﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Hülâgû &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/etiket/hulagu/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Sat, 09 Oct 2021 07:01:07 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.5</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>Hülâgû &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Hindîler Tekkesi</title>
		<link>https://www.derintarih.com/iz-birakanlar/hindiler-tekkesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Deniz Çıkılı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 09 Oct 2021 07:01:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İz Bırakanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Bâbürlü]]></category>
		<category><![CDATA[Bâbürname]]></category>
		<category><![CDATA[Hamidullah]]></category>
		<category><![CDATA[Hülâgû]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed İkrâm]]></category>
		<category><![CDATA[sufi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7444</guid>

					<description><![CDATA[Hint alt kıtasının geçen asırda yetiştirdiği velûd âlimlerden biri olan Muhammed Hamidullah, İslâm Peygamberi adlı eserindeki bazı yaklaşımlarında da görüleceği üzere yetişme tarzı bakımından akılcı birisidir. Hukukî çalışma ve incelemelerin kendisine inandırıcı bir şekilde tarif ve ispat edilmeyen her şeyi reddettirdiğini söyledikten sonra Hamidullah, oldukça dikkat çekici bir tespitte bulunur ve der ki: “Batı toplumunda, Paris gibi bir muhitte yaşamaya başladığım zamandan beri hayretle görmekteyim ki, Hıristiyanların İslâmiyet’i kabulü, onları İslâm’ı kabule sevk eden, fıkıh ve kelâm âlimlerinin görüşleri değil, İbn-i Arabî ve Mevlânâ gibi sufilerdir. Bu konuda benim de şahsî müşahedelerim olmuştur. İslâmî bir konuda benden bir izah istendiği&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hint alt kıtasının geçen asırda yetiştirdiği velûd âlimlerden biri olan Muhammed Hamidullah, İslâm Peygamberi adlı eserindeki bazı yaklaşımlarında da görüleceği üzere yetişme tarzı bakımından akılcı birisidir. Hukukî çalışma ve incelemelerin kendisine inandırıcı bir şekilde tarif ve ispat edilmeyen her şeyi reddettirdiğini söyledikten sonra Hamidullah, oldukça dikkat çekici bir tespitte bulunur ve der ki: “Batı toplumunda, Paris gibi bir muhitte yaşamaya başladığım zamandan beri hayretle görmekteyim ki, Hıristiyanların İslâmiyet’i kabulü, onları İslâm’ı kabule sevk eden, fıkıh ve kelâm âlimlerinin görüşleri değil, İbn-i Arabî ve Mevlânâ gibi sufilerdir. Bu konuda benim de şahsî müşahedelerim olmuştur. İslâmî bir konuda benden bir izah istendiği zaman, benim verdiğim aklî delillerle dayanan cevap, soranı tatmin etmiyordu. Fakat tasavvufî izah meyvesini vermekte gecikmiyordu. Bu konuda tesir gücümü gittikçe kaybettim. Şimdi inanıyorum ki, Hülâgû’nün yakıp yıkan istilalarından sonra Gazan Han zamanında olduğu gibi, bugün de en azından Avrupa ve Afrika’da İslâm’a hizmet edecek olan, ne kılıç, ne de akıldır; fakat kalp, yani tasavvuftur<em>.”</em></p>
