﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Hudeyde &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/etiket/hudeyde/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Tue, 08 Mar 2022 14:41:36 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.5</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>Hudeyde &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Yemen’de Basılan Osmanlı Sikkeleri</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/yemende-basilan-osmanli-sikkeleri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hasan Mert Kaya]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Feb 2022 05:59:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Akdeniz]]></category>
		<category><![CDATA[Hudeyde]]></category>
		<category><![CDATA[Karadeniz]]></category>
		<category><![CDATA[Sevakin Limanı]]></category>
		<category><![CDATA[Yemen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7896</guid>

					<description><![CDATA[Ümit Burnu’nun keşfinden önce doğu-batı ticaretinin en önemli yolu öncelikle Kızıldeniz ve ardından de Hürmüz Boğazı üzerinden Basra Körfezi’ydi. Kara ticareti ile kıyaslandığında deniz ticareti çok daha güvenli ve daha az masraflıydı. Bu iki deniz ticaret yolu üzerinden yüklü miktarda baharat, başta abanoz çeşitli ahşap ürünleri, fildişi, ipek, çeşitli yağ ve esanslar Karadeniz ve Akdeniz üzerinden batıya akıyordu. Aden, Hudeyde, Sevakin Limanı önemli ticarî duraklardı. Akdeniz limanlarına ulaşan mallar ağırlıklı olarak Venedik ve Ceneviz gemileri ile Avrupa’ya taşınıyordu. Yemen başta olmak üzere, güney ve doğu Arabistan tüm bu nedenlerle son derece önem arz ediyordu. Osmanlıların Yemen’de farklı sultanlar adına bakır,&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ümit Burnu’nun keşfinden önce doğu-batı ticaretinin en önemli yolu öncelikle Kızıldeniz ve ardından de Hürmüz Boğazı üzerinden Basra Körfezi’ydi. Kara ticareti ile kıyaslandığında deniz ticareti çok daha güvenli ve daha az masraflıydı. Bu iki deniz ticaret yolu üzerinden yüklü miktarda baharat, başta abanoz çeşitli ahşap ürünleri, fildişi, ipek, çeşitli yağ ve esanslar Karadeniz ve Akdeniz üzerinden batıya akıyordu. Aden, Hudeyde, Sevakin Limanı önemli ticarî duraklardı. Akdeniz limanlarına ulaşan mallar ağırlıklı olarak Venedik ve Ceneviz gemileri ile Avrupa’ya taşınıyordu. Yemen başta olmak üzere, güney ve doğu Arabistan tüm bu nedenlerle son derece önem arz ediyordu. Osmanlıların Yemen’de farklı sultanlar adına bakır, gümüş ve altın para basmalarının altında yatan temel motivasyon bu yoğun ticaretti.</p>
<p>Osmanlı Yemen darphanelerinin tamamı bugün Yemen sınırları içerisinde olsa da konuyu güncel siyasî haritaların dışında, “Arap Yarımadası’nın güney bölgesi” üzerinden değerlendirmek daha isabetli olur. Şimdiye kadar yapılan çalışmalarda Osmanlı Devleti’nin Yemen’in on bir şehrinde sikke bastırdığı tespit edilebildi. Osmanlıların Yemen darplı sikkelerle birlikte, bugün Suudi Arabistan sınırları içerisinde kalan Ar’ar ve Necran’da, Irak’ta merkez Bağdat ve güneyde Basra’da, Umman’da ve Habeş Eyaleti merkezi Devarya’da basılan sikkeler üzerinden sürdürülen ekonomik bir hâkimiyet alanı kurma stratejisi uyguladığı görülüyor.</p>
<p>Bu mücadeleye bu denli önem verilmesinin temel nedeni Osmanlıların doğu-batı ticaretinden hem doğrudan, hem de gümrük rüsumları yoluyla çok önemli miktarda gelir elde ediyor oluşuydu. Bağdat ve Basra’da darbedilen “Larin” ve “Muhammedî” gümüş sikkeleri Hint Denizi boyunca Hindistan, Seylan, Gucarât Emirliği, Güneydoğu Asya’nın ticarî cazibe merkezleri olan Ace, Sumatra, Endonezya, Filipinler vb. yerlerle yapılan ticarette kullanılıyordu. Osmanlı Devleti’nin Basra Körfezi’nde 1553 yılında kurduğu Lahsa Beylerbeyliği sınırlarında basılan “Lari” (bakır Larinler) ya da “Tavila” (uzun para) tipi sikkeler de yine uluslararası piyasada itibar görüp, kullanılan paralarıydı.</p>
