﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İran &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/etiket/iran/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Fri, 03 Feb 2023 14:32:30 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.5</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>İran &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>İstanbul’da Meşrutiyetçi İranlılar Ve Jön Îrâniyân</title>
		<link>https://www.derintarih.com/tarihci-gozuyle/istanbulda-mesrutiyetci-iranlilar-ve-jon-iraniyan/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Rıza Kurtuluş]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Feb 2023 14:32:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tarihçi Gözüyle]]></category>
		<category><![CDATA[İran]]></category>
		<category><![CDATA[Jön Îrâniyân]]></category>
		<category><![CDATA[osmanli]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=9093</guid>

					<description><![CDATA[Türkiye ile İran’ın yakın tarihteki serencamı birbirine benzer nitelikleri haizdir. 20. yüzyılın başlarında meşrutiyet yanlısı İranlılar faaliyetlerini İstanbul, Tiflis, Bombay ve Kahire’den yürüttüler. Osmanlı’daki siyasî gelişmelerle birlikte, gündemdeki tartışma ve fikirler İran’da meşrutiyet anayasasının oluşmasında temel bir rol oynamıştır. Nitekim bu etkiyle birlikte, Osmanlı’daki sürecin aynısı İran’da da vuku bulacaktır. Bu sürecin aktörlerinden biri de Jön Îrâniyân mensuplarıdır. &#160; Devamı Derin Tarih Ocak Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye ile İran’ın yakın tarihteki serencamı birbirine benzer nitelikleri haizdir. 20. yüzyılın başlarında meşrutiyet yanlısı İranlılar faaliyetlerini İstanbul, Tiflis, Bombay ve Kahire’den yürüttüler. Osmanlı’daki siyasî gelişmelerle birlikte, gündemdeki tartışma ve fikirler İran’da meşrutiyet anayasasının oluşmasında temel bir rol oynamıştır. Nitekim bu etkiyle birlikte, Osmanlı’daki sürecin aynısı İran’da da vuku bulacaktır. Bu sürecin aktörlerinden biri de Jön Îrâniyân mensuplarıdır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-subat-2023">Derin Tarih Ocak Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Safevîler, Osmanlı Toprağı Bağdat’a Neden Göz Dikmişti?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/sifir-noktasi/safeviler-osmanli-topragi-bagdata-neden-goz-dikmisti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kazım Kazımov]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Jun 2022 07:39:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sıfır Noktası]]></category>
		<category><![CDATA[Azerbaycan]]></category>
		<category><![CDATA[İran]]></category>
		<category><![CDATA[Kazvin]]></category>
		<category><![CDATA[Safevi]]></category>
		<category><![CDATA[Şah İsmâil]]></category>
		<category><![CDATA[Şehy Safiyyüddin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8144</guid>

