﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İbn Battuta &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/etiket/ibn-battuta/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Fri, 01 Jul 2022 07:17:08 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.5</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>İbn Battuta &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Medineli İbrahim El-Hıyârî Nazarında Payitaht</title>
		<link>https://www.derintarih.com/seyahat-notlari/medineli-ibrahim-el-hiyari-nazarinda-payitaht/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusuf Sami Kamadan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 Jul 2022 07:17:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Seyahat Notları]]></category>
		<category><![CDATA[İbn Battuta]]></category>
		<category><![CDATA[İbrahim el-Hıyârî]]></category>
		<category><![CDATA[Medine]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır]]></category>
		<category><![CDATA[Payitaht]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8236</guid>

					<description><![CDATA[Anadolu coğrafyası yüzyıllar boyunca farklı milletlerden pek çok seyyahın uğrak noktası olmuş, yalnızca Avrupalılar değil Müslümanlar, bilhassa Araplar bu coğrafyayı gezip görmeyi ihmal etmemiştir. Anadolu coğrafyasına dair aktardığı teferruatlı bilgilerden bugün dahi istifade ettiğimiz Ortaçağ’ın meşhur Müslüman seyyahı İbn Battûta (ö. 770/1368-69), bu toprakların kapısını aralayacak nice seyyaha öncülük etmiştir. İbrahim el-Hıyârî de bu isimlerden biridir. 1628 yılında ilimle iştigal eden bir ailede dünyaya gelen İbrahim el-Hıyârî’nin babası, Mısır’dan göç ederek Medine’ye yerleşmiş ve devrinin seçkin isimlerinden Abdurrahman b. el-Hıyârî’dir. İbrahim el-Hıyârî, başta babası olmak üzere çeşitli hocalardan ders aldı ve onun vefatının ardından Medine’deki medreselerden birinde müderrislik yapmaya başladı.&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Anadolu coğrafyası yüzyıllar boyunca farklı milletlerden pek çok seyyahın uğrak noktası olmuş, yalnızca Avrupalılar değil Müslümanlar, bilhassa Araplar bu coğrafyayı gezip görmeyi ihmal etmemiştir. Anadolu coğrafyasına dair aktardığı teferruatlı bilgilerden bugün dahi istifade ettiğimiz Ortaçağ’ın meşhur Müslüman seyyahı İbn Battûta (ö. 770/1368-69), bu toprakların kapısını aralayacak nice seyyaha öncülük etmiştir. İbrahim el-Hıyârî de bu isimlerden biridir.</p>
<p>1628 yılında ilimle iştigal eden bir ailede dünyaya gelen İbrahim el-Hıyârî’nin babası, Mısır’dan göç ederek Medine’ye yerleşmiş ve devrinin seçkin isimlerinden Abdurrahman b. el-Hıyârî’dir. İbrahim el-Hıyârî, başta babası olmak üzere çeşitli hocalardan ders aldı ve onun vefatının ardından Medine’deki medreselerden birinde müderrislik yapmaya başladı. Bir tertip neticesinde vazifesinin haksız yere elinden alınmasıyla doğup büyüdüğü bu şehirden ilk defa ayrılmak zorunda kalacaktı. Vaziyeti yetkili mercilere anlatmak ve gasp edilen hakkını geri almak üzere 1699’da Medine’den ayrılarak İstanbul’un yolunu tutan Hıyârî, bu seyahatini “külfeti olan bir nimet, içinde fırsat barındıran bir sıkıntı” diye tavsif etmiştir.</p>