<p>İşte böylesine ekopolitik önemi haiz bir coğrafyada Osmanlı Devleti’nin ana idare merkezi İstanbul’a oldukça uzak olan Yemen, farklı sikkelerin basıldığı önemli bir bölge konumundaydı. Yemen’de sikke basımına önem verilmesinin bir diğer önemli nedeni de kuşkusuz Portekiz Krallığı ile yaşanan hem bölgenin hem de Güneydoğu Asya ticaret yollarının denetimini elde tutma rekabetiydi.</p>
<p>Yavuz Sultan Selim’in Memlük Devleti’ne karşı düzenlediği 1516 ve 1517 tarihli başarılı Mısır seferleriyle; Hicaz başta olmak üzere, Arap Yarımadası’nın büyük bir bölümü Osmanlı idaresine girdi. Ancak Yemen coğrafyasının tamamının kontrolü tam olarak 1539’da, Hadım Süleyman Paşa tarafından sağlandı. Yemen, Cezîretülarab olarak da adlandırılan yarımadanın coğrafî olarak -günümüzde de- en stratejik yerlerinden. Kızıldeniz’in girişi ve Hint Okyanusu ile Doğu Afrika sahillerinin kontrol noktası olarak Yemen, gerçekten de askerî ve ekonomik olarak kilit pozisyondaydı. Aynı zamanda yarımadanın batı sahilleri boyunca Afrika’ya en çok yaklaştığı yer de yine burasıydı. Kısacası Portekiz ile Osmanlı arasında Kızıldeniz, Basra Körfezi ve Hint Denizi’ndeki doğu-batı ticaret yolunu açık tutma ve ticarete hâkim olma mücadelesinde en büyük kozdu. Bu mücadele kapsamında Osmanlılar Gucerât ve Açe devletleriyle iş birliği de yapmıştı.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-subat-2022">Derin Tarih Şubat Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yemen’de Osmanlı Hukuku</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/yemende-osmanli-hukuku/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hümeyra Bostan Berber]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Feb 2022 05:52:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Aden]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmed Muhtar Paşa]]></category>
		<category><![CDATA[Hudeyde]]></category>
		<category><![CDATA[Muha]]></category>
		<category><![CDATA[osmanli]]></category>
		<category><![CDATA[Seyyidler]]></category>
		<category><![CDATA[Yemen]]></category>
		<category><![CDATA[Zeydî]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7889</guid>

					<description><![CDATA[On dokuzuncu yüzyılda Yemen tarihinde yeni bir sayfa açıldı. Osmanlıların Yemen’i ikinci defa fethi döneminde; Zeydî isyanları bir yandan, imparatorluk merkezine uzaklığı nedeniyle merkezle iletişim ve kontrolün güç sağlanması diğer yandan, idarede bazı zorluklar yaşanıyordu.1 O zamanlar üç ila altı milyon nüfusa sahip olduğu tahmin edilen Yemen’de halkın neredeyse tamamı Müslüman, küçük bir grup ise Yahudi idi. Nüfusun önemli bir kısmını oluşturan Şiî mezhebine yakın Zeydîler yukarı ve dağlık bölgelerde yoğunlaşmıştı.2 Önemli ticaret merkezleri olan Hudeyde, Muha ve Aden gibi aşağı bölgelerde ise Şafii mezhebine bağlı halk yaşamaktaydı. Osmanlı idaresinden önce Yemen’de Hz. Peygamber’in (sas) soyundan gelen Seyyidler oldukça itibarlıydı&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>On dokuzuncu yüzyılda Yemen tarihinde yeni bir sayfa açıldı. Osmanlıların Yemen’i ikinci defa fethi döneminde; Zeydî isyanları bir yandan, imparatorluk merkezine uzaklığı nedeniyle merkezle iletişim ve kontrolün güç sağlanması diğer yandan, idarede bazı zorluklar yaşanıyordu.1</p>
<p>O zamanlar üç ila altı milyon nüfusa sahip olduğu tahmin edilen Yemen’de halkın neredeyse tamamı Müslüman, küçük bir grup ise Yahudi idi. Nüfusun önemli bir kısmını oluşturan Şiî mezhebine yakın Zeydîler yukarı ve dağlık bölgelerde yoğunlaşmıştı.2 Önemli ticaret merkezleri olan Hudeyde, Muha ve Aden gibi aşağı bölgelerde ise Şafii mezhebine bağlı halk yaşamaktaydı.</p>
