﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>II. Abdülhamid &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/etiket/ii-abdulhamid-2/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Thu, 02 Mar 2023 08:22:04 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.5</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>II. Abdülhamid &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Osmanlı’nın İlk Millî Anıtı: Âbide-İ Hürriyet ve Kitâbeleri</title>
		<link>https://www.derintarih.com/sehir-ve-mimari/osmanlinin-ilk-milli-aniti-abide-i-hurriyet-ve-kitabeleri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Oktay Türkoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Mar 2023 08:22:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Şehir ve Mimarî]]></category>
		<category><![CDATA[Âbide-i Hürriyet]]></category>
		<category><![CDATA[Çağlayan Adliyesi]]></category>
		<category><![CDATA[Enver Paşa]]></category>
		<category><![CDATA[Hürriyet-i Ebediye]]></category>
		<category><![CDATA[II. Abdülhamid]]></category>
		<category><![CDATA[Jön Türkler]]></category>
		<category><![CDATA[Kağıthane vadisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=9179</guid>

					<description><![CDATA[Kağıthane vadisine hâkim Hürriyet-i Ebediye tepesi üzerinde, bir tarafı park alanı, bir tarafı da Çağlayan Adliyesi ile çevrelenmiş vaziyetteki Âbide-i Hürriyet, II. Abdülhamid rejimine karşı olan Jön Türklerin “Hürriyet, Müsâvat, Uhuvvet” terkibinin umdelerinden ilkini taşımak suretiyle 31 Mart Ayaklanması sırasında ölen Meşrutiyet taraftarları için yaptırılmıştı. Bugün Enver Paşa, Talat Paşa ve Midhat Paşa gibi İttihat ve Terakki’nin öncü isimlerinin kabirlerine ev sahipliği yapmaktadır. &#160; Devamı Derin Tarih Mart Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kağıthane vadisine hâkim Hürriyet-i Ebediye tepesi üzerinde, bir tarafı park alanı, bir tarafı da Çağlayan Adliyesi ile çevrelenmiş vaziyetteki Âbide-i Hürriyet, II. Abdülhamid rejimine karşı olan Jön Türklerin “Hürriyet, Müsâvat, Uhuvvet” terkibinin umdelerinden ilkini taşımak suretiyle 31 Mart Ayaklanması sırasında ölen Meşrutiyet taraftarları için yaptırılmıştı. Bugün Enver Paşa, Talat Paşa ve Midhat Paşa gibi İttihat ve Terakki’nin öncü isimlerinin kabirlerine ev sahipliği yapmaktadır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mart-2023">Derin Tarih Mart Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>31 Mart’ı Tetikleyen Hasan Fehmi Suikasti</title>
		<link>https://www.derintarih.com/desifre/31-marti-tetikleyen-hasan-fehmi-suikasti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Osman Atasoy]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 02 Dec 2022 14:23:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Deşifre]]></category>
		<category><![CDATA[Hasan Fehmi Bey]]></category>
		<category><![CDATA[II. Abdülhamid]]></category>
		<category><![CDATA[II. Meşrutiyet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8827</guid>

					<description><![CDATA[II. Meşrutiyet’in ilanıyla birçok alanda hissedilir bir serbestiyet doğmuş; muhalif gazeteciler ülkeye dönmüş, birçok yeni gazete ve dergi yayına başlamıştı. Ancak aynı süreçte II. Abdülhamid’e karşı birleşenlerin arasındaki fikir ayrılıkları da su yüzüne çıkmaya başladı. Tenkit oklarının hedefinde bu defa İttihat ve Terakki Cemiyeti vardı. Muhalif isimlerden biri de yazılarıyla toplumu galeyana getiren Serbestî gazetesi başyazarı Hasan Fehmi Bey idi. Bu yüzden fail-i meçhul bir cinayete kurban gitmiş, böylece muhalif cepheye gözdağı verilmişti. &#160; Devamı Derin Tarih Aralık Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>II. Meşrutiyet’in ilanıyla birçok alanda hissedilir bir serbestiyet doğmuş; muhalif gazeteciler ülkeye dönmüş, birçok yeni gazete ve dergi yayına başlamıştı. Ancak aynı süreçte II. Abdülhamid’e karşı birleşenlerin arasındaki fikir ayrılıkları da su yüzüne çıkmaya başladı. Tenkit oklarının hedefinde bu defa İttihat ve Terakki Cemiyeti vardı. Muhalif isimlerden biri de yazılarıyla toplumu galeyana getiren Serbestî gazetesi başyazarı Hasan Fehmi Bey idi. Bu yüzden fail-i meçhul bir cinayete kurban gitmiş, böylece muhalif cepheye gözdağı verilmişti.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-aralık-2022">Derin Tarih Aralık Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hilâfetin Kureyşîliği Meselesi Hindistan’da Nasıl Karşılık Buldu?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/mercek/hilafetin-kureysiligi-meselesi-hindistanda-nasil-karsilik-buldu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Deniz Çıkılı]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 07 Sep 2022 11:15:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mercek]]></category>
		<category><![CDATA[halife]]></category>
		<category><![CDATA[Hindistan]]></category>
		<category><![CDATA[II. Abdülhamid]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8512</guid>

					<description><![CDATA[İslâm’ın ilk asırlarından itibaren tartışılan hilâfetin Kureyşîliği meselesinin son asırlarda özellikle Hint alt kıtası’nda gündeme gelmesinde İngilizlerin etkisi açıktır. İngilizler önceleri hilâfetin nüfuzundan istifade etmeyi tercih ederken, II. Abdülhamid döneminden itibaren Osmanlı hilâfetini bir tehdit olarak algılamaya başladılar. Hindistan Müslümanları nazarında Osmanlı halifesinin itibarını zedelemek amacıyla da meşruiyetini tartışmaya açtılar. Buna karşılık bölgedeki Müslümanlar bu oyuna gelmedi&#8230; &#160; Devamı Derin Tarih Eylül Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İslâm’ın ilk asırlarından itibaren tartışılan hilâfetin Kureyşîliği meselesinin son asırlarda özellikle Hint alt kıtası’nda gündeme gelmesinde İngilizlerin etkisi açıktır. İngilizler önceleri hilâfetin nüfuzundan istifade etmeyi tercih ederken, II. Abdülhamid döneminden itibaren Osmanlı hilâfetini bir tehdit olarak algılamaya başladılar. Hindistan Müslümanları nazarında Osmanlı halifesinin itibarını zedelemek amacıyla da meşruiyetini tartışmaya açtılar. Buna karşılık bölgedeki Müslümanlar bu oyuna gelmedi&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-eylul-2022">Derin Tarih Eylül Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yıldız Ktüphanesi’ni Yağmadan Kurtaran Hâfız-I Kütüb Kalkandelenli Sabri Bey</title>
		<link>https://www.derintarih.com/mechul-meshurlar/yildiz-ktuphanesini-yagmadan-kurtaran-hafiz-i-kutub-kalkandelenli-sabri-bey/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dursun Gürlek]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 07 Sep 2022 11:11:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Meçhûl Meşhurlar]]></category>
		<category><![CDATA[Baba-oğul]]></category>
		<category><![CDATA[II. Abdülhamid]]></category>
		<category><![CDATA[Yıldız Kütüphanesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8509</guid>

