﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>iftar &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/etiket/iftar/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Tue, 02 Aug 2022 07:10:23 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.7</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>iftar &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Hz. Hüseyin Muhabbeti ve Edebiyatımızda Maktel-i Hüseyin</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dogudan-batiya/hz-huseyin-muhabbeti-ve-edebiyatimizda-maktel-i-huseyin/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İsmail Güleç]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Aug 2022 07:10:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Doğu'dan Batı'ya]]></category>
		<category><![CDATA[Aşure]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Hüseyin]]></category>
		<category><![CDATA[iftar]]></category>
		<category><![CDATA[Kerbelâ]]></category>
		<category><![CDATA[Muharrem ayı]]></category>
		<category><![CDATA[oruç]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8347</guid>

					<description><![CDATA[680 yılında cereyan eden, Hz. Hüseyin (ra) ile ailesi ve yakınlarının hunharca şehit edildiği Kerbelâ, okuyanların ve dinleyenlerin içini sızlatan en yakıcı olaylardan biridir İslâm tarihinde. Kerbelâ’nın Türk muhayyilesinde ve bu muhayyilenin ürettiği edebiyatta mühim bir yeri vardır. Tarih boyunca evlerde, konaklarda, köy odalarında, tekkelerde Hz. Hüseyin’in hikâyesini anlatan eserlerin okunması onun hatırasının canlı kalmasında etkili oldu. Kerbelâ’yı sanki kısa süre önce vuku bulmuş bir hadise gibi taze tuttu, unutmamıza izin vermedi. &#8211; Muharrem gelince milletçe adeta seferber oluruz. Aşure pişirmek ve dağıtmak en yaygın adetimiz. Bu ay girince ayrıca; &#8211; Muharremin ilk gününden Hz. Hüseyin’in ve beraberindekilerin toprağa verildiği&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>680 yılında cereyan eden, Hz. Hüseyin (ra) ile ailesi ve yakınlarının hunharca şehit edildiği Kerbelâ, okuyanların ve dinleyenlerin içini sızlatan en yakıcı olaylardan biridir İslâm tarihinde. Kerbelâ’nın Türk muhayyilesinde ve bu muhayyilenin ürettiği edebiyatta mühim bir yeri vardır. Tarih boyunca evlerde, konaklarda, köy odalarında, tekkelerde Hz. Hüseyin’in hikâyesini anlatan eserlerin okunması onun hatırasının canlı kalmasında etkili oldu. Kerbelâ’yı sanki kısa süre önce vuku bulmuş bir hadise gibi taze tuttu, unutmamıza izin vermedi.</p>
<p>&#8211; Muharrem gelince milletçe adeta seferber oluruz. Aşure pişirmek ve dağıtmak en yaygın adetimiz. Bu ay girince ayrıca;</p>
<p>&#8211; Muharremin ilk gününden Hz. Hüseyin’in ve beraberindekilerin toprağa verildiği 12. günü sonuna kadar oruç tutulur.</p>
<p>&#8211; Tutum ve davranışlarda bir yakını kaybetmenin verdiği hüzün ve sükûnet olur, aşırılığa kaçılmaz.</p>
<p>&#8211; Hz. Hüseyin’in ve yakınlarının Kerbelâ’da çektiği susuzluğu hissetmek için su yalın hali ile içilmez. Susuzluk ayran, meyve suyu gibi sıvılarla giderilir. Ayrıca bu günlerde çay, komposto ve diğer sıvılar da kana kana içilmez. Matem günleri boyunca susuzluğu hissetmek esastır.</p>
<p>&#8211; Ramazan iftarlarının aksine Muharrem orucu iftarlarında envai çeşit yemek olmaz. İftar bir şölene ve ziyafete dönüştürülmez. Hz. Hüseyin’in Kerbelâ’da yediği yemekler düşünülerek sadece ölmeyecek ve ayakta duracak kadar yemek yenir. Mide tıka basa doldurulmaz.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ağustos-2022">Derin Tarih Ağustos Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Osmanlı Bir Vakıf Medeniyetidir, Ya Selçuklu?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/osmanli-bir-vakif-medeniyetidir-ya-selcuklu-2/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Alican]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Nov 2021 07:31:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Arapça]]></category>
