﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Hünkâr &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/etiket/hunkar/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Tue, 04 Aug 2020 06:35:49 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1.3</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>Hünkâr &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Ayasofya’yı Anlamak</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/ayasofyayi-anlamak/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Suphi Saatçi]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 04 Aug 2020 06:35:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[anakronist]]></category>
		<category><![CDATA[Ayasofya]]></category>
		<category><![CDATA[Cami-i Kebir]]></category>
		<category><![CDATA[Hünkâr]]></category>
		<category><![CDATA[pagan mabedi]]></category>
		<category><![CDATA[Ulu Cami]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6266</guid>

					<description><![CDATA[Bir pagan mabedi üzerine 4. yüzyılda yapıldığı tahmin edilen ilk Ayasofya hakkında fazla bilgiye sahip değiliz. Bundan 100 yıl sonra inşa edilen ikinci Ayasofya da yangınlar sonucu yıkılarak harap olmuştur. Üçüncü Ayasofya ise 6. yüzyılda yapılan bugünkü mabettir. İstanbul’da en eski kültür mirası olarak günümüze ulaşan eser, Osmanlı dönemine kadar da birçok onarım geçirmiştir. Osmanlı’nın 1453 yılında devraldığı Ayasofya 6 yüzyıla yakın bir süreden beri Türklerin elinde bulunuyor. Ayasofya mabedi Cami-i Kebir yani Ulu Cami olarak 567 yıldır büyük bir özen ve dikkatle korunmaktadır. Fatih devrinden itibaren kullanım biçimi değişmiş, buna göre tamiratlar yapılmıştır. Daha sonra gelen Osmanlı padişahları II.&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bir pagan mabedi üzerine 4. yüzyılda yapıldığı tahmin edilen ilk Ayasofya hakkında fazla bilgiye sahip değiliz. Bundan 100 yıl sonra inşa edilen ikinci Ayasofya da yangınlar sonucu yıkılarak harap olmuştur. Üçüncü Ayasofya ise 6. yüzyılda yapılan bugünkü mabettir. İstanbul’da en eski kültür mirası olarak günümüze ulaşan eser, Osmanlı dönemine kadar da birçok onarım geçirmiştir.</p>
<p>Osmanlı’nın 1453 yılında devraldığı Ayasofya 6 yüzyıla yakın bir süreden beri Türklerin elinde bulunuyor. Ayasofya mabedi Cami-i Kebir yani Ulu Cami olarak 567 yıldır büyük bir özen ve dikkatle korunmaktadır. Fatih devrinden itibaren kullanım biçimi değişmiş, buna göre tamiratlar yapılmıştır. Daha sonra gelen Osmanlı padişahları II. Bayezid, II. Selim, III. Murad, I. Ahmed, III. Ahmed, I. Mahmud, II. Mahmud, Abdülmecid ve II. Abdülhamid dönemlerinde bazen geniş, bazen sınırlı olmak üzere onarımlar geçirmiştir. Cumhuriyet döneminde geniş çapta olmasa bile kısmî biçimde restore edilip ve bakım görerek günümüze gelmiştir.</p>
<p>Osmanlı dönemindeki en kapsamlı onarım 16. yüzyılda Mimar Sinan tarafından II. Selim döneminde gerçekleşmiş ve Ayasofya bugünkü hâlini almıştır. Sinan’ın Ayasofya’da uyguladığı restorasyon çalışmaları, strüktürel açıdan büyük önem taşımaktadır. Osmanlı döneminde Ayasofya’ya medrese, minareler, türbeler, şadırvan, sıbyan mektebi, imaret, kütüphane, hünkâr sofası, hünkâr mahfili ve muvakkithane eklenmiştir. Dolayısıyla günümüzdeki durumuyla Ayasofya bir Osmanlı Külliyesi kimliğine kavuşmuştur.</p>
<p>Mimarlık ve sanat tarihçileri, Ayasofya mabedinin plan şeması üzerinde bugüne kadar yeterince durmamışlardır. 6. yüzyılda inşa edilen bu mabedin öncesi ve sonrası var mıydı? Bunun Bizans mimarlık tarihi içinde başka bir varyantı olmadığı için, yer aldığı tarihî döneme ait bir kimliğe sahip görünmüyor. Mimarî açıdan nereden geldiği bilinmeyen Ayasofya, anakronist bir örnek olmasına rağmen, sanat tarihi literatüründe Bizans kilisesi olarak tanımlanıyor. Acaba bu tespit ne kadar inandırıcı ve ne kadar doğru olabilir?</p>
<p>6. yüzyılda ortaya çıkan Apostol Kiliseleri ve Ravenna’daki San Vitale Bazilikası’ndan uyarlanarak yapılan mabetler, Bizans mimarî tarzını temsil ediyorsa, Ayasofya’nın bunların arasında yeri neresidir? Belki de şöyle demek daha aydınlatıcı olur: Ayasofya Bizans mimarisini temsil eden bir yapı ise, Apostol ve San Vitale kilise tiplerini hangi kategoride ele alacağız? Ayasofya’nın mimarî kimliğini tespit etmeden önce, konuyu biraz daha irdelemek gerekir.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-agustos-2020">Derin Tarih Ağustos Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Fethin Hikmeti Ayasofya’dır</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/fethin-hikmeti-ayasofyadir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Rahim Er]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 04 Aug 2020 05:57:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Ayasofya]]></category>