					<description><![CDATA[Azerbaycan ve İran’a 15-18. yüzyıllarda damgasını vuran Safevî Hanedanı, 14. yüzyılda Erdebil eyaletinde yaşayan Safeviyye tarikatının pîri Şeyh Safiyyüddin’in soyuna dayanmaktadır. 16. yüzyıla kadar Sünnî bir tasavvuf hareketi olarak varlığını sürdüren Safeviyye, İsmâil Mirza veya bilinen adıyla Şah İsmâil döneminde köklü bir değişim yaşadı. 1501 yılında Şah İsmâil, Akkoyunluların son hükümdarı Algas Mirza’yı mağlup ettikten sonra Tebriz’i ele geçirdi. Bu olayla birlikte resmî olarak Safevî Devleti kuruldu. Şah İsmâil, Tebriz’de ismine hutbe okuttu, sikke bastırdı ve taç giydi. Böylece 1736 yılında Nadir Şah’ın devireceği güne kadar devam edecek bir devlet tarih sahnesine çıktı. Safevî Devleti ilk yıllarda Güney Kafkasya, Azerbaycan&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Azerbaycan ve İran’a 15-18. yüzyıllarda damgasını vuran Safevî Hanedanı, 14. yüzyılda Erdebil eyaletinde yaşayan Safeviyye tarikatının pîri Şeyh Safiyyüddin’in soyuna dayanmaktadır. 16. yüzyıla kadar Sünnî bir tasavvuf hareketi olarak varlığını sürdüren Safeviyye, İsmâil Mirza veya bilinen adıyla Şah İsmâil döneminde köklü bir değişim yaşadı. 1501 yılında Şah İsmâil, Akkoyunluların son hükümdarı Algas Mirza’yı mağlup ettikten sonra Tebriz’i ele geçirdi. Bu olayla birlikte resmî olarak Safevî Devleti kuruldu. Şah İsmâil, Tebriz’de ismine hutbe okuttu, sikke bastırdı ve taç giydi. Böylece 1736 yılında Nadir Şah’ın devireceği güne kadar devam edecek bir devlet tarih sahnesine çıktı.</p>
<p>Safevî Devleti ilk yıllarda Güney Kafkasya, Azerbaycan ve İran topraklarında yaşanan kaotik atmosferden faydalanarak hızla genişledi. Şah İsmâil önce 1500 yılında Cabanı Savaşı’yla Şirvanşahları hâkimiyeti altına aldı. Daha sonra fiilî olarak ikiye bölünmüş olan Akkoyunlu hanedanının iki hükümdarını -Murat ve Algas Mirzaları- mağlup etti; ardından topraklarını İran’a kadar genişletti. 1510 yılında Orta Asya’da Şeybânîleri yenmesiyle artık rakip olarak Osmanlı’yı görmeye başladı. 1514 yılında Çaldıran Savaşı’nda Şah İsmail’in mağlup olmasının ardından Safevîlerin yükselişi durdu; 1524 yılına kadar bir daha genişleme teşebbüsünde bulunmadılar. 1524’te Şah İsmâil öldükten sonra yerine oğlu I. Tahmasb geçti. Tahmasb’ın 1576 yılına kadar süren ve babasına nispetle daha sakin geçen 52 yıllık uzun bir hükümdarlık dönemi olacaktır.</p>
<p>Tahmasb’tan sonra Safevîlerde ilk iktidar çatışması vuku buldu. Tahmasb’ın çocukları ve II. İsmâil ve Pericihan Hatun arasında taht kavgası yaşandı. Erkek evlat olması nedeniyle bu mücadeleyi kazanıp tahta geçen II. İsmâil, sadece bir yıl iktidarda kaldı; zira 1577 yılında zehirlenerek öldürüldü. Bundan sonra tahta Muhammed Hüdabende geçti. Hüdabende, Safevî şahları arasında karakteristik yapı olarak en zayıf hükümdardır. Gözlerinin sağlıksız olması ve içe dönük yapısı onu bir süre sonra sembolik şah statüsüne taşıdı. Bu dönemde devlet işlerini daha çok eşi Mehdi Ulya yürüttü.</p>
<p>Özellikle Hüdabende döneminde büyük krizlerin başladığı görülür. 16. yüzyıldan itibaren Avrupa devletlerinin deniz yoluyla Hindistan’a ulaşmasıyla Asya ve Avrupa arasındaki ticaret yollarının önemini kaybetmiş olması, ticaret güzergâhında yer alan Safevîler için ekonomik açından büyük bir darbe olur. Safevîler hem yabancı tüccarlardan “Rahdari” adıyla bir vergi alıyor; hem de İsfahan, Kazvin, Rey, Erdebil ve diğer şehirlerde Safevî tüccarları yabancılara mallarını satıyorlardı. Ancak Avrupalıların deniz üzerinden Doğu’ya açılmasının ardından hem İran coğrafyası işlevsizleşti hem de tüccarların malları ellerinde kaldı. Mallarını kendi şehirlerinde satan İranlı tüccarlar artık Hindistan’a ve Portekizlerin elindeki Fars Körfezi (bugünkü Basra Körfezi) kıyısında bulunan Hürmüz şehrine gitmek zorunda kalıyorlardı. Diğer yandan, Osmanlı ve Şeybânîlerle yaşanan savaşlar ve zaman zaman patlak veren isyanlar da Safevîlerin bütçesini zorlamıştı.</p>
