﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>I. Dünya Savaşı &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/etiket/i-dunya-savasi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Tue, 02 Aug 2022 11:19:33 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.5</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>I. Dünya Savaşı &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Küresel Aktörlerin Güç Mücadelesi</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/kuresel-aktorlerin-guc-mucadelesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Salih Karaduman]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Aug 2022 11:19:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[Britanya]]></category>
		<category><![CDATA[CIA]]></category>
		<category><![CDATA[I. Dünya Savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[Musaddık]]></category>
		<category><![CDATA[Wilson ilkeleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8418</guid>

					<description><![CDATA[Ulusların kendi kaderini tayin hakkı… Bu kavram, kendisi de siyaset bilimci olan ve 1913-21 tarihleri arasında ABD başkanlığı görevini yürüten Woodrow Wilson’a atfedilen “Wilson ilkeleri”nin en meşhur sloganı haline gelmiş ve 20. yüzyıl dünya siyasetine damgasını vurmuştu. Nitekim 19. yüzyıldan itibaren Avrupa devletleri tarafından sömürgeleştirilen toplumlar, sonradan popüler hale gelecek olan bu kavramı, maruz bırakıldıkları durumu aşmak için sıklıkla kullandı. 1776 senesinde bağımsızlığını ilan eden ve Avrupa’nın doğrudan siyasî müdahalesinin önünü kapatan ABD, bu sayede dünya siyaset arenasına giriş yaptı. Bu ilkeler aynı zamanda I. Dünya Savaşı yorgunu olan ve Asya, Afrika, Avustralya kıtalarında çok sayıda sömürgesi bulunan Avrupa devletlerinin&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ulusların kendi kaderini tayin hakkı… Bu kavram, kendisi de siyaset bilimci olan ve 1913-21 tarihleri arasında ABD başkanlığı görevini yürüten Woodrow Wilson’a atfedilen “Wilson ilkeleri”nin en meşhur sloganı haline gelmiş ve 20. yüzyıl dünya siyasetine damgasını vurmuştu. Nitekim 19. yüzyıldan itibaren Avrupa devletleri tarafından sömürgeleştirilen toplumlar, sonradan popüler hale gelecek olan bu kavramı, maruz bırakıldıkları durumu aşmak için sıklıkla kullandı.</p>
<p>1776 senesinde bağımsızlığını ilan eden ve Avrupa’nın doğrudan siyasî müdahalesinin önünü kapatan ABD, bu sayede dünya siyaset arenasına giriş yaptı. Bu ilkeler aynı zamanda I. Dünya Savaşı yorgunu olan ve Asya, Afrika, Avustralya kıtalarında çok sayıda sömürgesi bulunan Avrupa devletlerinin tesis ettiği siyasî düzene doğrudan bir tehditti. Nitekim ABD’nin sömürgecilik yerine ikame etmek istediği “manda ve himaye”, kendi kaderini tayin hakkı olan milletlerin, tayin edilen bir süreden sonra bağımsızlıklarını kazanmalarını öngörüyordu. Britanya ve Fransa başta olmak üzere Avrupa devletleri bu durumu, artık tehlikede olan sömürgeleriyle bağlarını tamamen koparmamak ve ABD’nin bu devletlerle hükümranlık ilişkisi kurmasının önüne geçmek için kabul etmek durumunda kalmıştı. Her ne kadar bağımsızlıklarını elde etmeleri 1960’ları bulduysa da ABD’nin bu politikası, bağımsızlık talep eden devletler için oldukça etkili bir paradigmaya dönüşmüştü.</p>
<p>1953’te CIA öncülüğünde gerçekleştirildiği herkesçe bilinen ve İran Başbakanı Musaddık’ın devrilmesiyle sonuçlanan hadisenin uluslararası ilişkiler bakımından önemini izaha gayret eden bir yazının ABD-Avrupa örtük çekişmesiyle başlamasının sebebi nedir? Şüphesiz söz konusu darbe İran’daki iç gelişmeler, toplumsal değişiklikler ve devlet içi aktörlerin çatışmaları üzerinden de anlatılabilir. Bununla birlikte, 19. yüzyıldan itibaren doğrudan doğruya İngiltere-Rusya tarafından iki sömürge bölgesine ayrılan, 1953 “TP-AJAX Operasyonu” ile kademeli olarak ABD etkisine açık hale gelen İran’daki bu darbeyi anlamak için II. Dünya Savaşı sonrasında devletlerarası güç mücadelelerine göz atmak öğretici olacaktır. Okumakta olduğunuz yazı, 1953 Musaddık darbesini devrin uluslararası aktörlerinin karar alıcılık düzeyi açısından inceleyecektir.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ağustos-2022">Derin Tarih Ağustos Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tarih Yazımında Bir Enstrüman Olarak Sinema</title>
