﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Hıristiyanlar &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/etiket/hiristiyanlar/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Tue, 31 Aug 2021 12:47:57 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.5</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>Hıristiyanlar &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Osmanlı’nın Aykırı Vakıfları</title>
		<link>https://www.derintarih.com/oteki-osmanli/osmanlinin-aykiri-vakiflari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kenan Yıldız]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Sep 2021 03:41:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öteki Osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[hayırseverlik]]></category>
		<category><![CDATA[hayrî]]></category>
		<category><![CDATA[Hıristiyanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Kudüs]]></category>
		<category><![CDATA[Yahudiler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7316</guid>

					<description><![CDATA[Müslümanlar, Hıristiyanlar ve Yahudiler açısından sevap umulan dinî bir eylem olarak görülen vakıf kurma, genel anlamda “hayırseverlik” (charity/philantropy) kavramı ile karşılanan iyilikte bulunmanın bir yoluydu. Dinî, sosyal ve ekonomik hayatın merkezinde vakıflar bulunmaktaydı. Sınıfsal bir ayrıcalık gerektirmeyen vakıf kurmayı tetikleyen motivasyon ve endişeler ise muhtelifti. Bunlar genel olarak statü ve itibar elde etme, mülklerin istenilen kişi veya kurumların tasarrufuna bağlanması ve bu sayede istenmeyenlerin mahrum bırakılması, malın müsadere ve miras kıskacından kurtarılması ve bu yapılırken tamamen “ulvî” bir amacın hedeflendiği gösterilerek hayırseverlik zaviyesinden sonraki hayatta (ahiret) korunma umulması şeklinde sıralanabilir. Diğer taraftan, vakıf kurmanın en temel motivasyon kaynağının “din” olduğu&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Müslümanlar, Hıristiyanlar ve Yahudiler açısından sevap umulan dinî bir eylem olarak görülen vakıf kurma, genel anlamda “hayırseverlik” (charity/philantropy) kavramı ile karşılanan iyilikte bulunmanın bir yoluydu. Dinî, sosyal ve ekonomik hayatın merkezinde vakıflar bulunmaktaydı. Sınıfsal bir ayrıcalık gerektirmeyen vakıf kurmayı tetikleyen motivasyon ve endişeler ise muhtelifti. Bunlar genel olarak statü ve itibar elde etme, mülklerin istenilen kişi veya kurumların tasarrufuna bağlanması ve bu sayede istenmeyenlerin mahrum bırakılması, malın müsadere ve miras kıskacından kurtarılması ve bu yapılırken tamamen “ulvî” bir amacın hedeflendiği gösterilerek hayırseverlik zaviyesinden sonraki hayatta (ahiret) korunma umulması şeklinde sıralanabilir. Diğer taraftan, vakıf kurmanın en temel motivasyon kaynağının “din” olduğu da genel olarak kabul görmektedir.</p>
<p>Osmanlı vakıfları üzerine çok geniş bir literatür mevcut. Fakat bu araştırmaya konu edinilen aykırı gayrimüslim vakıfları, mevcut literatürde rastlanmayan bir olgudur. Aykırı gayrimüslim vakıflarının çoğu, genel yapıları itibariyle tipik aile vakfıdır. Vakfiyelerinde Müslümanların, özellikle de Medine’de yaşayanların, lehine şart taşıyor olmaları ise bu vakıfları ve kurucularını aykırı sınıfına sokan asıl unsurdur. Aslında Müslüman ve gayrimüslimlerin birbirlerinin fakirleri yararına vakıf kurmaları hukuken geçerli sayılıyordu. Yani bir Müslüman gayrimüslim fukarayı kastederek, bir gayrimüslim de Müslüman fukarayı kastederek vakıf kurabilirdi. Ancak bu tip örneklere arşiv belgelerinde ender rastlanmaktadır. Zira bu özelliğe sahip olup Osmanlı tarihinde tespit edilebilen gayrimüslim vakfının sayısı şimdilik 14’tür.</p>
