﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Hz. İsa &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/etiket/hz-isa/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Tue, 31 Aug 2021 12:55:53 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1.3</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>Hz. İsa &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Misyonerlerin Anadolu Ajandası: Ermenileri İsyana Kışkırtmak</title>
		<link>https://www.derintarih.com/desifre/misyonerlerin-anadolu-ajandasi-ermenileri-isyana-kiskirtmak/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ahmet Uçar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Sep 2021 03:55:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Deşifre]]></category>
		<category><![CDATA[Alfred Thayer Mahan]]></category>
		<category><![CDATA[American Board]]></category>
		<category><![CDATA[Hıristiyanlık]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. İsa]]></category>
		<category><![CDATA[Josiah Strong]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7343</guid>

					<description><![CDATA[Amerika’nın en güçlü misyonerlik örgütü olan American Board’ın “Tarih’te Tanrı’nın Kudreti” (The Hand of Good in History) adlı 1845 tarihli bildirisi “Dünyaya mutlaka Anglo-Sakson ırkın hâkim olacağı” kehanetiyle emperyalist arzuları körüklerken, aynı teşkilat 1860’da kendisine bağlı misyonerleri “dünyayı fethe çıkan Hz. İsa ordularının öncüleri” olarak ilan etmişti. 1819’dan itibaren Osmanlı ülkesinde faaliyete geçen Amerikalı misyonerlerin her davranışlarında ortaya çıkan öncü rolleri, daha Sultan II. Abdülhamid’in hükümdarlığının ilk yıllarında Türk-Amerikan diplomatik ilişkilerinde önemli problemlerden biri olarak kendisini göstermişti. Türk bahriyesinde vazifeli İngiliz Amiral Sir Henry Woods hatıralarında şunları kaydeder: “1880 başlarında Amerikan misyonerlerin Hıristiyan azınlıkları bahane ederek huzursuzluk kaynağı olmaları ve&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Amerika’nın en güçlü misyonerlik örgütü olan American Board’ın “Tarih’te Tanrı’nın Kudreti” (The Hand of Good in History) adlı 1845 tarihli bildirisi “Dünyaya mutlaka Anglo-Sakson ırkın hâkim olacağı” kehanetiyle emperyalist arzuları körüklerken, aynı teşkilat 1860’da kendisine bağlı misyonerleri “dünyayı fethe çıkan Hz. İsa ordularının öncüleri” olarak ilan etmişti.</p>
<p>1819’dan itibaren Osmanlı ülkesinde faaliyete geçen Amerikalı misyonerlerin her davranışlarında ortaya çıkan öncü rolleri, daha Sultan II. Abdülhamid’in hükümdarlığının ilk yıllarında Türk-Amerikan diplomatik ilişkilerinde önemli problemlerden biri olarak kendisini göstermişti. Türk bahriyesinde vazifeli İngiliz Amiral Sir Henry Woods hatıralarında şunları kaydeder: “1880 başlarında Amerikan misyonerlerin Hıristiyan azınlıkları bahane ederek huzursuzluk kaynağı olmaları ve ülke içinde açtıkları okul ve hastaneler vasıtasıyla Hıristiyanlık propagandası yapmaları Türk-Amerikan ilişkilerinin gerginleşmesine ve bazı meselelerin ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Bu yüzden hiçbir Amerikan elçisi İstanbul’da uzun süre barınamıyordu.”</p>
<p>Bunun sebebi, 1830’larda ABD’ye verilen imtiyazlar neticesinde Amerikan misyonerlik faaliyetlerinin Sultan II. Abdülhamid’in hükümdarlığının ilk yıllarında devasa bir güce dönüşmüş olması idi. Nitekim 1888’de Türkiye’de 394 misyon merkezi, 508 okulu, 400 mabedi, 394 Amerikalı ve 1.049 yerli misyoneri olan, 7.000 dolar yıllık harcama yapan, 50.000 taraftara sahip, emperyalist duygularla kendisini kaybetmiş bir Amerika’nın Türkiye ile yakından ilgilenmemesi düşünülebilir miydi? Amerikalı misyonerler de bu alâkadan memnundular. Bir yandan Amerikan yönetimi ve halkını kışkırtıyor, diğer yandan Türkiye’deki faaliyetlerini artıyorlardı.</p>