					<description><![CDATA[Yıldız Sarayı’nın asıl hazinesi Yıldız Kütüphanesi’ydi. İçindeki 50 bin cilt eserin yanı sıra o devirde çıkan ne kadar resimli dergi, ansiklopedi, salnâme, albüm varsa hepsi buraya gelirdi. Kütüphanenin hâfız-ı kütübü Sabri Kalkandelenli II. Abdülhamid’i tahttan indirmek isteyen İttihatçıların saray baskını sırasında eşiğine yatarak kütüphaneyi yağmadan korumuştu. Bu kütüphane ve muhteviyatı hakkındaki en sağlam bilgileri aldığımız, Sabri Bey’in oğlu Nureddin Kalkandelenli de babası gibi dirayetli ve kitap âşığı bir kütüphaneciydi. Baba-oğul bu iki değerli kütüphanecimizin örnek şahsiyetlerine yakından bakalım&#8230; &#160; Devamı Derin Tarih Eylül Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yıldız Sarayı’nın asıl hazinesi Yıldız Kütüphanesi’ydi. İçindeki 50 bin cilt eserin yanı sıra o devirde çıkan ne kadar resimli dergi, ansiklopedi, salnâme, albüm varsa hepsi buraya gelirdi. Kütüphanenin hâfız-ı kütübü Sabri Kalkandelenli II. Abdülhamid’i tahttan indirmek isteyen İttihatçıların saray baskını sırasında eşiğine yatarak kütüphaneyi yağmadan korumuştu. Bu kütüphane ve muhteviyatı hakkındaki en sağlam bilgileri aldığımız, Sabri Bey’in oğlu Nureddin Kalkandelenli de babası gibi dirayetli ve kitap âşığı bir kütüphaneciydi. Baba-oğul bu iki değerli kütüphanecimizin örnek şahsiyetlerine yakından bakalım&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-eylul-2022">Derin Tarih Eylül Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Lozan’da İngiltere’ye Bıraktığımız Bahşiş: Hân-ı Yağma Kıbrıs</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/lozanda-ingiltereye-biraktigimiz-bahsis-han-i-yagma-kibris/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Muhammed Mahmut Bakır]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 Jul 2022 09:16:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Ayastefanos Muahedesi]]></category>
		<category><![CDATA[Cihan Harbi]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet-i Aliyye]]></category>
		<category><![CDATA[II. Abdülhamid]]></category>
		<category><![CDATA[İngiliz]]></category>
		<category><![CDATA[Meclis-i Vükela]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı-Rus Harbi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8302</guid>

					<description><![CDATA[Tarihe 93 Harbi olarak geçen Osmanlı-Rus Harbi’ndeki mağlubiyet Devlet-i Aliyye için ödenmesi oldukça zor maddi ve manevî bir fatura ile karşılaşmak demekti. Yaşanan meşum kayıplardan anlaşılan; yakın bir gelecekte, kâh harbin galibi Rusya’nın kâh “Osmanlı’yı korumak” klişesine sığınan Avrupalı güçlerin, hasta adam olarak gördükleri imparatorluğu emsali kayıplara uğratmak için zorlayacaklarıydı. Bu bahiste “maslahat” vakte/konjonktüre uymuş, henüz mağlubiyetin şokunu atlatamayan Osmanlı’nın Doğu’dan gelecek bir Rus saldırısına karşı oluşan emniyetsizliği, İngiltere’nin Kıbrıs’ı elde etme arzusu ile aynı aynı skalaya oturmuştu. İngilizler Kıbrıs’ı ya işgal edecekler ya da Kars, Ardahan, Batum havalisinden gelmesi muhtemel bir Rus saldırısına karşı Osmanlı’yı korumak şartıyla Kıbrıs kendilerine&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Tarihe 93 Harbi olarak geçen Osmanlı-Rus Harbi’ndeki mağlubiyet Devlet-i Aliyye için ödenmesi oldukça zor maddi ve manevî bir fatura ile karşılaşmak demekti. Yaşanan meşum kayıplardan anlaşılan; yakın bir gelecekte, kâh harbin galibi Rusya’nın kâh “Osmanlı’yı korumak” klişesine sığınan Avrupalı güçlerin, hasta adam olarak gördükleri imparatorluğu emsali kayıplara uğratmak için zorlayacaklarıydı. Bu bahiste “maslahat” vakte/konjonktüre uymuş, henüz mağlubiyetin şokunu atlatamayan Osmanlı’nın Doğu’dan gelecek bir Rus saldırısına karşı oluşan emniyetsizliği, İngiltere’nin Kıbrıs’ı elde etme arzusu ile aynı aynı skalaya oturmuştu.</p>
<p>İngilizler Kıbrıs’ı ya işgal edecekler ya da Kars, Ardahan, Batum havalisinden gelmesi muhtemel bir Rus saldırısına karşı Osmanlı’yı korumak şartıyla Kıbrıs kendilerine tahsis edilecekti. Ayastefanos Muahedesi’nin (3 Mart 1878) ağır şartlarından kurtulmanın çaresini arayan Devlet-i Aliyye hem muahedeyi hafifletmek hem de Rusya’ya karşı yanına destek almak endişesiyle Kıbrıs’ın idaresini İngilizlere vermeyi kararlaştırmıştı. Her ne kadar Sultan II. Abdülhamid, İngilizlerin sözlerinde durmadıklarına ve Kıbrıs’ın idaresinin onlara verilmesinde çok mahzurlar bulunduğuna kani idiyse de1 işi havale ettiği Meclis-i Vükela’dan çıkan karar İngiltere ile tedafüî ittifak (müdafaa ittifakı) yapılması yönünde olmuştu (4 Haziran 1878).2 İttifak metninin3 tasdiki huzuruna gelen Sultan II. Abdülhamid, “Hukuk-ı şâhâneme asla halel gelmemek şartıyla muâhedenâmeyi tasdik ederim. 3 Temmuz [12]94 &#8211; Abdülhamid” yazarak, Kıbrıs’ın Osmanlı’ya aidiyeti hususunu garantiye almak istemişti. İngiliz Sefiri Sir Layard’dan ittifakı tasdik şartı olarak bu minvalde bir senet de alınmıştı.4  Kıbrıs’ın Osmanlı’ya aidiyetinin bir diğer veçhesi de vergi gelirleri, şer’î mahkemelerin idaresi vb. hususlarda Osmanlı’nın söz sahibi olmasıydı.</p>
<p>Cihan Harbi patlak verene kadar bu minvalde seyreden ahval, harbin başlaması ile birlikte yeniden civcivlenmişti. Muharip olduğu devletlerle yaptığı antlaşmaları fesheden Osmanlı için Kıbrıs “de facto” bir işgal ile karşı karşıyaydı. Üstelik harbin son demlerinde, Mondros Mütarekesi (30 Ekim 1918) ile silah bırakan Devlet-i Aliyye için Kıbrıs’ı savunmak bir kenara, payitaht dahi artık tehlike altındaydı. Bu konjonktürde Millî Mücadele (1919-22), Osmanlı’nın tarih sahnesinden tasfiyesi (1 Kasım 1922) ve Cumhuriyet Türkiye’sine geçiş (29 Ekim 1923) vetiresi yaşanmış ve yakın tarihimizin en mühim antlaşmalarından olan Lozan Muahedesi imzalanmıştı (24 Temmuz 1923).</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-temmuz-2022">Derin Tarih Temmuz Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir Nakl-i Kubûr Hikâyesi</title>
		<link>https://www.derintarih.com/asina-yuzler/bir-nakl-i-kubur-hikayesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Oktay Türkoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Jun 2022 07:32:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Âşina Yüzler]]></category>
		<category><![CDATA[Abdülmecid]]></category>
		<category><![CDATA[Aşiyan]]></category>
		<category><![CDATA[II. Abdülhamid]]></category>
		<category><![CDATA[Nazime Hanım]]></category>
		<category><![CDATA[osmanli]]></category>
		<category><![CDATA[Tevfik Fikret]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8140</guid>