		<link>https://www.derintarih.com/sinema-tarihi/tarih-yaziminda-bir-enstruman-olarak-sinema/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Önder]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 Jul 2022 06:42:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sinema Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[I. Dünya Savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[Irak]]></category>
		<category><![CDATA[Kanuni]]></category>
		<category><![CDATA[osmanli]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan Süleyman Han]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8220</guid>

					<description><![CDATA[Tarih bilimiyle ilgilenenler için sanat eseri, ilk çağlardan itibaren önemli bir belge niteliği taşır. Mağara duvarlarına çizilen resimlerden Osmanlı minyatürlerine, Roma resim sanatı örneklerinden günümüzdeki fotoğraf ve filmlere kadar pek çok eser, çeşitli araştırma tekniklerinin (karşılaştırmalı tarihî araştırmalar, nitel içerik analizleri, semiyotik çözümlemeler&#8230;) kullanılmasıyla halihazırda tarihî birer kayıt olarak önümüzde durmaktadır. Örneğin Matrakçı Nasuh’un 16. yüzyılda Beyân-ı Menâzil-i Sefer-i Irâkeyn-i Sultan Süleyman Han isimli eserinde çizdiği minyatürler Kanûnî’nin Irak seferini konu edinmekte; bu minyatürlerin ihtiva ettiği tasvirlerde şehir, kasaba, kale, han, dağ, geçit, akarsu, köprü ve iklim gibi sefer sırasında uğranılan menzillere mahsus ayrıntılar karşımıza çıkmaktadır. Sinematografın icadından sonra ise&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Tarih bilimiyle ilgilenenler için sanat eseri, ilk çağlardan itibaren önemli bir belge niteliği taşır. Mağara duvarlarına çizilen resimlerden Osmanlı minyatürlerine, Roma resim sanatı örneklerinden günümüzdeki fotoğraf ve filmlere kadar pek çok eser, çeşitli araştırma tekniklerinin (karşılaştırmalı tarihî araştırmalar, nitel içerik analizleri, semiyotik çözümlemeler&#8230;) kullanılmasıyla halihazırda tarihî birer kayıt olarak önümüzde durmaktadır. Örneğin Matrakçı Nasuh’un 16. yüzyılda <em>Beyân-ı Menâzil-i Sefer-i Irâkeyn-i Sultan Süleyman Han </em>isimli eserinde çizdiği minyatürler Kanûnî’nin Irak seferini konu edinmekte; bu minyatürlerin ihtiva ettiği tasvirlerde şehir, kasaba, kale, han, dağ, geçit, akarsu, köprü ve iklim gibi sefer sırasında uğranılan menzillere mahsus ayrıntılar karşımıza çıkmaktadır.</p>
<p>Sinematografın icadından sonra ise görüntünün gerçeğe en yakın haliyle aktarılabilmesi, resim sanatını soyut tasvire yönelterek tarihî belge niteliğinden çıkarmış, onun yerini fotoğraf ve video görüntüleri almıştır. Bu sayede savaşlar, darbeler ve 11 Eylül gibi mühim hadiseler sinematografın gözünden yeniden okunmaya, anlaşılmaya çalışılmıştır. Mustafa Güleç’in geçtiğimiz yıl Ketebe Yayınları etiketiyle çıkan <em>Avcı Siperinde Harp Sinematografı</em> isimli önemli çalışması da konuyla ilgili dikkat çekici bilgiler sunmaktadır. Kitapta görsel arşivlerden hareketle I. Dünya Savaşı’nı başka bir gerçeklikle okuma ve dönemin gündelik hayatına şahit olma imkânı bulabiliyoruz.</p>
<p>Sinema sanatı ortaya çıktığı ilk günden itibaren tarihle etkileşimini hep sürdürmüştür. Bugüne dek tarihî hadiselerden referans alınarak pek çok senaryo yazılmış, bu filmler seyircinin zihninde yeni bir tarih yazımına katkı sunmuştur. 1910’lardan itibaren tarih sahasının içine giren bu sanat, zaman ilerledikçe kendi tarihini de oluşturmaya başlamıştır. Özellikle ilk dönem sinema eserlerine baktığımızda pek çoğunun devlet eliyle desteklenen, hatta kurulan merkezlerden çıkması, sinema sanatını doğrudan tarih biliminin bir sahası haline getirmiştir. Osmanlı’da Enver Paşa’nın kurduğu Merkez Ordu Sinema Dairesi, İtalya’da Mussolini tarafından kurulan Cinecitta, Almanya’da kurulan Alman Ordu Film Dairesi, Rusya’da Lenin’in kurduğu VGIK (Sovyetler Birliği Devlet Sinematografi Enstitüsü) ve Amerika’da halen propaganda aracı olarak kullanılan Hollywood sineması buna örnektir.</p>
