﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Hz. Muhammed &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/etiket/hz-muhammed/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Thu, 02 Dec 2021 12:30:32 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.8</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>Hz. Muhammed &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Vahyin Muhafazası Ve Kur’an’ın Mushaflaşma Tarihi</title>
		<link>https://www.derintarih.com/islam-tarihi/vahyin-muhafazasi-ve-kuranin-mushaflasma-tarihi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Adnan Demircan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Dec 2021 12:30:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ı Kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Kureyş]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[vahiy]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7679</guid>

					<description><![CDATA[Dünyada en çok okunan ve muhtevası üzerinde kafa yorulan, hakkında çalışmalar yapılan kitapların başında peygamberimiz Hz. Muhammed’e (sas) 23 yılda vahyedilen Kur’an-ı Kerim gelir. Bugün elimizde bulunan Mushaf, Hz. Peygamber döneminden başlayarak gerçekleştirilen önemli ilmî faaliyetlerle şekillenmiş; bu süreç Hz. Ebubekir (ra) döneminde ayetlerin bir araya toplanması ve Hz. Osman (ra) döneminde çoğaltılmasıyla başlamıştır. Hz. Peygamber elçi olarak görevlendirildikten sonra Mekke döneminde kendisine vahyedilen Kur’an ayetlerini Müslümanlara okuyarak ezberlenmelerini sağlıyor, ayrıca bunları kâtiplere yazdırıyordu. Bazen birkaç ayet, bazen de tam bir sure olarak gelen vahiy başta deri olmak üzere farklı yazı malzemeleri kullanılarak kayıt altına alınıyordu. Medine döneminde hem yazı&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünyada en çok okunan ve muhtevası üzerinde kafa yorulan, hakkında çalışmalar yapılan kitapların başında peygamberimiz Hz. Muhammed’e (sas) 23 yılda vahyedilen Kur’an-ı Kerim gelir. Bugün elimizde bulunan Mushaf, Hz. Peygamber döneminden başlayarak gerçekleştirilen önemli ilmî faaliyetlerle şekillenmiş; bu süreç Hz. Ebubekir (ra) döneminde ayetlerin bir araya toplanması ve Hz. Osman (ra) döneminde çoğaltılmasıyla başlamıştır.</p>
<p>Hz. Peygamber elçi olarak görevlendirildikten sonra Mekke döneminde kendisine vahyedilen Kur’an ayetlerini Müslümanlara okuyarak ezberlenmelerini sağlıyor, ayrıca bunları kâtiplere yazdırıyordu. Bazen birkaç ayet, bazen de tam bir sure olarak gelen vahiy başta deri olmak üzere farklı yazı malzemeleri kullanılarak kayıt altına alınıyordu. Medine döneminde hem yazı yazabilecek Müslümanların sayısı artmış hem de yazı malzemesi temini kolaylaşmıştı. Bu yüzdendir ki Hz. Peygamber bu dönemde vahyin yanı sıra mektup, antlaşma, emanname, talimatnameleri de yazdırıyor ve bunun için kâtipler görevlendiriyordu.</p>
<p>Cahiliye döneminde Arap yazısında noktalar kullanılmadığı için Arapçadaki 28 ses, 15 harfle gösterilmekteydi. Bu sebeple daha önce okunmamış ve muhtevası hakkında bilgi bulunmayan bir yazıyı okumak herkes için kolay değildi. Zaten İslâm’dan önce Araplar yazıyı çoğunlukla ticarî faaliyetlerinde kullanıyorlardı. Vahyin gelişinden sonra yazı daha yoğun bir şekilde kullanılmaya başlandı. Allah’ın elçisinin okuma-yazma faaliyetini geliştirmek amacıyla önemli adımlar attığını biliyoruz.</p>