<p>19. yüzyıl sonları, Amerikan emperyalizminin babası Alfred Thayer Mahan’ın, “Hiçbir büyük devlet artık yalnızcılık politikası izleyemez, sanayileşme bunu imkânsızlaştırmıştır. Amerika sağlıklı bir ekonomik yapıya sahip olabilmek için dış pazarları eline geçirmeli ve bunun içinde kuvvetli bir deniz gücü kurmalı” görüşünün Amerikan dış politikası olarak benimsendiği dönemdi. Meşhur Amerikalı papaz/yazar John Fiske, <em>Manifest Destiny</em> (Kader Bildirisi) adlı kitabıyla 1885’de Amerikan emperyalizminin ana hatlarını çizmiş, papaz Josiah Strong ve siyaset bilimci John Burgess gibi isimler de kitaplarında Amerikan emperyalizmini empoze etmeye başlamışlardı.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-eylul-2021">Derin Tarih Eylül Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Önce Cüzzamla Sonra Türklerle Savaştılar</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dinler-tarihi/once-cuzzamla-sonra-turklerle-savastilar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İsmail Taşpınar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 04 Jan 2021 06:09:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dinler Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. İsa]]></category>
		<category><![CDATA[II. Frederick]]></category>
		<category><![CDATA[Lazare]]></category>
		<category><![CDATA[Luka]]></category>
		<category><![CDATA[Ortaçağ]]></category>
		<category><![CDATA[Saint-Lazare Hospitalye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6673</guid>

					<description><![CDATA[Varlığını modern döneme kadar devam ettiren nadir tarikatlardan biri var ki, kuruluş amacı hayli şaşırtıcı: Kudüslü Saint-Lazare Hospitalye Tarikatı, diğer adıyla Cüzzamlı Şövalyeler Tarikatı Haçlı seferleri esnasında Kudüs’ü ziyaret etmek isteyen Hıristiyan Katolik hacılardan cüzzam hastalığına yakalananların tedavisi için kurulmuştu. Bir şövalye tarikatı olması bakımından geleneksel tarikat yapılanmalarından ayrıldığının altını çizelim. Adını Hz. İsa’nın gösterdiği bir mucizeden alır. Luka İncili’nde (17/11-19) 10 cüzzamlının Hz. İsa vasıtasıyla şifa bulduğundan bahsedilir. İyileşen cüzzamlılardan biri bu olaydan sonra Hz. İsa’ya inanarak kurtuluşa erer. Ortaçağ kaynaklarında bu kişiyle, Matta (26/6- 13) ve Markos (14/39) İncillerinde yer alan ve Hz. İsa’nın sevgili arkadaşı Bitinyalı Simon&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Varlığını modern döneme kadar devam ettiren nadir tarikatlardan biri var ki, kuruluş amacı hayli şaşırtıcı: Kudüslü Saint-Lazare Hospitalye Tarikatı, diğer adıyla Cüzzamlı Şövalyeler Tarikatı Haçlı seferleri esnasında Kudüs’ü ziyaret etmek isteyen Hıristiyan Katolik hacılardan cüzzam hastalığına yakalananların tedavisi için kurulmuştu. Bir şövalye tarikatı olması bakımından geleneksel tarikat yapılanmalarından ayrıldığının altını çizelim.</p>