<p>Akademisyen Ahmet Gürata bir söyleşisinde bu hususu destekler nitelikte şunları söylemiştir: “Filmlerin kendisi artık tarih. Bir belge gibi. Bilhassa sinema teknolojisinin geliştiği bir çeyrek yüzyılı tarihî bir dönem olarak düşünürsek, filmler bizzat bunun bir belgesi oluyor. 1920’leri çalışıyorsunuz; o yıllardan çekilmiş belgeseller, haber filmler, erken aktüaliteler var.” Bu açıdan bakıldığında kurmaca filmlerin, özellikle de belgesel filmlerin bir seyirciye tarihçinin çalışma odasına girme imkanı verdiğini görürüz. Ancak o andan itibaren seyirci daha fazlasını öğrenmek istiyorsa elbette araştırıp öğrenmek durumunda kalacaktır.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-temmuz-2022">Derin Tarih Temmuz Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ü. GÜLSÜM POLAT – SÜLEYMAN POLAT: OSMANLI ASKERİNİN İAŞESİ, RAKİP ORDU ASKERİNİN İAŞESİNDEN DAHA İYİ DU-RUMDAYDI</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/u-gulsum-polat-suleyman-polat-osmanli-askerinin-iasesi-rakip-ordu-askerinin-iasesinden-daha-iyi-du-rumdaydi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Özlem Kocukeli Özbay]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 01 May 2022 04:46:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[harp]]></category>
		<category><![CDATA[I. Dünya Savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[Levazım Dairesi]]></category>
		<category><![CDATA[osmanli]]></category>
		<category><![CDATA[sefer]]></category>
		<category><![CDATA[Tanzimat Fermanı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8083</guid>

					<description><![CDATA[KONUŞAN: ÖZLEM KOCUKELİ ÖZBAY Osmanlı harp tarihinde iaşe meselesinin ehemmiyeti hangi bakımdan öne çıkmaktadır? İaşe tüm askerî organizasyonun temelini oluşturuyor. Klasik dönem Osmanlı seferlerinde bir askerî organizasyonun hazırlığı bir yıl kadar önce, bazen daha da erken başlıyor. Hazırlığın temelinde ordunun ihtiyaç duyduğu iaşe kalemlerinin ilgili zaman aralığında menzillerde hazır hale getirilmesi var. Bu noktada organizasyonun iyi yapılması; et, ekmek ve diğer iaşe mallarının istenilen miktarda hazır hale getirilmesi isteniyor. Osmanlı Devleti’nin son savaşı olan I. Dünya Savaşı’na baktığımızda da iaşenin zamanında temini için hazırlıklar yapılıyor ancak bu savaşın çok geniş bir coğrafyada ve Osmanlı Devleti’nin yetersiz ulaşım şartları ile yapılmaya&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>KONUŞAN: ÖZLEM KOCUKELİ ÖZBAY</strong></p>
<p><strong>Osmanlı harp tarihinde iaşe meselesinin ehemmiyeti hangi bakımdan öne çıkmaktadır?</strong></p>
<p>İaşe tüm askerî organizasyonun temelini oluşturuyor. Klasik dönem Osmanlı seferlerinde bir askerî organizasyonun hazırlığı bir yıl kadar önce, bazen daha da erken başlıyor. Hazırlığın temelinde ordunun ihtiyaç duyduğu iaşe kalemlerinin ilgili zaman aralığında menzillerde hazır hale getirilmesi var. Bu noktada organizasyonun iyi yapılması; et, ekmek ve diğer iaşe mallarının istenilen miktarda hazır hale getirilmesi isteniyor. Osmanlı Devleti’nin son savaşı olan I. Dünya Savaşı’na baktığımızda da iaşenin zamanında temini için hazırlıklar yapılıyor ancak bu savaşın çok geniş bir coğrafyada ve Osmanlı Devleti’nin yetersiz ulaşım şartları ile yapılmaya çalışılmasından dolayı ciddi aksamalar göze çarpıyor.</p>
<p><strong>İaşe hizmetlerini yürüten ne tür bir kurumsal yapı mevcuttu?</strong></p>