<p>Arap alfabesinin elverişsizliği okuma-yazma bilenlerin sayısını sınırladığı gibi, Cahiliye Arapları sözlü geleneğin egemen olduğu bir toplumdu. Önemli şiirler, metinler veya malumat hıfz edilerek gelecek nesillere aktarılıyordu. Bu sebeple güçlü bir hafızaya sahip olan Arapların ezber kabiliyetleri oldukça gelişmişti. Özellikle imkânların sınırlı olduğu ve Kureyş’in düşmanlığının gün geçtikçe tırmandığı Mekke döneminde Hz. Peygamber, Kur’an ayetlerini hafızların hafızasına emanet etmişti. Vahiy Hz. Peygamber tarafından imamlık yaptığı namazlarda, sohbetlerinde ve tebliğ faaliyetlerinde okunuyor; Müslümanlar az ya da çok vahiyden ayetler ve sureler ezberliyorlardı.</p>
<p>Hz. Peygamber hayattayken, kendisine nazil olan ayetler farklı yazı malzemelerine yazılarak muhafaza edilmesine rağmen bu metinler bir araya getirilmemişti. Vahiy süreci devam ettiği için bunu yapmak zordu. Çünkü nazil olan ayetlerin hangi sureye konulacağı bilinemiyordu. Bazen yeni bir sure veya bir surenin bölümü ya da eski sureye eklenmesi gereken bir ayet vahyediliyordu. Bu sebeple de surelere son şeklini verebilmek mümkün değildi.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-aralik-2021">Derin Tarih Aralık Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sadece İlmin Kapısı Hz. Ali’nin (Ra) Cevaplayabileceği Sorular</title>
		<link>https://www.derintarih.com/maziye-bir-nazar/sadece-ilmin-kapisi-hz-alinin-ra-cevaplayabilecegi-sorular/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ekrem Sakar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 02 Apr 2021 06:39:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Maziye Bir Nazar]]></category>
		<category><![CDATA[coğrafya]]></category>
		<category><![CDATA[Envârü'l-Aşıkîn]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[Mevlid]]></category>
		<category><![CDATA[Yazıcıoğlu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6926</guid>

					<description><![CDATA[Tarihî araştırmalara kaynaklık eden, aynı zamanda kendisi de bir tarihî araştırma mahsulü olan biyografik eserler genellikle mevzubahis edilen kimse hakkında ulaşılabilen bilgiler tüketilene kadar yazılır ve yazılabilecek yeni bir şey kalmayınca nihayet bulur. Lakin Hz. Muhammed’in (sas) biyografileri, yani siyerler her çağda yazılmaktadır. Burada amaç, daha önce dile getirilmemiş şeyleri gün yüzüne çıkarmak değildir. Maksat sadece malumat vermek olsaydı, işbu kaynaklarla iktifa edilirdi. O halde bu siyer üretme eyleminin, zamanın ve coğrafyanın sosyo-kültürel yapısı değiştikçe farklı bir peygamber anlatısına ihtiyaç duyulmasından ileri geldiğini söyleyebiliriz. Dolayısıyla her siyer yazarı kendi döneminin taleplerini göz önünde bulundurarak ve kendi birikimini yansıtarak alternatif bir&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Tarihî araştırmalara kaynaklık eden, aynı zamanda kendisi de bir tarihî araştırma mahsulü olan biyografik eserler genellikle mevzubahis edilen kimse hakkında ulaşılabilen bilgiler tüketilene kadar yazılır ve yazılabilecek yeni bir şey kalmayınca nihayet bulur. Lakin Hz. Muhammed’in (sas) biyografileri, yani siyerler her çağda yazılmaktadır. Burada amaç, daha önce dile getirilmemiş şeyleri gün yüzüne çıkarmak değildir. Maksat sadece malumat vermek olsaydı, işbu kaynaklarla iktifa edilirdi. O halde bu siyer üretme eyleminin, zamanın ve coğrafyanın sosyo-kültürel yapısı değiştikçe farklı bir peygamber anlatısına ihtiyaç duyulmasından ileri geldiğini söyleyebiliriz. Dolayısıyla her siyer yazarı kendi döneminin taleplerini göz önünde bulundurarak ve kendi birikimini yansıtarak alternatif bir metin ortaya koymaktadır. Yani bir kez yaşanmış bir hayat, bin defa anlatılmıştır ve anlatılmaya devam edecektir.</p>
