﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>III. Selim &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/etiket/iii-selim/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Thu, 05 Jan 2023 09:23:50 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.5</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>III. Selim &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>“Fuzalâ-Yı Meşhûreden” Silahdâr Yahya Efendi</title>
		<link>https://www.derintarih.com/izdusum/fuzala-yi-meshureden-silahdar-yahya-efendi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Oktay Türkoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 05 Jan 2023 09:23:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İzdüşüm]]></category>
		<category><![CDATA[III. Selim]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan I. Abdülhamid]]></category>
		<category><![CDATA[Yahya Efendi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8917</guid>

					<description><![CDATA[Sultan I. Abdülhamid ile III. Selim dönemlerinde devlet görevinde bulunan Silahdâr Yahya Efendi, üst düzey bir bürokrat olduğu gibi, aynı zamanda hattı Ayasofya Camii’nin mihrabında yer alan seçkin bir hattattır. Gelin, Tayyarzâde Atâ’nın “fuzalâ-yı meşhûreden” addettiği Silahdâr Yahya Efendi’nin geride bıraktığı dört eserine yakından bakalım &#160; Devamı Derin Tarih Ocak Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sultan I. Abdülhamid ile III. Selim dönemlerinde devlet görevinde bulunan Silahdâr Yahya Efendi, üst düzey bir bürokrat olduğu gibi, aynı zamanda hattı Ayasofya Camii’nin mihrabında yer alan seçkin bir hattattır. Gelin, Tayyarzâde Atâ’nın “fuzalâ-yı meşhûreden” addettiği Silahdâr Yahya Efendi’nin geride bıraktığı dört eserine yakından bakalım</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ocak-2023">Derin Tarih Ocak Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sultanın Fotoğrafçılarının Kadrajından Ameliyat Manzaraları</title>
		<link>https://www.derintarih.com/maziye-bir-nazar/sultanin-fotografcilarinin-kadrajindan-ameliyat-manzaralari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Zeynep Günaydın]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 12 Oct 2022 08:30:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Maziye Bir Nazar]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[II. Abdülhamid Han]]></category>
		<category><![CDATA[II. Mahmud]]></category>
		<category><![CDATA[III. Selim]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı Arşivi]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8567</guid>

					<description><![CDATA[III. Selim’in başlattığı sağlık alanındaki yenileşme hareketi II. Mahmud ve Abdülmecid dönemlerinde de devam etmişti. Sultan II. Abdülhamid dönemine gelindiğinde ise devletin en fazla yatırım yaptığı sektörlerden biri sağlık oldu. Tahttan indirilene kadar sağlık hizmetlerine yatırım yapmaya devam eden sultan, aynı zamanda birçok yeniliğin de öncüsüydü. Sultanın fotoğrafçılarının çektiği hastane ve hasta fotoğrafları dönemin enteresan ameliyat vakalarına ışık tutuyor. &#160; Devamı Derin Tarih Ekim Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>III. Selim’in başlattığı sağlık alanındaki yenileşme hareketi II. Mahmud ve Abdülmecid dönemlerinde de devam etmişti. Sultan II. Abdülhamid dönemine gelindiğinde ise devletin en fazla yatırım yaptığı sektörlerden biri sağlık oldu. Tahttan indirilene kadar sağlık hizmetlerine yatırım yapmaya devam eden sultan, aynı zamanda birçok yeniliğin de öncüsüydü. Sultanın fotoğrafçılarının çektiği hastane ve hasta fotoğrafları dönemin enteresan ameliyat vakalarına ışık tutuyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ekim-2022">Derin Tarih Ekim Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Meşveret Meclisleri Osmanlı Siyaset Düşüncesini Ne Yönde Etkiledi?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/oteki-osmanli/mesveret-meclisleri-osmanli-siyaset-dusuncesini-ne-yonde-etkiledi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Büşra Gür]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Aug 2022 07:40:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öteki Osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[Bâbıali]]></category>