<p>İslâm’ın daha geniş kitlelere ve nesillere ulaştırılmasında mutasavvıfların başrolde olduğu gerçeği Hint alt kıtası dediğimiz devasa coğrafya için de geçerlidir. Alt kıtadaki tasavvuf mektepleri tarafından yürütülen tebliğ faaliyetleri belli bir plan ve hedef çerçevesinde olması, Hindistan’daki tasavvuf ekolleri arasında dünyevî manada çekişme ve mücadelenin vuku bulmaması Hintli sûfileri bu hususta başarılı kılan nedenler arasındadır. Pakistan kültür tarihi araştırmacısı Muhammed İkrâm, Hint alt kıtasının İslâmlaşma sürecinde tasavvufun rolünü şu sözlerle özetler: “Hindistan’da başlangıçtan beri İslâm’a tasavvufun rengi o kadar işlemiştir ki, 20. asrın başına kadar hiçbir kimse herhangi bir tasavvufî yola girmeksizin İslâm’ın feyz ve bereketinden istifade edilebileceğini düşünememiştir.” Tasavvuf, alt kıtaya öylesine sirayet etmiştir ki etkilerini ve izlerini hemen her yerde görmek mümkün. Bâbürlü İmparatorluğu’nun kurucusu Bâbür Şah’ın <em>Bâbürname</em> adlı eserini açıp okuduğunuzda babası Ömer Mirzâ’yı anlatırken onun tasavvufî hayatına ilişkin şu bilgileri verdiğini görürsünüz: “Hanefî mezhebinden olup temiz itikâdlı bir adamdı. Beş vakit namazını bırakmazdı. Kazaya kalanları da hayatta iken kılmıştır. Çok defa yüksek sesle Kur’an okurdu. Hoca Ubeydullah Hazretleri’nin müridi idi ve sohbetleriyle çok müşerref olmuştu. Hoca Hazretleri de ona ‘Oğlum’ diye hitap ederdi.”</p>
<p>Tasavvufî faaliyetlerin icra edildiği mekânlar olan tekkeler (ki farklı coğrafyalarda zâviye, hankah, tevhidhâne olarak da adlandırılır) tasavvufî hayatın yoğun bir şekilde yaşandığı Hindistan’da da büyük önem atfedilen yerlerdir. Biz de bu yazımızda Hint alt kıtası ile Anadolu coğrafyası arasındaki bağlantıyı sağlayan İstanbul’daki meşhur Hindîler Tekkesi üzerinde durarak genel bir perspektif çizmeye çalışacağız.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ekim-2021">Derin Tarih Ekim Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Her Şey Bitmiş Gibiydi, Ama&#8230;</title>
		<link>https://www.derintarih.com/editorden/her-sey-bitmis-gibiydi-ama/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Taha Kılınç]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Sep 2021 05:30:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Editörden]]></category>
		<category><![CDATA[Abbâsîler]]></category>
		<category><![CDATA[Asya]]></category>
		<category><![CDATA[Ayn Calut]]></category>
		<category><![CDATA[Filistin]]></category>
		<category><![CDATA[Hülâgû]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7401</guid>

					<description><![CDATA[Hülâgû Han komutasındaki Moğol ordusunun, tam 13 gün süren bir kuşatmanın sonunda 10 Şubat 1258’de Bağdat’a girişi, tarihin dönüm noktalarından biriydi. Sonraki hafta boyunca, Abbâsîlerin eski görkemli başkenti, korkunç bir yıkıma ve yağmaya sahne oldu. Rivayetler muhtelif, ancak “yüz binlerce” insanın katledildiği, kütüphanelerin ateşe verildiği, taş üstünde taşın bırakılmadığı bir kıyımdan söz ediyoruz. Hülâgû’nun bizzat kendisinin bile ceset kokusu sebebiyle şehirde uzun süre konaklayamadığı, akbabaların aylar boyunca Bağdat semalarından eksik olmadığı, Dicle’nin masmavi renginin kan ve mürekkep karışımına döndüğü kaynaklarda kayıtlı. Moğolların yaptığı baskınla yalnızca İslâm tarihinin en mamur şehirlerinden Bağdat -eski ihtişamına bir daha hiç kavuşmamak üzere- tarihin