		<category><![CDATA[Garbî Trakya]]></category>
		<category><![CDATA[Hünkâr]]></category>
		<category><![CDATA[Sarıkamış]]></category>
		<category><![CDATA[Urus]]></category>
		<category><![CDATA[Yunan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6229</guid>

					<description><![CDATA[Mülkün sahibi yüce Allah’a nâmütenâhi şükürler olsun ki Ayasofya’nın müzeden camie tebdil edilmesini dünya gözüyle görmeyi bize lütfeyledi. Bizden önceki nesillerin ve onları takiben bizim neslin iki davası, ufkumuzdaki yıldızdı. Bunlardan biri Kıbrıs’tı. Daha 9 yaşımda bir ilk mektep talebesi iken tertiplenen Kıbrıs Mitinginde çok da bir şeyin farkında olmadan binlerce çocuk bir ağızdan haykırıyorduk: “Kıbrıs, Türk-tür, Türk kala-cak!!!” Orta mektep, lise ve devamı senelerde şuurumuzun pekişerek gelişmesiyle Kıbrıs’ın yanına Ayasofya da eklendi. Bu defa üniversite yıllarımızdaki Ayasofya Mitinglerinde yine binlerce ağızdan “Zincirler kırılacak, Ayasofya kurtulacak!!!” diye gür bir şekilde slogan atıyorduk. Bizler, şehid dedelerin torunları, bir imparatorluğu kaybetmiş babaların&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Mülkün sahibi yüce Allah’a nâmütenâhi şükürler olsun ki Ayasofya’nın müzeden camie tebdil edilmesini dünya gözüyle görmeyi bize lütfeyledi. Bizden önceki nesillerin ve onları takiben bizim neslin iki davası, ufkumuzdaki yıldızdı. Bunlardan biri Kıbrıs’tı. Daha 9 yaşımda bir ilk mektep talebesi iken tertiplenen Kıbrıs Mitinginde çok da bir şeyin farkında olmadan binlerce çocuk bir ağızdan haykırıyorduk: “Kıbrıs, Türk-tür, Türk kala-cak!!!”</p>
<p>Orta mektep, lise ve devamı senelerde şuurumuzun pekişerek gelişmesiyle Kıbrıs’ın yanına Ayasofya da eklendi. Bu defa üniversite yıllarımızdaki Ayasofya Mitinglerinde yine binlerce ağızdan “Zincirler kırılacak, Ayasofya kurtulacak!!!” diye gür bir şekilde slogan atıyorduk.</p>
<p>Bizler, şehid dedelerin torunları, bir imparatorluğu kaybetmiş babaların çocuklarıyız. ‘Harb-i Umumi’, ‘Seferberlik’, ‘kaç-kaç’, ‘Urus’, ‘Yunan’, ‘Ermeni’, ‘mezalim’, ‘kıtlık’, Sarıkamış, Çanakkale… gibi kelimelerle hayata gözlerimizi açmıştık. Sanki sağ kulağımıza okunan Ezan ve sol kulağımıza okunan Kamet’ten sonra ilk işittiğimiz kelimeler bunlar olmuştu.</p>
<p>Bu sebepledir ki kalem hayatına başladığımız 1976’dan günümüze dek yazı ve konuşmalarımızda galiba en fazla bu kelimeler geçti. Neslimiz, zengin bir mirası kaybetmiş talihsiz mirasçılar duygusunu taşıyor gibiydi. Kaderin cilvesine bakmalı ki askerliği de Sarıkamış’ta kendi boyumuzda karlar içinde yaptık. Yazılarımızda Moskof zulmü, Rus işgali, Fransız işgali, İngiliz hilebazlığı, Sarıkamış faciası, Oniki Ada, Garbî Trakya, Kerkük, Kıbrıs Ayasofya ihmali gayrı kabil mevzular oldu…</p>
<p>Her sene 29 Mayıs yaklaşırken Ayasofya’yı mutlaka yazdık. Hem İstanbul’un fethini kutlamak, hem Ayasofya’yı Haçlı dünyasının baskısıyla 09.00-17.00 mesaiye tâbi bir müze halinde rehine vermek hazmı mümkün olmayan bir ağır durumdu. Ayasofya’nın Sultanahmed Sebili karşısındaki kapısından girilen Hünkâr Mahfili, 1991’de ibadete açılmıştı. 28 Şubat faşizminin devam ettiği günlerde bir gün o tarafa işimiz düşünce burada bir öğle veya ikindi namazı kıldık. Fakat çok üzüldük. Mescid felâket manzaradaydı. Halılar, mihrab, minber, duvarlar her şey, her şey çok kötüydü. Namazı bitirip çıkacakken bir beyefendi yanımıza geldi. Buranın imamıymış. Üzüntümüzü ifade ettik. Yıldıray Şaşi Hoca aynen şöyle dedi: “Müze müdürü çivi çaktırmıyor!” Daha birçok şikâyetleri dile getirdi. Kendisini dinledik ve “sizi arayacağız” diyerek ayrıldık. Ertesi gün “müze” müdürüne telefon açarak randevu aldık ve Yıldıray Hoca ile birlikte ziyaretine gittik. Vaziyeti naklettik. Zaten bilmemesi mümkün değildi. Ayasofya’dan Hünkâr Mahfili’nin tamir ve ıslahı için gerekli müsaadeyi almış olarak ayrıldık.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-agustos-2020">Derin Tarih Ağustos Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
