﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Hicaz &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/etiket/hicaz/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Fri, 02 Apr 2021 06:48:18 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.5</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>Hicaz &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Bilâdüşşâm</title>
		<link>https://www.derintarih.com/bugun-neresi/biladussam/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Süvarioğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 02 Apr 2021 06:48:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bugün Neresi]]></category>
		<category><![CDATA[Bilâdüşşâm]]></category>
		<category><![CDATA[Ebû Ubeyde Bin Cerrâh]]></category>
		<category><![CDATA[Hicaz]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Ömer (ra)]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6932</guid>

					<description><![CDATA[Hicaz’ı merkeze alan Araplar, sağa-güneye düşen bölgeye Yemen, sola-kuzeye düşen bölgeye de Şam demişlerdi. Arapçada ‘yemin’ kelimesi ‘sağ’; ‘şimal’ kelimesi ise ‘sol’ anlamına gelir. İslâm kaynaklarında genellikle bereketi ile övülen ve “Şam illeri” anlamına gelen Bilâdüşşâm, sınırları ufak değişmeler göstermekle beraber, güneyde Kızıldeniz’in bitimindeki Akabe’den kuzeyde Amanos Dağları’na kadar uzanıyordu. Bölgede bugün Suriye, Filistin, Ürdün, Lübnan ve İsrail yer alır. Türkiye’den Hatay, Kilis ve Gaziantep şehirleri de Bilâdüşşâm içerisinde sayılır. Hz. Ömer’in (ra) hilafeti döneminde sahabeden Ebû Ubeyde Bin Cerrâh tarafından fethedilen Bilâdüşşâm, İslâm tarihi boyunca birçok önemli savaşa ve olaya şahitlik etmiştir. Günümüzde Şam ismi, bölgenin merkezi konumunda bulunan&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hicaz’ı merkeze alan Araplar, sağa-güneye düşen bölgeye Yemen, sola-kuzeye düşen bölgeye de Şam demişlerdi. Arapçada ‘yemin’ kelimesi ‘sağ’; ‘şimal’ kelimesi ise ‘sol’ anlamına gelir. İslâm kaynaklarında genellikle bereketi ile övülen ve “Şam illeri” anlamına gelen Bilâdüşşâm, sınırları ufak değişmeler göstermekle beraber, güneyde Kızıldeniz’in bitimindeki Akabe’den kuzeyde Amanos Dağları’na kadar uzanıyordu. Bölgede bugün Suriye, Filistin, Ürdün, Lübnan ve İsrail yer alır.</p>
<p>Türkiye’den Hatay, Kilis ve Gaziantep şehirleri de Bilâdüşşâm içerisinde sayılır. Hz. Ömer’in (ra) hilafeti döneminde sahabeden Ebû Ubeyde Bin Cerrâh tarafından fethedilen Bilâdüşşâm, İslâm tarihi boyunca birçok önemli savaşa ve olaya şahitlik etmiştir. Günümüzde Şam ismi, bölgenin merkezi konumunda bulunan tarihî Dimeşk şehri için kullanılmaktadır.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-nisan-2021">Derin Tarih Nisan Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hac Güzergâhında Bir Osmanlı Karantinahanesi: Kamaran</title>
		<link>https://www.derintarih.com/sifir-noktasi/hac-guzergahinda-bir-osmanli-karantinahanesi-kamaran/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İbrahim Pazan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 02 May 2020 10:33:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sıfır Noktası]]></category>
		<category><![CDATA[Hicaz]]></category>
		<category><![CDATA[karantinahane]]></category>
		<category><![CDATA[Mekteb-i Tıbbiyye]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı İmparatorluğu]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan Abdülaziz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=5878</guid>