tozlu&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hülâgû Han komutasındaki Moğol ordusunun, tam 13 gün süren bir kuşatmanın sonunda 10 Şubat 1258’de Bağdat’a girişi, tarihin dönüm noktalarından biriydi. Sonraki hafta boyunca, Abbâsîlerin eski görkemli başkenti, korkunç bir yıkıma ve yağmaya sahne oldu. Rivayetler muhtelif, ancak “yüz binlerce” insanın katledildiği, kütüphanelerin ateşe verildiği, taş üstünde taşın bırakılmadığı bir kıyımdan söz ediyoruz. Hülâgû’nun bizzat kendisinin bile ceset kokusu sebebiyle şehirde uzun süre konaklayamadığı, akbabaların aylar boyunca Bağdat semalarından eksik olmadığı, Dicle’nin masmavi renginin kan ve mürekkep karışımına döndüğü kaynaklarda kayıtlı.</p>
<p>Moğolların yaptığı baskınla yalnızca İslâm tarihinin en mamur şehirlerinden Bağdat -eski ihtişamına bir daha hiç kavuşmamak üzere- tarihin tozlu sayfalarına gömülmekle kalmamış, aynı zamanda henüz 45 yaşındaki Abbâsî halifesi Musta’sim-Billâh’ın katliyle Müslümanların derunî hafızasında bir devir de sona ermişti.</p>
<p>Ta Asya içlerinden başlayıp, önlerine çıkan her şeyi devirerek, nice İslâm şehirlerini dümdüz ederek ve katliamlara katliam ekleyerek Bağdat’a kadar gelen Moğollar, sonrasında bugünkü Ortadoğu mıntıkasının merkezine doğru yollarına devam etmişti. İslâm dünyası ve Müslümanlar açısından, adeta her şey bitmiş gibiydi. Halep’in ve Şam’ın da tarumar edilmesinin ardından, sıra Kudüs ve Kahire’deydi.</p>
<p>Derken… Kimsenin ummadığı bir şey oldu: 3 Eylül 1260’da Filistin topraklarındaki Ayn Calut’ta gerçekleşen zorlu bir savaş, Moğol akınının önüne set çekmeyi başardı. “Yenilmez” diye düşünülen Moğol ordusunu mağlup ederek tarihin akışını değiştirenler Memlüklerdi.</p>
<p><em>Derin Tarih</em>’in bu ayki kapak konusunu seçerken hiç zorlanmadık. Çünkü Ayn Calut Savaşı, sonrasındaki bütün gelişmeleri doğrudan etkileyen, çok mühim bir dönemeçti. Kıymetli okurlarımıza, savaşı bütün boyutlarıyla anlatmayı ve bu sayede o dönemin kahramanlarını yeniden hatırlatmayı istedik. Sahasında uzman isimlerin birbirinden kıymetli katkılarıyla, Ayn Calut için “kaynak” olacak derecede kapsamlı ve derinlikli bir sayı hazırladığımızı düşünüyorum.</p>
<p>Son olarak, detaylara dikkat kesilmeyi seven okurlarımız için teknik bir izahta bulunmak isterim: Savaşın gerçekleştiği mekânın ismini yazarken “Ayn Calut” şeklindeki düz telaffuzu tercih ettik. “Ayn Câlût” veya “Aynicâlût” şeklinde alternatif yazılışlar da mevcut.</p>
<p>Yeni sayılarımızda, hayırla görüşmek üzere.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Moğollar Ayn Calut’ta Durdurulamasaydı Ne Olurdu?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/mogollar-ayn-calutta-durdurulamasaydi-ne-olurdu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Alican]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Sep 2021 05:15:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Ayn Calut]]></category>
		<category><![CDATA[Cengiz Han]]></category>
		<category><![CDATA[Hülâgû]]></category>
		<category><![CDATA[Kutuz]]></category>
		<category><![CDATA[Memlükler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7392</guid>

