatma kararı alan ama bu kararı uygulayacak vakit bulamayanların bugün Köy Enstitülerine de sahip çıkmaları manidardır.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ocak-2021">Derin Tarih Ocak Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bu Memleketi 25 Yılda Kızıllaştırmak İsteyen Komünist Kundağı</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/bu-memleketi-25-yilda-kizillastirmak-isteyen-komunist-kundagi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mirza Mahmut Demir]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 04 Jan 2021 06:30:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Hasan Âli Yücel]]></category>
		<category><![CDATA[Köy Enstitüleri]]></category>
		<category><![CDATA[Necip Fazıl]]></category>
		<category><![CDATA[Nejdet Sançar]]></category>
		<category><![CDATA[Peyâmi Safâ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6686</guid>

					<description><![CDATA[Her 17 Nisan’da Köy Enstitülerinin kuruluş yıldönümü kutlanır, aynı ideolojiden gelenler okulların kapanmasına hayıflanır durur. Ancak bir zamanlar onları şiddetle eleştirenlerin torunları sessiz sedasız izler onları. Unutmuşlardır neredeyse üstadların yazdıklarını. Burada bir hafıza tazelemesi yaparak milliyetçi-muhafazakâr camianın iddialarını dile getireceğiz. Geçmişte bu meseleyi tartışmaya açan ve komünizme karşı çıkanlar elbette olmuştu. Bunların Türkçü ve Turancı kolunu Nejdet Sançar, Osman Yüksel Serdengeçti, Nihal Atsız ve Fethi Tevetoğlu oluştururken, muhafazakâr ve İslamî kanadının ön safında Necip Fazıl ve Peyami Safa’yı görmekteyiz. “Köy Enstitüleri” bir Türk buluşuymuş gibi yüceltilir. Halbuki bu benzerleri 140-150 sene evvel Amerika’da, daha sonra Afrika’da, hatta Sovyetler Birliği’nde kurulmuştur.&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Her 17 Nisan’da Köy Enstitülerinin kuruluş yıldönümü kutlanır, aynı ideolojiden gelenler okulların kapanmasına hayıflanır durur. Ancak bir zamanlar onları şiddetle eleştirenlerin torunları sessiz sedasız izler onları. Unutmuşlardır neredeyse üstadların yazdıklarını. Burada bir hafıza tazelemesi yaparak milliyetçi-muhafazakâr camianın iddialarını dile getireceğiz. Geçmişte bu meseleyi tartışmaya açan ve komünizme karşı çıkanlar elbette olmuştu. Bunların Türkçü ve Turancı kolunu Nejdet Sançar, Osman Yüksel Serdengeçti, Nihal Atsız ve Fethi Tevetoğlu oluştururken, muhafazakâr ve İslamî kanadının ön safında Necip Fazıl ve Peyami Safa’yı görmekteyiz.</p>
<p>“Köy Enstitüleri” bir Türk buluşuymuş gibi yüceltilir. Halbuki bu benzerleri 140-150 sene evvel Amerika’da, daha sonra Afrika’da, hatta Sovyetler Birliği’nde kurulmuştur. Ama onlarınki “ağzı burnu yerinde, kurulduğu yerin bünyesine tamamıyla uygun müesseselerdi.”</p>
<p>Köy Enstitüleri meselesine sert eleştiriyle dahil olan ve onu “Türkçülük-Moskofçuluk mücadelesi” olarak tasvir eden Atsız’ın kardeşi Nejdet Sançar mücadelenin yıllar sürmesinin sebebini “Çünkü mesele, Türk umumî efkârına aslî mahiyetinden çok, gerçeğin yüz seksen derece aksi bir şekilde anlatılmıştır” diyerek izah ediyordu. Bu açıklama halkın, bilhassa köylünün kandırıldığına dair bir iddia olmanın ötesinde uyanış meşalesini yakacak kıvılcımlardan biriydi.</p>
<p>Bazı gazete ve dergiler, bilhassa bunun üzerinden iktidarını sağlama alan yayınlar bu iddiaları tekrarlaya tekrarlaya okurların kafasında Köy Enstitüleri meselesi hakkında gerçekle ilgisiz inançlar meydana getirmişlerdi. Bu grup bu okulları “Türk köyünün ve köylüsünün kalkınmasını sağlayabilecek tek maarif yuvaları” olarak görüyordu. Çünkü bu bize bir madalyon gibi sunulmuştu. Bir madalyonun tek tarafına bakarak hüküm vermek insanı her zaman yanıltır. Madalyonun arkasını çevirdiğimiz zaman görülen iki gerçek var: Bir kere Köy Enstitülerinde pratik bilgilerle silahlandırıldıkları söylenen gençler, öğretmenlik vasfını tamamen kazanmış olarak yetiştirilmemektedir. Çünkü bu sistem “on parmağında on marifet!” insanlar yetiştirmek esasına dayanmaktaydı. Serdengeçti’nin tabiriyle “Peygamberi İsmail Hakkı Tonguç, (hâşâ) Allah’ı da Hasan Âli Yücel”di. Demircisinden marangozuna kadar her meslek icra edebilecek vasıfta yetiştiriliyordu(!) Yani hem öğretmen, hem çiftçi, hem bahçıvan, hem marangoz, hem inşaatçı… Hâlbuki bu okulları kuran zihniyet Batı aklını örnek almaktaydı. İşte tam da burada keskin bir dönüş bulunuyor. Batı’nın kendine tatbik ettiği en mühim bir husus ihtisastır. On parmakta on marifet demek, “yüzyılların gerisinde kalmış devirlerin bu zihniyetine dönmek istemek” demektir. Eski ilk mektep mezunlarının karşısında bile “gık” diyemeyecek kadar bilgiden mahrum, talim ve terbiye yoksunu bu öğretmenler kalkındıracaktı milleti, öyle mi? Öyleyse neden enstitüleri kendileri yapmadı? Enstitülerin milyonlar harcanarak müteahhitlere yaptırıldığı, bu halde de “tuğlaları biz yoğurduk, biz kestik, pişirdik ve bunlarla enstitüleri biz yaptık” iddialarının bir masal olmaktan öteye geçemediği açıktır. Fakat ikinci ve daha mühim olanı, enstitülerin birtakım kimseler vasıtasıyla “kızıl fesat yuvaları” haline getirilmiş olmalarıdır.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ocak-2021">Derin Tarih Ocak Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