<p>Uzun zamandır ziyaret etmek istediği Şam’ı bu vesilesiyle gördüğünü biliyoruz. Medine’den ayrıldıktan bir ay kadar sonra ulaştığı bu şehirde 18 gün kalmış, bazı âlimlerle görüşme fırsatı bulmuştu. Şam’dan ayrıldıktan 40 gün sonra Antakya, Adana, Konya, İznik ve Gebze gibi menzillerden geçtiği meşakkatli bir yolculuğun ardından nihayet payitaht İstanbul’a vardı. Üsküdar’a ayak bastığında dilinden dökülen, “Eğer şehrin girişi bu kadar güzelse son tarafını sen düşün artık!” sözü, bu kutlu şehre ilk görüşte duyduğu muhabbeti aşikâr eder. Gezdikçe hayranlığı artar. Öyle ki, lisanın bu hayranlığını ifadede aciz kalacağını teslim eder: “İstanbul’la ilgili yazdıklarım denizde bir nokta veyahut boyundaki gerdanlıkta bir inci tanesi gibidir.”</p>
<p>İbrahim el-Hıyârî’nin Anadolu coğrafyasında seyahat ettiği bu dönemde siyasî ve askerî bir hareketlilik yaşanmaktadır. Payitahta ulaştığı sırada Sultan IV. Mehmed’in Kandiye kuşatması sebebiyle bugün Yunanistan sınırları içerisinde yer alan ve Larissa olarak bilinen Yenişehir civarında olduğunu öğrenen Hıyârî, buraya doğru yola çıkar. Silivri, Tekirdağ, Keşan, Gümülcine, Kavala, Saroz yolunu takip ederek Yenişehir’e vasıl olur ve burada bir müddet kaldıktan sonra Şeyhülislâm Minkârîzâde Yahyâ Efendi ile görüşür. Medine’den ayrılıp yollara düşmesine sebep olan derdine bu görüşmede çare bulur ve vazifesine geri döneceğini bildiren bir berat tezkiresi alarak dokuz ay kalacağı İstanbul’a döner.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-temmuz-2022">Derin Tarih Temmuz Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>FERİDUN EMECEN: “OSMANLILAR KAYI’DANDIR VE KURUCUSU OSMAN GAZİ’DİR”</title>
		<link>https://www.derintarih.com/soylesi/feridun-emecen-osmanlilar-kayidandir-ve-kurucusu-osman-gazidir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Samet Tınas]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Jan 2020 08:00:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Atman]]></category>
		<category><![CDATA[el-Ömerî]]></category>
		<category><![CDATA[İbn Battuta]]></category>
		<category><![CDATA[İbn Said]]></category>
		<category><![CDATA[Osman Gazi]]></category>
		<category><![CDATA[Otman]]></category>
		<category><![CDATA[telâkki]]></category>
		<category><![CDATA[Ukrayna Kazakları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=5455</guid>

					<description><![CDATA[KONUŞAN: SAMET TINAS   Osman Gazi’nin ismi hakkında “Otman, Ataman” gibi yakıştırmalar yapılıyor. Bu konu hakkında düşünceleriniz nelerdir?   Osman Bey’in adı üzerindeki tartışmalar daha çok o dönemde kendisiyle çağdaş olan Pachymeres’ten kaynaklanıyor. Pachymeres, Grek alfabesi ile Osman Bey’in adını yazarken onu sanki “Otman, Atman” gibi yazıyor; o şekilde de okunduğu için bazı tarihçiler buradan hareketle aslında onun isminin “Osman” değil, “Otman” yahut “Atman” olduğunu, bu adın da kuzeyden gelen Türklere mahsus bir unvan olduğunu söylüyor. Osman Bey’in aslında Doğu Anadolu cihetinden, Azerbaycan tarafından gelmediği, daha çok kuzeyden gelen Türklere mensup bir askerî lider olduğu ileri sürülüyor. Yani bu tartışmalar&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>KONUŞAN: SAMET TINAS</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Osman Gazi’nin ismi hakkında “Otman, Ataman” gibi yakıştırmalar yapılıyor. Bu konu hakkında düşünceleriniz nelerdir?