					<description><![CDATA[1260 yılının sonbaharında Filistin’in Celile bölgesindeki Ayn Calut mevkiinde Moğolların Batı kolu İlhanlılar ile Memlükler arasında gerçekleşen savaş Memlüklerin kesin galibiyetiyle sonuçlandı. Tarafların karşı karşıya gelmesinden bir süre önce Memlük sarayına mektup göndererek kendisine tabi olunmasını isteyen Hülâgû’nün elçilerini Kahire’de idam ettiren Sultan Kutuz, çeyrek asırdan daha uzun bir süreden beri İslâm dünyası açısından adeta bir kâbusa dönüşen Moğollara karşı savaşmayı seçmişti. Savaşın ardından Moğolların mağlup edilmesinde belirleyici bir rol üstlenen ve kendisinden sonra Memlük hükümdarı olan kumandanı Baybars tarafından planlanan bir suikasta kurban giderek tahtını kaybetse de, Kutuz’un seçiminin tarihî bir karar olduğunu belirtmek gerekir. Ortaçağ İslâm kaynakları tarafından&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>1260 yılının sonbaharında Filistin’in Celile bölgesindeki Ayn Calut mevkiinde Moğolların Batı kolu İlhanlılar ile Memlükler arasında gerçekleşen savaş Memlüklerin kesin galibiyetiyle sonuçlandı. Tarafların karşı karşıya gelmesinden bir süre önce Memlük sarayına mektup göndererek kendisine tabi olunmasını isteyen Hülâgû’nün elçilerini Kahire’de idam ettiren Sultan Kutuz, çeyrek asırdan daha uzun bir süreden beri İslâm dünyası açısından adeta bir kâbusa dönüşen Moğollara karşı savaşmayı seçmişti. Savaşın ardından Moğolların mağlup edilmesinde belirleyici bir rol üstlenen ve kendisinden sonra Memlük hükümdarı olan kumandanı Baybars tarafından planlanan bir suikasta kurban giderek tahtını kaybetse de, Kutuz’un seçiminin tarihî bir karar olduğunu belirtmek gerekir.</p>
<p>Ortaçağ İslâm kaynakları tarafından artık “durdurulmaları mümkün olmayan ilahî bir ceza” olarak görülmeye başlandıkları özellikle vurgulanan Moğollar, Kutuz’un bu tarihî kararı sonucunda Ayn Calut’ta kazanılan zaferle durdurulmuş, böylelikle İslâm dünyasının son kalesi düşmekten kurtulmuştu. 1220’li yılların başından itibaren Cengiz Han’ın liderliğinde İslâm âleminin üzerine bir kasırga gibi çöken ve önlerine çıkan bütün hanedanları arkalarında on binlerce ölü bıraktıkları acımasız katliamlarla yok eden Moğolların en nihayet durdurulabilmiş olmasının, daha sonra yaşanması muhtemel birçok felaketin önüne geçtiği söylenebilir. Kuşkusuz tarih bir spekülasyon alanı değildir, fakat bunu Moğolların o tarihe kadar gerçekleştirmiş oldukları faaliyetlerden çıkarsamak mümkündür.</p>
<p>1219 yılında Otrar’daki Harezmşah valisinin Moğol ülkesinden gelen tüccarları katletmesini gerekçe göstererek İslâm dünyasını hedef alan Cengiz Han liderliğindeki Moğollar, Otrar’dan başlayarak Buhara, Semerkand, Mâzenderân, Rey, Hemedan, Tiflis, Meraga, Erdebil, Beylekan, Derbent, Fergana, Tirmiz, Mansurkûh, Merv, Nişabur, Tus, Herat ve Gürgenç gibi meşhur yerler başta olmak üzere burada sayılmaları bile uzun bir liste meydana getirecek olan dönemin birçok önemli şehir, kale ve bölgesini işgal etmiş; buralarda akıl almaz katliamlar gerçekleştirmişlerdi. Horasan, Mâverâünnehir ve Azerbaycan bölgelerini büsbütün talan eden Moğolların önünde kimse duramıyor, hiçbir şehir uzun süre Moğol kuşatmalarına direnemiyordu. Onlarca şehir haritadan silinmiş, tarihin gördüğü en büyük ve doğal olmayan yıkımlardan biri (belki de en büyüğü) Moğolların eliyle gerçekleşmişti.</p>