		<category><![CDATA[Divan-ı Hümâyûn]]></category>
		<category><![CDATA[Hârezm]]></category>
		<category><![CDATA[I. Abdülhamid]]></category>
		<category><![CDATA[III. Selim]]></category>
		<category><![CDATA[Maveraünnehir]]></category>
		<category><![CDATA[Meşveret]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8366</guid>

					<description><![CDATA[Osmanlı Devleti’ndeki kurumlar ele alınırken Orta Asya Oğuz geleneği ile başlayarak Hârezm, Mâverâünnehir bölgelerinde var olmuş ve nihayetinde Selçuklu Anadolu’suna kadar uzanmış Türk-İslâm geleneğiyle ilişkisi göz ardı edilmemelidir. Türk-İslâm geleneği muvacehesinde gelişmiş divan, kurultay ve meşveret meclisleri, kendine has idarî yapılanması ile Osmanlı Devleti’nde de yansımalar bulmuştur. Nitekim Osmanlı Devleti’nin en yüksek siyasî ve idarî karar organı olan Dîvân-ı Hümâyun ve zaman içerisindeki dönüşümü, bu geleneğin bir uzantısı olarak şekillenmiştir. Dîvân-ı Hümâyun’da şer’î, örfî ve malî konular görüşülürdü. Fatih dönemine kadar daha çok padişahın, sonraları ise sadrazamın riyasetinde toplanan divan, 17. yüzyıldan itibaren önemini kaybetmiş ve devlet işleri önce sadrazamın&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Osmanlı Devleti’ndeki kurumlar ele alınırken Orta Asya Oğuz geleneği ile başlayarak Hârezm, Mâverâünnehir bölgelerinde var olmuş ve nihayetinde Selçuklu Anadolu’suna kadar uzanmış Türk-İslâm geleneğiyle ilişkisi göz ardı edilmemelidir. Türk-İslâm geleneği muvacehesinde gelişmiş divan, kurultay ve meşveret meclisleri, kendine has idarî yapılanması ile Osmanlı Devleti’nde de yansımalar bulmuştur. Nitekim Osmanlı Devleti’nin en yüksek siyasî ve idarî karar organı olan Dîvân-ı Hümâyun ve zaman içerisindeki dönüşümü, bu geleneğin bir uzantısı olarak şekillenmiştir.</p>
<p>Dîvân-ı Hümâyun’da şer’î, örfî ve malî konular görüşülürdü. Fatih dönemine kadar daha çok padişahın, sonraları ise sadrazamın riyasetinde toplanan divan, 17. yüzyıldan itibaren önemini kaybetmiş ve devlet işleri önce sadrazamın konağında ikindi divanında, daha sonra ise Bâbıâli’de görüşülmeye başlanmıştır. Meşveret meclisleri ise 18. yüzyılın ikinci yarısına kadar rutin siyasî ve idarî meselelerin dışında cephede savaşla ilgili, merkezde ise olağanüstü hallerde toplanan bir kuruldu. Dîvân-ı Hümâyun kalemlerinin 18. yüzyılda sadrazamlığa geçip Bâbıâli’nin teşekkül etmesinden sonra meşveret meclislerinin öneminin arttığı görülmektedir.</p>
<p>18. yüzyılın ikinci yarısına kadar meşveret meclislerinde askerî meselelerde padişahla birlikte müzakereler icra edilirdi. Nitekim 1710 yılında padişahın riyasetinde toplanan meşveret meclisi neticesinde Prut Savaşı’nın yapılmasına karar verilmişti. Diğer taraftan, aynı asırda İran ile ilişkilerin bozulmasına binaen de birçok defa meşveret meclisleri tertip edilmiştir. 