<p>Adını Hz. İsa’nın gösterdiği bir mucizeden alır. Luka İncili’nde (17/11-19) 10 cüzzamlının Hz. İsa vasıtasıyla şifa bulduğundan bahsedilir. İyileşen cüzzamlılardan biri bu olaydan sonra Hz. İsa’ya inanarak kurtuluşa erer. Ortaçağ kaynaklarında bu kişiyle, Matta (26/6- 13) ve Markos (14/39) İncillerinde yer alan ve Hz. İsa’nın sevgili arkadaşı Bitinyalı Simon Lazare aynileştirilir. Yani Hz. İsa’nın dört gün önce vefat eden ve mucizevi olarak dirilttiği Lazare’ın, cüzzamlı iken şifa verdiği kişi olduğuna hükmedilir. Böylece Aziz (Saint) Lazare cüzzamlıların manevi koruyucusu haline gelir. Nitekim cüzzam hastalığına yakalananlara bu isimden türeyen ‘lazaretler’ denmektedir.</p>
<p>Tarikatın manevî kuruluş esasları Hz. İsa’nın son akşam yemeğinde havarilerinin ayağını yıkayarak yaptığı vaaza ve bu vaazdaki merhamete dayandırılır. Tarikatın Hıristiyan kültüründe özellikle Hz. İsa’nın hayat hikâyesinin anlatıldığı İncillerde vurgulanan cüzzamlılara karşı merhamete vurgu yaptığı görülür. Cüzzam hastalığının Tanrı’nın cezası ve kırbacı olarak görüldüğü Ortaçağ’da tarikatın Hıristiyan kültüründeki bu hassasiyete dikkat çekmesi takdir toplamıştır. Özellikle hac yolcularına verilen bu hizmetin Avrupa’daki birçok zenginin merhamet duygularını kabarttığını söylemek mümkün. Hizmetleri duyuldukça bağışlar artmış, böylece tarikat beklentisinin üstünde bir gelire sahip olmuştur. Kutsal Roma imparatoru II. Frederick’in de tarikata büyük miktarda bağışta bulunduğu kaydedilir; ancak yardım edenlerin arasında Fransız krallarının daima ilk sırayı aldığını söyleyebiliriz.</p>
<p>Hangi yılda kurulduğu kesin olarak bilinmemekle birlikte, 1142 yılına ait belgelerden yola çıkılarak 1140’ta kurulduğu kanaati yaygın. Kuruluşundan itibaren üyelerinin tamamı cüzzamlılardan oluşuyordu. Korkutucu görüntüleri ve hastalığın bulaşıcılığı yüzünden cüzzamlılar şehrin dışında yaşamak zorundaydılar. Haçlı seferlerine katılarak yollara düşen şövalyelerden bazıları bu hastalığa yakalanıp ordularından tecrit edilince kendilerini cüzzamlıların tedavisine adadılar. Yani cüzzamlı hastaların bakımıyla yine cüzzamlılar ilgileniyordu. Bu maksatla kurdukları hastaneye diğer tarikatlara mensup cüzzamlı şövalyelerin de katılmasıyla sayıları hızla arttı. Bir süre sonra cüzzam olmayanların da tarikata kabul edildiği kaydedilir.</p>
<p>Kudüslü Saint-Lazare Tarikatının kendisini hizmet etmekle yükümlü saydığı diğer bir grup da hac yolcularıydı. Kudüs’ü ziyaret etmek isteyen hacılardan bazıları uzun yolculuk esnasında cüzzama yakalanıyor, kafileden uzaklaştırılıp ölüme terk ediliyordu. Cüzzamlı Şövalyeler Tarikatı bu kimselerin bakımı ve tedavisini üstlendi. Kurdukları hastanelerde cüzzamlı keşişlerle bunların bakımını üstlenen sağlıklı keşişler ayrı yerlerde kalmaktaydı. Ayrıca tarikat üyelerinin, hastalığın topluma bulaşmaması için hastaneleri ve barındıkları yerleri şehirden uzak mekânlarda kurmaya özen gösterdikleri anlaşılıyor. 12. yüzyılda Tancredi Kulesi’nin yanında yer alan büyük yapı bunlardan biriydi. İçinde bir kilise, revaklı bir avlu, bir toplantı salonu, yemekhane ve hastalar için iki ayrı bir bölüm bulunuyordu.</p>
<p>Saint-Lazare Tarikatı Kudüs’te kurulduğu için Doğu Hıristiyanlarından Kudüs Rum-Melkit Patriği’ne bağlı idi. Bu sebeple nizamnamesinde keşişlerin uyacağı, dinî hayatı düzenleyen kurallar Aziz Basil’in tarikat kurallarına göre şekillenmişti. Ayrıca Papa IV. Aleksandr 1255’te tarikatı bu özellikleri nedeniyle kutsamış ve tarikat statüsünü onaylamıştır.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ocak-2021">Derin Tarih Ocak Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>‘Ayasofya’ Hep Ona Hâkim Olan Dünya Görüşlerinin Sembolü Oldu!</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/ayasofya-hep-ona-hakim-olan-dunya-goruslerinin-sembolu-oldu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Selâhaddin Çakırgil]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 04 Aug 2020 06:02:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Ayasofya]]></category>