</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Osman Bey’in adı üzerindeki tartışmalar daha çok o dönemde kendisiyle çağdaş olan Pachymeres’ten kaynaklanıyor. Pachymeres, Grek alfabesi ile Osman Bey’in adını yazarken onu sanki “Otman, Atman” gibi yazıyor; o şekilde de okunduğu için bazı tarihçiler buradan hareketle aslında onun isminin “Osman” değil, “Otman” yahut “Atman” olduğunu, bu adın da kuzeyden gelen Türklere mahsus bir unvan olduğunu söylüyor. Osman Bey’in aslında Doğu Anadolu cihetinden, Azerbaycan tarafından gelmediği, daha çok kuzeyden gelen Türklere mensup bir askerî lider olduğu ileri sürülüyor. Yani bu tartışmalar “Atman” üzerinden sürdü. Hatta bugün “Atman” veya “Ataman” şeklinde, “başbuğ” anlamına gelen ve bir askerî kumandan hüviyetini taşıyan bir unvan var. Bu unvanı Ukrayna Kazakları kullanıyorlar ama kelime Türkçeden türemiştir. Bu kelimenin bozulmuş şekli gibi telâkki ediyorlar. Bana göre bu doğru bir yaklaşım değil. Dönemin Arap müelliflerinin hiçbiri bunu “-t” şeklinde yazmadı. İbn Battuta, İbn Said, el-Ömerî gibi yakın dönem Arap seyyah ve coğrafyacıları hiç böyle yazmadılar. Osman oğlu Orhan Bey dediler mesela. Dolayısıyla devletin kurucusunun isminin Osman olduğuna şüphe yok. Üstelik benim anladığım kadarıyla Arapçadaki “peltek s” sesi Yunancadaki “t sesi”ne benzer. Dolayısıyla “s” harfi peltek olduğundan “t” gibi çıkabiliyor. Buna bağlı bir şey gibi görüyorum ben bunu. Yoksa bizim tarih literatürümüzde böyle bir şey yok. Osman Bey’in bastırdığı paralar da bugün elimize ulaştı; onların sahihliği de söz konusu. Bugün artık tamamen ortaya çıkmış vaziyette. Yani “ayn” ve “peltek s” ile yazılmış bir Osman var karşımızda.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-aralik-4079">Derin Tarih Ocak Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Osmanlı’nın “Enmûzec-İ Evvel”İ: Orhan Gazi</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/osmanlinin-enmuzec-i-evveli-orhan-gazi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Armağan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Jan 2020 07:50:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Hamdi Tanpınar]]></category>
		<category><![CDATA[Alâaddin]]></category>
		<category><![CDATA[İbn Battuta]]></category>
		<category><![CDATA[İhtiyarü'd-din Sultan Orhan Beğ]]></category>
		<category><![CDATA[Orhan Gazi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=5447</guid>

					<description><![CDATA[Ahmet Hamdi Tanpınar, Orhan Gazi için, “Bir buçuk asır bütün imparatorluk için model, Orhan’dı” tesbitinde bulunur. Orhan Gazi’nin Fatih’e kadarki döneme “model” olmasının arkasında, dedesi Şeyh Edebali’nin edeb tezgâhı, babası Osman’ın yalçın iradesi ve bükülmez dürüstlüğü, ağabeyi Alâaddin’in derviş-meşrepliği ve tevazusu ve her şeyden önemlisi de, devrin alpleri, erenleri, babaları ve abdallarının kutlu nazarları yatar. Bütün bu maddî ve manevî etkiler onun üzerinde yoğunlaşır ve adeta ‘Orhan Şahsiyeti’ diyebileceğimiz bir model-insanı yontar. Orhan’ı şahsen görüp konuşmuş ve bize tanıtmış olan seyyah İbn Battuta, Nilüfer Hatun’u oldukça tafsilatlı bir şekilde anlatmasına rağmen, ondan bize ne yazık ki pek kısa satırlar halinde&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ahmet Hamdi Tanpınar, Orhan Gazi için, “Bir buçuk asır bütün imparatorluk için model, Orhan’dı” tesbitinde bulunur. Orhan Gazi’nin Fatih’e kadarki döneme “model” olmasının arkasında, dedesi Şeyh Edebali’nin edeb tezgâhı, babası Osman’ın yalçın iradesi ve bükülmez dürüstlüğü, ağabeyi Alâaddin’in derviş-meşrepliği ve tevazusu ve her şeyden önemlisi de, devrin alpleri, erenleri, babaları ve abdallarının kutlu nazarları yatar. Bütün bu maddî ve manevî etkiler onun üzerinde yoğunlaşır ve adeta ‘Orhan Şahsiyeti’ diyebileceğimiz bir model-insanı yontar. Orhan’ı şahsen görüp konuşmuş ve bize tanıtmış olan seyyah İbn Battuta, Nilüfer Hatun’u oldukça tafsilatlı bir şekilde anlatmasına rağmen, ondan bize ne yazık ki pek kısa satırlar halinde bahseder. Anlatılanlar da, gelenekten aktarılan Orhan portresine pek fazla bir şey eklemez. Ancak önemli bir ayrıntı olarak, onun bir yerde bir aydan fazla oturmayıp küffarla sürekli savaş halinde olduğundan söz eder:</p>