<p>Osmanlı idaresinden önce Yemen’de Hz. Peygamber’in (sas) soyundan gelen Seyyidler oldukça itibarlıydı ve yalnız onlar İmam (yönetici) olabilirdi. Adalet ise İmamlara bağlı kadılar tarafından sağlanıyordu. Kādı’l-kudāt yönetimden, idarî ve hukukî işleyişten sorumluydu. Kadıları atayıp görevden alırdı. Hukukî olarak son müracaat mercii olan Divan’ın da başıydı. İslâm âleminin meşhur âlim ve fakihi Muhammed eş-Şevkāni de Zeydî Yemen’de yetişmişti ve 1795’de Yemen’in kādı’l-kudātı olarak kırk yıla yakın bu görevde kalmıştı.3</p>
<p>Hukuk ve cinayet davaları, nahiye ve köylerde dolaşan fakihlerin usul ve muamelesine göre görülürdü. Verilen hükümlere bazen her iki taraf rıza gösterse de, bazen şeyh ve kabile reislerinin müdahalesi ve aracılığı gerekebiliyordu. Mesela taraflardan biri veya her ikisi hükme rıza göstermeyip direnir ve gereğini yapmazsa, şeyhler ve ıslahçılar devreye giriyor, fakihler hükmün uygulanması için müdahale ediyordu. Bazen de sulh çabaları sonuçsuz kalıyor, taraflar arasında kavga çıkıyor veya cinayetle sonuçlanıyordu. Eğer hükmü tanımayan taraflar farklı kabiledense, o zaman dava kabileler düzeyine taşınıyor ve iki taraf arasındaki düşmanlık kabileler arası düşmanlığa dönüşüyordu.4</p>
<p>1872’de Yemen’i yeniden fethederek ilk Osmanlı valisi olan Ahmed Muhtar Paşa hukukî karışıklığı ortadan kaldırmak için bazı düzenlemeler yaptı. Öncelikle şahsi düşmanlıkların ve kan davalarının tamamen kaldırılması gerektiğini ilân etti. Paşanın bu ilânı, cinayet ve kavgaların bertaraf edilmesinde büyük ölçüde etkili oldu.  Bu emre rağmen hâlâ düşmanlığa ve intikam almaya devam edenler, haklı olsun veya olmasın emre itaatsizlik suçundan cezalandırıldı.5</p>
<p>Yemen halkı için mahkemelerini görmek çok basit bir işti. Mahkemeye gitmeden, caminin etrafında yazıhanesi olan ya da arzuhalci gibi bir kenarda oturan fakihlerden birine başvurarak işini halletmek mümkündü. Dava açmak için dilekçe yazmaya, pul yapıştırmaya, imza veya mühre ihtiyaç olmadığı gibi, hâkimlere de ne harç ne rüsum verilirdi. Fakih hükmü yazdığı kâğıdın altına adını ve hüviyetini yazar, imzasını atar, i‘lamı alakalı kişiye verir, dava görülmüş olurdu. Resmî kayda gerek görülmezdi.6 Yemen’de alışılagelen bu kolay fakat denetimsiz ve keyfi işleyişin aksine, Osmanlılar buraya hiyerarşik ve bürokratik, aynı zamanda masraflı bir mahkeme sistemi getirmek istiyordu.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-subat-2022">Derin Tarih Şubat Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sultan II. Abdülhamid Döneminde Altın Madenciliği</title>
		<link>https://www.derintarih.com/ozel-dosya/sultan-ii-abdulhamid-doneminde-altin-madenciligi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ahmet Uçar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 04 May 2021 07:55:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Özel Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmed Faik Bey]]></category>
		<category><![CDATA[Elazığ]]></category>
		<category><![CDATA[Fischbach]]></category>
		<category><![CDATA[Hudeyde]]></category>
		<category><![CDATA[Mirliva Süleyman Paşa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7051</guid>

					<description><![CDATA[Sultan II. Abdülhamid, hükümdarlığının ilk yıllarından itibaren madenler ve petrol çalışmalarına büyük bir ilgi göstermişti. Ancak gerek teknolojik yetersizlik, gerek mali sıkıntılar, gerekse Batılı devletlerin emperyalist arzuları bu çalışmalara engel oldu. Sultan bu bağlamda iki şeye önem veriyordu: Birincisi, yeraltı zenginliklerinin yerlerinin tespiti; ikincisi, bunların Hazine-i Hassa şemsiyesi altında korumaya alınması. Bu amaçla, 1 Şubat 1879’da Ergani’de görevli Alman maden mühendisi Wilhelm Fischbach’a Elazığ bölgesindeki maden yataklarının ayrıntılı bir haritasını yaptırmıştı. Mirliva Süleyman Paşa da 3 Haziran 1880’de Yıldız’a gönderdiği bir raporda Ergani’den çıkarılan ve Rumeli Demiryolu İşletme Şirketi’ne satılan bakır madenlerinin içerisinde binde 3 ile binde 5 oranında altın&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sultan