					<description><![CDATA[1831’deki ilk büyük kolera salgınından sonra Osmanlı İmparatorluğu topraklarındaki belli başlı limanlara “karantinahaneler” ve “tahaffuzhaneler” inşasına girişilmişti (“Tahaffuz” kelimesi “muhafaza”dan gelmektedir). Özellikle hac ibadeti için dünyanın her tarafından Hicaz’a doğru yola çıkan Müslümanları taşıyan gemilerin güzergâhı üzerindeki kilit noktalara, büyük ve donanımlı karantina tesisleri kurulmuştu. İstanbul’da Çatalca, Kavak ve Tuzla’da tahaffuzhanelerin bulunduğunu biliyoruz. Akdeniz’den gelen gemiler için Antalya, İzmir, Urla ve Çanakkale’de tahaffuzhaneler vardı. Hac güzergâhı için ise iki büyük tahaffuzhane öne çıkmaktadır: Karadeniz üzerinden gelenler için Sinop ve Asya Müslümanları için Kızıldeniz’deki Kamaran tahaffuzhaneleri. Osmanlı bu karantina tesislerinde, Mekteb-i Tıbbiyyeden mezun olmuş ve Avrupa’ya ihtisas için gönderilmiş en gözde&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>1831’deki ilk büyük kolera salgınından sonra Osmanlı İmparatorluğu topraklarındaki belli başlı limanlara “karantinahaneler” ve “tahaffuzhaneler” inşasına girişilmişti (“Tahaffuz” kelimesi “muhafaza”dan gelmektedir). Özellikle hac ibadeti için dünyanın her tarafından Hicaz’a doğru yola çıkan Müslümanları taşıyan gemilerin güzergâhı üzerindeki kilit noktalara, büyük ve donanımlı karantina tesisleri kurulmuştu.</p>
<p>İstanbul’da Çatalca, Kavak ve Tuzla’da tahaffuzhanelerin bulunduğunu biliyoruz. Akdeniz’den gelen gemiler için Antalya, İzmir, Urla ve Çanakkale’de tahaffuzhaneler vardı. Hac güzergâhı için ise iki büyük tahaffuzhane öne çıkmaktadır: Karadeniz üzerinden gelenler için Sinop ve Asya Müslümanları için Kızıldeniz’deki Kamaran tahaffuzhaneleri.</p>
<p>Osmanlı bu karantina tesislerinde, Mekteb-i Tıbbiyyeden mezun olmuş ve Avrupa’ya ihtisas için gönderilmiş en gözde doktorlarını görevlendiriyordu. Bunlardan biri de Sultan Abdülaziz devrinde Mekteb-i Tıbbiyye-i Şahane’yi bitirmiş, 1872’de yüzbaşı rütbesindeyken fenn-i kimya tahsili için üç seneliğine Paris’e gönderilmiş olan Doktor Duka Efendi idi. 1881’de, Sultan II. Abdülhamid devrinde, Sıhhiye Nezareti tarafından Yemen’in Kızıldeniz sahillerinde, Cidde’ye 1.000 kilometre mesafedeki Kamaran Adası’na geçici bir karantinahane kurmakla görevlendirilmiş, bu uygulamanın faydalı olduğu görülünce ertesi sene esas karantina tesislerini inşa ve idare etmeye memur edilmişti. Sonraları Sıhhiye Nezareti bünyesinde sıhhiye müfettişliği, umur-ı sıhhiye umum müfettişliği ve karantina umum müfettişliği görevlerinde bulunmuş, ayrıca paşalık rütbesini de almıştır. Kamaran’daki beş yıllık görevinden döndükten sonra, 1888 yılında İstanbul’da Fransızca olarak neşredilen <em>Revue Médico-Pharmaceutique</em> isimli dergide Kamaran’daki çalışmalarını bir rapor hâlinde kaleme alır. Bu yazıları tercüme edilerek <em>Tercümân-ı Hakîkat</em> gazetesinin 4, 6 ve 8 Ağustos 1888 tarih, 3039, 3040 ve 3042 sayılı nüshalarında yayınlanır. Doktor Duka Paşa bu raporunda, adadaki karantinahane ile ilgili geniş bilgi vermenin yanı sıra, o yıllarda Asya’dan gelen ve çeşitli milletlere mensup hacıların özelliklerini de etraflıca anlatmıştır. Bu raporu Osmanlıcadan sadeleştirerek aktarıyorum.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mayis-2020">Derin Tarih Mayıs Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Suriye Türk Vatanıdır</title>