<p>Bursa’nın hâkimi Osmancık oğlu İhtiyarü’d-din Sultan Orhan Beğ’dir… Bu hükümdar, Türkmen padişahlarının en ulusu olduğu kadar, toprak, asker ve varlık bakımından da onların en üstünü bulunmaktadır. Hâkimi olduğu yüz kadar kale vardır ki, çoğu zamanını bunları dolaşmakla geçirir ve her kalede bir süre kalarak durumlarını anlamak, noksanlarını tamamlamakla meşgul olur. Denildiğine göre, hiç bir şehirde, hiçbir suretle bir aydan fazla oturmaz, aralıksız olarak kâfirlerle savaşı sürdürür, onların kalelerini bir bir kuşatarak ellerinden alırdı&#8230;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-aralik-4079">Derin Tarih Ocak Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Musul Petrollerini İngilizlere Sunan Ermeni Kalust Gülbenkyan</title>
		<link>https://www.derintarih.com/tarihin-taniklari/musul-petrollerini-ingilizlere-sunan-ermeni-kalust-gulbenkyan/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ali Okumuş]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 31 Aug 2017 21:59:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tarihin Tanıkları]]></category>
		<category><![CDATA[İbn Battuta]]></category>
		<category><![CDATA[Musul petrolleri]]></category>
		<category><![CDATA[Standard Oil şirketi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=2703</guid>

					<description><![CDATA[Musul petrollerinin varlığı çok eskiden beri bilinirdi. Bölgede depremler neticesinde çatlaklar oluşur, derinlerde bulunan petrol çatlaklardan yüzeye çıkar, hatta içinde gaz bulunduğundan bazen fışkırdığı olur, şehir ve köylerin çeşitli yerlerinde petrol gölcükleri oluşurdu. Musul’a gelen seyyah ve tüccarların gözünden kaçmayan bu durum detaylarıyla anlatılmıştır. İbn Battuta ziftin toplanması için havuzlar yapıldığını ve daha çok kayaların etrafında çıktığını anlatır. Evliya Çelebi’nin Musul için “memba- ı zift” tabirini kullanması manidardır. Petrolün asıl hükümranlığı 19. yüzyılın ikinci yarısında başlar. Edwin Drake’in 1859’da sondajla petrol çıkarmasıyla Amerika’da başlayan petrolün saltanatı 20. asırda dünyayı saracaktır. Rockefeller’in başında bulunduğu Standard Oil şirketi muazzam bir kazanç elde&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Musul petrollerinin varlığı çok eskiden beri bilinirdi. Bölgede depremler neticesinde çatlaklar oluşur, derinlerde bulunan petrol çatlaklardan yüzeye çıkar, hatta içinde gaz bulunduğundan bazen fışkırdığı olur, şehir ve köylerin çeşitli yerlerinde petrol gölcükleri oluşurdu. Musul’a gelen seyyah ve tüccarların gözünden kaçmayan bu durum detaylarıyla anlatılmıştır. İbn Battuta ziftin toplanması için havuzlar yapıldığını ve daha çok kayaların etrafında çıktığını anlatır.</p>
<p>Evliya Çelebi’nin Musul için “memba- ı zift” tabirini kullanması manidardır. Petrolün asıl hükümranlığı 19. yüzyılın ikinci yarısında başlar. Edwin Drake’in 1859’da sondajla petrol çıkarmasıyla Amerika’da başlayan petrolün saltanatı 20. asırda dünyayı saracaktır. Rockefeller’in başında bulunduğu Standard Oil şirketi muazzam bir kazanç elde edip kartel haline gelmiş, arka arkaya pek çok petrol şirketi kurulmuş, bunlar dünyanın çeşitli yerlerinde kuyular açmış ve işletmişlerdir.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derintarih-eylul2017">Derin Tarih Eylül Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