<p>Kuruluş hedefleri bakımından çeşitli olan vakıflar, “hayrî” ve “ehlî” olmak üzere iki türlüdür. Bu farklılaşma, vakıf kurucularının tercihlerine göre şekil alan bir durumdu. Hayrî vakıflar, doğrudan hayır maksadı taşıdıklarından bu şekilde anılmaktaydı. Hayrı doğrudan gözetmeyenler ise ehlî/zürrî vakıf veya aile vakfı olarak adlandırılmaktaydı. Osmanlı İmparatorluğu’nda gayrimüslimler, kendilerine tanınan haklar çerçevesinde ehlî ve hayrî birçok vakıf kurdular. Ehlî vakıf kurmak her din mensubu için genel bir hak idi; fakat gayrimüslimlerin hayrî vakıf kurmaları, şekil olarak farklı kurallara tabi olmakla birlikte, kendi kilise ve manastırlarına doğrudan vakıf kurma hakkına sahip değillerdi. Bu kurumlar vakfiyelerde dolaylı şekilde zikredilmeli, vakıflardan asıl faydalanacak kimselerin fakirler (fukarâ) olduğu mutlaka belirtilmeliydi. Buna göre gayrimüslim vakıfları, Hıristiyan ve Yahudilerin mabetlerini temsil eden ortak bir terim olan “kilise”ye değil, “kiliseye gelen giden fukarâya” şart edilmeliydi. Fıkhın, hayrî vakıf bağlamında gayrimüslim vakıfları için öngördüğü şart buydu. Osmanlı’da gayrimüslimler tarafından kurulmuş olan diğer vakıfların şartlarına bakıldığında “fukarâ” ibaresinin ön planda olması da bu nedenledir. Gayrimüslimler, Osmanlı döneminde avarız vergilerinin karşılanması veya Kudüs için de vakıflar kurmuşlardı. Bunun dışında aile vakıfları da İslâm tarihi boyunca yaygınlık kazanmış bir vakıf türüydü.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-eylul-2021">Derin Tarih Eylül Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ortadoğu’da Güney Anadolu’nun Deprem Travması</title>
		<link>https://www.derintarih.com/turk-tarihi/ortadoguda-guney-anadolunun-deprem-travmasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Muharrem Kesik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Mar 2020 11:47:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Türk Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Anadolu]]></category>
		<category><![CDATA[Hıristiyanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Maraş]]></category>
		<category><![CDATA[Ortaçay]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=5673</guid>

					<description><![CDATA[Tarihte insan kaybına neden olan en büyük faktör, ardı arkası kesilmeyen savaşlardı. Ancak çaresi bulunamamış bulaşıcı hastalıklar, yangın, sel baskını ve deprem gibi doğal afetler de bu kayıpların artmasında etkili olmuştur. Ortaçağ kaynakları incelendiğinde, depremlerin güneş tutulması, ay tutulması, yıldızların ve genellikle de kuyruklu yıldızların olağandışı hareketleri, gökyüzünde uzun süreli kızıllık gözlenmesi veya gündüz vakti birdenbire havanın kararması gibi değişimlerin sonunda ya da öncesinde geldiğine açıkça işaret edildiğini görürüz. Ortaçağ’da halkın depreme verdiği tepki bugünkünden farklı değildi. Depremi yaşayanlar arasında şuurunu kaybeden, kalp krizi geçirip fücceten ölen, kendini dışarı atıp sakatlanan ya da yaralanan, deprem korkusundan uyuyamayan, psikolojisi bozulan kimseler&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Tarihte insan kaybına neden olan en büyük faktör, ardı arkası kesilmeyen savaşlardı. Ancak çaresi bulunamamış bulaşıcı hastalıklar, yangın, sel baskını ve deprem gibi doğal afetler de bu kayıpların artmasında etkili olmuştur. Ortaçağ kaynakları incelendiğinde, depremlerin güneş tutulması, ay tutulması, yıldızların ve genellikle de kuyruklu yıldızların olağandışı hareketleri, gökyüzünde uzun süreli kızıllık gözlenmesi veya gündüz vakti birdenbire havanın kararması gibi değişimlerin sonunda ya da öncesinde geldiğine açıkça işaret edildiğini görürüz.</p>
<p>Ortaçağ’da halkın depreme verdiği tepki bugünkünden farklı değildi. Depremi yaşayanlar arasında şuurunu kaybeden, kalp krizi geçirip fücceten ölen, kendini dışarı atıp sakatlanan ya da yaralanan, deprem korkusundan uyuyamayan, psikolojisi bozulan kimseler bugün olduğu gibi oldukça fazla idi. Depremi yaşayanlar evlerine giremez, korkuyu atlatıncaya kadar dışarıda yatardı.</p>
<p>Ortaçağ Anadolu’sunda birçok depremin meydana geldiği tarihî kaynaklarca tespit edilmiştir. Ancak bunlar içinde özellikle 1114 yılında Maraş’ta yaşanan deprem, sebep olduğu tahribatın boyutu ve can kaybı bakımından dikkat çekmektedir. Maraş’ın Ortaçağ’da Anadolu’nun en eski ve önemli şehirlerinden biri olması, dolayısıyla döneme göre oldukça fazla sayılabilecek bir nüfusu barındırması depremdeki can kaybının yüksek olmasına yol açmıştır. Öte yandan bu nüfusun ciddi bir bölümünü Hıristiyanlar oluşturuyordu.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mart-2020">Derin Tarih Mart Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>EDİB CEVAT CUDEH EL-HÜSEYNÎ: “BİZ SELAHADDİN EYYÛBÎ’DEN EMANET OLARAK TARİHİ BİN YILA DAYANAN İKİ ANAHTAR TESLİM ALDIK”</title>