					<description><![CDATA[Tevfik Fikret edebiyat tarihimizin en unutulmaz simalarından biri hiç şüphesiz. Neşrettiği şiir kitapları kadar siyasî duruşuyla da tartışılmış bir şahsiyet olan Fikret, 48 sene ömür sürmüştür. Önce II. Abdülhamid, sonra da meşhur “Han-ı Yağma” şiirinin başrolündeki Meşrutiyet rejimi için sert bir tavır içinde olan Fikret’in ölümünü hazırlayan unsurlardan biri de kendisini kötümserlik girdabına sokan Osmanlı’nın son devrinin çalkantılı siyasî atmosferdi. Bu halin bir neticesi olarak Fikret diyabet hastalığına yakalanmıştır. Esasında yıllardır kuyusunu kazan bu hastalık daha da hararetlenmiş ve sıhhatinin yerinde olduğunda ayak direyerek doktorların perhiz tavsiyeleri başta olmak üzere, reçetelerine karşı çıkması ölümünü hızlandırmıştır. Nihayet 19 Ağustos 1915 gecesi&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Tevfik Fikret edebiyat tarihimizin en unutulmaz simalarından biri hiç şüphesiz. Neşrettiği şiir kitapları kadar siyasî duruşuyla da tartışılmış bir şahsiyet olan Fikret, 48 sene ömür sürmüştür. Önce II. Abdülhamid, sonra da meşhur “Han-ı Yağma” şiirinin başrolündeki Meşrutiyet rejimi için sert bir tavır içinde olan Fikret’in ölümünü hazırlayan unsurlardan biri de kendisini kötümserlik girdabına sokan Osmanlı’nın son devrinin çalkantılı siyasî atmosferdi. Bu halin bir neticesi olarak Fikret diyabet hastalığına yakalanmıştır. Esasında yıllardır kuyusunu kazan bu hastalık daha da hararetlenmiş ve sıhhatinin yerinde olduğunda ayak direyerek doktorların perhiz tavsiyeleri başta olmak üzere, reçetelerine karşı çıkması ölümünü hızlandırmıştır. Nihayet 19 Ağustos 1915 gecesi Aşiyan adını verdiğini Bebek’teki konutunda hayatını kaybeder. Haberi alan Rıza Tevfik, Ruşen Eşref, Abdülhak Hamid Tarhan, Cenab Şahabettin gibi yakın dostları bu durumu teessürle karşılamış; ev bir matem havasına bürünmüştür. O gece Fikret’in eşi Nazime Hanım haricinde belki de tek kadın, ressam Mihri Hanım’dır ve bugün müze olarak kullanılan Aşiyan’da görülebilen, Fikret’in ölüm anından kısa süre sonra alınmış maskı kendisi yapmıştır.</p>
<p>Rıza Tevfik’in söylediğine göre Fikret’in vasiyeti evinin bahçesine gömülmekmiş. Bu anlaşılabilir bir durum; çünkü Fikret’in uzun yıllar görev yaptığı Robert Kolej ile evinin arasında kısa bir yürüyüş mesefesi vardı ve bunun sebebinin, Fikret’in insanlardan uzak durma temayülü olduğu açıktı. Bununla birlikte kayınpederi Mustafa Bey, Aşiyan’ın ileride elden çıkabileceğini söyleyerek onun Eyüp’teki aile kabristanına defnedilmesinin daha makul olacağına karar vermiştir.1 Nitekim aynı gün küçük bir cemaatin katılımıyla cenaze namazı kılınan Fikret, Feshane Caddesi ile Cami-i Kebir Sokağı’nın kesişiminde yer alan Ferhat Paşa’nın türbesinin yanındaki kabristana defnedilmiştir.2 Fikret, cenazesinde kimlerin olmasını istediğinden ve istemediğinden; kimlerin konuşma yapacağına kadar her şeyi vasiyetinde yazmıştır. Bunların arasında zikre değer kişilerden biri de Şehzade (Halife) Abdülmecid’tir. Devrin sanatçılarıyla yakın ilişkide olduğunu bilenen Abdülmecid Efendi Fikret’e de yakın alâka duymuş, hatta onun <em>Sis</em> şiirinin resmini yapıp ona hediye etmiştir. Bu tablo bugün Fikret’in müze olan evinde görülebilir.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-haziran-2022">Derin Tarih Haziran Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Osmanli Arşivinde Yemen’le Kucaklaşmak</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/osmanli-arsivinde-yemenle-kucaklasmak/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[H. Yıldırım Ağanoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Feb 2022 06:08:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Akademik dünya]]></category>
		<category><![CDATA[II. Abdülhamid]]></category>
		<category><![CDATA[Kızıldeniz]]></category>
		<category><![CDATA[osmanli]]></category>
		<category><![CDATA[Yemen]]></category>
		<category><![CDATA[YÖK]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7907</guid>

					<description><![CDATA[Ülkemizde Yemen’le ilgili kitap sayısı oldukça sınırlı. Akademik dünyaya baktığımızda, yayın sayısı basılı kitaplara nazaran biraz daha fazla olsa da, kanaat-i aciziye göre yine de yeterli değil. YÖK tez listesi üzerinden yaptığımız bir taramada, Yemen’le ilgili olarak farklı disiplinlerde 125 yüksek lisans ve doktora tezi yapıldığı görülüyor. Oysa Kızıldeniz’in güvenliği ve stratejik önemi dolayısıyla, 1530’lu yıllardan itibaren hâkim olduğumuz ve 1539’dan itibaren beylerbeyi tayin ettiğimiz Yemen, hukukî olarak 1923’e kadar, 400 yıla yakın bir süre elimizdeydi. Yani Yemen’i kaybetmemizin, daha doğrusu onun bizden koparılmasının üzerinden 100 sene bile geçmedi. Bu sebeple başta akademisyenlerimiz olmak üzere, aydın, siyasetçi, hatta gazetecilerimizin Yemen’le&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ülkemizde Yemen’le ilgili kitap sayısı oldukça sınırlı. Akademik dünyaya baktığımızda, yayın sayısı basılı kitaplara nazaran biraz daha fazla olsa da, kanaat-i aciziye göre yine de yeterli değil. YÖK tez listesi üzerinden yaptığımız bir taramada, Yemen’le ilgili olarak farklı disiplinlerde 125 yüksek lisans ve doktora tezi yapıldığı görülüyor. Oysa Kızıldeniz’in güvenliği ve stratejik önemi dolayısıyla, 1530’lu yıllardan itibaren hâkim olduğumuz ve 1539’dan itibaren beylerbeyi tayin ettiğimiz Yemen, hukukî olarak 1923’e kadar, 400 yıla yakın bir süre elimizdeydi. Yani Yemen’i kaybetmemizin, daha doğrusu onun bizden koparılmasının üzerinden 100 sene bile geçmedi. Bu sebeple başta akademisyenlerimiz olmak üzere, aydın, siyasetçi, hatta gazetecilerimizin Yemen’le daha yakından ilgilenmesi elzem. Dolayısıyla <em>Derin Tarih</em>’in elinizdeki sayısında Yemen’i dosya konusu yapmak suretiyle tarih dostlarına hatırlatması ayrı bir hassasiyet ve takdire şayan bir durum.</p>
<p>Ülkemizin yüz akı müesseselerinden olan Osmanlı Arşivi, birçok ülke ile ikili işbirliği anlaşması imzalayarak ilgili devletler nezdinde bulunan Osmanlı dönemi evrakını mikrofilm ve uzman değişimi programlarıyla yıllardır muhafaza ediyor. İsteyen herkesin 7/24 yararlanabileceği Devlet Arşivleri Başkanlığı’nın internet sitesindeki katalog tarama kısmına “Yemen” yazıldığında 26 bin 547 adet özet çıkmakta, bu sayı her gün artmaktadır. Bu özetlerin ait olduğu gömleklerde bazen bir, bazen 100’den fazla belge bulunmaktadır. Bu kapsamda 2008 yılında, Başbakanlık Osmanlı Arşivi Yayınları arasından ilgi çekecek değerde ve konuda belgeler tespit edilerek <em>Osmanlı Arşiv Belgelerinde Yemen</em> adlı bir kitap neşredildi. 408 sayfa, fotoğraflı, renkli baskı ve Türkçe-Arapça olarak, Dr. Ahmet Zeki İzgöer koordinatörlüğünde 30 yıllık arşiv uzmanı Mümin Yıldıztaş, Sebahattin Bayram ve benim de bulunduğum bir heyet tarafından hazırlanan eser 108 adet belgenin ayrıntılı incelemesini ihtiva ediyor.</p>
<p>Kitap müessesenin idari açıdan bağlı olduğu TC Cumhurbaşkanlığı’na bağlı Devlet Arşivleri Başkanlığı’nın internet adresinden PDF formatında ücretsiz olarak indirilebilir. (www.devletarsivleri.gov.tr/Sayfalar/Yayınlar/Yayınlar.aspx) Kâğıthane’deki Osmanlı Arşivi Külliyesi’nden matbu halini satın almak da mümkün.</p>
<p>Bu genel izahatın ardından, kitapta yer verdiğimiz, bizi Yemen’in bilmediğimiz bin bir çehresiyle tanıştırıp, ona dair kökleri Osmanlı’ya uzanan derinlikli bir tasavvur geliştirmemizi sağlayan belgelerden örnekler paylaşmak isterim.</p>
<p>Kanûnî Sultan Süleyman zamanında Hicri 950’de (1543-44) yazıldığı belirlenen Arapça Name-i Hümayunla başlayalım. Osmanlı’nın en muhteşem devrinin özeti mahiyetindeki bu mektup Yemen tarih kitaplarında bir Osmanlı idarecisi tarafından fark edilmiş, Sultan II. Abdülhamid’in devr-i saltanatında malumat olarak arz edilerek Yıldız Arşivi’nin Esas Evrakı’nda muhafaza edilmiştir.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-subat-2022">Derin Tarih Şubat Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>II. Abdülhamid’i Sultan Olarak Gören Son Yemenliler</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/ii-abdulhamidi-sultan-olarak-goren-son-yemenliler/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Zekeriya Kurşun]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Feb 2022 06:03:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Cemal Abdunnâsır]]></category>
		<category><![CDATA[II. Abdülhamid]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır]]></category>
		<category><![CDATA[Sa'd b. Muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[Selanik]]></category>
		<category><![CDATA[Yemen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7903</guid>