<p>İşgal ettikleri yerlerde taş üstünde taş omuz üstünde baş bırakmayan Moğollar, Cengiz Han’dan sonra da akıl almaz ilerleyişlerini devam ettirdiler. Harezmşahlar devletini adeta bir çırpıda tarihin karanlığına gönderen istilacılar, bir yandan Karadeniz’in kuzeyi boyunca ilerleyerek Avrupa içlerine doğru giderken, diğer yandan da kendilerine karşı dikkat çekici önlemler alan Sultan Alaeddin Keykubad’ın vefatının ardından Anadolu’ya girdiler. Türkiye Selçuklu ülkesinin sınır boylarını (Erzurum’da yaptıkları katliamı kaynaklar irkiltici tasvirlerle anlatmışlardır) talan etmekle kalmadılar, 1243 yılında Kösedağ’da Sultan Gıyaseddin Keyhüsrev’i büyük bir bozguna uğratıp Selçuklu yönetimini ele geçirerek bir çeşit müstemleke haline getirdiler. Musul ve Fars atabeyliklerini de tabiyetleri altına alan Moğollar, 1254 yılında Hülâgû’nün liderliğinde İran’a girerek İslâm dünyasının kalbine yöneldiler.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-eylul-2021">Derin Tarih Eylül Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İslâm Kültürü Merkezi Akdeniz’in Diğer Ucuna Kayabilirdi</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/islam-kulturu-merkezi-akdenizin-diger-ucuna-kayabilirdi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Roger Crowley]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Sep 2021 05:10:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Ayn Calut]]></category>
		<category><![CDATA[Eyyubiler]]></category>
		<category><![CDATA[Hülâgû]]></category>
		<category><![CDATA[Memlük]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır]]></category>
		<category><![CDATA[suriye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7389</guid>

					<description><![CDATA[Tabiatıyla tarih bilinmeyenlerle dolu. Memlüklerin Ayn Calut’taki zaferi inanılmaz derecede önemliydi. Moğolların İslâm dünyasındaki yayılmasının sonu olmasa bile, bu sonun kaçınılmaz olduğunun bir göstergesiydi. Moğollar Ayn Calut Savaşı’nı kazanmış olsalardı, böyle bir son söz konusu olabilir miydi? Kesinlikle Kahire düşerdi. Bağdat’ın korkunç yıkımı sonrasında, şehir ahalisi -tıpkı daha az yıkıma uğrayan Şam ahalisinin yaptığı gibi- muhtemelen kapıları açacaktı. Bu da İslâm kültürü için büyük kayıplara yol açacaktı. Ancak Moğollar birçok nedenden dolayı, stratejik imkânları çerçevesinde hareket ediyorlardı. Birincisi, çok sayıdaki atlarını otlatmak için geniş otlakların bulunmaması, Suriye ve Mısır’da büyük bir ordu bulundurmalarını imkânsız kılıyordu. Ayrıca Moğolistan’daki büyük hanın ölümü&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Tabiatıyla tarih bilinmeyenlerle dolu. Memlüklerin Ayn Calut’taki zaferi inanılmaz derecede önemliydi. Moğolların İslâm dünyasındaki yayılmasının sonu olmasa bile, bu sonun kaçınılmaz olduğunun bir göstergesiydi. Moğollar Ayn Calut Savaşı’nı kazanmış olsalardı, böyle bir son söz konusu olabilir miydi? Kesinlikle Kahire düşerdi. Bağdat’ın korkunç yıkımı sonrasında, şehir ahalisi -tıpkı daha az yıkıma uğrayan Şam ahalisinin yaptığı gibi- muhtemelen kapıları açacaktı. Bu da İslâm kültürü için büyük kayıplara yol açacaktı.</p>