<p>Hüdabende döneminde Safevîler; Horasan, Gürcistan, Irak ve Erdebil ile Hal-Hal bölgesi hariç bütün Azerbaycan’ı kaybettiler. Ekonomik şartlar bu dönemde o kadar kötüleşmişti ki, Erdebil’de Safevî şeyhlerinin ve şahlarının türbelerinde bulunan altın eşyalar dahi eritilip para basımında kullanıldı. Tabii ülkeyi sefalete sürükleyen bu durum imparatorluğun kurucu takımı olan Kızılbaşları rahatsız ediyordu. 1579 yılında Kazvin’de Mehdi Ulya olarak bilinen Hayrünnisa Hatun, Kızılbaş emirleri tarafından öldürüldü. Ve nihayet 1587 yılında onların zoruyla Hüdabende tahtını oğlu Abbas Mirza’ya bırakmak zorunda kaldı. Böylece Abbas Mirza, I. Şah Abbas adıyla tahta çıktı.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-haziran-2022">Derin Tarih Haziran Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Devrim Öncesi İran Sineması</title>
		<link>https://www.derintarih.com/sinema-tarihi/devrim-oncesi-iran-sinemasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Önder]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 01 Jan 2022 05:02:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sinema Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Beşçika]]></category>
		<category><![CDATA[İran]]></category>
		<category><![CDATA[Mirza İbrahim Han]]></category>
		<category><![CDATA[Muzafferüddin Şah]]></category>
		<category><![CDATA[Ostend]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7764</guid>

					<description><![CDATA[19. yüzyılın ilk çeyreğinde değişen dünya düzeni İran’ı da derinden etkiler. 1794-1925 yılları arasında yaklaşık bir buçuk asır İran’a egemen olan Kaçar hanedanlığı 1896 yılına geldiğimizde Muzafferüddin Şah tarafından yönetilmektedir. Şah’ın saltanatta kaldığı yıllar emperyalist devletlerin aynı senaryoyu neredeyse bütün İslâm coğrafyasında tatbik etmeye çalıştığı bir döneme rastlamaktadır. Ülkenin giderek emperyalist güçlerin kontrolüne girmesi, Batı’ya verilen imtiyazlar, borç anlaşmaları ve Şah’ın hastalığı dolayısıyla yaptığı Avrupa seyahatlerinin faturası ciddi tepkilere yol açmış ve süreç nihayetinde 1905-1906 tarihli meşrutiyet hareketi ile sonuçlanmıştır. Özellikle 1900 Mart’ında Paris’e yaptığı seyahat İran sineması için hikâyenin başlangıç noktasıdır. Bu seyahate özel fotoğrafçısı Mirza İbrahim Han Akkasbaşı&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>19. yüzyılın ilk çeyreğinde değişen dünya düzeni İran’ı da derinden etkiler. 1794-1925 yılları arasında yaklaşık bir buçuk asır İran’a egemen olan Kaçar hanedanlığı 1896 yılına geldiğimizde Muzafferüddin Şah tarafından yönetilmektedir. Şah’ın saltanatta kaldığı yıllar emperyalist devletlerin aynı senaryoyu neredeyse bütün İslâm coğrafyasında tatbik etmeye çalıştığı bir döneme rastlamaktadır. Ülkenin giderek emperyalist güçlerin kontrolüne girmesi, Batı’ya verilen imtiyazlar, borç anlaşmaları ve Şah’ın hastalığı dolayısıyla yaptığı Avrupa seyahatlerinin faturası ciddi tepkilere yol açmış ve süreç nihayetinde 1905-1906 tarihli meşrutiyet hareketi ile sonuçlanmıştır. Özellikle 1900 Mart’ında Paris’e yaptığı seyahat İran sineması için hikâyenin başlangıç noktasıdır. Bu seyahate özel fotoğrafçısı Mirza İbrahim Han Akkasbaşı ile katılan Şah, Avrupa’da sinematograf aletlerini birebir inceleyerek bu hareketli fotoğraflardan çok etkilenir ve bu makinelerin İran’a alınmasını emreder. Ayrıca Mirza İbrahim, Şah’ın Belçika’nın Ostend şehrinde düzenlenen Çiçek Bayramı’ndaki görüntülerini kayda alır, böylelikle İran’ın ilk sinemacısı olur.</p>