		<category><![CDATA[cami]]></category>
		<category><![CDATA[çeşme]]></category>
		<category><![CDATA[halife]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Peygamber (sas)]]></category>
		<category><![CDATA[iftar]]></category>
		<category><![CDATA[tasadduk]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7579</guid>

					<description><![CDATA[Arapçada “ve-ka-fe” mazi kökünden türeyen ve “durmak, durdurmak, sabit hale getirmek, alıkoymak” gibi anlamlara gelen vakıf kelimesi, temelde “bir maldan elde edilen yararın sonsuza dek belirli bir iyilik amacına tahsis edilmesi” mânâsını taşır. İslâm tarihinde özellikle kamusal hizmetlerin yürütülmesi için oluşturulan hayır kurumlarının işleyişini tarif etmek için kullanılan kelime, Hz. Peygamber (sas) döneminden itibaren İslâm toplumunda görülen hayır uygulamalarına karşılık gelir. Bununla birlikte, İslâm devletinin topraklarının genişlemesine, diğer sosyal, siyasal ve kültürel yapılarla kurulan temasların artmasına ve özellikle de siyasî kurumsallaşmanın gelişme sürecine paralel olarak vakıf olgusunun ve kavramının da tekâmül ettiğini not etmek gerekir. Vakıflar Hz. Peygamber ve ilk&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>A</strong>rapçada “ve-ka-fe” mazi kökünden türeyen ve “durmak, durdurmak, sabit hale getirmek, alıkoymak” gibi anlamlara gelen vakıf kelimesi, temelde “bir maldan elde edilen yararın sonsuza dek belirli bir iyilik amacına tahsis edilmesi” mânâsını taşır. İslâm tarihinde özellikle kamusal hizmetlerin yürütülmesi için oluşturulan hayır kurumlarının işleyişini tarif etmek için kullanılan kelime, Hz. Peygamber (sas) döneminden itibaren İslâm toplumunda görülen hayır uygulamalarına karşılık gelir. Bununla birlikte, İslâm devletinin topraklarının genişlemesine, diğer sosyal, siyasal ve kültürel yapılarla kurulan temasların artmasına ve özellikle de siyasî kurumsallaşmanın gelişme sürecine paralel olarak vakıf olgusunun ve kavramının da tekâmül ettiğini not etmek gerekir.</p>
<p>Vakıflar Hz. Peygamber ve ilk halifeler döneminde tasadduk/sadaka/hayır-hasenat kültürü olarak karşımıza çıkar. Zaman içerisinde belirli kurallar bütünüyle yapılandırılan, idarî anlamda bir tür devlet ya da şirketi andıran ve aynı zamanda hukukî bir çerçevesi olan, başlı başına bir hukuk alanına dönüşen karmaşık bir sistem haline gelmiştir.</p>
<p>İslâm tarihinde vakıf kültürünün “iyilik” olarak nitelendirilebilecek her şeye temas ettiği görülür. Açları doyurmak ve hastaları iyileştirmek için imaretler ya da şifahaneler tahsis etmek, ilmî faaliyetlerin yürütüleceği medreselerin kesintisiz bir biçimde işlemesini garanti altına almak için müderrislere maaş vermek vakıfların hedefleridir. Talebelere burs kaynakları yaratmak ya da cami, yol, çeşme vb. tabir yerindeyse belediyecilik hizmetleri için vakıf kurumunu devreye sokmak bütün Müslüman toplumlarında vaka-yı âdiyedendir.</p>
<p>Vakıfların hedef aldığı kitle birbirinden farklıdır fakat özü itibariyle “düşkünlere” yardımı esas alırlar. Mesela ekonomik sıkıntılar sebebiyle hac ibadetini yerine getiremeyenleri Hicaz’a gönderen ve maddî geliri olmayan gençleri evlendiren vakıflara sık rastlanır.  Fakir kızların çeyizini düzmek, esirleri özgürlüklerine kavuşturmak, şehre gelen misafirleri en güzel biçimde ağırlamak, bazı camilerde iftar vakti şerbet dağıtmak, soğuk kış aylarında vahşi hayvanların ve kuşların açlıktan ölmemesi için onlara yiyecek vermek gibi maksatlarla da vakıflar kurulmuştur.</p>