<p>Hz. Muhammed’in hayatını ele alan kaynakların başında delailü’n-nübüvve eserleri gelir. Peygamberin olağanüstü ve mucizevi hususiyetlerini öne çıkartan bu tarz eserler duygusal yoğunluk barındırmaları hasebiyle Müslümanlar arasında diğer biyografik türlere nazaran daha fazla rağbet bulmuştur. Tarihçiler kitaplarda geçen hadiselerin sıhhat derecesini sorgulamakla mükelleftirler; oysaki ahali için bu husus bir ehemmiyet teşkil etmez. Mezkûr eserler inananlara peygamber sevgisi aşılaması, inanmayanlara nübüvvet delilleri getirmesi özellikleriyle bir hayli işlevseldir.</p>
<p>Osmanlı halkının geleneksel İslâm anlayışının peygamber sevgisi üzerine kurulu olduğunu gösteren birçok karine mevcuttur. Mevlid olarak maruf <em>Vesîletü’n-Necât</em>, Yazıcıoğlu biraderlerin kaleme aldığı <em>Envârü’l-Aşıkîn</em> ve <em>Muhammediyye</em> gibi toplumda çokça rağbet gören bu eserlerin teması çoğunlukla “muhabbet-i Muhammedî”dir. Çok okunmakla beraber pek zikredilmeyen bir eser, <em>Altıparmak Tarihi</em> olarak meşhur olup Muhammed b. Muhammed Altıparmak’a aittir. Molla Miskîn’in Farsça telif ettiği <em>Meâricü’n-Nübüvve</em> adlı eserinin tercümesidir. Doktora çalışmamızda eserin yurt içi ve yurt dışında 150’ye yakın nüshasını tespit ettik ki bu ciddi bir sayıdır.</p>
<p>Bu eserdeki ilginç rivayetlerden birinde1  Hz. Muhammed’in vefatından sonra biri Hz. Ali’nin (ra) huzuruna gelir. “Sana birkaç sualim var ve bunu ancak peygamberin vasisi bilir” der. Malum olunduğu üzere tarih boyunca Hz. Ali ilmin kapısı olarak tavsif edilmiştir. Ona nispet edilen metinlerden oluşan <em>Nehcü’l-Belâga</em>, onun edebî, hikmetli ve veciz sözlerini ihtiva eden bir eserdir. Binaenaleyh bu soruların muhatabının Hz. Ali olması bizi şaşırtmamaktadır. Ardından Hz. Ali “Sor bakalım!” deyince adam sorularını sıralar. Bunlara geçmeden evvel okurlara bir kâğıt, bir de kalem hazırlamalarını öneriyoruz. Soruları okurken bir yandan da kendi cevaplarınızı not edebilirsiniz. Akabinde cevapları okuyarak kaçını doğru bildiğinizi göreceksiniz. Sözü geçen kişinin soruları şunlar:</p>
<p>Anasız ve babasız dünyaya gelen adam kimdir? Babasız ve anasız dünyaya gelen kadın kimdir? Babasız dünyaya gelen adam kimdir? İnsan, cin ve melek taifesinden olmayan elçi nedir? Sahibi ile gezen kabir nedir? Ashabını korkutan hayvan nedir? Yiyen ama içmeyen cisim nedir? Yaratıldığından beri yalnızca bir kere güneşin değdiği ve kıyamete kadar bir daha güneş görmeyecek olan toprak nedir? Kendinden diri doğan cansız cisim nedir? Üç saatte hem gebe olan hem de doğuran kadın kimdir? Hiçbir zaman hareket etmeyen iki şey nedir? Hiçbir zaman hareketsiz durmayan, devamlı hareket halinde olan iki şey nedir? Asla düşman olmayan iki dost nedir? Asla dost olmayan iki düşman nedir? “Şey” nedir? “Şey olmayan” nedir? En güzel şey nedir? En çirkin şey nedir? Ana rahminde ilk yaratılan şey nedir? Kabirde ilk çürüyen şey nedir?</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-nisan-2021">Derin Tarih Nisan Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Köklerde Buluşan 3 Hareket: Milliyetçilik, İslamcılık, Ümmetçilik</title>