					<description><![CDATA[Acısıyla, tatlısıyla, türküsüyle, kışlasıyla Yemen hep hatırımızdadır. Osmanlı Devleti’nin Yemen’deki varlığı şimdi okuduğunuz dosyada farklı biçimlerde ele alınmıştır. Ama bana göre hâlâ Türkiye’nin tarihi derinliğinde “uç noktası” olan Yemen ile ilgili bilgilerimiz çok eksiktir. İşte size sunduğumuz bu rapor da bunlardan bir tanesidir. Özellikle 1872’den itibaren Yemen’de girişilen ıslahatlar sayesinde bir Yemen-İstanbul hattı kurulmuştu. İstanbul’a gelen giden askerler, memurlar ve hatta sivillere ilaveten halkı temsil eden ulema veya aşiret temsilcileri de vardı. İşte bu sonunculardan bir heyet, 31 Mart hadiselerinden kısa bir süre önce İstanbul’a, Padişah’ın misafirleri olarak gelmişlerdi. Nitekim bu heyet II. Abdülhamid’in tahttan indirilmesine ve Selanik’e sürülmesine de&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Acısıyla, tatlısıyla, türküsüyle, kışlasıyla Yemen hep hatırımızdadır. Osmanlı Devleti’nin Yemen’deki varlığı şimdi okuduğunuz dosyada farklı biçimlerde ele alınmıştır. Ama bana göre hâlâ Türkiye’nin tarihi derinliğinde “uç noktası” olan Yemen ile ilgili bilgilerimiz çok eksiktir. İşte size sunduğumuz bu rapor da bunlardan bir tanesidir.</p>
<p>Özellikle 1872’den itibaren Yemen’de girişilen ıslahatlar sayesinde bir Yemen-İstanbul hattı kurulmuştu. İstanbul’a gelen giden askerler, memurlar ve hatta sivillere ilaveten halkı temsil eden ulema veya aşiret temsilcileri de vardı. İşte bu sonunculardan bir heyet, 31 Mart hadiselerinden kısa bir süre önce İstanbul’a, Padişah’ın misafirleri olarak gelmişlerdi. Nitekim bu heyet II. Abdülhamid’in tahttan indirilmesine ve Selanik’e sürülmesine de şahit olmuştu. Yemen’e dönen hey’etin içinde bulunan ulemadan Sa’d b. Muhammed eş-Şarkî bir rapor yazarak Yemen İmamı’na sunmuştu. Bu eser yazma olarak uzun yıllar Yemen Büyük Camii’nin kütüphanesinde bekledi, sonra yer değiştirdi. Mısır’daki Cemal Abdünnasır devrimi akabinde oluşan Mısır-Yemen Birliği sürecinde, oradaki diğer birçok eserler ile birlikte bu eserin bir kopyası da Mısır’a ulaştı.</p>
<p>Ben bu raporun varlığını Ürdünlü tarihçi dostum merhum Profesör Muhammed İsa Salihiyye ile Osmanlı Arşivi çıkışında Sultanahmet Camii’nin karşısındaki bir sohbetimizde duymuş ve heyecanlanmıştım. Yayımlama hazırlığında olduğunu ve en kısa zamanda bana da göndereceğini söylemişti.</p>
<p>Kısa bir süre sonra Ürdün’e gittim. Diğer işlerimin yanında mutlaka dostumun yanına uğrayıp en azından yazdıklarını okumayı arzu ediyordum. Nitekim merhum Muhammed İsa Salihiyye’yi,  Ürdün’ün Salt taraflarında bir vadiye hâkim bir tepede inşa ettiği ve kitaplarından başka lüksü olmayan evinde ziyaret ettim. Benim nazarımda konu belli idi. Ama o ömrünün son yıllarında rahat konuşacağı bir arkadaş bulmanın heyecanıyla başka mevzulara girdi. Özellikle Filistin meselesi, Batı Şeria’nın ilhakı kendisinin de içinde yer aldığı Fedailer grubunun başına gelenleri anlattı durdu rahmetli arkadaşım. Yeni şeyler dinlemenin, duymanın etkisiyle raporu tamamen unuttum. Yanından ayrılır ayrılmaz da pişmanlık duydum fakat bir kaç ay sonra postadan gelen bir zarf beni mutlu etti. Zarfın içinde Salihiyye’nin bir mektubu ve yayımladığı söz konusu kitapçık (yani rapor) vardı. Benden kitabı mümkünse Türkçeye tercüme etmemi istiyordu.</p>
<p>Kitap “Şahitlerin Güzün’den II. Abdülhamid’in Hal’ Gecesi” başlığını taşımaktaydı.  “Takyîdu Havadisi İnşâi Tahdîdi Cihadi’s-Sanî” adlı bir yazmanın içinden çıkarılmış ayrı bir bölüm olarak sunulmuştu. Muhammed İsa Salihiyye’nin sunumu ve dipnotlarıyla 100 küsur sahife olan kitabı, o zaman yayımlamaları için bazı yayımcılara teklif ettim ise de pek rağbet görmedi. Bu yüzden de Türkiye’de hiç görülmedi ve kaynak olarak da kullanılmadı.</p>
<p>Rapor, Kanun-i Esasi’nin yeniden ilanından sonra Yemen’de yapılacak ıslahatlar ve talepler hakkında görüşmek üzere gelen heyetin serüvenini anlatmaktadır. Yolculuğun İzmir’den sonrasına şahit olduğumuz rapordan heyetin, saraya mensup bir yaver tarafından karşılanıp gemi ile İstanbul’a geldiğini, İstanbul’da Nişantaşı’ndaki misafirhanede ağırlandıklarını ve ondan sonra da II. Abdülhamid’im hal’ine kadar giden sürece şahit olduklarını okumaktayız.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-subat-2022">Derin Tarih Şubat Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Elazığ’da Gözlerden Irak Bir Medrese Kitabesi</title>
		<link>https://www.derintarih.com/desifre/elazigda-gozlerden-irak-bir-medrese-kitabesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Oktay Türkoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Nov 2021 06:45:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Deşifre]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Rıza Paşa]]></category>
		<category><![CDATA[Cemaziyelahir]]></category>
		<category><![CDATA[Ebced]]></category>
		<category><![CDATA[Elazığ]]></category>
		<category><![CDATA[II. Abdülhamid]]></category>
		<category><![CDATA[Osman Zeki Bey]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7538</guid>