		<category><![CDATA[Bizans]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. İsa]]></category>
		<category><![CDATA[Lozan Andlaşması]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6236</guid>

					<description><![CDATA[1965’ten sonraki Müslüman nesiller bu ulu mâbedin açılmasını mitinglerinde, toplantı ve gösterilerinde hep dillendiriyor, siyasetçiler söz veriyor ama bu yönde bir adım atılamıyordu. Şimdi ise&#8230; Yarım asırdır yapılamayanların yapılabileceğinin işaretleri belirmeye başladı. Ayasofya’nın müzeye dönüştürüldüğüne dair 24/11/1934 tarihli Bakanlar Kurulu Kararnamesi’nin Danıştay’da açılan bir dâvada görüşülüp 10 Temmuz günü oy birliğiyle ibtal edilmesinden 5 dakika sonra Başkan Erdoğan’ın yayınladığı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’yle Ayasofya, câmi olarak Diyanet İşleri Başkanlığı’na devrediliyor ve bu ulu mâbed, 86 yıl önceki statüye kavuşturuluyor, gerekli düzenlemeler ve hazırlıklar yapıldıktan sonra, 24 Temmuz Cuma günü, Cuma namazıyla ibadete resmen açılacağı açıklanıyordu işte. O günün, Lozan Andlaşması’nın imzalandığı 24&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>1965’ten sonraki Müslüman nesiller bu ulu mâbedin açılmasını mitinglerinde, toplantı ve gösterilerinde hep dillendiriyor, siyasetçiler söz veriyor ama bu yönde bir adım atılamıyordu. Şimdi ise&#8230; Yarım asırdır yapılamayanların yapılabileceğinin işaretleri belirmeye başladı.</p>
<p>Ayasofya’nın müzeye dönüştürüldüğüne dair 24/11/1934 tarihli Bakanlar Kurulu Kararnamesi’nin Danıştay’da açılan bir dâvada görüşülüp 10 Temmuz günü oy birliğiyle ibtal edilmesinden 5 dakika sonra Başkan Erdoğan’ın yayınladığı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’yle Ayasofya, câmi olarak Diyanet İşleri Başkanlığı’na devrediliyor ve bu ulu mâbed, 86 yıl önceki statüye kavuşturuluyor, gerekli düzenlemeler ve hazırlıklar yapıldıktan sonra, 24 Temmuz Cuma günü, Cuma namazıyla ibadete resmen açılacağı açıklanıyordu işte.</p>
<p>O günün, Lozan Andlaşması’nın imzalandığı 24 Temmuz 1923’ün 97. yıldönümü de olması, sıradan bir rastlantı değildi. Çünkü çalışmaların rahat yapılabilmesi için bir hafta daha ertelenebilirdi. Ama sosyo-psikolojik açıdan bir ince mesaj da verilmesi hesaplanmıştı herhalde.</p>
<p>Aslında, Erdoğan’ın nasıl dakîk olarak çalıştığı genel olarak muhaliflerince de kabul edilen bir husustur. Bu karar açıklandıktan hemen sonra, o dev mâbed için 13-14 bin metrekarelik halıların iki haftada dokunup camie serilmesi neredeyse imkânsızdı. Bu da, o dev halıların dokunmasına çok önceden başlanıldığını göstermektedir.</p>
<p>Ayasofya, sıradan bir bina, hattâ sıradan bir mâbed de olmayıp bir semboldü. Tarih boyunca hep ona hâkim olan dünya görüşlerinin sembolü olan bir özelliğe sahipti. Bugünkü şekliyle milâdî 530’larda inşa edilmişti ve o asırlarda, ‘Dünyanın 7 büyük harikasından biri’ olarak anılıyordu. Ve o sırada Hz. Îsâ aleyhisselâm şeriati mer’iyette/yürürlükte olduğundan, -en azından nazarî olarak-, Tevhîd inancının bir mâbediydi.</p>
<p>Hz. Peygamber (sas)’in elinden sunulan İslâm şeriatinin devreye girmesinden sonra ise, Ayasofya, uzun asırlar artık, Bizans putperestliğinin bir mâbedine dönüşmüştü. İstanbul’un Müslümanlarca fethinden ve Doğu Roma-Bizans İmparatorluğu’nun inkırazından sonra ise Ayasofya, o ‘feth-i mübîn’in ve de yine Tevhîd dininin sembolü olan mâbed olarak aslî hüviyetine tekrar kavuştu.</p>