18. yüzyılın ikinci yarısından sonra meşveret meclislerinin müzakere vakitlerinin artmasının yanı sıra ele alınan konuların çeşitliliğinde de artış görülmektedir. Örneğin 1756 yılında cizye vergisinde yapılacak zammın kararı dahi buradan çıkmıştır. I. Abdülhamid ve III. Selim dönemlerinde ise meşveret programlarının daha düzenli bir hal aldığı tespit edilmektedir. Bunda şüphesiz 1768-74 ve 1787-92 Osmanlı-Rus-Avusturya savaşları neticesinde Kırım’ın Rusya’ya terk edilme sürecinde ortaya çıkan siyasî kargaşanın yanı sıra, bütün bir memâlik-i mahrûse vicdanında şifa kabul etmeyen bir yaranın sorumluluğunu tek bir kişiye yüklemeyip birçok kişi arasında paylaştırmak ve bir nevi meşruiyet zemini hazırlamak gayreti de etkili olmuştur.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ağustos-2022">Derin Tarih Ağustos Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Osmanlı Denizciliğinde Modernizasyon Hamleleri</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/osmanli-denizciliginde-modernizasyon-hamleleri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Tuncay Zorlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Dec 2021 13:13:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Âmire Hendesehane]]></category>
		<category><![CDATA[Bahriye Kanunnâmesi]]></category>
		<category><![CDATA[III. Selim]]></category>
		<category><![CDATA[Kalyoncu Kışlası]]></category>
		<category><![CDATA[Tersane-i Âmire]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7713</guid>

					<description><![CDATA[17. yüzyıl sonlarında sistematik olarak yelkenli gemilere geçen ve bunu uzun süre devam ettiren Osmanlı donanması, atalet dönemine girdiği bir zaman diliminde, 1770 yılında yaşadığı Çeşme bozgunuyla derin uykusundan uyanmıştı. Kaptanıderyalığa getirilen Cezayirli Gazi Hasan Paşa tarafından başlatılan modernleşme programı doğrultusunda denizcileri eğitmek ve disiplin altına almak için Kasımpaşa’da Kalyoncular Kışlası inşa edildi ve kalyonculuk yeni bir ocak olarak ortaya çıktı. Levent Çiftliği olarak bilinen saha, deniz erleri için I. Abdülhamid tarafından tahsis edildi. Osmanlı hizmetine girmiş bazı yabancı gemi inşa mühendislerinin rehberliğinde, Avrupa tarzında yeni gemiler yapıldı. 29 Nisan 1775’te Tersane-i Âmire’de Hendesehane kurularak, deniz subayı adaylarına teknik eğitim&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>17. yüzyıl sonlarında sistematik olarak yelkenli gemilere geçen ve bunu uzun süre devam ettiren Osmanlı donanması, atalet dönemine girdiği bir zaman diliminde, 1770 yılında yaşadığı Çeşme bozgunuyla derin uykusundan uyanmıştı. Kaptanıderyalığa getirilen Cezayirli Gazi Hasan Paşa tarafından başlatılan modernleşme programı doğrultusunda denizcileri eğitmek ve disiplin altına almak için Kasımpaşa’da Kalyoncular Kışlası inşa edildi ve kalyonculuk yeni bir ocak olarak ortaya çıktı. Levent Çiftliği olarak bilinen saha, deniz erleri için I. Abdülhamid tarafından tahsis edildi. Osmanlı hizmetine girmiş bazı yabancı gemi inşa mühendislerinin rehberliğinde, Avrupa tarzında yeni gemiler yapıldı. 29 Nisan 1775’te Tersane-i Âmire’de Hendesehane kurularak, deniz subayı adaylarına teknik eğitim vermenin yolu açıldı.</p>
<p>Deniz teknolojisinde yaşanan son gelişmeleri takip etmek ve bunları İstanbul’da uygulamak isteyen III. Selim, Avrupa’ya gönderdiği gözlemcilerden aldığı raporlar yardımıyla denizcilik alanında yapılması gerekenlerin bir nevi envanterini çıkarttı. İşe yasal, idari ve eğitimle ilgili çalışmalarla başlayarak denizcilik işlerinin başına, güvendiği Küçük Hüseyin Paşa’yı getirdi. Şubat 1805 tarihli <em>Bahriye Kanunnâmesi </em>uyarınca Tersane-i Âmire içerisinde bir hastane kuruldu.</p>