					<description><![CDATA[Bir zamanlar Elazığ’ın Ağın ilçesinde, bölgede önemli bir eğitim merkezi olan bir medrese vardı. Bu medrese, günümüze intikal edebilen tek unsuru olan kitabesinden edindiğimiz bilgiye göre, 1308 (1890-91) tarihinde inşa edilmişti. Bânisi ise, II. Abdülhamid devrinde başmabeynciliğe kadar yükselen devrin muteber kişilerinden biri olan Ali Rıza Paşa’dır. Sultan II. Abdülhamid, kendisini şehzade iken İstanbul Maçka’daki analığının konağında tanımış ve tahta geçtiği zaman “saray odun eminliği” ile hizmetine almıştır. Sonra ikinci mabeyinci ve “matbaacı” mahlasıyla meşhur Osman Zeki Bey vefat edince vezir rütbesiyle başmabeyinci olmuştur. Mayıs 1891 ve Ağustos 1908 tarihleri arasında başmabeynci olarak görev yaptıktan sonra 1912’de vefat etmiştir. Kaynaklarda&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bir zamanlar Elazığ’ın Ağın ilçesinde, bölgede önemli bir eğitim merkezi olan bir medrese vardı. Bu medrese, günümüze intikal edebilen tek unsuru olan kitabesinden edindiğimiz bilgiye göre, 1308 (1890-91) tarihinde inşa edilmişti. Bânisi ise, II. Abdülhamid devrinde başmabeynciliğe kadar yükselen devrin muteber kişilerinden biri olan Ali Rıza Paşa’dır. Sultan II. Abdülhamid, kendisini şehzade iken İstanbul Maçka’daki analığının konağında tanımış ve tahta geçtiği zaman “saray odun eminliği” ile hizmetine almıştır. Sonra ikinci mabeyinci ve “matbaacı” mahlasıyla meşhur Osman Zeki Bey vefat edince vezir rütbesiyle başmabeyinci olmuştur. Mayıs 1891 ve Ağustos 1908 tarihleri arasında başmabeynci olarak görev yaptıktan sonra 1912’de vefat etmiştir. Kaynaklarda sadık ve sofu bir zat olarak geçmektedir. 30 Cemaziyelahir 1330’da vefat eden (miladi 15 Haziran 1912) Ali Rıza Paşa, Eyüp’te Mihrişah Valide Sultan Türbesi’nin karşısındaki mektebin önünde medfundur.</p>
<p>Mezar taşında şunlar yazmaktadır:</p>
<p>Vüzarâ-yı Saltanat-ı Seniyye’den</p>
<p>Serkarîn-i esbak el-merhûm el-hâc</p>
<p>Ali Rıza Paşa’nın rûhiçün el-fatiha</p>
<p>Sene 1330 fi 30 Cemaziye’l-ahir</p>
<p>Sene 1328 fi 2 Haziran</p>
<p>Bahsi geçen Elazığ’daki medresenin yapılmasında Ali Rıza Paşa kadar önem taşıyan isimlerden biri de müderris Hüseyin Hüsnü Efendi’dir (1858-1935). Bu bölgede doğup büyüyen Hüseyin Hüsnü Efendi 1871’de İstanbul’a gider ve orada edindiği nüfuzdan hareketle devrin ricâlinden Ağın’a bir medrese yapılmasını ister. Bunun üzerine hayırseverliği ile maruf Ali Rıza Paşa bu isteği yerine getirir. Hüseyin Hüsnü Efendi medrese inşa edildikten sonra da burada uzun seneler müderrislik yapar. 1929 tarihinden ölümü 1935’e değin Eğin (Kemaliye) müftülüğünü ifa etmiş ve vefatından sonra da orada defnedilmiştir.</p>
<p>Medrese binası Cumhuriyet’in ilk yıllarında Baş Mektep olarak kullanılmıştır. Daha sonra medresenin tamamen ortadan kalktığı ve yerine El Sanatları Merkezi olarak kullanılan bir binanın yaptırıldığı anlaşılmaktadır. Bugün ise bu arazide Ağın Belediyesi bulunmaktadır. Hasan Rıza Efendi’nin nefis bir celi sülüs hatla yazdığı medrese kitabesi bir talih eseri olarak günümüze ulaşabilmiştir ve şu anda belediye binasının girişinde teşhir edilmektedir. Üç beyitten meydana gelen bir manzumenin mermer üzerine hakkedildiği bu kitabede mahlas geçmediği için şairini tespit edemiyoruz. Yaklaşık olarak 110&#215;45 cm ebadındaki kitabenin okunuşu şu şekildedir:</p>
<p><em>Yapdı sultân-ı zamân bendesi bu medreseyi</em></p>
<p><em>Kurenâ’dan Ali Bey zât-i mekârim meşreb</em></p>
<p><em>Ali Bey Medresesi nâmıyle yâd olunur</em></p>
<p><em>Ma‘den-i ma‘rifet ü mekteb-i ‘irfân ü edeb</em></p>
<p><em>Çıkdı bir dâne bu meydân-ı sehâvetde binâ</em></p>
<p><em>Bunda tahsîl olunur cümle ‘ilm sa‘y ile hep</em></p>
<p><em>1308 Ketebehû Hasan Rıza </em></p>
<p>Kitabenin taşı bölge ile uyumlu olmadığı için İstanbul’da sipariş usulüyle yazıldığı ve taşa hakkedilerek Ağın’a bilâhare gönderildiği anlaşılmaktadır. Son mısraı ebced hesabıyla yapının inşa edildiği 1308 hicri senesini vermektedir. Ebced hesabına göre; bunda: 67, tahsîl: 538, olunur: 293, cümle: 78, ‘ilm: 140, sa‘y: 140, ile: 46, hep: 7 karşılığında kullanılmıştır. Toplamda 1309 eden tarih, bir önceki mısraında geçen “çıkdı bir dane” ifadesinden dolayı bir çıkartıldığında, 1308 tarihini vermektedir.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-kasim-2021">Derin Tarih Kasım Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>HALUK DURSUN: “AYASOFYA’NIN MÜZE YAPILMASI, BİR CİNNET, BOŞLUK VE KIRILMA DÖNE-MİNİN ESERİDİR”</title>
		<link>https://www.derintarih.com/soylesi/haluk-dursun-ayasofyanin-muze-yapilmasi-bir-cinnet-bosluk-ve-kirilma-done-minin-eseridir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Armağan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Jul 2020 12:15:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Ayasofya]]></category>
		<category><![CDATA[fetih]]></category>
		<category><![CDATA[I. Mahmud]]></category>
		<category><![CDATA[II. Abdülhamid]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[osmanli]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6179</guid>