		<link>https://www.derintarih.com/turk-tarihi/suriye-turk-vatanidir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Alican]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Apr 2020 06:34:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Türk Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Bilâdü'ş-Şam]]></category>
		<category><![CDATA[Hicaz]]></category>
		<category><![CDATA[semavî]]></category>
		<category><![CDATA[Türk ordusu]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=5807</guid>

					<description><![CDATA[Son yıllarda bölgemizde yaşanan ve ülkemizi doğrudan etkileyen sosyal ve siyasî sorunlara karşı bir çözüm arayışı olarak Türk ordusunun Suriye’de yürüttüğü faaliyetler, Türkiye’nin buradaki siyasî ve askerî varlığına ilişkin tartışmaları da beraberinde getirdi. Bir tür hak sahipliği ya da tevarüs hukuku anlayışı içerisinde ele alınan ve tarihî bir zemine çekilmek istenen tartışma, teleolojik olarak Türkiye’nin bölgedeki tarihî varlığını dışlama eğilimleri gösteriyor. Bu çerçevede de soruluyor: “Türkiye’nin bu bölgede ne işi var?” Yine aynı çerçeve içerisinden bu soruya bir cevap da veriliyor: “Tarihî olarak Kürtlerin ya da Arapların yurtları olan bu bölgelerde Türkiye’nin bir tür zımnî hak sahipliği iddiasında bulunması işgaldir.”&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="Standard"><span lang="EN-US">Son yıllarda bölgemizde yaşanan ve ülkemizi doğrudan etkileyen sosyal ve siyasî sorunlara karşı bir çözüm arayışı olarak Türk ordusunun Suriye’de yürüttüğü faaliyetler, Türkiye’nin buradaki siyasî ve askerî varlığına ilişkin tartışmaları da beraberinde getirdi. Bir tür hak sahipliği ya da tevarüs hukuku anlayışı içerisinde ele alınan ve tarihî bir zemine çekilmek istenen tartışma, teleolojik olarak Türkiye’nin bölgedeki tarihî varlığını dışlama eğilimleri gösteriyor. Bu çerçevede de soruluyor: “Türkiye’nin bu bölgede ne işi var?” Yine aynı çerçeve içerisinden bu soruya bir cevap da veriliyor: “Tarihî olarak Kürtlerin ya da Arapların yurtları olan bu bölgelerde Türkiye’nin bir tür zımnî hak sahipliği iddiasında bulunması işgaldir.” Kuşkusuz bu doğru değil. Tarih, bölgedeki Türk varlığının yalnızca ne kadar eski ve coğrafyanın tarihî yapılanışında temel unsur olduğunu değil, aynı zamanda bunun devamını temin etmenin Türkiye’nin varoluşu ve geleceği açısından da hayatî olduğunu gösteriyor. Bunu görebilmek için kuşbakışı bir tarihî okuma bile yeterli olacaktır.</span></p>
<p class="Standard"><span lang="EN-US">İslam tarihinde kuşkusuz Hicaz’ın merkeze alınmasıyla “Kuzey Ülkeleri” anlamına gelen Bilâdü’ş-Şam adıyla (zamanla sadece Şam’a dönüşecektir) anılan coğrafya, bugünkü Suriye’nin büyük bir kısmını içerisine alan geniş bir bölgeye karşılık geliyordu. Tabiî burada sözü edilen dönemde bu coğrafyanın bugünkü Filistin, Lübnan ve Ürdün ile birlikte sözde İsrail’in işgali altındaki topraklara da şamil olduğunu belirtmek gerekir. Mümbit Hilal olarak meşhur bereketli topraklara sahip olması, semavî dinlerin mukaddes kabul ettiği beldeleri ihtiva etmesi ve eski çağlardan beri ticaret yollarının kavşağında bulunması dolayısıyla tarihin her döneminde yoğun bir trafiğin bulunduğu Suriye, aynı zamanda Mısır ile el-Cezîre, Irak ve İran’ı da birbirine bağlamaktaydı. Bundan dolayı da bölgede siyasî hâkimiyet iddiasında olan güçlerin en temel ilgi alanı olarak öne çıkıyordu. Nitekim Suriye’deki Türk varlığının da bu hat üzerinden ele alınması uygundur.</span></p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-nisan-2020">Derin Tarih Nisan Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