		<link>https://www.derintarih.com/roportaj/edib-cevat-cudeh-el-huseyni-biz-selahaddin-eyyubiden-emanet-olarak-tarihi-bin-yila-dayanan-iki-anahtar-teslim-aldik/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Beyzanur Armağan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 Nov 2019 05:15:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Hıristiyanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Ömer]]></category>
		<category><![CDATA[Kıyamet Kilisesi]]></category>
		<category><![CDATA[Kudüs]]></category>
		<category><![CDATA[Selahaddin Eyyûbî]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=5147</guid>

					<description><![CDATA[KONUŞAN: BEYZA ARMAĞAN &#160; Kıyamet Kilisesi’nin anahtarlarını yaklaşık 850 yıldır muhafaza ediyorsunuz. Anahtarlar neden Müslüman bir aileye verildi? Bu hikâyenin aslı, başlangıç noktası nedir? &#160; Bildiğimiz üzere Kıyamet Kilisesi dünya üzerinde Hıristiyanlar için en kutsal yerlerden biridir; çünkü içerisinde Hz. İsa’nın (as) kabrini bulundurduğuna inanıyorlar. Selahaddin Eyyubî Kudüs’ü Haçlıların elinden kurtarınca Müslümanlardan intikam olarak kiliseyi yıkma teklifiyle gelenler olmuştu. Çünkü Haçlılar Kudüs’e geldiklerinde her şeyi yakıp yıkmış, çok fazla Müslümanı katletmişlerdi. Ama Selahaddin Eyyubî Allah korkusu olan biriydi ve bu teklifleri reddetti. Bunun yerine Ömer Emannamesi’ne bakmayı tercih etti. O emanname ki Beytülmakdis’ten dünyaya yayılan, İslam’ın Hıristiyanlara hoşgörüsünün ifadesidir. Bu&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>KONUŞAN: BEYZA ARMAĞAN</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kıyamet Kilisesi’nin anahtarlarını yaklaşık 850 yıldır muhafaza ediyorsunuz. Anahtarlar neden Müslüman bir aileye verildi? Bu hikâyenin aslı, başlangıç noktası nedir?</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bildiğimiz üzere Kıyamet Kilisesi dünya üzerinde Hıristiyanlar için en kutsal yerlerden biridir; çünkü içerisinde Hz. İsa’nın (as) kabrini bulundurduğuna inanıyorlar. Selahaddin Eyyubî Kudüs’ü Haçlıların elinden kurtarınca Müslümanlardan intikam olarak kiliseyi yıkma teklifiyle gelenler olmuştu. Çünkü Haçlılar Kudüs’e geldiklerinde her şeyi yakıp yıkmış, çok fazla Müslümanı katletmişlerdi. Ama Selahaddin Eyyubî Allah korkusu olan biriydi ve bu teklifleri reddetti. Bunun yerine Ömer Emannamesi’ne bakmayı tercih etti. O emanname ki Beytülmakdis’ten dünyaya yayılan, İslam’ın Hıristiyanlara hoşgörüsünün ifadesidir. Bu emanname ile açıkça Hristiyanlara istedikleri gibi ibadet edebilme özgürlüğü verilmiş, kilise inşa etmelerine izin verilmiş, kendi işlerini kendileri görmelerine müsaade edilmiş. Peki ne olmuştu da Hıristiyanlar Müslümanlara zarar vermeye, onları öldürmeye başlamıştı? Çünkü Hz. Ömer (as) vefat ettikten sonra emannameden tavizler verilmiş ve emanname de onunla beraber ölmüştü. İşte Selahaddin Eyyubî bu Emanname’yi ihya etmek için gelmişti.</p>
<p>Hz. Ömer’den sonra süregelen bu sıkıntılı hali ortadan kaldırmak için Selahaddin Eyyubî Etiyopyalılar, Rum-Ortodokslar, Katolikler, Süryaniler, Kıptîler, Ermeniler’den olmak üzere altı Hıristiyan mezhebinin liderlerini bir araya getirmiş ve onlara (Onlara tek bir şey söylemişti: “Ben sultan olarak hepinizi koruyabilirim. Ama ben ölüp gittikten sonra Emanname’nin de ölüp gitmesini istemiyorum. Kıyamet Kilisesi’nin uzun süre koruma altında kalmasını arzu ediyorum. Bunun için size sunmak istediğim bir fikrim var, kabul ederseniz ben elimden geleni yapmaya hazırım. Eğer reddederseniz seçim sizin. Eğer dilerseniz Kıyamet Kilisesi’nin anahtarlarını Al-i Beyt’e teslim edebilirim.” Hıristiyan mezhepleri bu fikri onayladılar ve o zamandan beri Hz. Ömer’in Emannamesinin muhyisi Selahaddin Eyyubî’nin emriyle bu anahtarları muhafaza ediyoruz.</p>