					<description><![CDATA[KONUŞAN: MUSTAFA ARMAĞAN Ayasofya’nın İslam tarih ve kültüründeki yerini anlatır mısınız? Müslümanlar için Ayasofya ne ifade ediyordu? Osmanlı için Fetih öncesi ve sonrasında neyi ifade etti? Ortak düşüncelerden yola çıkarak ve kendi görüşümü de katarak söylüyorum: Bir kesim onu bir büyük kilise olarak görürken, diğer bir kesim de cami-i kebir olarak görüyor. Osmanlılar hep cami-i kebir olarak gördüler, çünkü Ayasofya, Osmanlı’daki cami ve cami imamlarının hiyerarşisinde tartışmasız bir numaraydı. Kendi görüşüme gelince, benim tarihçi, Ayasofya yöneticisi ve Müslüman olmak üzere üç ayrı kimliğim var. Bunları bir araya getirerek konuşmak istiyorum: Osmanlılar Ayasofya’nın cami-i kebire dönüştürülmesi işinde bir zarureti görmüşler. Ana&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>KONUŞAN: MUSTAFA ARMAĞAN</strong></p>
<p><strong>Ayasofya’nın İslam tarih ve kültüründeki yerini anlatır mısınız? Müslümanlar için Ayasofya ne ifade ediyordu? Osmanlı için Fetih öncesi ve sonrasında neyi ifade etti?</strong></p>
<p>Ortak düşüncelerden yola çıkarak ve kendi görüşümü de katarak söylüyorum: Bir kesim onu bir büyük kilise olarak görürken, diğer bir kesim de cami-i kebir olarak görüyor. Osmanlılar hep cami-i kebir olarak gördüler, çünkü Ayasofya, Osmanlı’daki cami ve cami imamlarının hiyerarşisinde tartışmasız bir numaraydı.</p>
<p>Kendi görüşüme gelince, benim tarihçi, Ayasofya yöneticisi ve Müslüman olmak üzere üç ayrı kimliğim var. Bunları bir araya getirerek konuşmak istiyorum: Osmanlılar Ayasofya’nın cami-i kebire dönüştürülmesi işinde bir zarureti görmüşler. Ana bina her ne kadar cami-i kebire dönüştürülse de, daima kilise halini hatırlatacağı için etrafına ilaveler yaparak onu bir ‘kül’ haline getirip o külün içinde bir ‘cüz’ halinde tutmak lüzumunu fark etmişler ve Ayasofya’yı bir külliye haline getirmiş, ilavelerden başlamak üzere dış çehresini değiştirmeyi çok önemsemişler. İç ve dış şadırvanlar, sebil, imaret, medreseler, muvakkithane ve en son olarak da türbelerin eklenmesiyle bu değişimi tamamlamaya çalışmışlar.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Haseki Hamamı dahil edilebilir mi buna?</strong></p>
<p>Tam değil, Ayasofya Hamamı’dır adı, doğrudur ancak o, bu zihniyetin dışında yapılmıştır. Ayasofya’nın dönüşümündeki önemli faktör, Fatih’in medrese ve minareyle başlattığı değişimin I. Mahmud döneminde sürdürülmesi ve Abdülmecid’in bunun üzerine gitmesidir.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Ayasofya’nın dönüşümü için sadece bu üç padişah mı öne çıkmakta?</strong></p>
<p>Aslında dördüncü olarak araya II. Selim’i koyuyorum; çünkü minarelerle devreye giriyor, daha da önemlisi, oraya gömülerek türbeler geleneğini başlatıyor. Sonra özellikle kütüphanesiyle çok çok ayrı bir yere sahip olan I. Mahmud’u koyuyorum. Beşinci bir aday koymak gerekirse II. Abdülhamid’i sayıyorum. Çünkü 1894 depreminin hasarını çok dikkatli bir şekilde düzeltmek ve Ayasofya’yı kurtarmak için teşebbüse geçmiş. Bu beşliyi dönemlerine referans vererek kurguluyorum.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-temmuz-2020">Derin Tarih Temmuz Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>II. Abdülhamid’e Sihirle Suikast ve Darbe Planı</title>
		<link>https://www.derintarih.com/yakin-tarih/ii-abdulhamide-sihirle-suikast-ve-darbe-plani/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Muhammed Mahmut Bakır]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 01 Dec 2019 03:35:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yakın Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[II. Abdülhamid]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmed Hayr]]></category>
		<category><![CDATA[osmanli]]></category>
		<category><![CDATA[Şeyh Mehmed Efendi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=5271</guid>

					<description><![CDATA[Osmanlı’da sihir ve büyü yoluyla sultanların zihnini iğfal etme, delirtme ve tahttan indirme yolları aranmıştır. III. Selim’in, şehzadeyken lalası Mahmud Bey vasıtasıyla I. Abdülhamid’e, hakeza IV. Mustafa’nın da III. Selim’e karşı bu usulü kullandığı malûm. Osmanlı tarihinde mevkii azımsanamayacak kadar ehemmiyetli olan bu usul II. Abdülhamid devrinde de kullanılmış, Padişah’ı devirmek isteyen bir grup Cuma Selamlığı’nda II. Abdülhamid’in arabasının altına koyacakları sihirli yazılar ve toprak ile emellerine ulaşmak istemişlerdi. Bu “esrarlı darbe” teşebbüsünün hikâyesi ise aynen şöyledir: 1908 senesinin Mayıs ayında Nablus Telgraf Çavuşu olan Mehmed Hayr işiyle alâkalı bir mevzu hasebiyle İstanbul’a gelmiş ve Sirkeci’deki Dünya Oteli’ne yerleşmişti. Telgraf&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Osmanlı’da sihir ve büyü yoluyla sultanların zihnini iğfal etme, delirtme ve tahttan indirme yolları aranmıştır. III. Selim’in, şehzadeyken lalası Mahmud Bey vasıtasıyla I. Abdülhamid’e, hakeza IV. Mustafa’nın da III. Selim’e karşı bu usulü kullandığı malûm.</p>
<p>Osmanlı tarihinde mevkii azımsanamayacak kadar ehemmiyetli olan bu usul II. Abdülhamid devrinde de kullanılmış, Padişah’ı devirmek isteyen bir grup Cuma Selamlığı’nda II. Abdülhamid’in arabasının altına koyacakları sihirli yazılar ve toprak ile emellerine ulaşmak istemişlerdi. Bu “esrarlı darbe” teşebbüsünün hikâyesi ise aynen şöyledir:</p>
<p>1908 senesinin Mayıs ayında Nablus Telgraf Çavuşu olan Mehmed Hayr işiyle alâkalı bir mevzu hasebiyle İstanbul’a gelmiş ve Sirkeci’deki Dünya Oteli’ne yerleşmişti. Telgraf Nezareti’ne arzuhâl vermek için giderken Ayasofya taraflarında halazadesi Şeyh Mehmed Efendi’nin oğullarından Firdevs’e rastlamıştı. Mehmed Hayr bu tesadüfe şaşırarak İstanbul’a niçin geldiklerini merak etmişti. Firdevs de biraderi Şeyh Hasan’ın bir iş için İstanbul’a geldiğini daha sonra kendilerini de getirttiğini söylemişti. Beşiktaş’ta ikamet ettiklerini söyleyen Firdevs, babası Şeyh Mehmed Efendi ile görüşmesi için Mehmed Hayr’ı evlerine davet etti. Cuma günü Beşiktaş’a giden Mehmet Hayr Efendi evde kimseyi bulamadı.</p>
<p><strong>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-aralik-2019">Derin Tarih Aralık Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>II. Abdülhamid’den İran’a Sınır Ötesi Operasyon</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/ii-abdulhamidden-irana-sinir-otesi-operasyon/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Armağan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 Nov 2019 06:15:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[II. Abdülhamid]]></category>
		<category><![CDATA[İngiltere]]></category>
		<category><![CDATA[Kasr- Şirin Antlaşması]]></category>
		<category><![CDATA[Nadir Şah]]></category>
		<category><![CDATA[Rusya]]></category>
		<category><![CDATA[Sinan Kuneralp]]></category>
		<category><![CDATA[Tebriz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=5187</guid>

