﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Hıristiyanlık &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/etiket/hiristiyanlik/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Tue, 31 Aug 2021 12:55:53 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.5</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>Hıristiyanlık &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Misyonerlerin Anadolu Ajandası: Ermenileri İsyana Kışkırtmak</title>
		<link>https://www.derintarih.com/desifre/misyonerlerin-anadolu-ajandasi-ermenileri-isyana-kiskirtmak/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ahmet Uçar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Sep 2021 03:55:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Deşifre]]></category>
		<category><![CDATA[Alfred Thayer Mahan]]></category>
		<category><![CDATA[American Board]]></category>
		<category><![CDATA[Hıristiyanlık]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. İsa]]></category>
		<category><![CDATA[Josiah Strong]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7343</guid>

					<description><![CDATA[Amerika’nın en güçlü misyonerlik örgütü olan American Board’ın “Tarih’te Tanrı’nın Kudreti” (The Hand of Good in History) adlı 1845 tarihli bildirisi “Dünyaya mutlaka Anglo-Sakson ırkın hâkim olacağı” kehanetiyle emperyalist arzuları körüklerken, aynı teşkilat 1860’da kendisine bağlı misyonerleri “dünyayı fethe çıkan Hz. İsa ordularının öncüleri” olarak ilan etmişti. 1819’dan itibaren Osmanlı ülkesinde faaliyete geçen Amerikalı misyonerlerin her davranışlarında ortaya çıkan öncü rolleri, daha Sultan II. Abdülhamid’in hükümdarlığının ilk yıllarında Türk-Amerikan diplomatik ilişkilerinde önemli problemlerden biri olarak kendisini göstermişti. Türk bahriyesinde vazifeli İngiliz Amiral Sir Henry Woods hatıralarında şunları kaydeder: “1880 başlarında Amerikan misyonerlerin Hıristiyan azınlıkları bahane ederek huzursuzluk kaynağı olmaları ve&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Amerika’nın en güçlü misyonerlik örgütü olan American Board’ın “Tarih’te Tanrı’nın Kudreti” (The Hand of Good in History) adlı 1845 tarihli bildirisi “Dünyaya mutlaka Anglo-Sakson ırkın hâkim olacağı” kehanetiyle emperyalist arzuları körüklerken, aynı teşkilat 1860’da kendisine bağlı misyonerleri “dünyayı fethe çıkan Hz. İsa ordularının öncüleri” olarak ilan etmişti.</p>
<p>1819’dan itibaren Osmanlı ülkesinde faaliyete geçen Amerikalı misyonerlerin her davranışlarında ortaya çıkan öncü rolleri, daha Sultan II. Abdülhamid’in hükümdarlığının ilk yıllarında Türk-Amerikan diplomatik ilişkilerinde önemli problemlerden biri olarak kendisini göstermişti. Türk bahriyesinde vazifeli İngiliz Amiral Sir Henry Woods hatıralarında şunları kaydeder: “1880 başlarında Amerikan misyonerlerin Hıristiyan azınlıkları bahane ederek huzursuzluk kaynağı olmaları ve ülke içinde açtıkları okul ve hastaneler vasıtasıyla Hıristiyanlık propagandası yapmaları Türk-Amerikan ilişkilerinin gerginleşmesine ve bazı meselelerin ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Bu yüzden hiçbir Amerikan elçisi İstanbul’da uzun süre barınamıyordu.”</p>
<p>Bunun sebebi, 1830’larda ABD’ye verilen imtiyazlar neticesinde Amerikan misyonerlik faaliyetlerinin Sultan II. Abdülhamid’in hükümdarlığının ilk yıllarında devasa bir güce dönüşmüş olması idi. Nitekim 1888’de Türkiye’de 394 misyon merkezi, 508 okulu, 400 mabedi, 394 Amerikalı ve 1.049 yerli misyoneri olan, 7.000 dolar yıllık harcama yapan, 50.000 taraftara sahip, emperyalist duygularla kendisini kaybetmiş bir Amerika’nın Türkiye ile yakından ilgilenmemesi düşünülebilir miydi? Amerikalı misyonerler de bu alâkadan memnundular. Bir yandan Amerikan yönetimi ve halkını kışkırtıyor, diğer yandan Türkiye’deki faaliyetlerini artıyorlardı.</p>