<p>Denizciliğin yasal, idari ve eğitimle ilgili altyapısını belirli bir nizama kavuşturan III. Selim, donanmanın teknik modernizasyonuna girişti. Bilhassa ocaklık ya da avarız yöntemleriyle temin edilen, gemi inşa ve kalafatlama malzemelerinin iyi bir iş bölümüyle tersanedeki mahzenlerde depolanması ve yeri geldiğinde kullanılması için çalışmalar yapıldı. Üç ambarlı kalyon, kapak, fırkateyn, korvet, şalope, şehtiye, ateş gemisi, uskuna, kırlangıç, trabago ve şebek gibi yelkenli gemilerin inşası hızlandı. Bu hareketlilik atıl vaziyetteki eski tersaneleri canlandırdığı gibi yeni tersanelerin de inşasına zemin hazırlamıştır. Başta Tersane-i Âmire (İstanbul) olmak üzere Midilli, Sinop, Karadeniz Ereğlisi, Bartın, Amasra, Misivri, Kalas, Rodos, Kemer, Kıbrıs, Limni, Bodrum, Gemlik, Kal‘a-i Sultânî (Çanakkale), Silistire, Sohum ve Çingâne İskelesi (Varna’nın kuzeyinde) gibi tersaneler bunlar arasında sayılabilir.</p>
<p>1798 yılında, önceki ahşap kalafatlama platformlarının yerine kârgir platformlar yapılarak uzun ömürlü olmaları sağlandı. Bu dönemde benimsenen teknolojilerden biri de Fransızların kullandığı kuru havuz sistemiydi. Bu sistem uyarınca, gemiler sudan arındırılmış kuru bir havuz içerisinde tamir ya da inşa ediliyor, daha sonra deniz yönündeki havuz kapakları açılıp içeriye su alınıyordu. Böylece kuru ortamdaki gemi, denize doğru yüzdürülebiliyordu. Fransız mühendis Le Brun’un 1794-95’te geliştirdiği yeni gemi indirme sistemi sayesinde, gemiler eskiden olduğu gibi tamamen karada inşa edilmeyecekti. Bunun yerine, lumboz seviyelerine kadar karada, diğer üst yapılar ise denize indirildikten sonra tamamlanacaktı. Yaklaşık 40 yıl kadar sürdüğü anlaşılan bu yeni yöntem, gemi indirme sırasında keresteler üzerine binen basıncı azaltmakla kalmıyor, işçi sayısında da tasarruf sağlayarak ekonomik fayda sağlıyordu.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-aralik-2021">Derin Tarih Aralık Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Beylikçi İzzet’in Hazin Sonu</title>
		<link>https://www.derintarih.com/yakin-tarih/beylikci-izzetin-hazin-sonu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Muhammed Mahmut Bakır]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 02 May 2020 10:46:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yakın Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[de facto]]></category>
		<category><![CDATA[III. Selim]]></category>
		<category><![CDATA[Nizam-ı Cedid]]></category>
		<category><![CDATA[Vehbali]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=5887</guid>

					<description><![CDATA[Vehhabîlerin kutsal toprakların idaresini “de facto” olarak ele geçirmesinden bir sene sonra (1806), Nizam-ı Cedid’in Rumeli’de uygulanması kastıyla Kadı Abdurrahman Paşa kumandasındaki yeni ordunun Çorlu ve havalisinde karşılaştığı muhalefet, tarihe II. Edirne Vakası olarak geçmişti. Akabinde İngiliz filosu İstanbul önlerine kadar gelmiş (1807) ve yaşanan gelişmeler, III. Selim’in hal’ine doğru giden “meşruiyet krizi”nin ana sebeplerini oluşturmuştu. İşbu buhranın ayyuka çıkması, III. Selim’in uzun zamandır mesai sarf ettiği Nizam-ı Cedid projesinin kendisiyle birlikte tarihe karışmasına sebep olmuş ve IV. Mustafa’yı tahta çıkaran (29 Mayıs 1807) iktidar şerikleri, müttefikleri olan yeniçeriler sayesinde oluşturdukları “devr-i sabık”tan kalma şahıs, müessese ve uygulamaları kendi ikballeri&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Vehhabîlerin kutsal toprakların idaresini “de facto” olarak ele geçirmesinden bir sene sonra (1806), Nizam-ı Cedid’in Rumeli’de uygulanması kastıyla Kadı Abdurrahman Paşa kumandasındaki yeni ordunun Çorlu ve havalisinde karşılaştığı muhalefet, tarihe II. Edirne Vakası olarak geçmişti. Akabinde İngiliz filosu İstanbul önlerine kadar gelmiş (1807) ve yaşanan gelişmeler, III. Selim’in hal’ine doğru giden “meşruiyet krizi”nin ana sebeplerini oluşturmuştu. İşbu buhranın ayyuka çıkması, III. Selim’in uzun zamandır mesai sarf ettiği Nizam-ı Cedid projesinin kendisiyle birlikte tarihe karışmasına sebep olmuş ve IV. Mustafa’yı tahta çıkaran (29 Mayıs 1807) iktidar şerikleri, müttefikleri olan yeniçeriler sayesinde oluşturdukları “devr-i sabık”tan kalma şahıs, müessese ve uygulamaları kendi ikballeri uğruna hâk ile yeksan etmişti. Darbeci ekibin siyasî, sosyal ve iktisadî menfaat şebekesini muhafaza gayesiyle giriştikleri ihtilâl, zahirî olarak III. Selim’in şahsına yönelikti fakat esas olarak Nizam-ı Cedid Projesi’ni ve ona dair pratikleri hedef alıyordu. 