		<link>https://www.derintarih.com/mercek/koklerde-bulusan-3-hareket-milliyetcilik-islamcilik-ummetcilik/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmed Fatih Can]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Jun 2020 05:42:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mercek]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[Necip Fazıl]]></category>
		<category><![CDATA[Peyâmi Safâ]]></category>
		<category><![CDATA[Trakya]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6030</guid>

					<description><![CDATA[Çocukluğumun geçtiği Trakya’da, Atsız tipi Türkçü tarafının ağır bastığını büyüyünce anladığım bir abi; galiba müftü çocuğu olduğum için olsa gerek beni ne zaman görse “Söyle bakalım Türk müsün, Müslüman mısın?” diye takılırdı. “Bunda ne var? Hem Türküm hem Müslümanım elhamdülillah…” kalıbındaki cevabım üzerine çocuk kafamı karıştırmak için “İki karpuz bir koltuğa sığar mı?” diye devam eder; “Şart mı? Birini bir koltuğa, diğerini de öbürüne…” cevabım üzerine pes etmez; “Peki önce hangisi?” diye ısrarcı olurdu. Göğsümü kabartarak, “Önce Müslümanım, sonra da Türküm” deyince de, “Olmaz! Önce Türklük, sonra Müslümanlık…” der; mukabil itirazımı beklemeden çocuğa bak havasında gülümseyerek uzaklaşırdı. 1970’li yılların Türkiye’si&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çocukluğumun geçtiği Trakya’da, Atsız tipi Türkçü tarafının ağır bastığını büyüyünce anladığım bir abi; galiba müftü çocuğu olduğum için olsa gerek beni ne zaman görse “Söyle bakalım Türk müsün, Müslüman mısın?” diye takılırdı. “Bunda ne var? Hem Türküm hem Müslümanım elhamdülillah…” kalıbındaki cevabım üzerine çocuk kafamı karıştırmak için “İki karpuz bir koltuğa sığar mı?” diye devam eder; “Şart mı? Birini bir koltuğa, diğerini de öbürüne…” cevabım üzerine pes etmez; “Peki önce hangisi?” diye ısrarcı olurdu. Göğsümü kabartarak, “Önce Müslümanım, sonra da Türküm” deyince de, “Olmaz! Önce Türklük, sonra Müslümanlık…” der; mukabil itirazımı beklemeden çocuğa bak havasında gülümseyerek uzaklaşırdı. 1970’li yılların Türkiye’si böyleydi. Necip Fâzıl, Peyâmi Safâ gibi kalemşorlar bile 1950’li yıllarda “Önce Türk müyüz Müslüman mı?” tartışması etrafında ne rüzgârlar estirmişlerdi. “Tanrı Dağı kadar Türk, Hira Dağı kadar Müslüman!” sloganı, bu fosil muammayı(!) çözmek isteyen Osman Yüksel Serdengeçti merhumun bulduğu harika bir çözümdü; epey tutmuştu da…</p>
<p><strong>“Kimin milletindensin?”</strong></p>
<p>Annelerimizin önünde diz kırıp iptida, “Rabbin kim? Rabbim Allah” sorusuyla talimi başlayan geleneksel “İlmihal” dersinde öğrendiğimiz diğer soruların cevabı, hayata attığımız adımlar arttıkça karşımıza çıkan türlü ideolojik kalıpların cenderesinde pestillenmiş cevaplara benzemiyordu.</p>
<p>“Rabbin kim?” sorusunu takip eden, “Kimin kulusun? Allah’ın kuluyum. Kimin ümmetindensin? Hz. Muhammed’in (sas) ümmetindenim. Kimin milletindensin? Hz. İbrahim’in milletindenim…” soru ve cevapları, sabi zihnimizin pâk “tabula rasa”sına ana kucağında hakkedilmişti. Daha ilk adımda kişiliğimize nakşedilen “kul”, “ümmet”, “millet” gibi kimlikler, büyüdükçe bambaşka anlamlar yüklenmiş olarak karşımıza dikiliyor, zihinlerimizi allak bullak ediyordu. Henüz rüştüne baliğ olmamış Türkiye’nin delikanlılık çağını idrak eden bir ferdi olarak savruk memleketimde Türkçüler vardı; Ümmetçi Akıncılar, İslamcılar, Geleneksel Müslümanlar, Modernist Müslümanlar vardı. Ülkücü Milliyetçiler, Kültürel Milliyetçiler, Atatürk Milliyetçileri vardı. Türk-İslam sentezcileri, hatta Kürt İslamcılar vardı…</p>