<p>19. yüzyıl sonları, Amerikan emperyalizminin babası Alfred Thayer Mahan’ın, “Hiçbir büyük devlet artık yalnızcılık politikası izleyemez, sanayileşme bunu imkânsızlaştırmıştır. Amerika sağlıklı bir ekonomik yapıya sahip olabilmek için dış pazarları eline geçirmeli ve bunun içinde kuvvetli bir deniz gücü kurmalı” görüşünün Amerikan dış politikası olarak benimsendiği dönemdi. Meşhur Amerikalı papaz/yazar John Fiske, <em>Manifest Destiny</em> (Kader Bildirisi) adlı kitabıyla 1885’de Amerikan emperyalizminin ana hatlarını çizmiş, papaz Josiah Strong ve siyaset bilimci John Burgess gibi isimler de kitaplarında Amerikan emperyalizmini empoze etmeye başlamışlardı.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-eylul-2021">Derin Tarih Eylül Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Osmanlı’da Çevre ve Temizlik</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/osmanlida-cevre-ve-temizlik/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Armağan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 02 May 2020 11:37:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Bursa Orhan Camii]]></category>
		<category><![CDATA[Hıristiyanlık]]></category>
		<category><![CDATA[İslamiyet]]></category>
		<category><![CDATA[Sultanahmet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=5929</guid>

					<description><![CDATA[İslamiyetin çevreye bakışı, çevrecilik denilen seküler akımınkinden çok daha ihatalıdır. Çevreyi sadece yatay düzlemde ele almaz, onu aynı zamanda kâinatın kutsal kubbesi altına da sokarak ele alır. Böylece ‘ot’, parktaki sıradan bir yeşillik olmakla kalmaz, aynı zamanda üzerinde ilahi ışığın tecelli ettiği bir ayet olarak imanını rükünlerine bağlanır. Bu sebepledir ki, İslamiyet dünya mabet anlayışına tabiatın içinde ibadet etme anlayışını getirmiştir. Mesela Budistler de diyelim okyanus kenarında yoga yaparlar ama mabetlerinin karanlık köşelerde binlerce mum yanar. Ve içerisi korkunç bir yanık mum kokusuyla kaplanır. İbadetin sizi tarafsız olarak bırakacağı o nesnel vasatı yakalayamazsınız bir türlü. Her şey sizi yönlendirmektedir, iradenizi&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İslamiyetin çevreye bakışı, çevrecilik denilen seküler akımınkinden çok daha ihatalıdır. Çevreyi sadece yatay düzlemde ele almaz, onu aynı zamanda kâinatın kutsal kubbesi altına da sokarak ele alır. Böylece ‘ot’, parktaki sıradan bir yeşillik olmakla kalmaz, aynı zamanda üzerinde ilahi ışığın tecelli ettiği bir ayet olarak imanını rükünlerine bağlanır. Bu sebepledir ki, İslamiyet dünya mabet anlayışına tabiatın içinde ibadet etme anlayışını getirmiştir. Mesela Budistler de diyelim okyanus kenarında yoga yaparlar ama mabetlerinin karanlık köşelerde binlerce mum yanar. Ve içerisi korkunç bir yanık mum kokusuyla kaplanır. İbadetin sizi tarafsız olarak bırakacağı o nesnel vasatı yakalayamazsınız bir türlü. Her şey sizi yönlendirmektedir, iradenizi esir almaktadır. Kurallar, heykeller şu bu. Hıristiyanlık daha da böyle. Üç nefli yapılan kiliselerin ana amacı, içeriye giren mümini yanlara sapmadan apsise yönlendirmektir. Yani hep bir yönlendirme ve inisiyatifini elinden alma tavrı hakim. Oysa Müslüman mabetlerine baktığınızda buna hiç gerek duyulmadığını görürsünüz. Cami içinde kimin nereye oturacağı hiç önemli değildir. İmam bile ruhbanlar gibi bir hiyerarşik makamın sahibi olmayıp cemaat tarafından seçilmiş bir görevliden ibarettir. Daha da önemlisi, özellikle Osmanlı camilerinde karşımıza çıkan, geniş pencerelerle tabiata açılan birer dev çadır görünümüdür. Namaz kılarken Sultanahmet’te denizi temaşa edebilir, selam verirken Bursa Orhan Camii’nde bahçedeki gülleri seyredebilirsiniz. İbadet tabiatın içine taşınmıştır adeta. Oysa Hıristiyanlıkta biliyorsunuz küçücük pencereler, dar kapılar filan şeytanların, kötü ruhların mabetlere girememesi için mahsus böyle yapılmış önlemler cümlesindendir.</p>