<p>İsrail işgalinin ardından Kıyamet Kilisesi’nin anahtarları Hıristiyanlar arasındaki ayrılık ve anlaşmazlıklardan dolayı zorla Müslüman bir aileye verilmiş diye bazı söylentiler yayılmaya başladı. Bu doğru değil çünkü o Hıristiyan mezhep mensuplarını bu topraklara getiren zaten Selahaddin Eyyubî idi. Onun zamanında Hıristiyanlar birbirlerini öldürmeye cesaret edemezlerdi çünkü kiliseyi onlar arasında bölüştüren de yine Selahaddin Eyyubî’nin kendisiydi. Mezhepler arasındaki anlaşmazlıklar 1520 yılından sonra, Kanuni Sultan Süleyman döneminde ortaya çıkmaya başladı. Bu Siyonistlerin Müslümanlar ile Hıristiyanlar arasında anlaşmazlık çıkarma şekliydi. Bu inanışı yaygınlaştırarak Hıristiyanları Müslümanlara karşı kışkırtmayı hedeflediler. “Siz birbirinizi öldürüyordunuz, Müslümanlar sizin aranıza girdiler” iddiasında bulundular. Böylece Hristiyanlar anahtarları zorla alıp kiliselerine el koyduğumuzu düşünecek, Müslüman liderler kötü bir şekilde yaftalanacaklardı. Ama bu doğru değil. Bu bölge uzun süre Müslümanlar tarafından yönetildiği için Hıristiyanların Müslümanların güvenilirliğinden şüpheleri yoktu. Bu yüzden Kıyamet Kilisesi’nin anahtarlarını kendileri ona teslim etmişlerdi.</p>
<p><strong>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-kasım-2019">Derin Tarih Kasım Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türk Esirler Nasıl Hıristiyanlaştırıldı?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dinler-tarihi/turk-esirler-nasil-hiristiyanlastirildi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İsmail Taşpınar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 31 Jan 2019 21:37:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dinler Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Hıristiyanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Katolikler]]></category>
		<category><![CDATA[Protestanlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=4202</guid>

					<description><![CDATA[Ortaçağ’dan itibaren Hıristiyan Avrupalıların en çok korktukları düşmanları ‘Türkler’di. Müslüman kimliği ile özdeşleşen ‘Türk’ kelimesinin yerini, sonraki yüzyıllarda ‘Osmanlı’ ismi aldı. Bu korku o kadar ileri boyutlara ulaştı ki, Hıristiyan kutsal kitabında yer alan ahir zaman alametlerinden ‘Deccal’ figürü Türklerle özdeşleştirildi. Bu yüzden, Avrupalı Hıristiyanlara göre Türklere karşı galip gelmek veya esir ederek onlardan birine sahip olmak, büyük bir onur ve haklı bir şöhret sahibi olmak için yeterli bir neden olarak görülmekteydi. Osmanlıların Balkanları ve daha sonra Macar topraklarını ele geçirmesi ve Viyana kapılarına dayanması, hem Katolikler, hem de Protestanlar için büyük bir tehdit olarak görülmekteydi. Türklerin durdurulması için yapılacak&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Ortaçağ’dan itibaren Hıristiyan Avrupalıların en çok korktukları düşmanları ‘Türkler’di. Müslüman kimliği ile özdeşleşen ‘Türk’ kelimesinin yerini, sonraki yüzyıllarda ‘Osmanlı’ ismi aldı. Bu korku o kadar ileri boyutlara ulaştı ki, Hıristiyan kutsal kitabında yer alan ahir zaman alametlerinden ‘Deccal’ figürü Türklerle özdeşleştirildi. Bu yüzden, Avrupalı Hıristiyanlara göre Türklere karşı galip gelmek veya esir ederek onlardan birine sahip olmak, büyük bir onur ve haklı bir şöhret sahibi olmak için yeterli bir neden olarak görülmekteydi. Osmanlıların Balkanları ve daha sonra Macar topraklarını ele geçirmesi ve Viyana kapılarına dayanması, hem Katolikler, hem de Protestanlar için büyük bir tehdit olarak görülmekteydi. Türklerin durdurulması için yapılacak her sefere katılmak dinî ve vatanî bir vazife olarak addediliyordu. Osmanlıları yenmek hayâl olarak kabul edildiği için, onların ilerlemesini durdurabilmek bile ilahî bir lütuftu.</p>



<p><strong>Devamı&nbsp;<a href="http://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-subat-2019">Derin Tarih Şubat Sayısında…</a>&nbsp;</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