<p>Yetmezmiş gibi bunların çeşit çeşit alt versiyonları, şubeleri de mevcuttu.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-haziran-2020">Derin Tarih Haziran Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Arslan Yürekli Richard’ın Akkâ’daki Kasapları</title>
		<link>https://www.derintarih.com/oteki-tarih/arslan-yurekli-richardin-akkadaki-kasaplari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fatma Türk Toksoy]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 01 Dec 2019 03:30:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öteki Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. İsa]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[Kudüs]]></category>
		<category><![CDATA[Selahaddin Eyyûbî]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=5267</guid>

					<description><![CDATA[“Kudüs Haçlıların işgali altındayken ben nasıl olur da gülebilirim, nasıl sevinebilirim ve nasıl yiyip içebilirim?” diyen “Şark’ın en sevgili sultanı” Selâhaddin Eyyûbî, 1187 yılında Kudüs’ü fethettikten sonra sanırım onu koruyabilmek için yine gönülden gülememiştir. Çünkü bir taraftan İslam birliğini Kudüs’ü aldığı zamanki gibi diri tutma gayreti, diğer taraftan bitmeyen Haçlı tehlikesi&#8230; Yıl 1189. Kudüs’ü kaybettiği için karalar bağlayan Batı’da hummalı bir çalışma başlamıştır. Papazlar, rahipler ve şövalyeler karalar giyinip insanları Kudüs’ün intikamını almaya davet ediyorlardı. Kudüs patriği, Hz. İsa’nın bir Arap tarafından dövülüp kanlar içinde bırakılmış resimlerini çizerek, “İşte bu resim, Müslümanların Peygamberi Hz. Muhammed’in Hz. İsa’yı dövdüğünü, yaralayıp öldürdüğünü&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Kudüs Haçlıların işgali altındayken ben nasıl olur da gülebilirim, nasıl sevinebilirim ve nasıl yiyip içebilirim?” diyen “Şark’ın en sevgili sultanı” Selâhaddin Eyyûbî, 1187 yılında Kudüs’ü fethettikten sonra sanırım onu koruyabilmek için yine gönülden gülememiştir. Çünkü bir taraftan İslam birliğini Kudüs’ü aldığı zamanki gibi diri tutma gayreti, diğer taraftan bitmeyen Haçlı tehlikesi&#8230;</p>
<p>Yıl 1189. Kudüs’ü kaybettiği için karalar bağlayan Batı’da hummalı bir çalışma başlamıştır. Papazlar, rahipler ve şövalyeler karalar giyinip insanları Kudüs’ün intikamını almaya davet ediyorlardı. Kudüs patriği, Hz. İsa’nın bir Arap tarafından dövülüp kanlar içinde bırakılmış resimlerini çizerek, “İşte bu resim, Müslümanların Peygamberi Hz. Muhammed’in Hz. İsa’yı dövdüğünü, yaralayıp öldürdüğünü göstermekte” diye propaganda yapıyordu. Rahipler gezdikleri her yerde isteyenlere bu resmi veriyorlardı. Resmi gören dindar Hıristiyanlar ağlıyor, feryad u figan edip Hz. İsa’nın yasını tutuyor, Peygamberimiz (sas)’e kinleniyor ve Müslümanlara öfke kusuyorlardı.</p>
<p>Kışkırtmalar öyle bir vaziyet almıştı ki Haçlı seferine katılamayanlar yerlerine başka bir adam kiralayıp gönderecek veya mukabilince para verecek kadar galeyana gelmişti! Fitne ve kışkırtma o zamanlardan başlamış demek. Karikatür, resim çizerek Peygamberimiz’e hakaret de.</p>
<p><strong>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-aralik-2019">Derin Tarih Aralık Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