<p>8. yüzyıldan itibaren vakıf müesseseleri İslâm coğrafyasının her yanında sosyokültürel hayatın temel bir unsuru olarak temayüz etmeye başlamışlardır. Bütün Müslüman ülkelerde sosyal hizmetlerin belkemiğini bu kurumlar oluşturuyordu. Devletten bağımsız bir alana tekabül ettiği, daha doğrusu devleti de bağladığı için siyaset-üstü bir mahiyete sahipti. Devletler yıkılıp giderken vakıflar varlıklarını yüzlerce yıl devam ettirebiliyorlardı. Abbâsîlerden Eyyûbîlere, Selçuklulardan Osmanlılara kadar bütün İslam devletlerinde mevcudiyeti tespit edilebilen vakıflar, toplum içerisinde bir tür dayanışma inşa eden en önemli araçların başında geliyordu.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Osmanlı’nın Ayarsız Saatleri</title>
		<link>https://www.derintarih.com/izdusum/osmanlinin-ayarsiz-saatleri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Özel]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 01 Aug 2019 07:20:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İzdüşüm]]></category>
		<category><![CDATA[iftar]]></category>
		<category><![CDATA[namaz]]></category>
		<category><![CDATA[osmanli]]></category>
		<category><![CDATA[Ramazan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=4785</guid>

					<description><![CDATA[Osmanlı medeniyeti kadîm ile moderni, dinî ile dünyevîyi harmanlıyordu. Döngüsel zamanla çizgisel zamanı, alaturka saatle alafranga saati bağdaştırıyor; Avrupa’dan ithal ettiği “mekanik saatler” rasyonel iş örgütlenmesine olduğu kadar, dinî (ve siyasî) zaman telakkisine de hizmet ediyordu. Bu harmanın son demlerine şahit olan Tanpınar, roman tecrübemizin birkaç zirvesinden biri olan Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nde “eski hayatımızın saat üzerine kurulduğunu” söylüyordu. Saat dünyevî başarıların olduğu kadar, uhrevî saadetin de anahtarıydı: “Günde beş vakit namaz, ramazanlarda iftar, sahur, her türlü ibadet saatle idi. Saat Allah’ı bulmanın en sağlam çaresi idi ve bu sıfatla eskilerin hayatını idare ederdi.” Romana adını esinleyen muvakkıthaneler yaygındı ve neredeyse&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Osmanlı medeniyeti kadîm ile moderni, dinî ile dünyevîyi harmanlıyordu. Döngüsel zamanla çizgisel zamanı, alaturka saatle alafranga saati bağdaştırıyor; Avrupa’dan ithal ettiği “mekanik saatler” rasyonel iş örgütlenmesine olduğu kadar, dinî (ve siyasî) zaman telakkisine de hizmet ediyordu. Bu harmanın son demlerine şahit olan Tanpınar, roman tecrübemizin birkaç zirvesinden biri olan Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nde “eski hayatımızın saat üzerine kurulduğunu” söylüyordu. Saat dünyevî başarıların olduğu kadar, uhrevî saadetin de anahtarıydı: “Günde beş vakit namaz, ramazanlarda iftar, sahur, her türlü ibadet saatle idi. Saat Allah’ı bulmanın en sağlam çaresi idi ve bu sıfatla eskilerin hayatını idare ederdi.” Romana adını esinleyen muvakkıthaneler yaygındı ve neredeyse herkesin zenginlik seviyesine göre bir saati vardı. “Saatlerini besmeleyle çıkarırlar, sayacağı zamanın kendileri ve çoluk çocukları için hayırlı olmasını dua ederek ayarlarlar, kurarlar, sonra kulaklarına götürerek sanki yakın ve uzak zaman için kendilerine verdikleri müjdeleri dinlerlerdi. Saat sesi bu yüzden onlar için şadırvanlardaki su sesleri gibi hemen hemen iç âleme (ait), büyük ve ebedî inançların sesiydi.” Saatin kendine özgü, hayatın maddî ve manevî boyutlarında genişleyen yetenekleri vardı. “Bir taraftan bugününüzü ve vazifelerinizi tayin eder, öbür taraftan da peşinde koştuğunuz ebedî saadeti, onun lekesiz ve arızasız yollarını size açardı.”</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