<p>Nereye getireceğimi anladınız sözü. İslamda mabetler bile tabiatla iç içe tasarlanmış, çevreden koparılmamış yapılardır. Bir mümin, temiz ve helal kabul edilen bir çevre içerisinde yaşar, ibadet eder, yok şeytan, yok iblis, yok kötü ruhlar, poltergeistlar filan demeden Rabbinin kendisine mescid eylediği arz üzerinde bu derin bilinçle yaşar, bu bilinçle camisini inşa eder, hatta bu bilinçle evini tasarlar. Özetleyecek olursak Seyyid Hüseyin Nasr’ın dediği gibi Müslüman, tabiata kendisine karşı sorumluluk hissedilmeyen bir ‘fahişe’ gibi değil, sonuna kadar beraber yürüyeceği bir ‘eş’ gibi bakar.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mayis-2020">Derin Tarih Mayıs Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Katolik Kilisesi’nin Veba ile İmtihanı</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dinler-tarihi/katolik-kilisesinin-veba-ile-imtihani/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İsmail Taşpınar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 02 May 2020 10:59:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dinler Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[19. yüzyıl]]></category>
		<category><![CDATA[Aziz Sebastiyen]]></category>
		<category><![CDATA[Hıristiyanlık]]></category>
		<category><![CDATA[Katolik Kilisesi]]></category>
		<category><![CDATA[veba]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=5901</guid>

					<description><![CDATA[Katolik Kilisesi’nin ve genel olarak Avrupa’nın veba gibi bulaşıcı hastalıkların yapısına ilişkin ilk ciddi bilgileri 19. yüzyılda oluşmuştu. Özellikle 1348-52 yılları arasında görülen ve etkileri uzun yıllar devam eden Kara Veba sırasında Katolik Kilisesi çareyi kiliselerde toplu halde yapılacak ayinlerde görüyordu. Hatta belânın şiddeti arttıkça, toplu ayin ve ritüellerin hem adedi, hem de çeşidi artıyordu. İnsanları kapalı bir alana toplayarak hastalığın yayılmasına sebep olduğunun farkında olmayan Katolik Kilisesi, vebaya karşı çeşitli dinî ritüeller, dua formülleri ve ibadetler üzerinde durmuştu. Hatta törenlerde yeni azizler ve kültler ihdas edilmişti. Vebadan koruyan azizler kültü bir anda Avrupa’nın birçok yerinde yayılmaya başladı. Bunlar içerisinde&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Katolik Kilisesi’nin ve genel olarak Avrupa’nın veba gibi bulaşıcı hastalıkların yapısına ilişkin ilk ciddi bilgileri 19. yüzyılda oluşmuştu. Özellikle 1348-52 yılları arasında görülen ve etkileri uzun yıllar devam eden Kara Veba sırasında Katolik Kilisesi çareyi kiliselerde toplu halde yapılacak ayinlerde görüyordu. Hatta belânın şiddeti arttıkça, toplu ayin ve ritüellerin hem adedi, hem de çeşidi artıyordu. İnsanları kapalı bir alana toplayarak hastalığın yayılmasına sebep olduğunun farkında olmayan Katolik Kilisesi, vebaya karşı çeşitli dinî ritüeller, dua formülleri ve ibadetler üzerinde durmuştu. Hatta törenlerde yeni azizler ve kültler ihdas edilmişti. Vebadan koruyan azizler kültü bir anda Avrupa’nın birçok yerinde yayılmaya başladı. Bunlar içerisinde özellikle 2. yüzyılda Roma’da yaşayan Aziz Sebastiyen en meşhur olanıydı. Rivayete göre bir asker olan ve dönemin putperest yönetiminde görevi icabı Hıristiyanlığını gizleyen Aziz Sebastiyen, birçok masum Hıristiyan’ın ölmesine engel olmuştu. Bu kerameti binlerce kişinin putperestliği bırakıp Hıristiyanlığı kabul etmesine vesile oldu. Bu durumu öğrenen ve aldatıldığını düşünen İmparatoru Diyokletiyen, Aziz Sebastiyen’i yakalattı. Ölüm cezasına çarptırarak hedef tahtasına yerleştirdi ve vücudunun tamamı oklarla kaplanacak şekilde atış yapılmasını emretti. Öldüğü zannedilen Aziz Sebastiyen’in cesedi nehre atıldı. Ancak ertesi gün hiçbir şey olmamış gibi imparatorun huzuruna çıkan Aziz Sebastiyen haksız yere tutuklanıp işkence gören Hıristiyanların salıverilmesini istedi. İmparator Diyokletiyen’den bir asır önce yaşamış olsa da Aziz Sebastiyen’in olağanüstü şifa kerametleri ve dirilmesine dair rivayetler, vebanın yaygınlaştığı dönemde Kilise tarafından ‘vebadan koruyucu Aziz’ ilân edilmesine neden olmuştur.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mayis-2020">Derin Tarih Mayıs Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Edebî Sömürgeciliğe Direnen Afrika</title>