<p>Klasik dönem Osmanlı sefer organizasyonlarında genellikle kapıkullarının iaşesi devlet tarafından sağlanıyordu. Bu mekanizma içerisinde ise “emin” adı verilen görevliler ön plana çıkıyordu. Mesela et temini “ganem eminleri” zahire temini “nüzul eminleri” tarafından organize edilip temin ediliyordu. Mali bürokrasi ile ortak hareket eden bu “eminler” iaşe için gerekli malları devletin bütçesine bağlı kalemlerden sarf edilen meblağlarla ya satın alıyor ya da yine merkezi mali sistemin bir parçası olan “ayni vergiler” ile temin ediyordu. Osmanlı ordusunun iaşe hizmetlerinin yürütülmesi askerî yapının gelişimine paralel olarak değişime uğradı. Özellikle Tanzimat Fermanı’nın ilanından sonra Osmanlı ordusunun barış ve seferi birlikler olarak taksim edilmesi belirleyici bir dönüşümü simgelemektedir. Harp zamanında görev yapan seferi birliklerin ordu bölgelerine ayrılması, bunun yanında menzil teşkilatı ile aslında klasik dönem iaşe teminindeki yöntemlerle benzer biçimde karşılanmaya çalışıldı. Askerî organizasyonun genişlemesi ile Levazım Dairesinin teşkil edilmesi gerçekleşti. I. Dünya Harbi’nde iaşenin temininde Harbiye nezareti &#8211; Ordu kumandanlıkları eliyle orduların iaşesi sağlanmaya çalışıldı. Ancak I. Dünya Savaşı tam anlamıyla topyekûn bir harp olduğu için kimi bölgelerde ve savaşın belli dönemlerinde sivil halkın iaşesinin de ordu ambarlarından, dolayısıyla ordunun iaşe sisteminden karşılandığı oldu.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mayis-2022">Derin Tarih Mayıs Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Milliyetçiler Nasıl Atatürkçü Oldu?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/milliyetciler-nasil-ataturkcu-oldu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Olcay Can Kaplan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Oct 2019 08:25:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Afrika]]></category>
		<category><![CDATA[Balkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[I. Dünya Savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[ortadogu]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı Devleti]]></category>
		<category><![CDATA[Yusuf Akçura]]></category>
		<category><![CDATA[Ziya Gökalp]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=5081</guid>

					<description><![CDATA[Osmanlı Devleti’ni içine düştüğü buhrandan kurtarmak için birçok fikir gündeme gelmişti. Kimileri Batı’ya kalben ve bedenen benzemedikçe kurtuluşa eremeyeceğimizi iddia ediyor, kimileri çareyi İslam birliğinde arıyordu. Bunların içinde öyle bir grup vardı ki modern Türkiye Cumhuriyeti’ni vücuda getirecekti. Zayıflayan Osmanlı Balkanlar, Afrika ve Ortadoğu’daki topraklarını kaybediyordu. Dünyadaki fikir hareketlerinden güç alan entelektüeller kurtuluş reçetesinin adını “milliyetçilik” olarak ilan ettiler. Ziya Gökalp ve Yusuf Akçura gibi isimlerin tarih sahnesine armağan ettiği “Türk milletçiliği”, imparatorluk menşeli bir toplum için hazmedilmesi pek de kolay olmayan bir düşünce yapısıydı. Üç kıtaya hükmeden ve onlarca farklı millete liderlik eden imparatorluk güçten düşmesine rağmen hâlâ Müslümanların&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Osmanlı Devleti’ni içine düştüğü buhrandan kurtarmak için birçok fikir gündeme gelmişti. Kimileri Batı’ya kalben ve bedenen benzemedikçe kurtuluşa eremeyeceğimizi iddia ediyor, kimileri çareyi İslam birliğinde arıyordu. Bunların içinde öyle bir grup vardı ki modern Türkiye Cumhuriyeti’ni vücuda getirecekti.</p>
<p>Zayıflayan Osmanlı Balkanlar, Afrika ve Ortadoğu’daki topraklarını kaybediyordu. Dünyadaki fikir hareketlerinden güç alan entelektüeller kurtuluş reçetesinin adını “milliyetçilik” olarak ilan ettiler. Ziya Gökalp ve Yusuf Akçura gibi isimlerin tarih sahnesine armağan ettiği “Türk milletçiliği”, imparatorluk menşeli bir toplum için hazmedilmesi pek de kolay olmayan bir düşünce yapısıydı. Üç kıtaya hükmeden ve onlarca farklı millete liderlik eden imparatorluk güçten düşmesine rağmen hâlâ Müslümanların hilafet merkeziydi ve Türklüğü ön plana çıkaracak bir fikir onları rencide edebilir, devlete küstürebilirdi. Ama ne zaman ki I. Dünya Savaşı’nın ve emperyalizmin etkisiyle kimi Arap aşiretleri de Osmanlı Devleti’ne bayrak açtılar, o zaman Türkçülüğün yayılma alanı ve destekçi sayısı arttı. Artık Osmanlı münevverlerinin bir kısmı da Batılı uluslardakiler gibi milliyete dayalı bir ayrıma gitmek istiyorlardı. Türkiye Cumhuriyeti’ne giden süreçte bu fikir akımı etkilerini her alanda gösterecekti.</p>