<p>Muzafferüddin Şah ile birlikte saraya giren sinema, Mirza İbrahim’in ticarî anlamda ilk sinema salonunu açmasıyla halkla da buluşur. Sinema her ne kadar yönetim tarafından desteklense de muhafazakâr dindarlar suretin canlanma fikrine karşı çıkarak sinematograf makinelerinin ülkeden çıkarılmasını istemiştir. Monarşi ile ulema arasındaki fikir ayrılıklarının ayyuka çıktığı sırada İran, emperyalist ülkelerin müdahalelerine maruz kalır. Bu sürecin sonunda Kaçar hanedanlığının devri son bularak, 12 Aralık 1925 tarihinde Rıza Han meclis tarafından “şehinşah” ilân edilmiştir. Böylelikle 1979 yılına dek otoriter ve faşist bir yönetim benimseyecek Pehlevî hanedanlığının kurulmasıyla İran’da Şah dönemi başlamış olur.</p>
<p>Rıza Han modernleşme hareketlerine öncelik verilir. Önce Şiî ulema devlet yönetiminden tasviye edilir, ardından yapılan kıyafet inkılaplarıyla birlikte pek çok din adamı da hapisle ya da sürgünle cezalandırılır. Bu nevi sert tedbirlerle İran’ın Doğulu-dindar kimliğinden kopartılarak daha modern ve modaya uygun Pers faşizmine yönelmesi için çalışılır. Şah bu reformları hayata geçirirken İran’da halihazırda var olan ve gelişen sinemayı kendi ideolojisini yaymak amacıyla güçlü bir silah olarak kullanmıştır. Öyle ki, bir süre sonra sinema adeta ritüelleri olan bir ibadet şekline dönüşür. Her film gösteriminden önce halkı hazırola geçirerek millî marş dinletmek ve ardından Pehlevi’yi öven görüntüleri seyrettirmek bir zorunluluk halini alır.</p>
<p>Aynı yıllarda Türkiye’de olduğu gibi İran’da da ithal Avrupa filmleriyle halk Batılı hayat fikrine alıştırılmaya çalışılır. Özellikle filmlerden öğrendiklerini gündelik hayata taşımak isteyen kadınların durumu ulema sınıfının sert tepkilerine yol açarak kısa süreliğine de olsa sinemaların kapatılmasına neden olur. 1933’e gelindiğinde İran’ın ilk uzun metraj yerli filmi olarak kabul edilen ve kendi döneminde seyredilme rekorları kıran <em>Lor Kızı,</em> devrim öncesi sinemanın anatomisi açısından büyük önem taşımaktadır. Film o dönem çarşaf ve peçe gibi kadınlara ait dinî yükümlülüklere karşı oluşturduğu nefret diliyle bir anti-propaganda yapmıştır. Filmin gösterime girdiği yıl kadınların çarşaf giymesini yasaklayan Pehlevi’nin modernleşme idealini desteklediği için de <em>Lor K</em>ı<em>zı</em>, Şah dönemi sinemasının simgesidir.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ocak-2022">Derin Tarih Ocak Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İran’ın Sınırları İngilizlerin Sömürgeci İhtiraslarına Göre Çizildi</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/iranin-sinirlari-ingilizlerin-somurgeci-ihtiraslarina-gore-cizildi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Rıza Kurtuluş]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Nov 2021 07:58:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[19. yüzyıl]]></category>
		<category><![CDATA[Basra Körfezi]]></category>
		<category><![CDATA[Belücistan]]></category>
		<category><![CDATA[ideoloji]]></category>
		<category><![CDATA[İran]]></category>
		<category><![CDATA[petrol]]></category>
		<category><![CDATA[Safeviler]]></category>
		<category><![CDATA[Sîstan]]></category>
		<category><![CDATA[Sykes-Picot Antlaşması]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7601</guid>