<p>Ancak Moğollar birçok nedenden dolayı, stratejik imkânları çerçevesinde hareket ediyorlardı. Birincisi, çok sayıdaki atlarını otlatmak için geniş otlakların bulunmaması, Suriye ve Mısır’da büyük bir ordu bulundurmalarını imkânsız kılıyordu. Ayrıca Moğolistan’daki büyük hanın ölümü Moğol kabile liderlerinin dikkatini dağıtmıştı. Dahası, imparatorluğun batı bölgelerinde çeşitli Moğol hanları arasında bir rekabet vardı. Hülâgû Han İslâm’ı kabul eden ve Bağdat’ın ele geçirilmesinin intikamını almak isteyen komşu Altınordu Hanlığı hükümdarı Berke Han ile savaş halindeydi. Moğolların küçük ve yenisinin kurulması kolay olmayan Memlük ordusunu yok ederek Mısır’daki varlığını sürdürmesi ihtimal dışı görünse de, Müslüman Ortadoğu’da bir iktidar boşluğu yaratmaları mümkündü. Moğollar yenseydi, Türk-Memlük hanedanı asla var olamazdı. Peki, yerine kim geçecekti? İlk olarak Müslüman Ortadoğu Eyyûbîler döneminde olduğu gibi birçok küçük prenslik demeti haline geri dönecekti.</p>
<p>Yine bu zafer Hıristiyan Haçlı devletleri için kısa vadeli bir kazanım olabilirdi. Baybars’ın kararlılığı olmaksızın, Filistin ve Suriye kıyılarında daha uzun süre kalabilirlerdi. Moğollar Memlüklere karşı Haçlılarla ittifak kurmaya çalışmıştı. Ancak Ayn Calut’tan sonra muhtemelen geriye kalan son Hıristiyan kalesini de yıkıp atabilirlerdi. Her halükarda Haçlı projesi çökecekti. Batı Avrupa ile mesafe hayli fazla, stratejik yönetim ise oldukça zordu. Ayrıca Batı Avrupa’da Haçlı seferi iştahı kayboluyordu. Moğolların, Müslüman Ortadoğu’nun geriye kalan en büyük merkezi olan Kahire’yi ele geçirme ihtimali, buradan kaçan insanlarla birlikte ilim ve İslâm kültürü merkezinin Akdeniz’in diğer ucuna -Endülüs’e- kaymasına yol açacaktı. Bu durum da İslâm’ın Avrupa’daki varlığını güçlendirebilirdi.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-eylul-2021">Derin Tarih Eylül Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dâvûdlara Dua, Câlûtlara Beddua</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/davudlara-dua-calutlara-beddua/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fatma Türk Toksoy]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Sep 2021 04:55:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Ayn Calut]]></category>
		<category><![CDATA[Deccâl]]></category>
		<category><![CDATA[Hülâgû]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Dâvûd]]></category>
		<category><![CDATA[Kutuz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7377</guid>

					<description><![CDATA[Ayn Calut: Câlût’un gözü. Câlût’un gözünün çıkarıldığı yer, yani Filistin toprakları… Tâlût, Hakk’ın; Câlût ise bâtılın ve zulmün bayraktarıdır. Câlût kibirlidir. Devasa vücudundan ve yenilmez sandığı kuvvetinden, büyük ordusundan gelmektedir bu kibir. Ama Hz. Dâvûd’un (as), Allah’ın izniyle alnının ortasına attığı bir taş o kibri yok etmiştir. Sapandan başka silahı olmayan Dâvûd’un bu taşı, Hakk’ın bâtıla indirdiği öldürücü bir darbedir. Hadisenin yaşandığı mekân sonraları “Ayn Calut” olarak anılmıştır. Kur’an’da Tâlût-Câlût kıssası olarak yer alan bu vaka ile Müslümanlara, kalabalık oluşlarından dolayı müşrik ordularından korkmamaları ve yılmamaları hatırlatılmış olabilir. Câlût gibiler farklı zamanlarda yine zuhur eder. Ama yine bir taşla devrilir&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ayn