					<description><![CDATA[Pek bilinmez ama Sultan II. Abdülhamid, geçtiğimiz ay Suriye’ye karşı giriştiğimiz gibi İran’a karşı bir sınır ötesi operasyona girişmiş ve askerlerimize Doğu’ya doğru yürüyüş emrini vermişti. Bu pek az bilinen mesele hakkında önemli bir makale yazmış olan Sinan Kuneralp bu hadiseyi, Almanların meşhur Doğu’ya Yürüyüşü’ne (Drang Nach Osten) benzetmiştir. Şimdi bu ilginç olaya biraz daha yakından bakalım. İran sınırında bir hesabımız yarım kalmıştı. 1736 yılında Avşar boyundan Nadir Şah’ın başında bulunduğu İran’la imzalamak zorunda kaldığımız antlaşma olsun, 1823 tarihli Erzurum Antlaşması olsun göstermiştir ki, her iki taraf için de 1639 Kasr-ı Şirin Antlaşması’nda belirlenen hudutlardan ileri gidilemiyordu. Bu arada 1837’de&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Pek bilinmez ama Sultan II. Abdülhamid, geçtiğimiz ay Suriye’ye karşı giriştiğimiz gibi İran’a karşı bir sınır ötesi operasyona girişmiş ve askerlerimize Doğu’ya doğru yürüyüş emrini vermişti. Bu pek az bilinen mesele hakkında önemli bir makale yazmış olan Sinan Kuneralp bu hadiseyi, Almanların meşhur Doğu’ya Yürüyüşü’ne (Drang Nach Osten) benzetmiştir. Şimdi bu ilginç olaya biraz daha yakından bakalım.</p>
<p>İran sınırında bir hesabımız yarım kalmıştı. 1736 yılında Avşar boyundan Nadir Şah’ın başında bulunduğu İran’la imzalamak zorunda kaldığımız antlaşma olsun, 1823 tarihli Erzurum Antlaşması olsun göstermiştir ki, her iki taraf için de 1639 Kasr-ı Şirin Antlaşması’nda belirlenen hudutlardan ileri gidilemiyordu. Bu arada 1837’de bir savaşın eşiğine gelmiştik İran’la.</p>
<p>Ancak Rusya ve İngiltere’nin devreye girmesiyle önlenebilen bu sınır anlaşmazlığının giderilmesi işi bir komisyona havale edilmiş ve sonuçta 10 yıl sonra Muhammere’den Ağrı Dağı’na kadar 1.125 kilometre uzunluğundaki Osmanlı-İran sınırı üzerinde mutabakat sağlanmıştı. Rusya ve İngiltere de antlaşmaya kefil olmuşlardı.</p>
<p>Velhasıl, istemeye istemeye razı olmuşuz İran sınırının çizilmesine ama Osmanlı’nın içinde bir Azerbaycan ateşi yanık kalmıştır. Tebriz’dir tüten; Urmiye’dir, Selmas’tır, Evsal’dır. Sonraki antlaşmalar da tatmin etmez bir türlü devlet ricalini. Derken Kimyager Derviş Paşa (1817-78) adlı bir subay, sınır ötesindeki topraklarımızı belirleyen bir harita çizer ki, işte Sultan Abdülhamid basılmış olan bu harita üzerinde incelikli bir ameliyata girişecektir.</p>
<p><strong>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-kasım-2019">Derin Tarih Kasım Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>NACİ YORULMAZ: “SULTAN ABDÜLHAMİD OSMANLI SİLAH PAZARINI AVRUPALI BÜYÜK GÜÇLERİN ÇARPIŞTIĞI BİR ARENAYA ÇEVİRMEK İSTEMİŞTİ”</title>
		<link>https://www.derintarih.com/soylesi/naci-yorulmaz-sultan-abdulhamid-osmanli-silah-pazarini-avrupali-buyuk-guclerin-carpistigi-bir-arenaya-cevirmek-istemisti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mirza Mahmut Demir]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 Nov 2019 06:10:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Almanya]]></category>
		<category><![CDATA[Bismark]]></category>
		<category><![CDATA[Fransa]]></category>
		<category><![CDATA[II. Abdülhamid]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı Devleti]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=5184</guid>

					<description><![CDATA[KONUŞAN: MİRZA MAHMUT DEMİR &#160; Kitabınızda, Sultan II. Abdülhamid’in imparatorluğun silah pazarını diğer Avrupalı güçlerin birbiriyle savaşabileceği bir siyasî arena haline dönüştürme planı vardı, diyorsunuz. Nasıl hayata geçirdi bu planı? &#160; II.Abdülhamid tahta çıktığında Avrupa siyasetinde ve diplomasisinde yeni yönelimler ortaya çıkmıştı. Artık yeni bir dünya, yeni bir Avrupa vardı. Sultan olduğunda, artık Osmanlı’nın yanında duran bir İngiltere yoktu. İktidar değişmiş, Türk düşmanı olan bir iktidar gelmişti. Almanya ise 1871 Prusya-Fransa Savaşı’nda birliğini Bismark’ın liderliğinde tamamlamıştı. Güçlü bir aktör olarak dünya sahasına çıkan Almanya’nın liderliğini Bismark yapmıştı. Yani artık Avrupa büyük devletler tablosunda yeni bir aktör daha vardı. Prusya’nın Fransa’yı&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>KONUŞAN: MİRZA MAHMUT DEMİR</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kitabınızda, Sultan II. Abdülhamid’in imparatorluğun silah pazarını diğer Avrupalı güçlerin birbiriyle savaşabileceği bir siyasî arena haline dönüştürme planı vardı, diyorsunuz. Nasıl hayata geçirdi bu planı?</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>II.Abdülhamid tahta çıktığında Avrupa siyasetinde ve diplomasisinde yeni yönelimler ortaya çıkmıştı. Artık yeni bir dünya, yeni bir Avrupa vardı. Sultan olduğunda, artık Osmanlı’nın yanında duran bir İngiltere yoktu. İktidar değişmiş, Türk düşmanı olan bir iktidar gelmişti. Almanya ise 1871 Prusya-Fransa Savaşı’nda birliğini Bismark’ın liderliğinde tamamlamıştı. Güçlü bir aktör olarak dünya sahasına çıkan Almanya’nın liderliğini Bismark yapmıştı. Yani artık Avrupa büyük devletler tablosunda yeni bir aktör daha vardı.</p>
<p>Prusya’nın Fransa’yı yenmesi ile birlikte Alman savaş doktrini, bütün dünyada galip bir doktrin olarak kabul edildi. O zamana kadar Fransa’nın hakimiyetini konuşan dünya, artık Almanya’nın yeni bir dominant güç olabileceğini gördü. Abdülhamid, bunu gören, okuyan ve bilen bir kişilik. Daha şehzadeliği döneminde dünya siyasetini yakından takip ediyordu. Böyle bir Avrupa düzleminde Balkanlar’da, Afrika’da toprağı olan ve Asya’ya uzanan bir toplumun kendisine yeni bir müttefik arama çabasına girmesi gayet tabiidir. Çünkü eski dostlar geride kalıyor ve yeni bir blok oluşuyordu. Abdülhamid bunu gördü ve ilk iş olarak, 1881 yılında Almanya’ya askerî danışman talebiyle özel kalemi diyebileceğimiz Reşid Bey ile Ali Nizami Bey’i gönderdi. Bu olay Sultan Abdülhamid’in Almanya’ya bakışı açısından çok mühimdir. Bismark bu ekibi çok sıcak karşıladı ve Osmanlı Devleti’ne hem askerî, hem de zirâî danışmanlar göndererek Avrupa’daki bu süreci takip edebilecek bir düzeye çıkartmaya çalıştı. Bunlardan en mühim olanları askerî danışmanlardı. Almanya’nın geç kalmış olduğu sömürgecilik yarışındaki boşluğu kapatmasını sağlayıp bugünlere gelmesindeki en önemli etken, silah ve savunma sanayiinin ülke dış politikasındaki belirleyici etkisiydi. Keza 1871 Prusya-Fransa Savaşı’ndaki galibiyeti getiren en önemli unsurların başında Krupp topları gelmekteydi. Yani Alman savunma sanayii, mükemmeliyetini bu savaşta ispat etmişti. Zaten ilerleyen zamanlarda Güney Amerika’dan Doğu Avrupa’ya kadar birçok ülkede Alman başarısı gerekçe gösterilerek Krupp toplarına ve Mauser silahlarına bir yönelim oldu.</p>
<p><strong>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-kasım-2019">Derin Tarih Kasım Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İngiliz Yanlısı Eskişehir Mutasarrıfı Nasıl Öldürüldü?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/iz-birakanlar/ingiliz-yanlisi-eskisehir-mutasarrifi-nasil-olduruldu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Eyüp Şahin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 Nov 2019 06:05:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İz Bırakanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Araphisar]]></category>
		<category><![CDATA[Demiryolu]]></category>
		<category><![CDATA[Hüdavendigar]]></category>
		<category><![CDATA[İdare-i Umumiye-i Vilayat]]></category>
		<category><![CDATA[II. Abdülhamid]]></category>
		<category><![CDATA[Mülkî]]></category>
		<category><![CDATA[Nizamname]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=5181</guid>