					<description><![CDATA[19. yüzyıldan itibaren petrol ve ideoloji karışımı bir yapının şekillendirdiği Ortadoğu’da -başta Basra Körfezi ülkeleri olmak üzere- bugün pek çok ihtilafa ve gerilime yol açan sınırların belirlenmesinde temel aktörler Batılı devletlerdir. Sömürge sürecinde İngiltere ve diğer Batılı devletlerin müdahalesi ile çizilen sınırlar, âdeta bölgedeki doğal kaynakların paylaşılıp yağmalanmasının da bir haritasını yansıtmaktadır. 19. yüzyılın başından itibaren Ortadoğu, Batı’nın sömürgeci güçleri olan İngiltere, Fransa ve Rusya’nın ekonomik ve siyasî nüfuz elde etmeye yönelik paylaşım mücadelesine sahne oldu. 1916’da İngilizler ile Fransızların imzaladığı Sykes-Picot Antlaşması bu paylaşımı resmîleştirirken, hegemonya alanlarının da sınırlarını çizdi. Doğu ile Batı arasındaki geçiş kapısı olan bölgenin jeopolitik&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>19. yüzyıldan itibaren petrol ve ideoloji karışımı bir yapının şekillendirdiği Ortadoğu’da -başta Basra Körfezi ülkeleri olmak üzere- bugün pek çok ihtilafa ve gerilime yol açan sınırların belirlenmesinde temel aktörler Batılı devletlerdir. Sömürge sürecinde İngiltere ve diğer Batılı devletlerin müdahalesi ile çizilen sınırlar, âdeta bölgedeki doğal kaynakların paylaşılıp yağmalanmasının da bir haritasını yansıtmaktadır.</p>
<p>19. yüzyılın başından itibaren Ortadoğu, Batı’nın sömürgeci güçleri olan İngiltere, Fransa ve Rusya’nın ekonomik ve siyasî nüfuz elde etmeye yönelik paylaşım mücadelesine sahne oldu. 1916’da İngilizler ile Fransızların imzaladığı Sykes-Picot Antlaşması bu paylaşımı resmîleştirirken, hegemonya alanlarının da sınırlarını çizdi. Doğu ile Batı arasındaki geçiş kapısı olan bölgenin jeopolitik özellikleri, Batılı işgalcilerin nüfuz ve güç elde etme mücadelesinde iştah kabartan bir saik idi. Bu nedenle, uluslararası sisteme hâkim olan süper güçler ekonomik ve siyasî menfaatleri doğrultusunda Ortadoğu’daki sınır ihtilafları ve anlaşmazlıklarına doğrudan müdahil oldular.</p>
<p>Bölgedeki sınırların şekillenmesinde, Rus-İngiliz-Fransız kuvvetlerinin hırs ve menfaate dayalı 100 yıllık nüfuz çatışması belirleyici olmuştur. Özellikle Hindistan’daki koloni yönetiminin sınırlarını güvence altına almak, çıkarlarını korumak ve daha geniş stratejik alan sağlamak gayesi İngiltere’yi bölgenin haritasının şekillenmesinde öne çıkardı. Çeşitli ekonomik imtiyazlar elde ettikleri İran’ın politik kararlarının yanında sınır konularına dâhil olmaları da bunun bir sonucudur. İngiltere -herhangi bir bölgesini ele geçirme niyetinde olmamasına rağmen- Basra Körfezi, Afganistan, Sîstan ve Belûcistan’ı takiben Horasan’ın kuzeydoğusundan Mekran sahiline uzanan, İran’ın kuzeyinden güneye doğru inen doğu sınırlarının çizilmesinde başat aktördür.</p>
<p>İngilizlerin dâhil olduğu İran-Irak sınır ihtilaflarından en önemlisi Şattülarap kavgasıdır. Tarihî bir geçmişi olan İran-Irak sınırının ilk tespiti 1639’da Osmanlılar ile Safevîler arasında imzalanan Kasrışîrin Antlaşması’na kadar uzanır. 1847’de Osmanlılar ile Kaçarlar arasında imzalanan ve 1913’te tekrar onaylanan antlaşmaya göre, Osmanlı Devleti Hürremşehir ve geleceğin Abadan şehrini İran’a bırakıyor, karşılığında Şattülarap’ı alıyordu. 1869 yılına gelindiğinde, sınırın tam olarak çizilmesi konusunda nihaî bir anlaşmanın kaçınılmazlığına rağmen bu konuda ilerleme sağlanamamıştı.</p>