Calut: Câlût’un gözü. Câlût’un gözünün çıkarıldığı yer, yani Filistin toprakları… Tâlût, Hakk’ın; Câlût ise bâtılın ve zulmün bayraktarıdır. Câlût kibirlidir. Devasa vücudundan ve yenilmez sandığı kuvvetinden, büyük ordusundan gelmektedir bu kibir. Ama Hz. Dâvûd’un (as), Allah’ın izniyle alnının ortasına attığı bir taş o kibri yok etmiştir. Sapandan başka silahı olmayan Dâvûd’un bu taşı, Hakk’ın bâtıla indirdiği öldürücü bir darbedir. Hadisenin yaşandığı mekân sonraları “Ayn Calut” olarak anılmıştır.</p>
<p>Kur’an’da Tâlût-Câlût kıssası olarak yer alan bu vaka ile Müslümanlara, kalabalık oluşlarından dolayı müşrik ordularından korkmamaları ve yılmamaları hatırlatılmış olabilir. Câlût gibiler farklı zamanlarda yine zuhur eder. Ama yine bir taşla devrilir bütün Câlûtlar. Bu taş bazen Dâvûd’un elindedir, bazen de Kutuz’un. Dâvûdlar da tükenmez, Câlûtlar da! O gün Câlût olan, başka bir zaman Moğol olur. Hadise yine aynı bölgede cereyan eder: Ayn Calut.</p>
<p>İbranicede Dâvûd “en sevilen kişi, göz bebeği” anlamına gelir. Allah Dâvûd’a hükümdarlık ve peygamberlik vermiştir. Kutuz ise “Tanrıdan kut almış Oğuz” demektir. Yüce Mevla ona da Câlût gibi olan Moğolları yenmesi için güç ve hükümdarlık vermiştir. Müslümandı Kutuz. Hülâgû Budist. Hülâgû’nun annesi Sorgaktani Hatun, karısı Dokuz Hatun, yakın arkadaşı ve komutanı Ketboğa (Kitboğa) ise Nestûrî Hıristiyanlardı. Moğol İmparatorluğu’nun farklı dinlere gösterdiği hoşgörüye rağmen Hülâgû’nun Müslümanlara düşmanlığının sebebi buydu. Onun devrinde Hıristiyanlığın nüfuzu artmış, birçok kilise ve manastır yapılırken bazı mescitler kiliseye çevrilmiş, Müslümanlar zulüm, işkence ve katliama maruz kalmıştır.</p>
<p>İbnü’l-Esîr Moğol girdabını şöyle dile getirir kitabında: “…Buhtunnasr’ın İsrâîloğullarına karşı giriştiği katliam ve Kudüs şehrini tahrip etmesi kaydedilir. Bu lanetli heriflerin (Moğolların) tahrip ettiği ve Müslümanların başına getirdiği felaket ne İsrâîloğullarının başına gelen felakete benzemiştir, ne de Kudüs’ün tahrip edilmesine. Harabeye çevrilen her bir şehir Kudüs’ün başına gelen felaketi yaşamıştır. Müslümanlardan öldürülenlerin sayısı İsrâîloğullarından öldürülenlerle kıyaslanamaz. Moğolların bir şehirde öldürdükleri Müslüman sayısı belki yeryüzünde yaşayan bütün Yahudilerin toplamından çok daha fazla idi. (&#8230;) Dünyanın sonlarına doğru zuhur edecek olan Deccâl, kendisine tâbi olan insanlara dokunmayacak, fakat kendisine muhalefet edenleri yok edecektir. Ama Moğollar yeryüzünde hiç kimseyi sağ bırakmadılar. Kadınları, erkekleri, küçük yaştaki çocukları toptan katliama uğrattılar; hatta hamile kadınların karınlarını deşerek taşıdıkları ceninleri bile öldürdüler. Böyle bir musibet karşısında, innâ lillâhi ve innâ ileyhi râci‘ûn, velâ havle velâ kuvvete illâ billâhi’l-‘Aliyyi’l-‘Azîm (Şüphesiz biz Allah’ın kullarıyız ve yine ona döneceğiz, güç ve kuvvet ancak yüce ve büyük olan Allah’ın yardımı iledir) demekten başka çaremiz yoktur (&#8230;) Kulaklar bir benzerini daha işitmiş değildir. Bu felaket başka bir hiçbir felakete benzememektedir.”</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-eylul-2021">Derin Tarih Eylül Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