1807-1808 yılları, yeniçeriliğin ilgasına (15 Haziran 1826) değin sürecek olan ‘terror ala Turca’nın bilfiil baş gösterdiği yıllar olarak tarihe geçti.</p>
<p>Söz konusu devir, devletin ‘erkân-ı erbaası’nın (ilmiye, seyfiye, kalemiye, ehl-i ticaret) varlıklarını idame ettirmek için giriştikleri çeşitli koalisyonlara sahne olmuş ve teorik olarak meriyette olan hukuk pratikte çok kez askıya alınmıştı. Carl Schmitt’in kavramsallaştırmasıyla söylenecek olursa, 1807-1808 yılları istisna hâlinin her yönüyle cari olmaya başladığı bir devirdi. IV. Mustafa’yı tahta çıkaran ekibe karşı, “devr-i sabık” ricâlinden hayatta kalmayı başaranlar da kendi menfaat ve ikbâllerini berdevam kılma kaygısıyla bu sefer evvelde olduğu gibi merkezin (sultanın) değil, çevrenin (ayanların) kudretini dizayn etmeye başlamışlardı. Bu minvâlde Rusçuk yaranı, Alemdar Mustafa Paşa, onun kesesine bakan Sarraf Manuk Mirzayan ve Fransa ile Rusya devletlerinin baskıları gibi çok yönlü tesir ve mücbir sebeplerle IV. Mustafa iktidarı devrilmişti.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mayis-2020">Derin Tarih Mayıs Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tarihten Bir Latife: Ömrü Hibe Etmek</title>
		<link>https://www.derintarih.com/tarih-sasirtir/tarihten-bir-latife-omru-hibe-etmek/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Muhammed Mahmut Bakır]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Jan 2020 06:43:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tarih Şaşırtır]]></category>
		<category><![CDATA[Girit Adası]]></category>
		<category><![CDATA[III. Selim]]></category>
		<category><![CDATA[Süleyman Paşa]]></category>
		<category><![CDATA[Yeniçeri Ağası]]></category>
		<category><![CDATA[Yusuf Ağa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=5416</guid>

					<description><![CDATA[Girit Adası’nda İsmail isminde esnaftan bir babanın oğlu olarak dünyaya gelen Yusuf Ağa, babası tarafından Girit serhaddinde Yeniçeri Ağası olan Süleyman Ağa’nın yanına verilmiş ve onun vasıtasıyla talihi gülmüştü. Yusuf Ağa, manevî babası olan Süleyman Ağa Yeniçeri Ağası olana dek onun hasekiliğini yapmış, daha sonra da ona mühürdar olmuştu. Süleyman Ağa sadaret kaimmakamı olunca Yusuf Ağa’yı da hazinedar ve peşi sıra kethüda yapmıştı. Süleyman Ağa/ Paşa kaimmakamlıktan ayrıldıktan sonra onunla birlikte Kandiye’ye giden Yusuf Ağa onun işlerini takip kastıyla İstanbul’a avdet etmiş fakat Süleyman Paşa’nın yanına dönmeyerek kendi yolunu çizmeye karar vermişti. Sırasıyla İsmail kasabbaşısı, Gelibolu Baruthanesi Nazırı ve Matbah-ı&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Girit Adası’nda İsmail isminde esnaftan bir babanın oğlu olarak dünyaya gelen Yusuf Ağa, babası tarafından Girit serhaddinde Yeniçeri Ağası olan Süleyman Ağa’nın yanına verilmiş ve onun vasıtasıyla talihi gülmüştü. Yusuf Ağa, manevî babası olan Süleyman Ağa Yeniçeri Ağası olana dek onun hasekiliğini yapmış, daha sonra da ona mühürdar olmuştu. Süleyman Ağa sadaret kaimmakamı olunca Yusuf Ağa’yı da hazinedar ve peşi sıra kethüda yapmıştı. Süleyman Ağa/ Paşa kaimmakamlıktan ayrıldıktan sonra onunla birlikte Kandiye’ye giden Yusuf Ağa onun işlerini takip kastıyla İstanbul’a avdet etmiş fakat Süleyman Paşa’nın