II. Abdülhamid, hükümdarlığının ilk yıllarından itibaren madenler ve petrol çalışmalarına büyük bir ilgi göstermişti. Ancak gerek teknolojik yetersizlik, gerek mali sıkıntılar, gerekse Batılı devletlerin emperyalist arzuları bu çalışmalara engel oldu. Sultan bu bağlamda iki şeye önem veriyordu: Birincisi, yeraltı zenginliklerinin yerlerinin tespiti; ikincisi, bunların Hazine-i Hassa şemsiyesi altında korumaya alınması. Bu amaçla, 1 Şubat 1879’da Ergani’de görevli Alman maden mühendisi Wilhelm Fischbach’a Elazığ bölgesindeki maden yataklarının ayrıntılı bir haritasını yaptırmıştı. Mirliva Süleyman Paşa da 3 Haziran 1880’de Yıldız’a gönderdiği bir raporda Ergani’den çıkarılan ve Rumeli Demiryolu İşletme Şirketi’ne satılan bakır madenlerinin içerisinde binde 3 ile binde 5 oranında altın olduğu sultana haber vermişti.</p>
<p>Şubat 1879’da Medine civarında Hudeyde’de bulunan madenden alınan altın numunesi saraya takdim olunurken, 1 Mayıs 1880’de ise Sana’da bir çoban tarafından bulunan bir altın yatağıyla ilgili bilgiler gelmişti. Saraydan 26 Kasım 1880’de Yemen’e gönderilen talimatta, “bulunan altın madeninin istifadeli bir şey olup olmadığının” araştırılması istenmiştir. Ancak Batılı devletlerce kışkırtılan isyanlar çalışmayı akim kılmıştır.</p>
<p>4 Ocak 1886’da Topçu Miralayı Ahmed Faik Bey, bir aylık bir araştırmadan sonra Aydın vilayeti dahilinde mevcudiyetini haber aldığı altın ve gümüş madenlerinden çıkardığı cevherden bir miktar numuneyi ve adı geçen vilayette bulunan maden hakkında hazırladığı bir raporu Sultan II. Abdülhamid’e takdim etti. Bu raporda, “yaptığı araştırma sonucu külliyetli miktarda altın numunesi takdim edemese de hafriyata devam ile biraz daha derine gidildikçe gümüş ve altın madeninin bulunacağı kanaatinde” olduğunu belirtmiş ve vilayette bulunan bazı madenler hakkında kısa bilgiler vermişti. Nitekim 12 Ocak 1888’de Bosnalı Halil tarafından Osmanlı Dahiliye Nezaretine, Söke’ye bağlı Domaniçe köyü yakınlarında altın madeni bulunduğu ihbarı yapılınca Aydın valiliğinden konuyla ilgilenmesi istenildi.</p>
<p>Aynı tarihlerde Bursa Mudanya ve Mihaliç’te (Karacabey) de altın ve gümüş madeni bulunduğu haberi geldi. 1891 yılı sonlarında Eskişehir’de bulunan bir madenle ilgili numuneler sultan tarafından Viyana’ya gönderilmişse de, 6 Ocak 1892’de bu numunelerin altın ihtiva etmediği raporu gelmişti. Bu arada sultana Kasım 1892’de kumların yıkanması ile altın elde edilen bir makine hakkında rapor sunuldu. Aralık 1893’te Selanik İzvor köyünde çıkarılan simli altın hakkında Osmanlı hükümetine bilgi verildi. Böylece 1893-95 yılları arasında altın konusu çeşitli raporlarla Sultan II. Abdülhamid ve Osmanlı yönetiminin gündeminde kalmaya devam etti.</p>
<p>Sultanın altın konusuna duyarlılığını bilen mahalli yöneticiler sık sık Yıldız Saray’ına kendi bölgelerinde altın madeninin bulunduğu ile ilgili haber veriyorlardı. Ağustos 1893’te Yıldız’a “Hicaz’da keşfedilen halis yaldız altını madeni” hakkında bir rapor sunulmuş ve 13 Haziran 1894 tarihli rapordan anlaşıldığı üzere bu konuda olumlu bir sonuç çıkmamıştı. 17 Ağustos 1894’te Rize’nin Hopa kazasındaki Bahta (günümüzde Arhavi’ye bağlı Kireçlik) köyünde altın madeninin ruhsatı istenmekteydi. 3 Temmuz 1894 tarihli bir başka raporda Selanik’te Marihova nahiyesi Roşden köyündeki altın ve gümüş madeninin Alatini biraderlerin uhdesinde olduğu bildirilirken, 12 Ekim 1894’de Bitlis vilayeti Siirt sancağı Şirvan kazasında tesbit edilen altın madeninin bulunduğu alan Emlak-ı Hümayûn’a dahil edilerek, bu alanın Hazine-i Hassa tarafından idaresi kararlaştırılmıştı. Ancak 5 Ekim 1896 tarihli bir rapora göre buradaki altının değerinin çok kıymetsiz olduğu ve elde edilecek altının yapılacak masrafı karşılamayacağı bildirilmişti.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mayis-2021">Derin Tarih Mayıs Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