<p>Ve 1934 yılında ise, bu ulu mâbed, ‘laisizm’in hükümranlığını en aşırı uygulamalar halinde sergilerken ‘müze’ye dönüştürülüyor ve bu kez de o laik tasallutun bir sembolü haline geliyordu, 86 yıl boyunca.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-agustos-2020">Derin Tarih Ağustos Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Arslan Yürekli Richard’ın Akkâ’daki Kasapları</title>
		<link>https://www.derintarih.com/oteki-tarih/arslan-yurekli-richardin-akkadaki-kasaplari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fatma Türk Toksoy]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 01 Dec 2019 03:30:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öteki Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. İsa]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[Kudüs]]></category>
		<category><![CDATA[Selahaddin Eyyûbî]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=5267</guid>

					<description><![CDATA[“Kudüs Haçlıların işgali altındayken ben nasıl olur da gülebilirim, nasıl sevinebilirim ve nasıl yiyip içebilirim?” diyen “Şark’ın en sevgili sultanı” Selâhaddin Eyyûbî, 1187 yılında Kudüs’ü fethettikten sonra sanırım onu koruyabilmek için yine gönülden gülememiştir. Çünkü bir taraftan İslam birliğini Kudüs’ü aldığı zamanki gibi diri tutma gayreti, diğer taraftan bitmeyen Haçlı tehlikesi&#8230; Yıl 1189. Kudüs’ü kaybettiği için karalar bağlayan Batı’da hummalı bir çalışma başlamıştır. Papazlar, rahipler ve şövalyeler karalar giyinip insanları Kudüs’ün intikamını almaya davet ediyorlardı. Kudüs patriği, Hz. İsa’nın bir Arap tarafından dövülüp kanlar içinde bırakılmış resimlerini çizerek, “İşte bu resim, Müslümanların Peygamberi Hz. Muhammed’in Hz. İsa’yı dövdüğünü, yaralayıp öldürdüğünü&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Kudüs Haçlıların işgali altındayken ben nasıl olur da gülebilirim, nasıl sevinebilirim ve nasıl yiyip içebilirim?” diyen “Şark’ın en sevgili sultanı” Selâhaddin Eyyûbî, 1187 yılında Kudüs’ü fethettikten sonra sanırım onu koruyabilmek için yine gönülden gülememiştir. Çünkü bir taraftan İslam birliğini Kudüs’ü aldığı zamanki gibi diri tutma gayreti, diğer taraftan bitmeyen Haçlı tehlikesi&#8230;</p>
<p>Yıl 1189. Kudüs’ü kaybettiği için karalar bağlayan Batı’da hummalı bir çalışma başlamıştır. Papazlar, rahipler ve şövalyeler karalar giyinip insanları Kudüs’ün intikamını almaya davet ediyorlardı. Kudüs patriği, Hz. İsa’nın bir Arap tarafından dövülüp kanlar içinde bırakılmış resimlerini çizerek, “İşte bu resim, Müslümanların Peygamberi Hz. Muhammed’in Hz. İsa’yı dövdüğünü, yaralayıp öldürdüğünü göstermekte” diye propaganda yapıyordu. Rahipler gezdikleri her yerde isteyenlere bu resmi veriyorlardı. Resmi gören dindar Hıristiyanlar ağlıyor, feryad u figan edip Hz. İsa’nın yasını tutuyor, Peygamberimiz (sas)’e kinleniyor ve Müslümanlara öfke kusuyorlardı.</p>
<p>Kışkırtmalar öyle bir vaziyet almıştı ki Haçlı seferine katılamayanlar yerlerine başka bir adam kiralayıp gönderecek veya mukabilince para verecek kadar galeyana gelmişti! Fitne ve kışkırtma o zamanlardan başlamış demek. Karikatür, resim çizerek Peygamberimiz’e hakaret de.</p>
<p><strong>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-aralik-2019">Derin Tarih Aralık Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