					<description><![CDATA[Mülkî yapılanma ve 1870 yılında yürürlüğe konulan İdare-i Umumiye- -i Vilayat Nizamnamesi hükümleri doğrultusunda Hüdavendigar vilayeti kurulmuş; Eskişehir, Kütahya sancağına bağlı bir kaza olarak zamanın mülkî yapılanmasındaki yerini almıştı. Verimli topraklar üzerindeki Eskişehir kazası, coğrafî olarak da önemli bir kavşakta bulunmasına karşılık ilk hamlede istenilen payı alamamış, tarım avantajı ona stratejik öncelik sağlayamamıştı. Hasretle beklenen fırsat Sultan II. Abdülhamid’in tesis ettiği, İstanbul-Eskişehir-Ankara üzerinden geçen demiryolu hattının faaliyete geçmesiyle yakalandı. Bu hatla birleşen Kütahya-Hüdavendigar ve Aydın (İzmir) demiryolu hattının tesisiyle Eskişehir kazası, konumuyla mütenasip bir stratejik değer kazandı. Geçen süreçte modernize edilen İstanbul-Ankara-Konya demiryolu coğrafî konum itibariyle Eskişehir’de birleştirildi. Sonraları İzmir&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Mülkî yapılanma ve 1870 yılında yürürlüğe konulan İdare-i Umumiye- -i Vilayat Nizamnamesi hükümleri doğrultusunda Hüdavendigar vilayeti kurulmuş; Eskişehir, Kütahya sancağına bağlı bir kaza olarak zamanın mülkî yapılanmasındaki yerini almıştı.</p>
<p>Verimli topraklar üzerindeki Eskişehir kazası, coğrafî olarak da önemli bir kavşakta bulunmasına karşılık ilk hamlede istenilen payı alamamış, tarım avantajı ona stratejik öncelik sağlayamamıştı.</p>
<p>Hasretle beklenen fırsat Sultan II. Abdülhamid’in tesis ettiği, İstanbul-Eskişehir-Ankara üzerinden geçen demiryolu hattının faaliyete geçmesiyle yakalandı. Bu hatla birleşen Kütahya-Hüdavendigar ve Aydın (İzmir) demiryolu hattının tesisiyle Eskişehir kazası, konumuyla mütenasip bir stratejik değer kazandı. Geçen süreçte modernize edilen İstanbul-Ankara-Konya demiryolu coğrafî konum itibariyle Eskişehir’de birleştirildi. Sonraları İzmir istikametine doğru uzatılan demiryolu da Eskişehir’deki diğer demiryolu hattıyla birleştirildi. Sonuç itibariyle Eskişehir süratle gelişmeye başladı. Demiryolu hattı yanında, Hüdavendigar vilayetinden başlayarak doğuya doğru uzanan şosenin de Eskişehir merkezinden geçerek Araphisar topraklarına ulaşıyor olması Eskişehir’e ayrı bir değer kazandırdı.</p>
<p><strong>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-kasım-2019">Derin Tarih Kasım Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sultan Abdülhamid 9 Zevcesiyle Aynı Anda Nikâhlı Mıydı?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/osmanli-tarihi/sultan-abdulhamid-9-zevcesiyle-ayni-anda-nikahli-miydi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ali Akyıldız]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 Nov 2019 05:55:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Osmanlı Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Çerkes]]></category>
		<category><![CDATA[II. Abdülhamid]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Kısmet-i Askeriye]]></category>
		<category><![CDATA[Mahkeme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=5175</guid>

					<description><![CDATA[Konu bütünlüğüne sahip yazılardan oluşan ve bu yıl içerisinde yayımlanan Saray, Harem ve Mahrem isimli kitabımızda yer alan “II. Abdülhamid’in Aynı Anda 9 Kadınla Evli Olması Meselesi” başlıklı makale hakkında bir akademisyen tarafından ilginç bir eleştiri yazısı kaleme alındı. Konu, 1918 yılında vefat ettikten sonra padişahın geride kalan eş ve çocuklarının mahkemeye başvurması üzerine şahitlerin huzurunda görülen dava neticesinde İstanbul Kısmet-i Askeriye Mahkemesi’nden kaleme alınan veraset ilâmında II. Abdülhamid tahttan indirildiği sırada nikâhında olan kadınlarının sayısının genel itibariyle şer’î had olarak kabul edilen dörtten fazla olmasıyla ilgilidir. Burada problem yaratan esas unsur, padişahın eşlerinin kahir ekseriyetinin ve neredeyse tamamının hür&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Konu bütünlüğüne sahip yazılardan oluşan ve bu yıl içerisinde yayımlanan <em>Saray, Harem ve Mahrem</em> isimli kitabımızda yer alan “II. Abdülhamid’in Aynı Anda 9 Kadınla Evli Olması Meselesi” başlıklı makale hakkında bir akademisyen tarafından ilginç bir eleştiri yazısı kaleme alındı. Konu, 1918 yılında vefat ettikten sonra padişahın geride kalan eş ve çocuklarının mahkemeye başvurması üzerine şahitlerin huzurunda görülen dava neticesinde İstanbul Kısmet-i Askeriye Mahkemesi’nden kaleme alınan veraset ilâmında II. Abdülhamid tahttan indirildiği sırada nikâhında olan kadınlarının sayısının genel itibariyle şer’î had olarak kabul edilen dörtten fazla olmasıyla ilgilidir. Burada problem yaratan esas unsur, padişahın eşlerinin kahir ekseriyetinin ve neredeyse tamamının hür kadınlardan oluşmasıydı. Öncelikle yazdığı bu eleştiri ile böylesine önemli ve ilginç bir konunun tartışılmasına zemin hazırladığı için muhatabımıza gerçekten teşekkür etmek isterim. Netice itibariyle birbirimizin görüşlerine katılmak mecburiyetinde değiliz, ancak saygı duymamız gerekir.</p>
<p>Makalemizde, Sultan Abdülmecid’den sonra tahta geçen padişahların genelde hür Çerkes kadınlarla nikâh kıyıp evlendikleri yönünde haremde yaşamış ve hatırat bırakmış kadınların anılarında dile getirdikleri iddialar, yeni bazı bulgular bağlamında tartışılmış; dönemin şahitlikleri ve mahkeme kararıyla da sabit olan bu keyfiyete dair mevcut deliller ortaya konulmuş; İslâm hukukunun genel kabulleriyle çelişen bu durumun açıklanması gerektiğine işaret edilmiş; bir dipnotta ise muhatabımızın son dönem padişahlarının dörtten ziyade hür kadınla evli olma durumunu izah edişinin zor bir izah olduğuna dikkat çekilmişti.</p>
<p><strong>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-kasım-2019">Derin Tarih Kasım Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