<p>1. Dünya Savaşı’nın hemen öncesinde, İngiliz ve Rus güçleri sınırda ve özellikle de Şattülarap’ta nihaî bir çözümü zorlamak için yeniden müdahalede bulundular. 21 Aralık 1911’de Tahran’da gerçekleşen oturumda, 1847 yılında yapılan anlaşmaya ek bir protokol imzalandı ve karma komisyonun yeniden canlandırılması kararlaştırıldı. 17 Kasım 1913 tarihli İstanbul Protokolü’nde, antlaşmanın Avrupalı sponsorları, mevcut şartların İngiltere’nin menfaatlerine uygun olduğunu gördüler. Bu protokol ile İngilizlerin İran’dan aldığı petrol imtiyazı, onları İran’ın iç ve dış işlerine müdahale eder bir pozisyona getirmişti. Artık 20. yüzyılın ilk yarısında İngiltere, İran’ın dış politikasına da müdahil olmaya başlamıştı.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-kasim-2021">Derin Tarih Kasım Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Musul Operasyonu İmkân Mı Tehdit Mi?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/gundem/musul-operasyonu-imkan-mi-tehdit-mi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bülent Aras]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 30 Nov 2016 22:27:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[İran]]></category>
		<category><![CDATA[Musul]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=1751</guid>

					<description><![CDATA[Türkiye yönetimi güney sınırındaki topografyanın kontrol edilemez bir hızla değişmesinden derin bir endişe duyuyor. Hem hükümet yanlısı kaynaklar, hem de muhalif gazeteler Türkiye’yi bölge jeopolitiğinin dışında bırakmaya dönük sinsi planları, daha kötüsü, Batı’nın PKK ve uzantılarına verdiği desteği anlatan haberleri sayfalarına taşıyor. Bu anlayışa göre İslam Devleti tehdidi, bölgede kurulacak ve Sünnileri dışarıda bırakacak bir Batı ve İsrail yanlısı koalisyon için gerekli zemini hazırlıyor ve bu koalisyon Türkiye’nin çıkarlarını tehdit ediyor. Bu yorumun bir başka iddiası ise özellikle İran’la imzalanan nükleer anlaşmanın ertesinde İran’ın bölgedeki etkisinin arttığı ve bölge üzerindeki planlarının Batı nezdinde meşruiyet kazandığıdır. Bölgesel jeopolitiğinin temel unsurlarıyla çelişkiler&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye yönetimi güney sınırındaki topografyanın kontrol edilemez bir hızla değişmesinden derin bir endişe duyuyor. Hem hükümet yanlısı kaynaklar, hem de muhalif gazeteler Türkiye’yi bölge jeopolitiğinin dışında bırakmaya dönük sinsi planları, daha kötüsü, Batı’nın PKK ve uzantılarına verdiği desteği anlatan haberleri sayfalarına taşıyor. Bu anlayışa göre İslam Devleti tehdidi, bölgede kurulacak ve Sünnileri dışarıda bırakacak bir Batı ve İsrail yanlısı koalisyon için gerekli zemini hazırlıyor ve bu koalisyon Türkiye’nin çıkarlarını tehdit ediyor. Bu yorumun bir başka iddiası ise özellikle İran’la imzalanan nükleer anlaşmanın ertesinde İran’ın bölgedeki etkisinin arttığı ve bölge üzerindeki planlarının Batı nezdinde meşruiyet kazandığıdır.</p>
<p>Bölgesel jeopolitiğinin temel unsurlarıyla çelişkiler bir tarafa, gelişmelerle ilgili bu tür yanlış yorumlar hem Türk hükümetini, hem de Türkiye kamuoyunu Arap Baharı sonrası Suriye ve Irak konusunda çok daha hassaslaştırdı. Türkiye, Arap Baharı’nın ilk yıllarında değişime ve Arap dünyasıyla entegrasyon namına halk ayaklanmalarına destek vermişse de, bugün değişim rüzgarını tersine çevirmenin imkânsızlığına rağmen, bölge ülkelerinde esas olarak statükonun yanında duran bir pozisyonu benimsemiş vaziyette.</p>