		<link>https://www.derintarih.com/izdusum/edebi-somurgecilige-direnen-afrika/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Özel]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Oct 2019 07:10:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İzdüşüm]]></category>
		<category><![CDATA[Afrika]]></category>
		<category><![CDATA[Charles Larson]]></category>
		<category><![CDATA[Hıristiyanlık]]></category>
		<category><![CDATA[Wallerstein]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=5032</guid>

					<description><![CDATA[Afrika nedir? Wallerstein 31 yıl önce bu tuhaf soruyu sorarken, Afrika’nın bir “Avrupa kelimesi” olduğunu berkitmek ve Hıristiyanlık, Bilim ve Teknoloji üçlüsünün el ele vererek yüz milyonlarca insanı nasıl tarihten dışladığını göstermek istiyordu. “Bu süreçte, Hıristiyanlığın kendi tanrısı için Afrikalıları ihtida ettirme gayesi, bilimsel gerçek ve teknolojik ilerleme kavramlarında somutlaşan daha seküler bir evrenselcilik biçimiyle değiştirildi, bir ölçüde de onun yedeğine alındı.”1 Ondan çeyrek yüzyıl önce Jean Genet aynı soruyu belki daha çarpıcı bir biçimde sormuştu: “Fakat nedir bir siyah? Ve öncelikle hangi renktendir?” (Les negres, 1960.) Wallerstein’e göre, Genet’nin farkına varmamızı istediği şey, evrensel tanımının özel bir sistemin (kapitalist/modern&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Afrika nedir? Wallerstein 31 yıl önce bu tuhaf soruyu sorarken, Afrika’nın bir “Avrupa kelimesi” olduğunu berkitmek ve Hıristiyanlık, Bilim ve Teknoloji üçlüsünün el ele vererek yüz milyonlarca insanı nasıl tarihten dışladığını göstermek istiyordu. “Bu süreçte, Hıristiyanlığın kendi tanrısı için Afrikalıları ihtida ettirme gayesi, bilimsel gerçek ve teknolojik ilerleme kavramlarında somutlaşan daha seküler bir evrenselcilik biçimiyle değiştirildi, bir ölçüde de onun yedeğine alındı.”1 Ondan çeyrek yüzyıl önce Jean Genet aynı soruyu belki daha çarpıcı bir biçimde sormuştu: “Fakat nedir bir siyah? Ve öncelikle hangi renktendir?” (<em>Les negres</em>, 1960.) Wallerstein’e göre, Genet’nin farkına varmamızı istediği şey, <em>evrensel </em>tanımının özel bir sistemin (kapitalist/modern dünya-sistemin) özel tanımı olduğu ve “o sistem içinde özelin tanımının hiçbir özelliğinin olmadığı, özelin o sistemin evrenseli olduğudur.” Sistem iyi çalıştığı müddetçe, bu tartışma bile “kültürel hiyerarşi yapısını ve sistemde içkin zulüm ve baskıyı pekiştirmeye yarıyor.” Sömürgecilik sonrası Afrika edebiyatının misyonu önce bu evrensellik iddiasını reddetmek, sonra zulüm ve baskıyı ortadan kaldıracak toplumsal psikolojiyi hazırlamaktı. Kolay iş sanmayın; 1972 yılında bile Charles Larson bir Amerikan üniversitesinin yayımladığı eserinde, eh Afrikalılar da artık yavaş yavaş roman yazmayı öğreniyorlar, diyebiliyordu.</p>
<p><strong>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ekim-2019">Derin Tarih Ekim Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Akdeniz Müslümanları Nasıl Katolikleştirildi?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dinler-tarihi/akdeniz-muslumanlari-nasil-katoliklestirildi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İsmail Taşpınar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 01 Aug 2019 07:39:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dinler Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Charles Lavigerie]]></category>
		<category><![CDATA[Fransa]]></category>
		<category><![CDATA[Hıristiyanlık]]></category>
		<category><![CDATA[Katoliklik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=4805</guid>