yanına dönmeyerek kendi yolunu çizmeye karar vermişti. Sırasıyla İsmail kasabbaşısı, Gelibolu Baruthanesi Nazırı ve Matbah-ı Âmire Emini oldu. En nihayet I. Abdülhamid’in kızı Esma Sultan’ın kethüdalığına tayin edildi. Kethüdalık üzerinde kalmak üzere darphane eminliği uhdesine verilen Yusuf Ağa’nın hayat hikâyesi III. Selim’in tahta geçmesiyle değişecektir. III. Selim’in lalası ve aynı zamanda Valide Sultan olan Mihrişah Sultan’ın kethüdası Lala Mahmud Bey’in vefatı üzerine bu görev Yusuf Ağa’ya verilmiş ve Esma Sultan’ın boş kalan kethüdalığına da Yusuf Ağa’nın Kandiye’den gelirken yanında getirdiği kardeşi Ömer Ağa getirilmiştir.</p>
<p>Valide Sultan’ın 1805’teki vefatına kadar bu görevde kalan Yusuf Ağa servet sahibi olmuş, tıpkı diğer Nizam-ı Cedid ricali gibi III. Selim’in üzerinde gayet etkili bir sima haline gelmişti.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-aralik-4079">Derin Tarih Ocak Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bestekâr Neyzen Tanbûrî Padişah Sultan III. Selim Han</title>
		<link>https://www.derintarih.com/hos-sada/bestekar-neyzen-tanburi-padisah-sultan-iii-selim-han/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ruhi Ayangil]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 31 Jul 2018 21:25:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hoş Sadâ]]></category>
		<category><![CDATA[bestakar padişahlar]]></category>
		<category><![CDATA[I. Abdülhamid Han]]></category>
		<category><![CDATA[III. Selim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=3645</guid>

					<description><![CDATA[Amcası I. Abdülhamid Han’ın vefatı üzerine 7 Nisan 1789’da Osmanlı tahtına çıkan Şehzâde Selim, tahttan feragat ettiği 1807’ye değin, III. Selim unvanıyla tam 18 yıl hüküm sürdü. Tahta çıktığı 1789 Fransız Devrimi’nin başladığı yıl olması itibariyle ayrıca önemlidir. Osmanlı ülkesinin süregiden gailelerle zayıfladığına şehzâdeliği döneminden itibaren şahit olan ve çareler arayan III. Selim için Fransız devlet yönetim sistemi daima bir ilgi, bir cazibe odağı olageldi. Daha veliahtlığı döneminde İstanbul’daki Fransız elçisi Kont de Choiseul Goufrier ile yakın alâka tesis eden Şehzâde Selim, Fransa’daki yenilikleri öğrenmesi maksadıyla hemşiresinin oğlu İshak Bey’i, yazdığı bir mektubu Kral XVI. Louis’ye götürmesi için sarayın (I.&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Amcası I. Abdülhamid Han’ın vefatı üzerine 7 Nisan 1789’da Osmanlı tahtına çıkan Şehzâde Selim, tahttan feragat ettiği 1807’ye değin, III. Selim unvanıyla tam 18 yıl hüküm sürdü. Tahta çıktığı 1789 Fransız Devrimi’nin başladığı yıl olması itibariyle ayrıca önemlidir.</p>
<p>Osmanlı ülkesinin süregiden gailelerle zayıfladığına şehzâdeliği döneminden itibaren şahit olan ve çareler arayan III. Selim için Fransız devlet yönetim sistemi daima bir ilgi, bir cazibe odağı olageldi. Daha veliahtlığı döneminde İstanbul’daki Fransız elçisi Kont de Choiseul Goufrier ile yakın alâka tesis eden Şehzâde Selim, Fransa’daki yenilikleri öğrenmesi maksadıyla hemşiresinin oğlu İshak Bey’i, yazdığı bir mektubu Kral XVI. Louis’ye götürmesi için sarayın (I. Abdülhamid) ve Bâbıâlî’nin bilgisi dışında Fransa’ya gönderdi. Fransa Kralı ile o tarihte başlayan mektuplaşmaları uzun süre devam etti. Rusya ile yıllarca süren muharebelerin ülkeye yüklediği olumsuzluklar, Küçük Kaynarca Antlaşması ile Kırım’a bağımsızlık verilmesi ve nihayet I. Abdülhamid’in üzüntüden vefatına neden olan Özi Kalesi’nin kaybı gibi sebeplerle III. Selim kendisini Fransa’ya yakın hissediyordu.</p>
<p><strong>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-agustos-3276">Derin Tarih Ağustos Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