<p>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derintarih-aralik2016" target="_blank">Derin Tarih Aralık Sayısında…</a></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tarık Haşimi: İran’ın Etkisi Kırılmazsa Irak’ın Bütünlüğü Tehlikeye Girer</title>
		<link>https://www.derintarih.com/yankilar/tarik-hasimi-iranin-etkisi-kirilmazsa-irakin-butunlugu-tehlikeye-girer/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Olcay Can Kaplan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 31 Oct 2016 23:25:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yankılar]]></category>
		<category><![CDATA[Irak]]></category>
		<category><![CDATA[İran]]></category>
		<category><![CDATA[Musul]]></category>
		<category><![CDATA[Sykes-Picot]]></category>
		<category><![CDATA[Tarık Haşimi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=1652</guid>

					<description><![CDATA[Musul özelinde Irak’ın son 30 yılında yaşananları düşündüğünüzde sunî sınırların bu hercümerçteki etkisini nasıl görüyorsunuz? Şunu kesin olarak söyleyebilirim ki, kapalı kapılar ardında imzalanan Sykes-Picot Anlaşması’nda ortaya konan genel çerçeve, bölgedeki istikrarsızlığın en önemli sebeplerinden biri. Buna ilaveten, süper güçlerin Irak’ın içişlerine müdahale etmeyi sürdürmeleri, kendi aralarındaki çıkar çatışmaları ve İsrail’in bölgede güttüğü yıkım politikası da bu yaşananların ardında yatan diğer sebepler. Son günlerde gündemi meşgul eden Musul operasyonu üzerinden Irak ve Türkiye arasında bir tartışma yaşanıyor. Musul’u bu denli ehemmiyetli hale getiren sebepler neler? Bana kalırsa burada Musul şehrini de kapsayan Ninova eyaletine atıfta bulunmak gerekiyor. Burada tarihî miras,&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Musul özelinde Irak’ın son 30 yılında yaşananları düşündüğünüzde sunî sınırların bu hercümerçteki etkisini nasıl görüyorsunuz? </strong></p>
<p>Şunu kesin olarak söyleyebilirim ki, kapalı kapılar ardında imzalanan Sykes-Picot Anlaşması’nda ortaya konan genel çerçeve, bölgedeki istikrarsızlığın en önemli sebeplerinden biri. Buna ilaveten, süper güçlerin Irak’ın içişlerine müdahale etmeyi sürdürmeleri, kendi aralarındaki çıkar çatışmaları ve İsrail’in bölgede güttüğü yıkım politikası da bu yaşananların ardında yatan diğer sebepler.</p>
<p><strong>Son günlerde gündemi meşgul eden Musul operasyonu üzerinden Irak ve Türkiye arasında bir tartışma yaşanıyor. Musul’u bu denli ehemmiyetli hale getiren sebepler neler?</strong></p>
<p>Bana kalırsa burada Musul şehrini de kapsayan Ninova eyaletine atıfta bulunmak gerekiyor. Burada tarihî miras, etnik kökene ve inanca sahip kişilerin varlığı gibi boyutlar da dikkate alınmalı. Dahası Ninova eyaleti, uzun yıllar boyunca farklı etnik grupların nasıl bir arada yaşayabileceğini gösteren tipik bir örnektir. Doğrusu bu eyalet, bir bakıma Irak’ın küçük kopyasıdır; tek fark Arap Sünnîlerin burada hâkim çoğunluğu oluşturmalarıdır. Son olarak buradaki zengin petrol ve gaz kaynaklarını ve kükürt gibi değerli maden rezervlerini de unutmamak gerekiyor.</p>
<p>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derintarih-kasim2016" target="_blank">Derin Tarih Kasım Sayısında…</a></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Osmanlı-İran Savaşlarının Kısa Tarihi</title>