					<description><![CDATA[Hıristiyanlık 4. yüzyıldan itibaren her zaman bir devletin himayesinde olacak şekilde yayılmıştır. Bu durum hem Doğu, hem de Batı Hristiyanlığın gelişiminde görülür. Her ne kadar Batı Hıristiyanlığı 16. yüzyıldan itibaren Protestanlık ve Katoliklik diye ikiye ayrılmış olsa da, her iki kilise de himayesi altında oldukları ülkelerin sömürgeleştirme faaliyetlerinde görev alacaklardır. Bu konuda Katolik kilisesinin ‘Ablası’ kabul edilen Fransa’nın sömürgeleştirme faaliyetinde bu kilisenin katkıları yadsınamaz. Akdeniz’in Katolikleştirilmesi faaliyetleri özellikle Fransızların Kuzey Afrika’yı sömürgeleştirme projeleri ile daha da hız kazanmış; Cezayir Başpiskoposu Charles Lavigerie (1825-92) ve kurduğu Beyaz Pederler (Les Pères Blancs) teşkilatı bu projede büyük rol oynamıştır.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hıristiyanlık 4. yüzyıldan itibaren her zaman bir devletin himayesinde olacak şekilde yayılmıştır. Bu durum hem Doğu, hem de Batı Hristiyanlığın gelişiminde görülür. Her ne kadar Batı Hıristiyanlığı 16. yüzyıldan itibaren Protestanlık ve Katoliklik diye ikiye ayrılmış olsa da, her iki kilise de himayesi altında oldukları ülkelerin sömürgeleştirme faaliyetlerinde görev alacaklardır. Bu konuda Katolik kilisesinin ‘Ablası’ kabul edilen Fransa’nın sömürgeleştirme faaliyetinde bu kilisenin katkıları yadsınamaz. Akdeniz’in Katolikleştirilmesi faaliyetleri özellikle Fransızların Kuzey Afrika’yı sömürgeleştirme projeleri ile daha da hız kazanmış; Cezayir Başpiskoposu Charles Lavigerie (1825-92) ve kurduğu Beyaz Pederler (Les Pères Blancs) teşkilatı bu projede büyük rol oynamıştır.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>1400 Yıllık Müslüman-Süryânî Dostluğuna Kim Göz Dikti?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/siradisi-tarih/1400-yillik-musluman-suryani-dostluguna-kim-goz-dikti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Çelik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 03 Jul 2018 13:32:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sıradışı Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Hıristiyanlık]]></category>
		<category><![CDATA[İmparator Theodosius]]></category>
		<category><![CDATA[Teolojik ihtilaflar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=3564</guid>

					<description><![CDATA[Paganist Bizans’ın Doğu Hıristiyanlığına karşı yürüttüğü baskı, sündürme, tehcir ve katliam yaklaşık iki asır sürmüştü. Bundan istenilen netice alınamayınca Büyük Konstantinus ile başlayan büyük yumuşama ve işbirliği İmparator Theodosius ile mutlu sona ulaşacaktı. Artık Hıristiyanlık devletin resmî diniydi (380). Hıristiyanlığın yer altından meşru sahaya çıkmasıyla bu sefer yeni bir problem ortaya çıktı: Teolojik ihtilaflar! Başta İsa-Mesih’in şahsiyeti (beşerî ve ilahî tabiatları) olmak üzere, annesi Meryem’in konumu (Theodoks mu Christotoks mu, yani Meryem Tanrı’yı mı doğurdu, insanı mı? Meselesi) kiliselerde ve ruhbanlar arasında derin tartışmalara sebep olacaktı. Tartışmalar zamanla kiliselerden sokaklara taştı, devletin sosyal istikrarı bozuldu. Devamı Derin Tarih Temmuz Sayısında… ]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Paganist Bizans’ın Doğu Hıristiyanlığına karşı yürüttüğü baskı, sündürme, tehcir ve katliam yaklaşık iki asır sürmüştü. Bundan istenilen netice alınamayınca Büyük Konstantinus ile başlayan büyük yumuşama ve işbirliği İmparator Theodosius ile mutlu sona ulaşacaktı. Artık Hıristiyanlık devletin resmî diniydi (380). Hıristiyanlığın yer altından meşru sahaya çıkmasıyla bu sefer yeni bir problem ortaya çıktı: Teolojik ihtilaflar! Başta İsa-Mesih’in şahsiyeti (beşerî ve ilahî tabiatları) olmak üzere, annesi Meryem’in konumu (Theodoks mu Christotoks mu, yani Meryem Tanrı’yı mı doğurdu, insanı mı? Meselesi) kiliselerde ve ruhbanlar arasında derin tartışmalara sebep olacaktı. Tartışmalar zamanla kiliselerden sokaklara taştı, devletin sosyal istikrarı bozuldu.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-temmuz-2018">Derin Tarih Temmuz Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