<p><strong>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ekim-2019">Derin Tarih Ekim Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sultan II. Abdülhamid I. Dünya Savaşı’nın Çıkacağını Biliyor Muydu?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/desifre/sultan-ii-abdulhamid-i-dunya-savasinin-cikacagini-biliyor-muydu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ahmet Uçar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 31 May 2019 21:30:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Deşifre]]></category>
		<category><![CDATA[I. Dünya Savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[osmanli]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan II. Abdülhamid]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=4542</guid>

					<description><![CDATA[14 Temmuz 1893’te Sultan II. Abdülhamid’e isimsiz olarak ve muhtemelen Sultan’ın yakın çevresinden bir uzman tarafından sunulan bir raporda, hem daha sonra yaşanan dünya savaşları, hem de günümüz açısından bir devletin kendisini müdafaa ve dünya sahnesinde var olma kavgasında barış zamanlarında yapacağı teknolojik hazırlık ve birikimlerin ne derece önemli olduğu ortaya konulmaktadır. Raporda dünya savaşının çıkmasının muhtemel ve kesin olduğu tesbiti yapıldıktan sonra milletlerarası böyle bir mücadelede Osmanlı’nın ayakta kalabilmesi için gerekli askerî ve teknik hazırlıklara işaret edilmiş, özellikle tersane ve fabrikalar üzerinde durulmuştu. Mânâ bütünlüğünü bozmadan sadeleştirdiğimiz bu ilginç raporda şöyle deniliyordu: “Bu (19.) asrın şu son çeyreğinde meydana&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p align="justify"><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Times New Roman, serif;"><span style="font-size: medium;">14 Temmuz 1893’te Sultan II. Abdülhamid’e isimsiz olarak ve muhtemelen Sultan’ın yakın çevresinden bir uzman tarafından sunulan bir raporda, hem daha sonra yaşanan dünya savaşları, hem de günümüz açısından bir devletin kendisini müdafaa ve dünya sahnesinde var olma kavgasında barış zamanlarında yapacağı teknolojik hazırlık ve birikimlerin ne derece önemli olduğu ortaya konulmaktadır. Raporda dünya savaşının çıkmasının muhtemel ve kesin olduğu tesbiti yapıldıktan sonra milletlerarası böyle bir mücadelede Osmanlı’nın ayakta kalabilmesi için gerekli askerî ve teknik hazırlıklara işaret edilmiş, özellikle tersane ve fabrikalar üzerinde durulmuştu.</span></span></span></p>
<p align="justify"><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Times New Roman, serif;"><span style="font-size: medium;">Mânâ bütünlüğünü bozmadan sadeleştirdiğimiz bu ilginç raporda şöyle deniliyordu:</span></span></span></p>
<p align="justify"><span style="color: #000000;">“<span style="font-family: Times New Roman, serif;"><span style="font-size: medium;">Bu (19.) asrın şu son çeyreğinde meydana gelen muharebelerden dolayı sadece eski Avrupa’nın haritası değişmekle kalmamış, milletlerarası büyük bir güvensizlik de ortaya çıkmıştır. Bunun neticesi olarak er ya da geç şüphesiz yeni bir buhranın çıkması ve savaşın yaşanması kaçınılmazdır. Bu takdirde ülkelerini tam mânâsıyla müdafaa etme yanında bu savaş sırasında gerek devletlerin tertip ve tasnifinde bir tarafta (blokta) yer alma konusunda, gerekse devletin muhafazası için elzem görülerek alınacak tarafsızlık kararı sonrasında güçlü bir savunma aleti bulabilmek için diğer birçok devlet sulh zamanının müsait vakitlerinden istifade etmektedirler.</span></span></span></p>
<p align="justify"><strong>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-haziran-2019">Derin Tarih Haziran Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