		<link>https://www.derintarih.com/osmanli-tarihi/osmanli-iran-savaslarinin-kisa-tarihi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Olcay Can Kaplan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 31 Oct 2016 22:45:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Osmanlı Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[İran]]></category>
		<category><![CDATA[Kısa Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı Devleti]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=1633</guid>

					<description><![CDATA[Kadim tarih öğretisinde adını sıklıkla duyduğumuz Turan ve İran iki komşu coğrafyadır. Coğrafya Türkler ile İranlıların ilişkilerini etkilemiştir. Öyle ki kullandığımız İslamî terimlerin çoğunun kaynağı İran’dır. Biz ‘abdest’ alır, ‘namaz’ kılarız. Oysa Araplar abdest yerine ‘vuzu’, namaz yerine ‘salat’ı kullanırlar. “Peki, neden Türkler bu terimleri Farsçadan aldı?” sorusu zihninizi kurcalamış olmalı. Cevap aslında açık: İslamiyeti İranlılar elinden öğrenmişlerdir de ondan! Türkler ile İranlıların bu iyi ilişkileri nasıl oldu da yerini savaşa bıraktı? Bu soruya cevap vermek için İran’ın Şiîleştirilmesi safhasına değinmek gerekiyor. Ehl-i Sünnet anlayışının yüzyıllarca bayraktarlığını yapan Gazâlî, Ömer-ül Halvetî, Bâyezîd-i Bistamî gibi âlimleri yetiştiren İran’ın kaderi yine bir&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kadim tarih öğretisinde adını sıklıkla duyduğumuz Turan ve İran iki komşu coğrafyadır. Coğrafya Türkler ile İranlıların ilişkilerini etkilemiştir. Öyle ki kullandığımız İslamî terimlerin çoğunun kaynağı İran’dır. Biz ‘abdest’ alır, ‘namaz’ kılarız. Oysa Araplar abdest yerine ‘vuzu’, namaz yerine ‘salat’ı kullanırlar. “Peki, neden Türkler bu terimleri Farsçadan aldı?” sorusu zihninizi kurcalamış olmalı. Cevap aslında açık: İslamiyeti İranlılar elinden öğrenmişlerdir de ondan!</p>
<p>Türkler ile İranlıların bu iyi ilişkileri nasıl oldu da yerini savaşa bıraktı? Bu soruya cevap vermek için İran’ın Şiîleştirilmesi safhasına değinmek gerekiyor. Ehl-i Sünnet anlayışının yüzyıllarca bayraktarlığını yapan Gazâlî, Ömer-ül Halvetî, Bâyezîd-i Bistamî gibi âlimleri yetiştiren İran’ın kaderi yine bir Sünnî tarikat olan Safevîyye’nin Cüneyd, Haydar ve İsmail eliyle Şiîleştirilmesiyle değişmiştir.</p>
<p>Şah İsmail’in Irak ve Lübnan’daki Şiî âlimleri İran’a getirip Şiîliğin İsna Aşeriyye (On iki İmam) mezhebini resmî din kabul etmesiyle bölgede yaşayan Sünnî halk üzerindeki baskılar arttı. Zaman zaman katliamlara dönüşen baskılar aynı zamanda Şah İsmail’in Şiîliği İslam coğrafyasına yayma siyasetinin de öncü adımlarıydı.</p>
<p>16.yüzyılın ilk çeyreğinde genişleme politikasını fiiliyata döken Şah İsmail Kazvin, Bağdat, Diyarbakır ve Bakü’yü zapt ederek sınırlarını genişletti. İran Şahı’nın attığı bu adımlar ehl-i sünnetin kalesi Osmanlı İmparatorluğu’nun sabrını taşırmaya yetecekti. Hatta Osmanlı Devleti Batılı kâfirlerle cenk etmek yerine ümmetin içine nifak sokan bu nevzuhurlarla çatışmayı göze alacak kadar Müslümanların selametini düşünüyordu. II. Bayezid Safevi tehlikesini sulh yoluyla çözme gayretindeydi ancak Trabzon’da sancakbeyliği yapan Şehzade Selim İran’ın gelecekte büyük bir tehdit olacağını o günlerden görmüştü.</p>
<p>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derintarih-kasim2016" target="_blank">Derin Tarih Kasım Sayısında…</a></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
